
Bugün size çok eski peygamberlerden birinden bahsedeceğim. Belki adını bile duymamışsınızdır. Binlerce yıl önce yaşamış, çok eski zamanlarda Filistin’de yaşamış olan bir peygamber. Adı Habakkuk. Habakkuk ilginç bir adam. Adı da bize ilginç geliyor ama onun adıyla yazılan kitapçığı, kutsal kitapta gördüğümüzde ve okuduğumuzda, bize çok da yabancı gelmeyen şeylerden söz ettiğini anlıyoruz. Onun yüreğinden geçen feryatlar ve sıkıntılar, çoğu zaman bizim de yüreğimizden geçen duygulara karşılık geliyor. Habakkuk zor günler yaşamış. O zor günler içinde yaşarken, onun yüreğinden geçen duygular Tanrı’ya seslenişinde ve Tanrı’yla konuşmasında yankı bulmuş. Tanrı’ya kendi dertlerini, zorluklarını ifade ederken seçtiği sözcüklerde yankı bulmuş. İsterseniz Habakkuk’un bir ayetini okuyayım size. Birinci bölüm, ikinci ayette şöyle yazıyor:
“Ya Rab, ne zamana dek seni yardıma çağıracağım? Beni duymuyor musun? Zorbalık var diye haykırıyorum sana, ama kurtarmıyorsun.”
Bu sözleri siz de yüreğinizde hissetmişsinizdir. Bir kez daha okuyayım:
“Ya Rab! Ne zamana dek seni yardıma çağıracağım? Beni duymuyor musun? Zorbalık var diye haykırıyorum sana, ama kurtarmıyorsun.”
Zorbalık var. Yeryüzünde zorbalık var. Hayatımızı çevreleyen insanlar, birçok zorbalık dolu işler yapıyorlar. Zorbalık, gündelik hayatın her yerine sızmış, yapış yapış bizim hayatlarımızı etkiliyor. Eğer televizyon seyrederseniz ya da gazete açıp özellikle üçüncü sayfaları okursanız korkunç şeylerle karşılaşıyorsunuz. Orada yazılı olan şeyler insanların yüreklerini dağlayıcı sözlerle dolu. Bir adamın bir çocuğa nasıl kötü muamele ettiği, tecavüz ettiği, kaçırdığı, zorbalık yaptığı, işkence ettiği yazıyor. Kadınların neler çektiğinden söz ediliyor. Ne yazık ki ülkemizde kadınlar son derece hassas, kırılgan ve korunmasız durumdalar. Çevre, erkeklerin şiddetleriyle dolu. Bu şiddet, insanların hayatlarında ilerleyebilmelerini ve nefes alabilmelerini engelliyor. Gün geçmiyor ki haberlerde bir kadının vurulduğunu, dayak yediğini, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını veya öldürüldüğünü işitmeyelim. Bazen bir adliye koridorunda, bazen bir hastanede, bazen evinin içinde oluyor bu olaylar. Bazen kocaları, bazen çocukları, bazen sevgilileri bu şiddetle onları karşı karşıya bırakıyor.
Yalnızca bu değil. Gazeteleri açıp okuduğumuzda “kaza kurşunuyla ölen” insanlardan söz ediliyor. İnsanlar futbol maçında sevinirken silahlarını çıkarıyorlar, bam bam bam ateş ediyorlar. Ateş ettiklerinde yoldan geçen bir yavrucak… öldürülüyor. Ya da bir düğünde, herkes sevinirken, dans ederken, halay çekerken… Yine silahlar konuşmaya başlıyor. Gelin, damat veya misafirlerden biri… orada can veriyor. Beyaz giysiler içinde olan kadınlar, gelinlikleri kurşun yarasıyla kıpkırmızı hale dönüyor.
Yalnızca… Bu da değil. Hayatımızda başka şeyler de var. Kapkara bir resim çizmek istemiyorum ama… Zorbalık var dediğimizde… Gerçekten zorbalık var. Trafik terörü… Yani binlerce insan ölüyor her yıl. Her yıl… Trafikten dolayı. Hele bayram zamanlarında, trafikten dolayı bir sürü insan ölüyor. Bayram zamanı, eğer tatil uzunsa, insanlar arabalarıyla yollara çıkıyor. Yetişmek için hızlı araba sürüyorlar ve yetiştikleri tek yer mezarları oluyor. Yalnızca kendileri ölmekle kalmıyor, başka insanları da öldürüyorlar. Servislerde, binaların yapımında, inşaatlarda, heyelanlarda bir sürü insanı kaybediyoruz. Zorbalık var, hırsızlık var. İnsanlar insanlara kötü davranıyorlar. Ve aynı sözleri söylüyoruz: “Ya Rab, ne zamana dek seni yardıma çağıracağım, beni duymuyor musun?” Sanki Tanrı’ya yardım için ellerimizi uzatıyoruz ama Tanrı’nın yardımı karşılıksız. Bu yardım çağrısı karşılıksız kalıyor. Tanrı, bu çağrıyı karşılıksız bırakıyormuş gibi. “Zorbalık var.” diye haykırıyorum sana ama kurtarmıyorsun. Onun kurtardığını hissetmiyoruz. Onun bizim hayatımıza bir şey yaptığını hissetmiyoruz. Adaletsizlik, zorbalık her gün bir yandan dokunuyor. Evde adaletsizlik var, işte adaletsizlik var, okulda adaletsizlik var. Her yerde adaletsizlikle karşılaşıyoruz. “Tanrım, yardıma koşmayacak mısın, kurtarmayacak mısın?” diye Tanrı’ya sesleniyoruz. Ama Tanrı’nın yanıtı daha etkili. Tanrı diyor ki bize: “Aslında ben yardıma koşmaya çalışıyorum ve aslında göreceksiniz, harika şeyler olacak.” Tanrı’ya bakıyoruz ama “olmuyor” diyoruz. Tanrı diyor ki: “Dikkat edin, dikkat edin; ben size yardım etmeye gayret ediyorum ve sizin zamanınızda olağanüstü şeyler yapacağım.” İsterseniz kutsal kitaba bakalım ve kutsal kitapta Habakkuk’un az önce söylediği sözlere Tanrı’nın verdiği yanıtı okuyalım. Habakkuk 1. bölüm 5. ayette bakın ne diyor:
“Bakın, öbür uluslara; gördüklerinize büsbütün şaşacaksınız. Sizin gününüzde öyle işler yapacağım ki, anlatsalar inanmayacaksınız.”
Amin. Tanrı, Habakkuk’a “Sen çaresizlik içinde bekliyorken, sıkıntı içindeyken, sanki yardım gelmiyor diye inlerken, ben o yardımı hazırlıyorum. Yardımın senin hayatına erişmesi için plan yapıyorum. Ve bu gecikmeyecek. Senin zamanında öyle olağanüstü şeyler yapacağım ki şaşakalacaksın. Ağzın açık, ‘aaa’ diye bakacaksın. Tanrı’nın yaptığı şey senin hayatında olağanüstü bir şekilde gözükecek.” diyor. Aslında Tanrı’ya ilişkin bir sürü şey bizim gözlerimizin önünde oluyor. Tanrı’nın yaptığı her şeyi görebilirsiniz.
Karadeniz’in dağlarına baktığınızda, o yeşilliklerin içerisinde, akan çaylarda, hızla akan, delice akan çaylarda, açan çiçeklerde, uçan kuşlarda, bebeklerin gülümsemelerinde Tanrı’nın yaptıklarını görebilirsiniz. Tanrı’nın… Bahçelerde, çay bahçelerinde, fındık bahçelerinde yaptıklarıyla, denizden verdiği balıklarıyla yaptıklarını görebilirsiniz. Tanrı’nın bereketi ve bolluğu bir şekilde ülkemizin üzerine geliyor, daha çok gelmek istiyor. Tanrı, hayatımıza olağanüstü bir bereketi sunmak istiyor. Zaten her birimiz o bereketten faydalanıyoruz, ama Tanrı daha fazla bereket vermek istiyor. O daha fazla bereket, bizi “kurtuldum” dedirtecek. Peki, Tanrı’dan bu bereketi nasıl alabiliriz? Tanrı elini bize uzatmış, bereketi vermek isterken, o bereketi Tanrı’nın elinden almak için bizim de elimizi uzatmamız gerekiyor. Eğer elimizi uzatıp Tanrı’nın verdiği bereketi almazsak, o bereket bize hazır ve erişilebilir bir yerde duracak, ama bizim olmayacak.
Eğer Tanrı’dan yardım bekliyorsanız, bir yardım çağrısıyla Tanrı’ya yönelmişseniz, ellerinizi bağlayıp “Tanrı bana yardım et, bana yardım et” demeyin. Tanrı’nın size yardım etmesini beklerken, aynı zamanda Tanrı’ya yönelin. Tanrı’ya yönelin ki Tanrı size vermek istediklerini ve sağlamak istediklerini verebilsin. Bizim Tanrımız iyidir ve iyiliğini hayatınızda göstermek ister. Yalnız, çaresiz, acılı ve zorbalığın altında inleyen insanlar olmanızı istemez. Bu zorbalıktan çıkış yolu var; bu acıdan çıkış yolu var. Sizin hayatınızda Tanrı’nın bereketini görebilmek için bir yol var. Siz yalnız, çaresiz, umutsuz ve bu dünyada kimsesiz kalmak zorunda değilsiniz. Çünkü Tanrı var. Tanrı, hayatınıza elini uzatıp size dokunmak, acınıza, yaranızın üstüne merhem olmak, hayatınıza esenlik vermek ister. Sizi değiştirmek, yüreğinizi kendi yüreğine daha benzer bir hale getirmek ister.
Bunun için Tanrı’ya yönelmeniz lazım. Ellerinizi bağlı tutup “Yardım gelmiyor.” demek yerine, ellerinizi Tanrı’ya açıp “Tanrım, yardım et.” demek gerekir. Karşılık vermek gerekir. Tanrı’ya inanmak gerekir. Tanrı’nın hayatınıza dokunacağına, size bereket vereceğine ve hayatınızı değiştireceğine inanmak gerekir. Eğer Tanrı’ya bu şekilde yönelmezseniz, Tanrı’nın bereketini almayı beklemeyin tabii ki. Tanrı sizin hayatınıza dokunmak isterken hareketsiz kalamazsınız. Tanrı’ya bir karşılık vermek, “Evet, ben de bu bereketi almak istiyorum.” demek gerekir.
Peki, “Tanrı ne yaptı, daha fazla bereketi hayatıma getirmek için?” derseniz, aslında insanlar acıları ve çaresizlikleri içinde kalmasınlar diye İsa Mesih’i yolladı. İsa Mesih, insanlara Tanrı’nın yüreğini gösterdi. Eğer İsa’nın hayat hikayesini kutsal kitaptan okursanız, İsa’yı daha iyi anlamak isterseniz, bir okuyun kutsal kitabı. Tanrı’nın hayatınıza neler yapmak istediğini görün.
Eğer kutsal kitabınız, İncil’iniz yoksa, onu nereden alacağınızı bilmiyorsanız yazın bize. Bize yazın, İncil’i nereden alacağınızı bizden öğrenebilirsiniz. Biz size gönderebiliriz; çünkü bu, Tanrı’nın sözüdür. Tanrı size kendi sözüyle dokunmak istiyor ve o sözde İsa Mesih’in insanlara neler yaptığını anlatıyor. Size bir ayetten bahsedeyim. Luka 4. bölümde İsa’nın ilk konuşmasından bahsediliyor. Luka 4. bölüm, 18-19. ayetlerde İsa, ilk kez kalabalığın önüne çıkıp Nasıra’da bir sinagogda şunları söylüyor: “Rab’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O, beni yoksullara müjdeyi iletmek için meshetti; tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rab’bin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi.”
Herhangi birimiz bu ayetlere baktığımızda aslında kendimizi orada görebiliriz: yoksullar, ezilenler, tutsaklar, körler, lütfa ihtiyacı olanlar, sevgiye ihtiyacı olanlar… Tanrı, İsa Mesih’i bunun için gönderdi. İncil’i okumaya devam ettiğimizde, İncil’de İsa’nın yaptıklarını daha yakından görüyoruz. Kadınların hayatına dokundu, onları değiştirdi, özgürleştirdi. Erkeklere dokundu; onlar çaresiz, bereketsiz bir şekilde gölde balık avlarken, onlara nasıl balık avlayacaklarını, bereketi nasıl alacaklarını öğretti. Kötülüğe tutsak olanlara nasıl özgür olacaklarını öğretti. Dua etti, sevdi, korudu. Herkesin hayatında Tanrı’nın iyiliğinin mümkün olan en iyi şekilde görünmesi için çalıştı. İsa Mesih, insanlara dokundu; hastaları iyileştirdi, körlerin gözlerini açtı, insanların yüreklerini açtı. Öyle ki insanlar Tanrı’yı ve komşularını tanısınlar diye… İsa, insanlara dokundu; size de dokunmak istiyor ve hayatınızı aynı şekilde değiştirmek istiyor.
Hâlâ dua edebilirsiniz; Habakkuk gibi: “Tanrım, sana ihtiyacım var ama kurtarmıyorsun, ne zaman kurtaracaksın bizi?” Tanrı ise şöyle cevap veriyor: “Ben seni kurtardım; İsa’yı yeryüzüne göndererek seni kurtardım.” İsa’nın sizin için çarmıhta öldüğüne iman edin. Sizin günahlarınızın bedeli çarmıhta ödendi. Sizin kötürlüğünüzün, yoksulluğunuzun, acınızın bedeli çarmıhta ödendi. İsa Mesih sizin için çarmıhta öldü. Onu kabul edin. İsa Mesih, size hayat vermek üzere öldü; sizin üzerinizdeki ölümü kaldırmak için çarmıhta öldü. “Ama,” diyeceksiniz ki, “mezarlıkların çoğu kahramanlarla dolu, ölü kahramanlar.” Evet, onlar “Sizin için öldüm.” diyorlar. İsa öldü ama İsa üçüncü gün ölümden dirildi. O, herhangi bir mezarlıktaki biri değildir. Onu gömdüler mezara, kapattılar mezarı, mühürlediler, ama İsa Mesih üçüncü gün ölümden dirildi. O, verdiği sözün eridir. Mezarlıklar kahramanlarla dolu, ama İsa Mesih’in mezarı boştur; İsa diridir.
Eğer İsa’nın ölümden dirildiğine iman ederseniz, siz de O’ndaki sonsuz hayata sahip olursunuz. Habakkuk gibi “Tanrım, daha ne zamana dek bana yardım edeceksin?” diye yalvarmayın. Tanrı şöyle cevaplıyor: “Yardım ettim. İsa’yı gönderdim, kurtardım sizi. Sahip olduğunuz kurtuluşu kabul edin. Sizin için yaptığım şeyi kabul edin.” Ancak o zaman sonsuz hayata sahip olursunuz; kurtuluşa ancak o zaman sahip olursunuz. Kardeşim, eğer hayatında Tanrı’nın yardımına, Tanrı’nın kurtarışına ihtiyacın varsa, bugün ellerini bağlayıp sessizce durma. Tanrı’nın senin için yaptığını kabul et. Ancak o zaman hayatında o bereketi göreceksin.
Bir başka yere bakalım. Romalılar 3. bölüm, 24. ayette şöyle diyor: “İnsanlar, İsa Mesih’te olan kurtuluşla Tanrı’nın lütfuyla karşılıksız olarak aklanırlar.” Tanrı, sizden hiçbir şey yapmanızı istemiyor; kurtuluşa kavuşmak için sadaka vermenizi, iyi olmanızı istemiyor. Tanrı yalnızca sağladığı kurtuluşu alıp kabul etmenizi istiyor; size, sağladığı kurtuluşla elini uzatıyor. Bu kurtuluşu alın. Diyebilirsiniz ki, “Ben o kurtuluşu hak etmiyorum, o kadar iyi biri değilim.” Doğru, hiçbirimiz kurtuluşu hak edecek kadar iyi değiliz, ama kurtuluşu satın alabilecek bir şeyimiz de yok. İstediğimiz kadar iyilik yapalım, sadaka verelim, yardım edelim; kurtuluşu satın alamayız. Ancak ve ancak Tanrı, lütfuyla armağan ederse kurtulabiliriz. Tanrı, bize karşılıksız olarak kurtuluşu verdiğini söylüyor. Kabul edin; İsa Mesih’in sizin günahlarınız için öldüğünü kabul edin, size sonsuz hayat vermek üzere öldüğünü kabul edin, ona güvenin. O zaman Tanrı’nın sizin için yaptıklarını hayatınızda görebilirsiniz. Herhangi bir şey yaparak değil, sadakayla değil, iyilikle değil, ama imanla; Tanrı’nın sizin hayatınızda yaptıklarına olan imanla kurtulabilirsiniz.
Onun gücü, sizin hayatınızdaki sıkıntıları aşabilecek kudrettedir. Eğer ona iman ederseniz, hayatınızdaki değişikliklerin nasıl geliştiğini görebilirsiniz. Eğer İsa’yı hayatınıza kabul etmeye hazırsanız, şimdi biraz sonra edeceğim duayı benimle birlikte edebilirsiniz. Benim söylediğim sözleri kabul ediyorsanız ve doğru olduğunu düşünüyorsanız, benden sonra tekrar edin. Basit, kısa bir dua edeceğim. Siz de İsa’yı hayatınıza kabul etmek istiyorsanız, bu basit ve kısa duayı edebilirsiniz.
“Hayır, ben henüz İsa’yı hayatıma kabul etmeye hazır değilim. Daha sormam gereken sorular var,” diyorsanız, bize yazın. Size cevap vermekten, sizinle bu konuda iletişim kurmaktan son derece memnun oluruz. Ama gün bugündür. Eğer hazırsanız, ertelemeyin. Şimdi benimle birlikte dua edin ve bundan sonraki programlarımızı izlemeye devam edin.
Hadi beraberce dua edelim:
“Yarabbi! Ben günahkâr biriyim. Sözlerimle, düşüncelerimle, eylemlerimle sana uygun olmayan şeyler yapıyorum. Tanrı’nın iyiliğini hak etmiyorum, ama Tanrı iyidir. Bu yüzden sen benim için çarmıhta öldün, günahlarımı bağışladın ve kurban oldun. Ama üçüncü gün ölümden dirildin. Dirildiğin için bana da diriliş verebilirsin. Beni bağışladığın için teşekkür ederim. Sana ihtiyacım var. Ruhunu bana gönder, Kutsal Ruhunu bana gönder. Doldur beni. Bana yol göster. Yardım et. Sevgini ver. Amin.”
Eğer bu duayı benimle beraber ettiyseniz, bugün gökte melekler sizin için sevinç çığlıkları atıyor. Tanrı, hayatınıza sonsuz yaşamını katıyor. Artık onunla birlikte sonsuza dek yaşayacağınıza güvenebilirsiniz. Bu dünyada, yardımını almak için ellerinizi ona açtığınızda karşılıksız kalmayacağınızı bilebilirsiniz. Habakkuk’a dediği gibi, “Öyle şeyler yapacağım ki anlatsalar bile inanmayacaksınız.” Tanrı, sizin hayatınızı bereketleyip sizi değiştirmek, geliştirmek istiyor. Onun iyiliğinin ve sevincinin bütün hayatınızda ve çevrenizdekilerde görünmesini dilerim. Onun bereketi hayatınızda görünsün ve sizin yaşamınızdan başkalarına taşsın. İnsanlar size baktıklarında Tanrı’nın harikalığını görsünler.
