ÖFKE NE ZAMAN GÜNAHTIR

Bizim ülkemizde yaşayan insanların ruh halleri ve davranış biçimleri üzerine konuştuğumuzda bazı genellemeler yaparız. Mesela Akdenizli olduğumuzu söyleriz. Akdenizli insanlar tezcanlıdır. Aniden karar verirler, son derece hareketlidirler, sesleri çabucak yükselir.

Neden böyledir diye düşündüğümde, aslında bunun denizle alakalı olduğunu söylüyorum. Hava sıcak, denizle iç içe yaşayan insanlar genel bir kültürel atmosfer oluşturmuş. Yani insanlar heyecanlı, çabuk karar veren, hareket eden, çabuk öfkelenen, bir kıvılcım gibi parlayan insanlar.

Ama Karadeniz’e geldiğimizde, Karadeniz’de durum biraz daha farklı. Karadeniz’de denizin o hareketliliği… Denizde haşır neşir olmanın getirdiği tez canlılığın ötesinde bir de dağ unsuru var. Dağlarda mücadele gerekiyor.

Tepelere çıkmak, onlarla uğraşmak, bir tepeden başka bir tepeye doğru gitmek, sürekli bir mücadele içinde olmak gerekiyor. İnsanlar dağlarda küçük küçük evlerde, küçük köylerde yaşıyorlar. Şehre indiklerinde aslında o sahip oldukları ruh hali ve davranış biçimleri çok değişmiyor.

Karadeniz insanının hem denizle hem de dağla alakası var.

O yüzden ruh halleri çabucak değişiveriyor. Birdenbire, aniden bir bombanın patladığını hissedebiliyorsun insanların hayatında. Sohbet gayet uygun, yumuşak bir şekilde giderken, söylenen bir tek sözle birdenbire ortalığın karıştığını görüyoruz.

Öfke patlamaları insanların hayatında çok sık görülüyor.

İnsanlar birdenbire, aslında daha sonra pişman olacakları birçok şey yapıyorlar, birçok şey söylüyorlar.

Genel olarak bu… Karadeniz insanının davranış biçimlerinde gözüküyor. Birdenbire kıvılcım gibi parlamak.

Aslında yüreği yumuşaktır Karadeniz insanının.

Merhametlidir. Bu öfke patlamasından bir süre sonra yapılandan vazgeçiliyor. “Keşke yapmasaydım.” deniyor, pişman olunuyor.

Ama öfke patlamaları sürekli devam ettikçe, insanlar hakkında olumsuz, kötü düşünceler sürdükçe, öfke insanın hayatında daha çok görülüyor. Sadece bir kıvılcım gibi patlamıyor, karakterin bir parçası halini alıyor. Sürekli öfkeyle davranan insanlar oluyoruz.

Aslında bu yalnızca Karadeniz’e ait bir durum da değil. Genel olarak Türkiye’nin her yerinde daha tahammülsüz, birbirimize karşı daha az toleranslı hale geldik.

Hemen kavga etmek için bahaneler ortaya çıkıyor.

En küçük kavgalardan büyük sonuçlar doğuyor.

Futbol maçlarında insanlar birbirlerini öldürüyorlar.

“Aman, sen bana yan baktın.” diye birisi diğerini bıçaklayıveriyor. Çok küçük anlaşmazlıklardan büyük olaylar, insanların hayatlarını kaybettiği olaylar ortaya çıkıyor.

Öfke, birçok hayatı karartıyor.

İsa’nın öğretisi öfkeye karşı tam ters bir durum oluşturuyor. İsa, insanların öfkeyle, ani tepkilerle değil, sevgiyle davranmasını öğretiyor.

Sevgi, İsa’nın öğretisinin temelinde var.

Dolayısıyla İsa’nın öğretisinde öfkeye yer yok.

İsa’ya inanan insanların hayatında öfkeye çok fazla yer yok.

Böyle diyorum ama öfkelenmiyorlar mı? Olur elbette, herkes öfkeleniyor. Ben de öfkeleniyorum.

Ama…

Öfkeyle yaşamayı öğrenmek lazım.

Öfkeyle başa çıkmayı öğrenmek lazım.

Öfkeyi hayatımızda bizi yönlendiren bir şey olarak baş köşeye koymamalıyız.

Öfkeyi hayatımızda kenara itmeliyiz ve onun bizi kontrol etmesine izin vermemeliyiz.

Çünkü İsa’nın öğretisinde sevgi temeldir.

O sevgiden bahsettiğimiz zaman iki yönü var sevginin:

Tanrı sevgisi ve insan sevgisi.

Bizim hayatımızda Tanrı baş köşeyi almalı.

Tanrı’yı bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle seveceksin.

Bunu, “Her şeyinle seveceksin.” diye tercüme edebilirim.

Yani hayatında en önemli nokta Tanrı olacak.

Herhangi bir şeye tepki vereceksen, bir şekilde davranacaksan, en önemli karar verme noktası şu olmalı:

“Tanrı ile bunun arasındaki ilişki nedir? Tanrı benim yapacağım şeye nasıl bakıyor?”

Aslında bazen öyle şeyler oluyor ki, aniden olaylar gelişiyor. Tanrı’nın ne düşüneceğini bile düşünmüyoruz, birden tepki veriyoruz.

Karşımızdaki insana sert davranıyoruz.

Aslında bu bir disiplin meselesi. Tanrı sevgisini düşüneceğiz ama insan sevgisini de düşüneceğiz. Karşımdaki insan kardeşimin, benim gösterdiğim tepkiden nasıl etkileneceğini düşüneceğiz. Onun hayatında tepkimin nasıl bir iz bıraktığını, nasıl bir yara oluşturduğunu da düşüneceğiz.

Tanrı’yı seveceğiz, insanı seveceğiz.

Ve eğer bunu yapabilirsek… Öfkenin hayatımızda yer almadığını, çok fazla yer kaplamadığını göreceğiz.

Ama yine de öfkeleniyoruz biz.

Yani ilk anda öfkenin ortaya çıkması bazen haklı sebeplere de dayanabilir. Oraya geleceğim aslında ama yine de öfkenin bizim hayatımızı yönetmemesi önemli bir nokta.

Bazen birisi en olmadık yerde bizim bam telimize basar ve birdenbire öfkeleniriz.

Kutsal Kitap’ta, Vaiz bölümünde şöyle diyor:

“7. bölüm, 9. ayet: Çabuk öfkelenme. Çünkü öfke, akılsızların bağrında barınır.”

Öfkeleneceksen bile bunu çabuk yapmamak lazım. Çünkü aniden öfkelenirsen, birdenbire öfkelenirsen, öfkenin seni kontrol altına alma ihtimali yüksektir.

Birdenbire tepki gösteriyorsan öfkeyle davranmak daha kolay.

Aslında sık sık bu konuda kendim için de dua ettim. Bazen aniden kararlar veriyorum, bazen aniden tepkiler veriyorum. İnsanlar yüzümün aniden değiştiğini söylüyorlar.

Aslında dilimle bir şey söylemesem de, yüzümün değiştiğini gören insanlar benim öfkelendiğimi anlıyorlar.

Yüzümün görünüşü değişiyor, rengi atıyor ve öfkem başka insanlar tarafından fark ediliyormuş.

Ben fark etmesem bile.

Ama eğer o öfkeyi yüreğimde tutup beslersem, o öfkeyle davranırsam, “Akılsızlar” deniyor.

“Akılsızların bağrında beslenir.” diyor.

Bu, öfkenin hayatımızda yer ettiğini anlatıyor.

Neden öfkeleniyoruz?

Neden aniden öfke gösteriyoruz?

Bunun kaynağına baktığımızda bazen bir günah, bizim hayatımızda, bize karşı işlenen bir günah, birisinin bize yaptığı kötü bir şey, hayatımızda bir şeylerin bozulmasına yol açıyor.

Tanrı bizi öfkeli varlıklar olarak yaratmak istemedi.

Öyle yaratmadı.

Ama biz, başka insanların bize yaptıkları nedeniyle… bizim bir günahımız nedeniyle — hangisi olduğu o kadar önemli değil, ikisi de olabilir — bir şeyler bozuluyor hayatımızda.

Ve bir tohum ekiliyor.

Öfkeye neden olan bir tohum bizim hayatımıza ekiliyor.

Öfkenin kaynağı nedir?

Bazen öfkeli bir ailede yaşıyor olmanın getirdiği etki var. Eğer ailenizde birisi öfkeliyse, çocuk olarak öyle bir ailede yetiştiyseniz, o öfkeli kişinin sizin hayatınıza yaptığı etki;

  • evde bağırıp çağırması,
  • tencere tava kırması,
  • tabakları havada uçurması,
  • kapıları vurup çekip gitmesi,
  • eşini dövmesi,
  • annenizi ya da babanızı dövmesi…

Bunlar hep çocukların hayatını etkiliyor.

Eğer evde öfkeli birisi varsa, bu evin diğer bireylerinin hayatında öfkeye yol açabiliyor.

Ya da bize karşı işlenen başka bir günah, bizde öfkeye yol açabiliyor.

Öfke bir kere hayatımıza girince bir tohum olarak giriyor.

Başkalarının etkisiyle giriyor. Ama zaman içerisinde, yaşadığımız olaylarda gösterdiğimiz tepkilerle o tohum büyüyor.

Bir zaman geldiğinde, biraz çevre baskısıyla, millete ayıp olmasın diye öfkeyi buduyoruz, öfkeyi göstermiyoruz.

Ama öfkenin gövdesi, öfke ağacının gövdesi ortadan kalksa da kökü çürük, iğrenç bir kök olarak hayatımızda bulunuyor.

O kök, birdenbire ortaya öfke krizlerini, ani tepkileri çıkarıyor.

Öfkeyle başa çıkmanın yolları bulunmadıysa…

Bazı tohumlar daha var öfkenin hayatımıza girmesine yol açan.

Adaletsizlikle karşılaştığımızda aniden öfkeyle cevap veriyoruz.

Adaletsizlikle karşılaşmış insanlar çabucak öfkeyle cevap veriyorlar.

Aslında bu benim problemlerimden biri.

Ben çok ciddi bir şekilde haksızlığa uğrayan bir hayat geçirdim. Bir sürü haksızlıklarla karşılaştım. İnsanlar birçok yanlış şekilde bana davrandılar, suçladılar.

O zaman içimde, haksızlığa uğradığımda, hemen bir öfke dalgası çıkma ihtimali oluyor.

Bazen onu fark ediyorum, durduruyorum, bastırıyorum. Bazen kontrol etmek için daha büyük gayret göstermem gerekiyor.

Şunu bilmemiz lazım.

Eğer adaletsizlik duygusuyla karşılaşıyorsak, bağırarak, çağırarak, insanların üzerine yürüyerek, kavga ederek herhangi bir şeyi değiştirmemiz mümkün değil.

Eğer haksızlık duygusu varsa, haksızlık duygusunu ortadan kaldırabilmenin yolu Tanrı’ya gitmek ve dua etmektir.

Eğer gerçekten sistemde bir bozukluk varsa ve bize haksız bir şekilde davranıldıysa, bunu uygun, makul, yumuşak bir şekilde konuşmalıyız, şikâyet etmeliyiz, mahkemeye gitmeliyiz, bir şeyler yapmalıyız.

Ama kavga ederek, öfkeyle davranarak bir şeyleri değiştirmemiz çok da mümkün olmuyor.

Dua ve esenlikle konuya yaklaşmak çok önemli.

Bir başka problem de tacizlerdir.

Taciz; cinsel olabilir, fiziksel olabilir, sözlü olabilir ve duygusal olabilir. Bir kişinin hayatına, başka biri tarafından onun mahremiyetini ve sınırlarını aşarak yapılan müdahaleye taciz denir.

Genellikle aklımıza taciz denilince cinsel taciz geliyor.

Bir adamın ya da kadının, kendisinden çekindiği ya da çaresiz olduğu için karşı koyamayan birine fiziksel olarak bir şeyler yapmasına cinsel taciz diyoruz.

Bu, sözlü ve duygusal da olabilir tabii.

Cinsel taciz, çok yoğun ve çok kötü bir şekilde son zamanlarda memleketimizde görülüyor.

Öyle acayip haberler duyuyoruz ki… Adamlar küçük çocukları taciz ediyorlar, tecavüz ediyorlar, öldürüyorlar.

Bu, kötü şekilde onların hayatında gözüküyor.

Bu kötü olayları yapanların büyük bir çoğunluğunun hayatında da taciz olayları var.

Bu kötü olayları yapanlar da aslında çocukluklarında ya da gençliklerinde cinsel tacize uğramış kişiler oluyorlar.

Çünkü taciz, insanların hayatında yoğun bir iz bırakır.

İnsanlar çaresizdirler, kendilerini koruyamazlar ve büyük bir öfke duygusu içlerinden dışarıya çıkar.

Çaresiz olan kişiler bir şekilde öfkelerini dışarıya vurma ihtiyacı hissederler.

Taciz örtülemez.

Yani “üstünü örttük, geçtik, unuttuk” diyemiyorsunuz.

Bir şekilde tacizle uğraşmak ve onu temizlemek lazım.

Duygusal ve psikolojik olarak taciz mağdurunu kurtarmak gerekir.

Özgür olması için, bu kişinin tacize uğradığı alan neyse — duygusal bir alan mı? — o alanda uğraşılması lazım.

Sözlü tacize mi uğramış?

Onunla uğraşmak lazım.

Sözlü taciz derken…

Bir insana sürekli “salak” derseniz, adam salakça davranmaya başlar.

Bir kişiye kırk kez “deli” derseniz, 41. seferde kendisi de buna inanır.

Bunlar sözlü taciz örnekleridir.

Aslında bu durumların insanların hayatından çıkarılması, insanların bu konuda özgür olması gerekir.

Bunun için de sorunun farkına varıp bir şeyler yapmak lazım.

Psikolojik destek mi alınması gerekiyor?

Bir danışmana mı gidilmesi gerekiyor?

Dua mı edilmesi gerekiyor?

Bunların hepsi, bu kişilerin hayatında yapılması gerekenlerdir.

Bazen başka bir öfke kaynağı da ihtiyaçlarımızın karşılanmamasıdır.

Bazı ihtiyaçlarımız var ve bu ihtiyaçlar karşılanmazsa bundan rahatsız oluruz.

İhtiyacımızı karşılayacak insanlar vardır. O insanlar gerekeni yapmıyorlarsa sorun olur.

Yani eve ekmek getirmiyorsa evin erkeği, para sağlamıyorsa, çocukların okul ihtiyaçlarını karşılamıyorsa anne, kadın ve çocuklar ona öfkelenir.

Çocuklar, anne-babaya saygı göstermiyorsa anne-baba da çocuklara öfkelenir.

İhtiyaçların bir şekilde karşılanması lazım.

Sevgi ve saygı ihtiyaçlarının, maddi ihtiyaçların karşılanması lazım.

Eğer bunlar karşılanmıyorsa, insanların hayatında öfke oluşur.

Bir başka öfke konusu ise kıskançlıktır.

İnsanlar, ta Kabil ve Habil’den beri, Adem ve Havva’nın çocuklarından beri, sürekli kıskançlık yüzünden birbirleriyle çekişiyorlar.

İlk cinayet, bu nedenle işlenmişti.

Ve hâlâ insanlar kıskançlık nedeniyle kötü davranıyorlar.

Bütün bu olayların arkasındaki nedenler üzerinde durmuyorum.

Belki her biri ayrı bir program konusu.

Belki bir gün onlarla da uğraşacağız.

Ama bunları şimdi öfke kaynakları olarak ele alıyoruz.

Bir ayete bakalım:

Romalılar 12. bölüm, 21. ayet, aslında çok bilinen bir ayet.

Bu ayette şöyle diyor:

“Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen.”

Tanrı’nın iyiliğinin hayatımızda olması için bunu söylemeliyiz.

Eğer bir öfke problemimiz varsa…

Az önce baştan sona saydığım bütün konular içerisinde bir öfke probleminiz varsa, bu problemi Tanrı’ya getirin.

Tanrı’nın, sizin öfkenizi değiştirmesi için ona yalvarın.

Eğer öfke, sizin hayatınızda…

Yıkıcı bir etki yaratıyorsa, başka insanların hayatında yıkıcı bir etki yaratıyorsa, aslında bu bir günahtır.

İlk önce hissettiğiniz öfkenin kendisi değil ama öfkenin etkisini görüyoruz.

Bir ayette şöyle diyor:

Efesliler 4. bölüm, 26. ve 27. ayetlerde diyor ki:

“Güneş batmasın. İblise de fırsat vermeyin.”

Eğer öfkenize yeniliyorsanız, günah işliyorsunuz ve o zaman İblis’in sizin hayatınızda, başka insanların hayatında çalışmasına olanak tanıyorsunuz.

İlk öfke çıktığında, onu kontrol etmeye çalışın ve öfkenin size kötülük yapmasına izin vermeyin.

Eğer öfkeyle ilgili probleminiz varsa…

Az önce saydığım olaylardan herhangi birisi, sizin yüreğinizde bir şey canlandırdıysa dua edelim.

Tanrı, sizin öfkenizin kaynağını, o tohumu ve kökü oradan çıkarsın diye.

Tanrım, şimdi dua ediyorum:

Bu programı izleyip de programda saydığım konulardan etkilenen, onların sorunlarını taşıyan kişilere yardımcı ol diye dua ediyorum.

Rabb’im, bir şekilde çekişme, dedikodu, gelin-görümce, gelin-kaynana problemi, eşinden dolayı öfke çeken, adaletsizliğe uğrayan, kıskançlıktan dolayı sıkıntı çeken insanlar varsa…

Şimdi bu programı izleyen Rabb, onların hayatında öfkenin yer almasına izin verme.

Öfkeyi, onların hayatlarından uzaklaştır ve bereket ol diye dua ediyorum.

Kötülüğe yenilmesinler. Kötülüğü iyilikle yensinler diye dua ediyorum.

İblis’e, hayatlarında fırsat vermesinler.

Esenlikle, sevinçle, sevgiyle yaşasınlar diye dua ediyorum.

Onlara yardımcı ol.

İsa Mesih, sen Rabb’sin ve senden yardım isteyen herkese yardım edersin.

O yüzden şimdi sana yardım için bakan bütün bu insanlara yardım et.

İsa Mesih’in adıyla.

Evet, öfkeniz için dua ettik.

Tanrı gerçekten, eğer yürekten istediyseniz, size yardım etmek isteyecek.

Öfkenizle ilgili başa çıkamadığınız noktalar varsa bize yazın.

Onları anlamaya çalışalım.

E-posta adresimize ya da mektupla… Nasıl isterseniz öyle yazın.

Telefon edin.

Bir şekilde iletişim kuralım ve size bilgi iletmeye devam ederim.

Tanrı’nın sözünün bu konuda daha fazla ne dediğini öğrenmek istiyorsanız…

İncelemek istiyorsanız, yazın.

Onun için de gerekeni yapalım.

Öfkenize yenilmeyin.

Umarım bu işittiğiniz sözler, sizin yüreğinize hitap etmiştir.