
En çok kimi seversiniz? Aslında bu soruyu çocukken bize çok sorarlardı: Anneni mi, babanı mı daha çok seviyorsun? Sevgi için bir tür yarışma içine sokarlardı bizi. Bazen çocuklar annelerini sevdiklerini, bazen de babalarını sevdiklerini söylerlerdi. Sevgi sözcüğü en küçük yaştan itibaren öğrendiğimiz, çok değer verdiğimiz bir sözcüktür ve değer verdiğimiz ölçüde sıkça kullanırız. Günlük hayatın içinde birçok şeyi sevdiğimizi söylüyoruz. Kullanması çok kolay bir sözcük. Her şeyi sevebilirsiniz; renkleri sevebilirsiniz, yemekleri sevebilirsiniz. “Şu elbiseyi daha çok seviyorum” diyebilirsiniz. Arkadaşlarınızdan bazılarını sevebilir, “Şu arkadaşımı seviyorum, bu arkadaşımı daha az seviyorum” diyebilirsiniz. Yeni tanıdığınız biri için aynı şeyi söyleyebilirsiniz. Derslerinizi de öyle. Sevgilinizi, kız arkadaşınızı, erkek arkadaşınızı sevdiğinizi de söyleyebilirsiniz. Ancak bir yemeği sevdiğinizi söylemekle sevgilinizi sevdiğinizi söylemek arasında bir fark olması lazım. Mesela “Kuru fasulyeyi seviyorum.” Ben severim kuru fasulyeyi. Kuru fasulyeyi seviyorum dediğimde, bunu eşime “Seni seviyorum” dediğimden farklı olduğunun kafamın bir yerinde farkında olmam lazım. Ve aslında karşımda olan kişinin de bunu fark ediyor olması lazım.
Seviyoruz… Ben yeşil rengi çok severim, mavi rengi severim. Trabzon’a gittiğimizde, Trabzon’da… Nereye giderseniz gidin, ister otele ister bir lokantaya, internet şifresi almak isterseniz, hep “Bordo Mavi”. Bordo Mavi, Trabzon’un sembolleriyle özdeşleşmiş. 1967’yi farklı şekillerde yazıyorlar. “Bos Bordo”, “Bon Bordo”, her türlü şekilde karşınıza çıkıyor. Trabzon’da bordo rengini çok sevdiklerini görebiliyoruz. Trabzonspor’u insanların sevmesi ile annelerini sevmesi arasında bir fark var. Bir fark olması lazım. Annemizi, bize verdiği emekten ve özverili bakımıyla çok severiz. Babamızı da bizim hayatımızı sürdürebilmemiz, büyüyebilmemiz, okuyabilmemiz için katlandığı gayret nedeniyle severiz. Kişiliklerinden ötürü de sevebiliriz. Bazen de sevmeyebiliriz. Bazı babalar, bazı anneler… Aslında anne olmak istemiyorlardır ve istemedikleri gibi davranıyorlardır. Neyse, konumuz bu değil. Esas konumuz sevmek.
Peki… Şu soru var aklımızda: Sevmek ne demek? Çok sevdiğimizi söylüyoruz da… Sevmek derken ne kast ediyoruz? Sevmenin anlamını biliyor muyuz? Başka bir şeyi daha çok istemek anlamına mı geliyor? Hayır, öyle değil. Sevmenin altında daha derin bir şey yatıyor olması lazım. Mesela “Kuru fasulyeyi seviyorum” dediğimde, evet, onu tercih ederim; kerevizden daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Kerevizi pek tercih etmem ama kuru fasulyeyi ederim. Annemi seviyorum dediğimde ise annemi herhangi bir kişiye karşı tercih etmiyorum. Annemin yaptığı şeylerden, kişiliğinden dolayı annemi seviyorum. Annemin benim hayatımdaki yerinden dolayı annemi seviyorum. Siz de eminim, annenizin sizin hayatınızdaki yerinden dolayı onu seviyorsunuz ya da… Olumsuz duygular duyuyorsunuz.
Peki sevgi ne demek? Aslında sevginin ne olduğuna dair bir açıklama var İncil’de, 1. Korintiler 13. bölüm, 4. ayetten 8. ayete kadar şöyle diyor: “Sevgi sabırlıdır, şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçeğe sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz.” Harika değil mi? Gündelik hayatımızda çok rastlamıyoruz böyle bir sevgiye. Aslında buradaki sevgi, Tanrı’nın sevgi niteliklerini anlatıyor. “Tanrı seviyor” dediğimiz zaman, burada anlatılan gibi seviyor. İnsanlar genellikle bu şekilde sevmiyor. Biraz daha yakından bakınca aslında kendimizde de bu tanımlarda bazı eksiklikler olduğunu göreceğiz. Her birimizde var, bende de var. Hepimizin sevgi konusunda daha çok ilerlemesi lazım, daha da iyi sevebilir olmamız lazım. Tanrı’nın bizim hayatımızda bu sevgiyi daha çok göstermesi lazım. Ama önce sevgiyle ilgili bu konulara bakalım, orada neler söylendiğini görelim.
Sevgi sabırlıdır, şefkatlidir.
Aslında burada hemen probleme başlıyoruz. Çünkü benim çok sabırlı bir adam olduğum söylenmez. Aceleciyim. Yani bir şey yapılması gerekiyorsa onun hemen yapılmasını isterim, hemen yapmak isterim. Bir an önce elimdeki işi bitirmek isterim. Özellikle sevdiğim işleri. Sevmediğim işleri biraz geriye atarım ama yine de sabırsızca hemen yapılması gerekenin yapılmasını beklerim. Şefkat konusuna gelince… Şefkat konusunda bazen eksiklik gösterdiğim oluyor. Ama gerçekten sevgiye sahip olan kişi, sevdiği kişiyi şefkatle değerlendirir. Yani karşımızdaki insana şefkat göstermiyorsak, “seviyorum” demenin bir anlamı yok. Eğer karşımızdaki kişiye sabır göstermiyorsak, “seviyorum” demenin bir anlamı yok. Eğer karşımızdaki kişinin her yaptığı hatada sabırsızca “Hadi arkadaş, bir an önce bunu yap, çöz şu işi,” diyorsak, ortada bir problem var demektir. Gerektiği gibi sevgi göstermiyoruz demektir. Ya da karşımızdaki kişi aciz duruma düştüğünde, sıkıntı ve zorluk yaşadığında ona karşı yüreğimizde bir yakınlık duymuyorsak, şefkatimizde problem var demektir. Bu yönlerimizin ilerlemesi lazım. Eksiklerimizi fark etmeliyiz önce.
Sonra diyor ki sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Eğer seviyoruz diyorsak, kendimizi başkalarıyla kıyaslayamayız. Sevdiğimiz kişiyle de kıyaslayamayız. Eğer seviyorsak, karşımızdaki insanın sahip olduğu değerleri kendi eksikliklerimizle karşılaştırıp, kıskanıp, onun sahip olduklarından soymak istemeyiz. Buna kıskanmak diyoruz. Onun elindeki, bizim sahip olmadığımız şeyleri almak istemeyiz. Kıskanmayız. Bazı insanlar kıskanıyor. Allah’tan bende kıskançlık ciddi bir problem değil. “Övünmez, böbürlenmez,” diyor. Kıyaslamanın bir başka boyutu da, karşımızdaki insanın sahip olduğu değil, sahip olmadığı şeyler olabilir. Eğer bizim sahip olduklarımız karşımızdaki insanın sahip olduklarından fazlaysa, “Şu adama bak, işe yaramaz; ben ondan daha iyiyim, daha başarılıyım, daha akıllıyım,” dememeliyiz. Eğer seviyorsak, ne kıskanır ne küçümseriz. Seviyorsak, karşımızdaki insanın sahip olduklarını almak istemeyiz ya da kendi sahip olduklarımızı onun yüzüne kakmayız. Seven insan bunu yapmaz. Seven insan kendisini başkalarıyla kıyaslamaz.
Bir başka nokta: Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Bunların hepsi birbirine yakın ama farklı noktalara değiniyor. Sevgi kaba davranmaz. Karşımızdaki insana değer verdiğimiz için ona nezaketle davranırız. Onun hayatında iyiliğin görünmesini isteriz. Seven, karşımızdakinin üzülmesini değil, sevinmesini ister. Bir eksikliği varsa nazik bir şekilde düzelmesini tercih eder. Dolayısıyla kaba davranmaz. Yumuşak, anlayışlı ve sevecen davranır. Sevgi kendi çıkarını aramaz. Seven kişi için bu önemli bir özelliktir. Eğer bir seçenek varsa, insanlar kendi çıkarını aramaz. Evlerde olur bu; yemek dağıtılırken… Eskiden bazı evlerde yemek dağıtılırken öğrenciler, özellikle en iyi parçayı kendileri almak için uğraşırlardı. Oysa ailelerde, anne yemeği servis ederken yemeğin en iyi yanını babaya verir, sonra çocuklar arasında paylaşır; ama kendisi en iyi yanı almaz. Kenarda kalan, en az değerli yanı alır yemeğin. Bu, sevdiği kişileri düşünmesindendir; eşini, çocuklarını önemsemesindendir. Seviyorsak kendi çıkarımızı düşünmeyiz. Seviyorsak, karşımızdaki insanın nasıl bereketleneceğini, nasıl daha iyi bir noktaya gelebileceğini düşünürüz.
Bir diğer nokta: Seven insan kolay kolay öfkelenmez. Çevremizdeki insanlar bize hata yapabilir ama hemen alevlenmeyiz. Üstelik bize yapılan kötülüklerin hesabını tutmaz, affederiz. Sevgi bağışlayıcıdır. Bazen insanlar bana soruyor: “Şöyle bir günahım var, Tanrı bunu nasıl bağışlayabilir?” Tanrı bağışlayabilir mi?
Ben onlara diyorum ki Tanrı’nın bağışlayamayacağı günah yoktur. Yeter ki içten bir şekilde Tanrı’nın önüne gidin. Çünkü Tanrı gerçekten sizi sever. Tanrı, kötülüğün hesabını tutmaz. Eğer Tanrı’dan af diliyorsanız, Tanrı sizin günahınızı uzaklaştırır. Nereye uzaklaştırır? Hiç kimsenin hatırlamayacağı, herkesin unutacağı bir yere uzaklaştırır. Siz de günahınızı bırakıp Tanrı’ya yönelmelisiniz. Aynı şekilde, eğer biz de seviyoruz diyorsak, bize karşı suç işleyen insanları da aynı şekilde bağışlayabiliyor olmamız lazım. Eğer bağışlayamıyorsak yeterince sevgi göstermiyoruz demektir. Sevgi bağışlar. Karşımızdaki insanların… Acı çekmesini, bize karşı yaptıkları suçlardan dolayı acı çekmesini istemez, ama bağışlamak ister.
Bir başka nokta, haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Hoşumuza gitmeyen bir insana bir şey olursa, başına bir iş gelirse, “Aman ne kadar güzel başına şu iş geldi,” diye sevinmez. Bazen sokakta insanların ayağının takılıp düştüğünü görüyoruz ve gülüyoruz. Bu, aslında çok düşünmeden yaptığımız bir refleks. Bunda sevgi veya sevgisizlik yok. Ama eğer bir insanın yürürken bir başka insana çelme taktığını veya kasıtlı bir hareket yaptığını görüyorsak, “Oh, ne güzel yapmış,” demeyiz. Bir insanın başına bir kötülük veya yanlışlık geliyorsa, zor duruma düşüyorsa, düşene bir tekme de biz atmayız. Çünkü biz insanları sevmeliyiz. İçimizden kötülük değil, iyilik gelmeli. Sevmekten söz ediyoruz, düşmanlıktan değil. Sevgi, insanlara iyilikle bakmayı ister; insanların iyiliğini, hayatlarında olumlu şeylerin gelişmesini ister.
Sevgi… “Her şeye katlanır” diyor. Az önce anne-baba örneği vermiştim. Anne-babalar genellikle çocuklarının hayatında her şeye katlanırlar. Katlanmalılardır. Çocuklar küçüktür, kendilerine bakamazlar; bakım için yardıma ihtiyaçları olur. Sonra yavaş yavaş bağımsızlaşırlar. En sonunda, ergenlikte çocuklar bağımsız hale gelirler. Bütün o süreç içinde anne-babalar çocuklarının yanında olmalı, gelişimlerini izlemeli, her duruma, her şeye katlanmalılar. Onların pisliklerini temizlemekten büyüdüklerinde yaptıkları hatalara katlanmaya kadar… Sürekli çocuklarının hayatında olup onların yanında, hatalarına ve yanlışlarına katlanarak, büyümelerinden sevinç duyarak yaşamalılar. Sevgi katlanır; eğer hayatınızda gerçekten değer verdiğiniz biri varsa onun yaptığı her şeyi sevgiyle değerlendirirsiniz. Hatalar yapsa da, iyi şeyler yapsa da sevgiyle değerlendirirsiniz. Her şeyi sevmek zorunda değilsiniz ama o kişiyi sevmek zorundasınız. Yaptığı şeyden rahatsız olabilirsiniz ama kişiyi sevmelisiniz.
“Sevgi her şeye inanır” diyor. Karşımızdaki insanın hayatında her şeyin pozitife gidebileceğini görür; onun potansiyelini, neler yapabileceğini, ondaki değerleri görür. İleriyi görür. Umut eder. Sevgi, aynı zamanda umut eder; onun geleceğine ya da ilişkideki geleceğe dair iyi şeyler görmek, iyi şeyler umut etmek ister. Sevgi pozitiftir; ileriye aydınlık olarak bakar. “Her şeye dayanır.” Zorluklara dayanır, katlanır, ilerler.
Peki, bu listeye baktığınızda çevrenizde böyle bir insan var mı? Bütün bunları yapabilen, bütün bunları kendi hayatında olumlu bir şekilde gösterebilen, eksiksiz yapabilen biri var mı? Benim tanıdığım böyle bir kimse yok. Ben dahil hiçbirimiz böyle değiliz. Bu nitelikler Tanrı’nın nitelikleri ve Tanrı, bu niteliklerin bizim hayatımızda görünmesini, hepsinin gelişmesini istiyor. Ama size sorabilirim…
Siz kimi seviyorsunuz? Hayatınızda sevdiğiniz kim var? Bu soruyu sorduğumda aklınıza ilk kim geldi? “Siz kimi seviyorsunuz?” dediğimde, onu düşünün. Onunla ilişkinizde az önce tarif ettiğim sevgiye uymayan ne var? Onu düşünün. Ona… Bu sevgi listesine uymayan hangi şekillerde davranıyorsunuz? Onları değiştirmek ister misiniz? Kendi başınıza yapmanız biraz zor. Onun değişmesini aslında Tanrı’dan istemek lazım. “Tanrım, bana gel ve yardım et. Ben doğru şekilde sevmek, doğru şekilde davranmak istiyorum,” demek lazım. “Siz ne kadar seviyorsunuz?” dediğimde, siz gerçekten böyle seviyor musunuz dediğimde, alacağımız cevaplar pek tatmin edici değildir. Zor bir şey.
Bizim hayatımızdaki bütün sıkıntılar, zorluklar, acılar içinde böyle sevilmediğimizi hissettiğimizde, insanlara böyle bir sevgiyi sunmak da zor bir şey. Eğer aldığımız sevgiyle tatmin olmuyorsak, insanların bizi sevdiğini hissetmiyorsak, gerçekten bizim de başka insanlara eksiksiz, iyi, nitelikli bir şekilde sevgi göstermemiz zor oluyor. Bir sonraki soru geliyor o zaman: Kim sizi seviyor? Çevrenizdeki insanlardan sizi seven kim var? Kim size az önce söylediğim şekilde davranıyor? Sizin karşılaştığınız haksızlıklara sevinmiyor. Sizin yaptığınız hatalara sabırla, merhametle, iyilikle karşılık veriyor. Size dayanıyor, katlanıyor. Sizi kıskanmıyor, küçümsemiyor. Öfkeyle davranmıyor. Kim var böyle? Ne yazık ki bunun cevabı da çok fazla pozitif değil. Çok insan da bizi böyle şekillerde sevmiyor.
Böyle şekilde sevilmeye ihtiyacımız var. Tanrı bizi böyle seviyor. Bakın, İncil’de bir başka ayet paylaşayım: 1. Yuhanna, 3. Bölüm, 16. Ayet. Şöyle diyor: “Sevginin ne olduğunu Mesih’in bizim için canını vermesinden anlıyoruz; bizim de kardeşlerimiz için canımızı vermemiz gerekir.” Amin. Bizim de kardeşlerimiz için canımızı vermemiz gerekir. Neden? Çünkü aslında bu, İsa Mesih tarafından bize örnek olarak gösterildi. İsa Mesih bizi çok sevdiği için, sizi çok sevdiği için, kendi canını sizin için verdi. Bu nedenle sevginin ne olduğunu anlıyoruz. Sevgi fedakârca bir şeydir. Sevgi sadece “Yani ben bunu şundan daha çok seviyorum” anlamına gelen bir söz değildir. Sevgi, içinde eylem olan, fedakârlığı içeren bir duygudur.
Tanrı sizi seviyor. Ve bunu göstermek, kanıtlamak için İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi ve sizin için öldü. Sizin olduğunuz durumda, yani hatalarınızla, kusurlarınızla, günahlarınızla, zayıflıklarınızla, İsa Mesih sizin için öldü ve böylelikle sizin için taşıdığı sevgiyi kanıtladı. Bizim de o şekilde sevmemiz lazım ama bunu yapamıyoruz. Bunun için Tanrı’dan yardım istememiz lazım. O’nun bizi değiştirmesini istememiz lazım. İsa Mesih’in bizim için yaptığını kabul edip aynı şeyin bizim hayatımızda olmasını istememiz lazım.
Şimdi dua edeceğim. Eğer benim dediklerime katılıyorsanız, benimle beraber dua edin. İsa Mesih sizin hayatınızda çalışmaya başlasın. “Yarabbi İsa, hayatımı senin ellerine teslim ediyorum. Gerçekten sevginin ne olduğunu yeni öğrenmeye başlıyorum. Bana yardımcı ol. Senin beni sevdiğini biliyorum. Benim günahlarım için sen öldün. Bana sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildin. Ben günahkarken bunu yaptın. Kusurluyken bunu yaptın. Sana teşekkür ederim. Ben de senin gibi olmak istiyorum. Ruhunu bana gönder. Beni değiştir. Kendine benzet. Benim efendim, Rabbim ol.”
Eğer Tanrı’nın sözünü daha çok bilmek istiyorsanız, o zaman kutsal kitap okuyun. Kutsal kitabınız yoksa, haber verin, size İncil gönderelim ve böylece Tanrı’nın sözü hakkında daha fazla bilgiye sahip olun. Tanrı’nın sözünün hayatınızda yaşamasını istiyoruz. Tanrı’nın sizin hayatınızda yaşamasını istiyoruz. Onun sevgisi, iyiliği, gücü bol bol hayatınızda gözüksün. Siz de onun gibi sevin, onun gibi sevilin.
