ŞİDDET DEĞİL, SEVGİ ÜRETİN

Şiddetten söz etmektense bugün daha çok yumuşak huyluluktan söz etmek içimden geliyor. Çünkü aklıma bir olay geldi. Yıllar önce arabamı yeni almıştım ve bu yepyeni arabayla bir yerden bir yere gidiyordum. Havaalanından şehre doğru ilerliyordum. Pek araç geçmeyen bir yerdi. Yolda bir adam gördüm, otostop yapıyordu. Parmağıyla işaret ediyordu.

Ben de düşündüm, adamcağız şimdi soğukta üşümesin, onu alayım ve şehre kadar götüreyim. Aldım adamı, gitmeye başladık. Yolda ilerlerken adam sordu:

— Arabayı yeni mi aldın?

— Evet, dedim, yeni aldım.

— Güzel arabaya benziyor.

— Evet, ben de beğendim.

— Ama bunlar çok gürültü yapıyor ya, dedi. Arabayı kullanırken içindeki gürültü insanı rahat ettirmiyor.

Ya, acayip bozuldum! Yani… Yeni aldığım arabayı eleştirmenin sırası mı? Ben seni almışım, bir yerden bir yere götürüyorum. Daha teşekkür edecekken fikrini niye kendine saklamıyorsun? Teşekkür bile etmeden…

Aslında benzer şeylerle sıkça karşılaşıyorum. İnsanlar, biriyle karşılaştıklarında bir şeyler söylemeyi severler. “Nasılsın?”, “İyi misin?”, “Hoş geldin”, “Havalar nasıl?” gibi sorular sormak gayet normal, hoş görünüyor. Ama bazen insanlar benimle karşılaştıklarında şöyle diyorlar:

— İhsan Ağabey, ne kadar çok kilo almışsın!

Yani… Merhaba, selamün aleyküm, aleyküm selam… Kilo almak nereden çıktı hemen? Konuşmamız gereken konulardan biri mi bu?

Ya da bazıları karşılaştığımızda şöyle der:

— Bugün ne kadar kötü gözüküyorsun! Sana bir şey olmuş. Ne oldu acaba?

Oysa ben iyi göründüğümü düşünüyorum. Keyifliyim. Ta ki seni görene kadar! Seni gördüğüm anda artık o kadar da iyi hissetmiyorum kendimi. “Acaba hasta mı görünüyorum?” diye düşünmeye başlıyorum.

Ben pek fazla kafama takmam ama bu tür insanları bilirsiniz. Mutlaka bir şeyler görürler ya da yaptığınız şeylerde bir eksiklik bulurlar. Evinize gelirler, şöyle derler:

— Haa… Yeni galiba bu koltuklar.

Hemen anlarsınız ki adamın koltuklar hakkında olumsuz bir fikri var. Beğenmemiş. İçinizden, “Evet, o koltukları sen beğenmeyesin diye aldım,” demek gelir.

İşte bu tür insanların hayatımıza girdiği zamanlarda yumuşak huyluluğa çok ihtiyacımız oluyor. İçimizden gelen duygular her zaman olumlu tepkiler olmuyor. Ama biz, sevgi ve sevinci onlara göstermeye gayret etmeliyiz.

Bazen bu insanlara soruyorum:

— Bak arkadaş, sen şöyle şöyle davranıyorsun. Bunlar uygun davranışlar değil. İnsanlara negatif bir şekilde yaklaşmamak, onların sinirlerini bozacak şekilde konuşmamak gerek. Eleştirmemek gerek. Sen niye böyle yapıyorsun?

Bana şöyle diyorlar:

— Kötü bir amaçla yapmıyorum ki… Eleştiri hakkımı kullanıyorum.

Ya da…

— Benim suçum değil, ailemden böyle öğrendim. Genlerimde var, kendimi insanları eleştirmeden duramıyorum. Annem de hep insanları eleştirirdi.

Bunu duyunca aklıma bir tanıdığım geldi. Çok acayip titiz biriydi. Her şeyi sıralar, dizer, her şeyin sırası vardı. Çamaşırlarını asarken bile mandalların rengini çamaşırlarının rengine uydurmaya çalışırdı. Bir gün kendisi söyledi bunu.

— Ben böyle yaparım, dedi.

— Peki, niye böyle uğraşıyorsun? diye sordum.

— Annemden böyle öğrendim. Ben çok titizimdir, annem de çok titizdi.

Ama bu eleştirel titizlik, aşırı detaycılık, hayatlarını çekilmez kılıyor. Dahası, başkalarının hayatını da çekilmez hâle getiriyorlar. Üstelik yaptıklarının sorumluluğunu da almıyorlar. Annelere, ailelere, genlerine bu sorumluluğu yüklemeye çalışıyorlar.

Oysa bu sorumluluğu üstlenip değişmeyi istemek lazım. Eğer hayatınızda hoşlanmadığınız bir yönünüz varsa ya da yanlış bir tutumunuz olduğunu düşünüyorsanız, en iyi yapılacak şey Tanrı’nın huzuruna gitmek ve O’na şöyle demek:

— Tanrım, ben hayatımdaki bu şeyden hoşlanmıyorum. Beni değiştir. Benden bu uygun olmayan şeyi uzaklaştır.

Tanrı, insanların hayatını değiştirir. Hele İsa Mesih’i hayatınıza kabul ederseniz, o zaman Tanrı, kutsal ruhunu içinize koyar ve o ruh sizin hayatınızda çalışmaya başlar.

Sizi Tanrı’ya benzetmek üzere değiştiriyor. O zaman “Ben böyleyim, ben değişmem.” diyemiyorsunuz. Çünkü Tanrı, sizin içinizde sizi değiştirmek için, iyiye ve güzele doğru dönüştürmek için çalışıyor.

Değişmek ister misiniz? Hayatınızda daha iyi şeylerin olmasını, karakterinizin daha iyi ve daha güzel olmasını ister misiniz? O zaman İsa Mesih’i hayatınıza kabul etmeniz lazım. Eğer İsa’yı hayatınıza kabul ederseniz, emin olun ki gerçekten büyük değişiklikler olacak.

Eğer Tanrı’dan istiyorsanız, değişiyorsunuz. Bakın, Galatyalılara Mektup’ta neler deniyor. Galatyalılara Mektup 5. bölüm, 22-23. ayetlerde Tanrı’nın ruhunun insanın hayatında nasıl ürünler verdiğine ilişkin şu sözler var:

“Ruhun ürünü ise sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve öz denetimdir.”

Bazı şeyler üretmeye başlıyor. Eğer İsa’yı Rabbiniz ve Kurtarıcınız olarak kabul ederseniz, sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve öz denetim sizin hayatınızda oluşuyor.

Bunu bir gün bir arkadaşıma anlatıyordum. Eşinden çok şikâyet ediyordu. Eşi son derece cadı kılıklı bir kadınmış. Yani ben söylemiyorum, adam anlatıyordu ve ondan şikâyet ediyordu. Onun yaptıklarından, dayanılmaz tavırlarından, her şeyden bahsediyordu.

Ona işte bu Ruh’un meyvesinden söz ettim. “Sevgi, sevinç, esenlik, sabır, yumuşak huyluluk ve öz denetimi Tanrı verecektir.” dedim. “Ha, bizim hanımın kesinlikle buna ihtiyacı var.” dedi. “Bunları Tanrı ona versin.”

Ona dedim ki: “Sen de istemez misin? Hep başkasının ihtiyacını düşünüyoruz ama acaba kendi ihtiyacımız hakkında ne yapacağız? Tanrı, bu konularda bizim hayatımızdaki eksikliği gidersin istemez miyiz?”

O zaman yüreğinizi Tanrı’ya açın. Tanrı sizin hayatınızda etkin olsun.

Bugün yumuşak huyluluk hakkında konuşacağız, dedik. Tanrı’nın ruhu insanın hayatında yumuşak huyluluk üretiyor.

Yumuşak huyluluk kelimesinin kökeni, daha eskilerde Kutsal Kitap’ta yazıldığı ifadesiyle “denetim altındaki güç” anlamına geliyor. Yani nasıl tarif ediyorlar bunu? Eğitilmiş bir at!

Yumuşak huyluluğu ifade ediyor. Atlar, bildiğiniz gibi eğer eğitilmemişlerse son derece vahşi olur. Üzerlerine değil bir insanın binmesi, eğeri bile koymanız mümkün değildir. Hiçbir şekilde ne gem takabilirsiniz ne eyer takabilirsiniz. Hayvan üstünüze bindirmez. Ama onun eğitilmesi, terbiye edilmesi gerekir.

Yumuşak huyluluk, terbiye edilmiş bir attır, yani kontrol edilmiş bir güçtür. Tanrı, sizin içinizdeki gücü denetim altına alabildiğiniz bir ortam yaratmak ister. Eğer yumuşak huylu bir şekilde davranırsanız, sizin hayatınızda Tanrı daha etkin bir şekilde kendisini gösterir.

Nasıl bir örnek verebilirim diye düşündüğümde, mikroplar aklıma geldi. Eğer mikroplar kontrolsüz bir şekilde çoğalıyorlarsa, insanlara bulaşıyor ve onların hayatlarında hastalıklara sebep oluyorlar.

Eğer bu mikrop gerçekten ciddi bir hastalıksa… Mesela şimdilerde Ebola virüsü var. Ebola, Afrika’da bir sürü insanı etkilediği gibi, dünyanın farklı yerlerinde de yavaş yavaş yayılıyor. Şimdilik kontrol altında. Ama binlerce insan bundan dolayı öldü ve şu anda da birçok insan hasta. Hasta olanların %70’i ölüyor. Salgın inanılmaz hızla yayılıyor.

Mikroplar böyle kontrolsüz yayıldığında, son derece tehlikeli ve ölümcül olabilirler. Ama bilim insanları bu mikrobu alıp kontrol altına alıyor, üzerinde çalışıyor ve aşı ya da ilaç yapıyorlar. Eğer bir hastalık kontrolsüz bir şekilde büyüyorsa, öldürücü olabilir. Ama denetim altında çoğaltılıyorsa, ilaç olarak, hayat kurtaran bir tedavi olarak kullanılabiliyor.

Yumuşak huyluluk da güçle ilgilidir. O gücün denetim altına alınmasıyla ilgilidir. Ve sizin yumuşak huyluluğunuz, insanların hayatlarında bereket ve şifa olabilir.

İsa da öyleydi.

Yuhanna’da aslında çok sevdiğim bir öykü var. Yuhanna 4. bölümde, İsa’nın Samiriyeli kadınla konuştuğu sahne… Bir kuyunun başında Samiriyeli bir kadınla oturup sohbet ettikleri bölüm aklıma geliyor.

Yuhanna 4. bölümde, İsa Samiriyeli kadınla karşılaştı. Samiriyeliler, Yahudilerin normalde düşmanıdır. Bu yüzden İsa’nın da onunla konuşmaması gerekirken bir erkek, kadınla zaten konuşmaz; hele Samiriyeli bir kadınla hiç konuşmaz. Samiriyeli erkeklerle de konuşmazlardı. Hele bir din adamı, rabbi, kutsal bir adam, Samiriyelilere hiç yaklaşmazdı.

İsa, ilk önce bu kadının olduğu yere gitti; kuyudan su istiyordu. Ama Samiriyelilerle arasındaki engeli aştı. Ondaki o yumuşaklık ve sevgi, insanlar arasındaki engeli aşan bir şeydi. İkincisi, o kadınla arasındaki engeli aştı. Kadına sevgiyle, merhametle, lütufla yaklaşıp ona yüreğindekileri ortaya çıkarma fırsatı verdi. Tanrı’yla sohbet edebilme fırsatı sundu.

Kadın, beş kez evlenmişti. Şu anki kocası da aslında kendi gerçek kocası değildi. Yasal bir evlilik dışında, zina sayılabilecek bir ilişki içindeydi. Ama İsa ona baktığında, hemen parmağını uzatıp “Seni taşlamak gerek, öldürmek gerek.” diye bakmadı. İsa, ona baktığında ihtiyaç içindeki bir kadını gördü. Kuyunun başında durup da su içemeyen, susamış birini gördü. İsa, o kuyunun başında ona seslendi.

Dördüncü ayette şöyle diyor… Yedinci ayette ise:

“Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi. İsa ona, ‘Bana su ver, içeyim.’ dedi. Samiriyeli kadın, ‘Sen Yahudisin, ben ise Samiriyeli bir kadınım.’ dedi. ‘Nasıl olur da benden su istersin?’ Çünkü Yahudilerin Samiriyelilerle ilişkisi yoktur. İsa kadına şu yanıtı verdi: ‘Bana su ver, içeyim.’ diyenin kim olduğunu bilseydin, sen ondan dilerdin ve o da sana yaşam suyunu verirdi.”

Tanrı, insanlara yaşam suyunu vermek istemektedir. Siz onu almak istiyor musunuz kendi hayatınıza? Tanrı’nın sizi sonsuza kadar doyuracağı, esenlik içinde kalacağınız ve sürekli susamadan, bolca doyacağınız sudan içmek ister misiniz?

İsa, onu vermek istedi. Karşısında gördüğü şey, susuzluktan yakınan bir insandı. Siz Tanrı’ya, iyiliğe, sevgiye susuzluk çekiyor musunuz? İsa, bunları size vermeye hazır.

İkinci bölüm:

Yine Yuhanna Kitabı’nın 8. bölümünde, taşlanmak üzere İsa’nın huzuruna getirilen bir kadın anlatılır. Kadın, zina yaparken yakalanmıştır ve insanlar onu taşlamak ister. Yani kadın suçludur. Zina yaparken yakalanmış ve cezayı hak ettiğine inanılmaktadır. İnsanlar kadını hemen ortaya getirip teşhir eder. Üzerine damga vurulmuş biri gibi toplumun önüne atarlar.

Eskiden Batı’da da böyle cezalandırmalar yapılırmış. Zina eden bir kadının üzerine, zinayı simgeleyen büyük bir “A” harfi koyarlarmış. İnsanlar onu gördüğünde, “Bu kadın zina yapmış.” derlermiş.

İsa’nın huzuruna getirilen bu kadın da herkesin önünde teşhir ediliyordu. Ama İsa, diğerleri gibi ona parmakla işaret edip utandırmak istemedi. Onun günahını açığa çıkarmak istemedi. Sevgi, her günahı örter. Günahı günah olarak tanımlarız ve ondan uzak durulmasını isteriz.

İsa Mesih, günahı bağışlayan Rab’dir. Kadına iyilikle, lütufla baktı ve ona, “Git ve artık günah işleme.” dedi. Kadının canını kurtardı ve onu özgür bıraktı.

Üçüncü hikâye:

Luka 19. bölümde, Zakkay adında bir adamdan söz edilir. Zakkay, kısa boylu, hırslı ve çok girişken bir adamdır. İsa’yı çok merak etmektedir. İsa’nın insanlara nasıl şifa verdiğini, neler yaptığını, olağanüstü biri olduğunu işitmiştir.

İsa’nın bulunduğu şehre geldiğini öğrenince, onu görmek ister. Ancak kalabalık yüzünden göremeyeceğini düşündüğü için bir ağaca tırmanır ve İsa’yı oradan izler.

Bu adam, bir vergi görevlisidir. Çok zengindir ve zenginliğinin büyük kısmını insanları kandırarak, onların mallarını haksız yere alarak elde etmiştir. İnsanlardan fazla vergi toplayıp aradaki farkı cebine atmış, halkın canını yakmıştır. Aynı zamanda Romalı işgalciler için çalışarak, halkının gözünde bir hain olmuştur.

Yani Zakkay, kötü bir adamdır. Ama içindeki boşluğu fark eder ve bu boşluğu İsa Mesih ile doldurmak ister.

Kalabalığın içinden İsa’ya bakarken, İsa onu görür ve ona seslenir:

“Zakkay, bugün senin evinde kalacağım.”

Bütün kalabalığın içinde, herkesin nefret ettiği bu günahkârın evinde kalmayı kabul eder. Aslında kabul etmekten öte, kendisi teklif eder.

İsa, sizinle de kalmak istiyor. Belki Zakkay kadar günahkâr değilsiniz, belki zina eden kadın kadar suçlu hissetmiyorsunuz. Belki Samiriyeli kadın kadar reddedilmiş de değilsiniz. Ama yüreğinizde ne eksiklik varsa, İsa şimdi onu doldurmak istiyor.

Hayatınızdaki eksikliği, acıyı, mutsuzluğu almak istiyor.

Luka 19. bölümün sonunda, İsa şöyle der:

“Bu eve şimdi kurtuluş geldi.”

Sizin evinize kurtuluş gelsin ister misiniz? Sizin hayatınıza; günahtan, ölümden, yalnızlıktan, neyin sıkıntısını çekiyorsanız, o problemden kurtuluş ister misiniz? İsa’yı hayatınıza alın. İsa size kurtuluş versin.

Yumuşak huyluluktan söz ediyoruz. İsa’nın yumuşak huyluluğuna örnek veriyoruz. Peki, siz çevrenizdeki insanlara nasıl davranıyorsunuz? Tamam, yüreğinizde acı varsa İsa’ya teslim edin dedim; gerçekten bu çok önemlidir. Ama siz insanlara nasıl davranıyorsunuz? Sevgiyle mi, merhametle mi, iyilikle mi davranıyorsunuz? Yoksa öfkeyle mi, şiddetle mi? İnsanları suçlayarak, yargılayarak, mahkûm ederek mi davranıyorsunuz?

Bakın, size birkaç ayet okuyayım:

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki biricik Oğlunu verdi. Öyle ki O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için göndermedi; O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi.”

İsa Mesih, dünyanın kurtarıcısıdır. Evet, insanlara sevgiyi sundu, yardım etmeye çalıştı, onlara şifa verdi. Ama sağladığı en önemli şey kurtuluştu. İsa Mesih, insanların kurtarıcısı olarak yeryüzüne geldi. Sizi de kurtarmak ister. Aynı şekilde sizin de insanlara kurtuluş yolunda destek olmanızı ister. Peki, nasıl?

Galatyalılar 6. bölüm, 1. ayette şöyle yazar. Size ayeti tam olarak okuyayım:

“Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın.”

Öfkeyle, şiddetle değil… Eğer bir kötülük görüyorsanız, hemen onu bastırmaya çalışarak öfkeyle davranmayın. Bugün şiddetten konuşmayacağız dedim ama yine de konu şiddete geliyor. Şiddetten uzak durun! Sevgiyle, merhametle, yumuşak ruhla sorunları çözmeye çalışın.

İsa Mesih öyle yaptı. O, size yumuşaklığı göstermeye çalışıyor ve sizin de başka insanlara aynı şekilde yumuşak davranmanızı istiyor.

Bir başka ayet, son ayetimiz; Yeşaya 40. bölüm, 11. ayet.

“Sürüsünü çoban gibi güdecek, kuzuları kollarına alacak, bağrında taşıyacak, usul usul yol gösterecek emziklilere.”

Tanrı’nın insanların arasında nasıl hareket edeceğini gösteriyor. Bir çoban olarak nasıl davranacağından söz ediyor. Tanrı sizi de kollarına almak istiyor. Sizi de sevgisiyle sarmak istiyor. Yüreğinizi O’na verebilirsiniz. İsa sizi iyileştirebilir, yüreğinizi yumuşatabilir. İçinizdeki acılığı, yalnızlığı, boşluğu alabilir ve yerine ruhunu, sevgisini koyabilir.

Eğer hayatınızı İsa’ya vermek isterseniz, şimdi bunu yapabilirsiniz. İsa bunun için dünyaya geldi. Günahı ve günahın bütün etkisini ortadan kaldırmak için yeryüzüne geldi. Suçsuz olduğu hâlde sizin günahlarınız için çarmıhta öldü ve size yaşam vermek üzere ölüme gönderildi. Eğer O’na iman ederseniz, kurtulacaksınız.

Şimdi dua edeceğim. Eğer benimle birlikte dua ederseniz, İsa’ya iman etmiş olacaksınız. Benim sözlerimi tekrarlayın. Belki nasıl dua edeceğinizi bilmiyorsunuz, o yüzden ben dua edeyim. Eğer siz de uygun buluyorsanız, sözlerimi tekrarlayın ve hayatınıza İsa’yı alın.

Rabb, seni çağırıyorum. Ben günahkârım. Hayatımda boşluklar var, karanlıklar var ve senin yardımına ihtiyacım var. Yumuşaklıkla, sevgiyle hayatıma gir. Sen benim günahlarım için öldün. Bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildin. Ruhunla beni bereketle. Hayatımı doldur. Ruhunla doldur. Bana yol göster. Senin yollarında yumuşak bir şekilde nasıl yaşayabileceğimi bana öğret. Benim Rabbim ve Kurtarıcımsın. Sana sığınıyorum. Amin.”

Tanrı’nın esenliği ve sevinci sizinle olsun. Hoşça kalın.