
Bugün sizlerle paylaşmak için aklıma bir Nasrettin Hoca fıkrası geldi. Aslında pek fıkra anlatan biri değilim, ama bu fıkra kutsal kitapta geçen bir konuyla çok uygun bir şekilde örtüşüyor. Siz de anlayacaksınız. Zaten biliyorsunuzdur bu fıkrayı.
Nasrettin Hoca, bir gün çarşıda dolaşırken bir yemek daveti alır. Hemen davete icabet eder ve yemeğin olduğu yere gider. Üzerinde günlük kıyafetleri vardır; üstünü değiştirmek veya eve uğramak için vakti olmamıştır. Davete gider, ancak kimse onunla ilgilenmez. Onu alır, bir kenara oturturlar. İnsanlar, yeni gelen süslü giysiler içindeki kişilerle ilgilenirler.
Nasrettin Hoca, kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini ve yemek getirilmediğini fark edince evine döner. En şık giysilerini giyer, üzerine gösterişli bir kaftan alır ve tekrar davetin olduğu yere gider. Bu sefer, herkes Nasrettin Hoca’yı görünce hemen baş köşeye oturtur, ona yemekler getirir ve çevresindeki herkes onunla ilgilenir. Nasrettin Hoca, sağına soluna bakar, kürkünün ucunu tutar ve yemeği kürküne batırarak “Ye kürküm ye!” der. Çünkü ona ikram edilen yiyeceklerin, kendisi Nasrettin Hoca olduğu için değil, üzerindeki gösterişli kıyafetlerden dolayı verildiğini anlamıştır.
İnsanlar genellikle bu tür eğilimler gösterir. Karşılarında ünlü ya da süslü birini gördüklerinde hemen ilgilerini ona çevirirler. Geçenlerde bir gazete haberi okudum. Çok sayıda insanın sokaklarda yaşadığı büyük şehirlerde, özellikle Batı’da, bir araştırma yapılmış. Bu çalışmada bazı kişilerin akrabaları sokakta yaşayan insanlar gibi giydirilmiş ve bu kılıkta sokaklara bırakılmış. Akrabaları, eşleri, kardeşleri veya anne babaları bu kişilerden habersiz bir şekilde yanlarından geçmiş; hiç kimse, o yoksul kılığındaki kişinin kendi yakını olduğunu fark etmemiş. Hatta başlarını çevirip “Bu insanlara ne oluyor?” diye bile bakmamışlar.
Kutsal Kitap’ta Yakup bölümünün ikinci kısmında, birinci ayetten beşinci ayete kadar şöyle deniyor:
“Kardeşlerim, yüce Rabbimiz İsa Mesih’e iman edenler olarak insanlar arasında ayrım yapmayın. Toplandığınız yere altın yüzüklü, süslü giyimli bir adamla kirli giysiler içinde yoksul bir adam geldiğinde, şık giyimli adama ilgiyle, ‘Sen şuraya, iyi yere otur,’ yoksul adama ise, ‘Sen orada dur’ ya da ‘Ayaklarımın dibine otur,’ derseniz, aranızda ayrım yapmış, kötü düşünceli yargıçlar gibi davranmış olmaz mısınız? Dinleyin, sevgili kardeşlerim! Tanrı, bu dünyada yoksul olanları, imanda zenginleşmek ve kendisini sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları olmak üzere seçmedi mi?”
Dokuzuncu ayet ise şöyle diyor:
“Fakat insanlar arasında ayrım yaparsanız, günah işlemiş olursunuz ve yasa tarafından yasayı çiğnemekten suçlu bulunursunuz.”
Yakup kitabının ikinci bölümünde yazılanlar, adeta Nasrettin Hoca’nın fıkrasının başka bir ifadesi gibidir. İnsanlar, fıkranın yazılmasından yüzyıllar önce de aynı şekilde, şık giyimli ve altın yüzüklü kişilere ilgi gösterirken, yoksul olanları önemsememiştir. Bu insanlar, “Hadi sen şuraya geç,” ya da “Ayaklarımın dibinde dur,” diyerek yoksullara yüz çevirmişlerdir.
İnsanlar arasında ayrım yapmak çok yaygındır. Yoksulluk, bu dünyanın en önemli problemlerinden biridir. Bugün bile yoksulluk her yerde kendini göstermektedir. Bizim ülkemiz son dönemde ekonomik açıdan ilerleme kaydetmiş olsa da, kırsal bölgelerde ve tarımla uğraşan insanlar arasında yoksulluğun arttığını gözlemliyoruz. İnsanların kazançları azaldıkça, diğerleriyle olan farkları büyüdükçe, yalnızlıkları ve mutsuzlukları da artmaktadır. Yoksul insanlar daha çabuk unutulmakta, toplumdan dışlanmakta ve yalnız kalmaktadır.
İsa Mesih, müjdenin yoksullar için olduğunu söylemiştir. Tanrı, kendisiyle ilgili haberi öncelikle yoksulların işitmesi gerektiğini vurgulamıştır. Luka bölümünde, dördüncü kısmın on sekiz ve on dokuzuncu ayetlerinde şöyle diyor:
“Rabbin ruhu üzerimdedir. Çünkü O, beni yoksullara müjdeyi iletmek için meshetti. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rabbin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi.”
Amin. Müjde, yoksulların müjdesidir. Tanrı, yoksulları özel bir şekilde düşünmektedir.
Yoksulluktan bahsettiğimizde yalnızca ekonomik sıkıntıyı kastetmiyoruz. Ayrıca sosyal yoksulluk, ruhsal yoksulluk da var. İnsanların toplumsal olarak diğer insanlardan ayrı yaşamak zorunda kalmaları var. Bir de Tanrı’dan ayrı yaşamak durumunda kalmaları var. Toplumun içinde güçsüzlük ve çaresizlik hisleri var. Hayatlarını değiştirmek için yeterli ilişkiye, güce, paraya ve sosyal konuma sahip olmayan insanlar var.
Tanrı, onların yaşam tarzlarının değişmesini istiyor. Öncelikle müjde ile… Çünkü müjde yoksulların müjdesidir. Siz yoksul olarak kalmak zorunda değilsiniz. Tanrı, sizin hayatınızı değiştirmek istiyor ve bunu iyi yönde yapmak istiyor. Önce iman edin; kurtulursunuz. İmanla birlikte hayatınızda olacak değişiklikler, sizin yaşam ilişkilerinizi, çevrenizi, şartlarınızı ve fırsatlarınızı değiştirecektir. Tanrı’nın bereketi sizinle birlikte olacaktır. Yoksulluğun çözümü müjdedir.
İsa Mesih’in çarmıhta yaptıkları, ölümü bizim günahlarımız için olmuştur ve bu ölüm bizi yaratıcıya bağlar. Onunla birlikte yaşamaya başlarız. Her şeyin sahibi olan Tanrı, bizim hayatımıza dokunmaya başladığında, onun bereketi de hayatımıza gelir. Tanrı bizi kutsar. Ancak Tanrı’nın kutsaması, her zaman zengin olacağımız ya da refah içinde yaşayacağımız anlamına gelmez. Ama bu, Tanrı’nın bizi yalnız bırakmayacağı ya da içinde bulunduğumuz sıkıntılı durumda bize yardım edeceği anlamına gelir.
Tanrı ne yaparsa yapsın, ister ekonomik yardım sağlasın ister başka bir şey, yaptığı her şey sonunda bizim için iyi olacaktır ve bize esenlik getirecektir. Hayatımızın sahibi O’dur ve onunla birlikte yaşayabileceğimizi biliriz. Onunla beraber sosyal ve ruhsal açlığı, yalnızlığı aşarız. Yalnız kalmayız. Çünkü O vardır; hayatımızda ruhsal besinimizi sağlayan Tanrı’nın sözüne sahibiz ve O bize dokunur, bizimle beraber yaşar.
Yoksulların müjdesi yalnızca ekonomik sıkıntılara cevap vermek açısından değil, aynı zamanda Tanrı’nın olağanüstü gücünü göstermek açısından da önemlidir. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını söylüyor. Hayatınızda herhangi bir noktada tutsaklık yaşıyor musunuz? Herhangi bir alışkanlığınızı yenmekte zorlanıyor musunuz? Herhangi bir günahı sık sık tekrarlıyor musunuz? Bu günahtan kurtulmak için çaba göstermenize rağmen başaramıyor musunuz?
İsa Mesih’e gelin. İsa Mesih sizi özgür bırakacaktır. O, tutsakların özgür kalacağını vaat eder. Eğer ruhsal güçlere tutsaksanız, hayatınızda Tanrı’nın istemediği ruhsal etkiler varsa (örneğin falcılık, büyücülük, cin bakma gibi), şimdi İsa Mesih’in adıyla özgür olun. İsa Mesih, sizin için tam özgürlük istemektedir. Tanrı’nın isteği, sizin böyle bir tutsaklık içinde kalmanız değildir.
Körlerin gözlerinin açılacağından da bahsediyor. İsa Mesih, insanlara şifa verir. İki bin yıl önce olduğu gibi bugün de bunu yapabilir. O zaman insanlar, İsa’dan şifa almak için O’nu takip ediyorlardı, ancak O’nun kim olduğunu anlayamamışlardı. O sadece şifa veren bir doktor değil, her şeye egemen Rab’dir. İncil’de, “Dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır,” diyor. O, sizin hayatınıza dokunup size şifa vermek istiyor. Eğer şimdi bir hastalığınız varsa, İsa Mesih’in adıyla dua ediyorum: İyileşin. Rabbin gücü hayatınıza dokunsun ve sizi iyileştirsin. Gözleriniz körse, kulağınız işitmiyorsa, bedeninizde romatizma varsa veya başka bir hastalık yaşıyorsanız, İsa Mesih’in adıyla iyileşin. Onun gücü açıkça yaşamınızda görünsün.
Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak istiyor. Sosyal eşitsizlikler yüzünden ailede, işte ya da toplumda baskı görenlerin özgürlüğe kavuşmasını istiyor. İsa Mesih’i hayatınıza alın. O, sizi özgür bırakacaktır ve bereketiyle sonsuza dek yaşayacaksınız. O, size sonsuz hayat verecek olan Rab’dir.
İsa Mesih’in çözümü, O’na iman etmenizdir. Ama aynı zamanda bu imanı sürdürürken nasıl davranmanız gerektiğine dair açıklamaları da vardır. Matta kitabının 22. bölümünün 37. ve 40. ayetlerinde şöyle diyor:
“İsa ona şu karşılığı verdi: ‘Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin. İşte ilk ve en önemli buyruk budur. İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: Komşunu kendin gibi seveceksin. Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.'”
Bütün kutsal yazılar, bu iki buyruğa dayanıyor:
- Tanrı’yı seveceksiniz.
- Komşunuzu, yani çevrenizdeki insanları, hangi inanıştan ya da yaşam biçiminden olursa olsun, seveceksiniz.
Tanrı, bizden kutsal olmamızı, O’nu ve kardeşimizi sevmemizi istiyor. Tanrı’yı severken alçakgönüllü, sadık bir yürekle O’na yönelmeliyiz. Hayatımızın her alanında, her an Tanrı’yla birlikte var olarak O’nu sevmeliyiz. Bu, sadece Pazar sabahı ibadete gitmekle sınırlı değildir. Her zaman ve her durumda Tanrı’yı hatırlamalı ve O’na müteşekkir olmalıyız.
Tanrı ile ilişki kurmak, O’na dua etmek, O’nu düşünmek ve söylediklerini anlamaya çalışmak önemlidir. Tanrı’nın söylediklerini kutsal kitabından öğrenebiliriz. Kutsal kitap, Tanrı’nın güvenilir sözlerini içerir. Onu okuyup anlarsak, Tanrı’nın bize söylemek istediklerini fark edebiliriz.
Son olarak, İsa Mesih’i hayatınıza alın ve “Benim kurtarıcım ve efendim sensin,” diyerek O’na yönelin. Eğer günah işlemeye devam ederseniz ya da günahınız olduğunu fark ederseniz, O’na dönün ve tövbe edin.
Ilk kez Isa sizin hayatınıza gelsin. Benim kurtarıcım ve efendim sensin diye ona söyleyin. Ondan sonra da eğer günah işlemeye devam ederseniz ya da herhangi bir günahınız olduğunu fark ederseniz, ona gidin.
Beni affet, günah işledim. Bu günahımı bağışla. Tanrı sizi bağışlayacaktır. O zaman Tanrı ile ilişkiniz eskisinden daha iyi bir şekilde sürecek ve gelişecektir. Tanrı’yı daha çok anlayacak, Tanrı’ya dua ettiğinizde daha çok esenlik bulacak ve daha çok yanıt alacaksınız.
Doğru bir hayat sürdürmek gerekir. Biz, İsa’yı izleyen kişiler, İsa’nın takipçileri, Hristiyanlar, doğru bir hayat biçimi sürdürmek zorundayız. Televizyonu açtığınızda Batılıları görüyorsunuz, hayatlarında birçok yanlış şey var, ahlaki olmayan durumlar ortaya çıkıyor. Ancak tüm Batılılar öyle değil. Ayrıca bütün Batılıların Hristiyan olduğunu da söyleyemeyiz.
Hristiyanların nasıl yaşaması gerektiği kutsal kitapta yazılıdır. Kutsal Kitap bize doğru bir hayat sürmemiz gerektiğini öğretir. Tanrı’yı seviyorsanız, Tanrı ile ilişkiniz olur; onunla konuşursunuz, tövbe edersiniz, ona karşı işlediğiniz suçları itiraf edersiniz ve hayatınızı düzgün bir şekilde sürdürmeye çalışırsınız. Eğer bunu yapmıyorsanız, Tanrı’yı sevdiğiniz konusunda bir sorun vardır ve bu durum yanlıştır.
Hizmet etmeniz gerekir. Ayrıca dördüncü nokta budur: Tanrı’ya hizmet edin. “Tanrı’yı seviyorum ama bir şey yapmıyorum” diyemezsiniz. Eğer Tanrı’yı seviyorsanız, bunu eylemlerinizle göstermelisiniz. Örneğin, “Çocuğumu seviyorum” dersem ama ona hiç dokunmazsam, “Annemi, babamı seviyorum” dersem ama onlara hiç sevgimi ifade etmezsem, bu sevgiden bir şey anlamazlar. Tanrı bizim yüreğimizi görür, ama insan olarak sevgimizi gösterdiğimizi bilmek ve görmek ister. Çünkü Tanrı’ya hizmet etmek, bizim iç huzurumuzu ve sevgimizi tatmin edecek olan şeydir.
Tanrı’ya olan sevginizi açıkça gösterin. Tanrı’yı sevin. Yaratıcısını sevmeyen bir kişi, aslında hayatında büyük bir eksikliğe yelken açmaktadır. Sizin hayatınızı dolduracak, sizi sevindirecek ve bereketleyecek olan, Tanrı’nın kendisidir; İsa Mesih’tir.
Şunu sorabilirsiniz: “Kardeşimi nasıl seveceğim? Tamam, Tanrı’yı sevmeyi anladım ama kardeşimi nasıl seveceğim?” Aslında biraz benzer şeyler var. Öncelikle, tövbe etmek önemlidir. Eğer kardeşinize karşı bir kötülük yaptıysanız, ona karşı bir suçunuz varsa, özür dilemeniz gerekir. Bağışlanma istemelisiniz. İkincisi, birisi sizden bağışlanma istiyorsa, af diliyorsa, onu affetmelisiniz.
Kardeşinizi sevdiğinizi bu şekilde ifade etmeye başlarsınız ama bu yeterli değildir. Hizmet etmek de gerekir. Sadece “Ben onu seviyorum” demek yetmez; sevgimizi eylemlerle göstermemiz gerekir. Bağışlamak, af dilemek ve hizmet etmek kardeşimizi sevmek için üç temel noktadır. İlişkimizin doğru bir şekilde gelişmesini sağlamalıyız.
Zengin ya da yoksul fark etmez, Tanrı sizi istiyor ve sizi kendisine çağırıyor. Elbette yoksulların müjdeye daha çok ihtiyacı var; Tanrı’nın onların hayatında göstereceği bereketlere daha çok ihtiyaçları var. Bu nedenle birçok yoksul, Tanrı’ya daha fazla yaklaşıyor. Şimdi sizin de bir fırsatınız var: Hayatınızı Tanrı’ya açacak mısınız? Ona yönelecek misiniz? Eğer bunu istiyorsanız, şimdi dua edeceğim ve benimle beraber dua edebilirsiniz. Hayatımı Tanrı’ya verdiğimi söyleyeceğim. Ben zaten verdim ama bunu sizin adınıza yapıyor gibi söyleyeceğim. Söylediklerim size mantıklı geliyorsa, tekrar edin ve siz de hayatınıza Tanrı’yı, İsa’yı alın. Ondan sonra hayatınız zenginleşecek ve değişecektir.
“Ya Rab, İsa, hayatımın sahibi sensin. Hayatımı senin ellerine bırakıyorum. Yoksulum, dertliyim, sıkıntılarım var. Ama sen Rabb’sin. Onların hepsini aşabilecek güce ve kudrete sahipsin. Günahlarımı bağışla. Bana yardımcı ol. Çarmıhta benim için öldüğünü biliyorum. Günahlarımı bağışlamak için sana ihtiyacım var. İhtiyacımı karşılamak üzere senden başka umudum yok. Ya Rab, ruhunu gönder; ruhunu hayatıma gönder ve kendini göster. Hayatım senindir. İsa Mesih’in adıyla. Âmin.”
Bu duayı benimle birlikte ettiniz mi? Ettiyseniz şu anda Tanrı’nın ruhu içinizde yaşıyor. Siz de artık Tanrı ailesinin bir parçasısınız. Hayatınızda Tanrı’nın işleri görülmeye başlanmıştır.
Bir dahaki görüşmeye kadar Tanrı’nın esenliği sizinle olsun.
