RUHSAL SAVAŞ

Günümüzde insanlar son derece maddeci oldular. Bunu sadece paraya düşkünlük açısından söylemiyorum; elbette insanlar son dönemlerde paraya da oldukça düşkün hale geldiler. Ancak maddi olan şeyler dışındaki konulara ilgi duymamaya başladılar. Ruhsal varlıklar olduğumuz halde—hepimiz ruhsal varlıklarız—insanlar ruhsal konulara giderek daha az ilgi gösteriyorlar. Çünkü bu dünyanın sıkıntıları onları yeterince meşgul ediyor. Bu dünyanın acıları ve zorlukları insanları oyalıyor. Daha çok para kazanmak, daha fazla maddi varlığa sahip olmak istiyorlar.

Ancak bizim yaratılışımız bu şekilde değil. İçimizde bir boşluk var. Çünkü ruh olan Tanrı… Âdem’i ilk yarattığında onu balçıktan şekillendirdi ve ona ruh üfledi. İsterseniz bu ayeti okuyayım. Yaratılış 2. bölüm, 7. ayette şöyle diyor:

“Rab Tanrı, Âdem’i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Âdem yaşayan bir varlık oldu.”

Buradaki “soluk” kelimesi aslında aynı zamanda “ruh” anlamına da geliyor. Tanrı, ona kendi ruhundan vererek onu canlandırdı, insan haline getirdi ve onu bir ruhsal varlık yaptı.

Yeryüzündeki tek ruhsal varlık insan değildir. Başka ruhsal varlıklar da vardır: Melekler, cinler ve şeytan. İnsanlar, meleklerden, cinlerden ve şeytandan söz edildiğinde genellikle iki tepki verirler: Ya korkarlar—çünkü bilinmeyen şeyler insanları ürkütür—ya da kayıtsız kalıp inanmazlar. “Aman başımıza bir şey gelmesin, tövbe tövbe!” derler. Bazıları ise bu konularla fazla ilgilenmekten kaçınır. Maddiyatçılığın getirdiği bir durumdur bu; insanlar bu tür konulara fazla odaklanmak istemezler.

Öte yandan, bu meseleleri aşırı önemseyenler de vardır. Sürekli ruhsal âlemle ilgilenen, bu konularla yatıp kalkan insanlar… Onlar da aslında ruhsal varlıkların hayatımızdaki konumunu ve etkisini abartırlar.

Âdem ve Havva, Tanrı tarafından yeryüzüne Tanrı’nın temsilcileri olarak gönderildiler. Onlar, Tanrı adına yeryüzünde egemenlik süreceklerdi. Yeryüzünü işleyecek, burada çoğalacak ve Tanrı’ya uygun, O’na övgü sunan bir hayat süreceklerdi. Fakat günah işlediler. Tanrı’ya başkaldırarak O’nun yasakladığı şeyleri yaptılar. Şeytan onları ayartmak için geldi ve onlar da şeytanın sözüne uydu. Bu olaydan sonra şeytan, yeryüzü üzerinde hak iddia etmeye başladı.

Örneğin, İsa’nın yeryüzünde hizmetine başladığı dönemde, şeytan ile aralarında geçen bir konuşmada bu açıkça görülür. İncil’in Luka kitapçığında, 4. bölüm 4-6. ayetlerde şöyle yazmaktadır:

“İsa, ‘İnsan yalnız ekmekle yaşamaz’ diye yazılmıştır karşılığını verdi. Sonra İblis, İsa’yı yükseklere çıkararak bir anda ona dünyanın bütün ülkelerini gösterdi ve şöyle dedi: ‘Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim. Bunların tümü bana teslim edildi; ben dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan hepsi senin olacak.'”

Şeytan, İsa’yı yeryüzündeki her şey üzerinde yetki sahibi olmakla ayartmaya çalışıyordu. Oysa İsa, çarmıhtaki ölümüyle ve bizim günahlarımız için kendini feda etmesiyle zaten bu yetkiyi alacaktı. Şeytanın teklifini elbette reddetti. Ancak burada dikkatimizi çeken bir ifade var:

İblis, “Bütün yeryüzü üzerindeki yetki bana verildi” diyor. Peki, bu nasıl oldu? Çünkü Âdem ve Havva, günah işlediklerinde İblis’in sözüne itaat etmiş, onun istediği şekilde hareket etmişlerdi.

Yeryüzünde, Tanrı’ya ait olanlarla şeytana ait olanlar arasında bir savaş var. Eğer Tanrı’ya ait ruhlar, yeterince güçlü bir şekilde mücadele ederlerse, elbette şeytanın onlara karşı koyması mümkün olmaz. Aslında bu zafer konusuna daha sonra değineceğim. Ancak ortada bir gerçek var: Yeryüzünde bir mücadele var. Bir savaş var. Ruhsal bir savaş.

Bu savaşın niteliği üzerinde biraz durmalıyız. Bir savaş ve mücadeleden bahsediyorsak, bu insanlara karşı bir savaş değildir. Din adına birçok insan öldürülüyor. Dünyanın her yerinde farklı dinlere mensup insanlar, din adına birbirlerine karşı savaşlar yapıyorlar.

Bazen dinle milliyetçilik birbirine karışıyor ve insanlar kendilerinden farklı olan kişileri öldürüyorlar. Bunları değişik yerlerde gördük. Kosova’da gördük, Bosna-Hersek’te gördük. Şimdi dünyanın her yerinde görüyoruz. IŞİD teröristlerinin yaptıklarını görüyoruz. Ama Hristiyanlık açısından böyle bir mücadele doğru değildir. Bizim mücadelemiz ruhsal bir mücadeledir.

Efesliler 6. bölümde bakın ne diyor, 12. ayette:

“Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır.”

Biz insanlarla bir mücadele sürdürmüyoruz. Bizim mücadelemiz ruhsal bir mücadele. İnsanlar bizden farklı görüşlere sahip olabilirler, farklı inanışlara sahip olabilirler. Yine de onlarla bir mücadele içerisinde olamayız. Çünkü onlar da Tanrı’nın yarattığı kişilerdir. Onların Tanrı’ya dönmesi, Tanrı’ya yönelmesi için dua edebiliriz. Tanrı’nın sözünü anlatabiliriz, televizyon programları yapabiliriz. Ama onun ötesinde, onları ikna etmek için başka bir şey yapmayız.

Ortada ruhsal bir mücadele var. Burada yönetimler, hükümranlıklar dedikleri; cinler ve şeytana ait olan ruhlardır. Onlardan bahsediyor. Yani aslında söylemem gereken şu: Siz de bir savaşın içerisindesiniz ve bu savaşın içerisinde olduğunuzu fark etseniz de fark etmeseniz de çevrenizde, sizin hayatınızın üzerinden bir mücadele yürütülmektedir. Siz hangi tarafta yer alacaksınız? Tanrı’ya ait ruhsal orduda mı yer alacaksınız, yoksa Tanrı’nın karşısında mı duracaksınız?

İsa, yeryüzüne insanların hayatındaki günahın etkisini yok etmek için geldi. Âdem ve Havva günah işleyerek yeryüzünü İblis’e teslim ettilerse, şeytana teslim ettilerse de İsa yeryüzüne gelip o günahın etkisini yeryüzünden tamamıyla kaldırmak istedi. Yeryüzüne geldi ve insanların arasında yaşadı. En sonunda çarmıha kadar gitti. Çarmıhta günahı yendi. Nasıl? Bütün dünyanın günahları için, sizin de günahlarınız için çarmıhta öldü. Artık siz günahlarınız yüzünden ceza çekmek zorunda değilsiniz. Çünkü cezayı İsa çekti çarmıhta.

Tanrı, size bir armağan olarak İsa’yı verdi ve sizi günahın cezalarından kurtardı. Günahı yendi. Günahın sonuçlarını yendi ve üçüncü gün ölümden dirildi. İsa Mesih, çarmıhta şeytanı yendi. Dolayısıyla artık şeytanla Tanrı arasında bir mücadele varmış gibi düşünmeye gerek yok. Şeytan bu savaşı çoktan kaybetmiştir. İsa Mesih, şeytana karşı zafer kazanmıştır.

Bu durumda size düşen şey, İsa’yı hayatınıza almak, İsa’ya iman etmektir. Yoksa yeni bir mücadelenin içinde olmaya gayret etmek gibi bir şey söz konusu değildir. Sadece ve sadece İsa’ya iman etmelisiniz. Ondan sonra Tanrı’nın safında yer alarak ruhsal mücadelenizi sürdürebilirsiniz.

Koloseliler 2. bölüm 13 ve 15. ayetlerde İsa’nın bu mücadelesi hakkında bize bilgi veriyor. Şöyle diyor:

“Suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesih ile birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı. Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi. Onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp, onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi.”

Yönetimler ve hükümranlıklar dediği, daha önce de söylediğim gibi, İblis’e ait olan güçler, cinler ve İblis’in bütün ordusudur. Onları çarmıhta yendi. Artık onların insanların üzerinde hak iddia etme şansları yok. Eğer insanlar Tanrı’ya aitse, hayatınızı Tanrı’ya teslim ederseniz İblis’in sizin üzerinizde hak iddia etme hakkı yoktur.

Şimdiye kadar herhangi bir şekilde bir günahtan dolayı ya da size karşı işlenen bir günahtan dolayı hayatınıza İblis’in işleri girmiş olabilir. Sizi tutsak eden ya da sizi olumsuz şekilde etkileyen bir ilişki içerisine girmiş olabilirsiniz. Hayatınızın üzerine bir karanlık çökmüş olabilir. Ama siz artık bu karanlıkta yaşamak zorunda değilsiniz. Çünkü İsa Mesih sizin için çarmıhta öldü. Sizi İblis’in elinden kurtarmak için çarmıhta öldü. Eğer siz yüreğinizi İsa Mesih’e teslim ederseniz kurtulacaksınız.

İblis artık size dokunamaz. Ondan özgür bir hayat yaşayabilirsiniz. İsa Mesih’e iman eden birinin şeytandan, onun güçlerinden, cinlerinden korkmasına gerek yoktur. Şeytan artık yenik bir savaşçıdır. İsa Mesih onu yendi. Şeytan tabii ki hâlâ mücadele ediyor.

İnsanların hayatlarına zarar vermeye çalışıyor, onları mümkün olduğunca Tanrı’dan uzaklaştırmaya çabalıyor. Ama bunlar onun son hamleleri. Yenik bir savaşçının artık son kılıç darbeleri diyebiliriz. Ancak onun gücü, hayatımızı bütünüyle yönetecek kadar etkin değildir—eğer İsa Mesih’e aitseniz. Ama eğer İsa Mesih’e ait değilseniz, hâlâ onun etkisi altında yaşama ihtimaliniz var. Bu yüzden size tekrar söylüyorum: Hayatınızı İsa’ya verin. İblisten tamamen kurtulup özgür ve esenlik dolu bir hayat sürdürmek mümkündür. Rab, sizi hayatınızdaki bütün karanlığın bağlarından kurtarsın.

Şimdi söylüyorum: Bu yayını izleyen herkes, karanlığın işlerinden ve iblisin bağlarından kesinlikle özgür olsun! Ve bugün, bu program aracılığıyla Tanrı sizin yüreğinize dokunsun.

İblis, yani yenik bir savaşçı diyoruz ama onun hayatımızda etkili olabildiği bir alan var: düşüncelerimiz. Ruhsal hayatımızın, yani ruhsal savaşın en yoğun şekilde yaşandığı yer zihnimiz, düşüncelerimizdir. Orada şeytan bize saldırabilir, düşüncelerimizi etkileyebilir ve bizi yanlış yönlendirebilir.

Size bir ayet okuyayım, sonra üzerine konuşmaya devam edelim. 2. Korintliler 10. bölüm, 4. ve 5. ayetler şöyle diyor:

“Çünkü savaşımızın silahları insansal silahlar değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip silahlardır. Safsataları, Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyor, her düşünceyi tutsak edip Mesih’e bağımlı kılıyoruz.”

Az önce söylediğim gibi, biz insanlarla mücadele etmiyoruz. Bizim mücadelemiz karanlığın güçlerine karşıdır. Ne yazık ki, insanlar bu mücadelede karanlığın güçleri tarafından kötüye kullanılabiliyor. İblisin hayatımızda saldırdığı temel nokta düşüncelerimizdir. Bize ne kadar yeteneksiz, başarısız, eksik olduğumuzu fısıldar.

Bazı insanlar var ki, son derece güzel görünmelerine rağmen, kafalarında sürekli çirkin olduklarına dair bir mücadele yaşarlar. Bazı insanlar ise çok yeteneklidir, ama akıllarına sürekli olarak yeteneksiz oldukları, başarısız olacakları, beceriksiz oldukları düşüncesi gelir. Şeytan, bu tür düşüncelerle insanları felç etmeye, hiçbir şey yapamaz hâle getirmeye çalışır. Tanrı’nın onların hayatına koyduğu yetenekleri ve armağanları kullanmalarını istemez. Böylece, bu insanların hayatında Tanrı’nın amaçları gerçekleşmez.

Bu, belki küçük bir sorun gibi görünebilir. Ancak insanların hayatlarını karartacak kadar önemli bir problemdir. Bir başka önemli konu ise ölüm korkusudur. İncil’in İbraniler bölümünde, 2. bölümün 14. ve 15. ayetlerinde şöyle yazıyor:

“Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı—yani iblisi—ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.”

Amin.

İsa’nın yeryüzüne gelmesinin sebebi, iblisin elinde tutsak olan insanları kurtarmak, onları Tanrı’ya yaklaştırmak ve Tanrı’nın egemenliğine, yani krallığına sokmaktır. İnsanlar ölüm korkusuyla yaşamak zorunda değildir. Ölüm korkusu insanları çeşitli alışkanlıklara sürükler. Bazı insanlar, ölüm korkusu yüzünden tamamıyla hiçbir şey yapamaz hâle gelir. Sokağa çıkamaz, yıkanamaz, normal bir yaşam süremezler. İşte Tanrı, İsa Mesih’i bu yüzden gönderdi: Ölüm korkusu yüzünden felç olmuş, Tanrı’dan uzaklaşmış insanları kurtarmak için. Ölüm korkusu yüzünden çeşitli dini etkinliklere katılmak zorunda hisseden insanları özgür kılmak için.

Çünkü insanlar yalnızca ve yalnızca İsa Mesih’e olan imanlarıyla kurtulurlar. Herhangi bir şey yaptıkları için, herhangi bir törene katıldıkları için değil. Yalnızca ve yalnızca İsa Mesih’e olan imanlarıyla kurtulurlar.

Tabii, eğer bir mücadeleden söz ediyorsak, bir tür savaştan bahsediyorsak, bu savaşın silahları da vardır. Daha önce de söylediğim gibi, insanlarla savaşmıyoruz. Bu, ruhsal bir savaştır. Dolayısıyla, bu ruhsal savaşın silahlarının da doğal olarak ruhsal silahlar olması gerekir.

Yok diyecektim ama Kutsal Kitap diyor ki, Efesliler 6. bölüm, 10-20. ayetler arasında, elinizde bir kılıç var; o da Tanrı’nın sözüdür. Tanrı’nın sözünü bir kılıç gibi, insanların hayatlarında tutsak oldukları bağları koparmak için kullanabilirsiniz. Tanrı’ya karşı direnen herkesin önüne, bir kılıç gibi Tanrı’nın sözünü uzatabilirsiniz.

Ama bizim silahlarımız yalnızca Tanrı’nın sözünden ibaret değil. Bizim silahlarımız, gerçekle, doğrulukla, esenlik müjdesini yayma hazırlığıyla, imanla ve kurtuluşla devam ediyor. Sahip olduğumuz iman ve kurtuluş bizim kalkanımız olabilir, zırhımız olabilir. Tabii, bunların yanına hiç unutmamak gereken bir şey daha var: Dua ve yalvarışı da eklemeliyiz. Size bunu okuyayım en azından. Efesliler 6. bölüm 10-20. ayetler arası uzun bir parça olduğu için tamamını okumayacağım, ama en azından 18. ayeti paylaşayım. Şöyle diyor:

“Her türlü dua ve yalvarışla her zaman Ruh’un yönetiminde dua edin. Bu amaçla bütün kutsallar için yalvarışta bulunarak tam bir adanmışlıkla uyanık durun.”

Şimdi esas soru geliyor size: Siz bu savaşın neresindesiniz? Tanrı ile beraber bu ruhsal savaşın içinde olmak istiyor musunuz? Eğer Tanrı ile beraber olmak, O’nun yanında güvenlikte ve esenlikte olmak istiyorsanız, hayatınıza İsa Mesih’i kabul etmeniz gerekir.

İsa Mesih yeryüzüne geldi, insanlar arasında yaşadı, onlara dokundu. O, insanlar arasında yaşarken bazen cinnet geçiren insanlarla karşılaştı. Onlar için dua ettiğinde, içlerindeki cinler çıktı. Bazen İsa’yı gördüklerinde, cinnet geçiren insanların içindeki cinler O’na yalvardı: “Ne olur, ne olur, bizi buradan kovma!” diye.

İsa, insanlar için geldi. Bu yüzden onları özgür kıldı. İsa’nın gücü, O’nun geçtiği her yerde etkindi. İsa’nın gücünü hayatınıza almak için O’na iman etmeniz gerekir. O’nun çarmıhta sizin günahlarınız için öldüğüne inanmanız gerekir. O Rab’dir, O’ndan başka Rab yoktur. Onu hayatınıza alın.

İsa Mesih çarmıhta öldü, üçüncü gün ölümden dirildi. Günahı, günahın etkisini ve insanların hayatındaki bütün bağları ortadan kaldırmak için çarmıhta öldü. Üçüncü gün ölümden dirildi. Bu, O’nun sonsuz hayatını ifade eder ve aynı zamanda çarmıhta sunduğu kurbanın Tanrı tarafından kabul edildiğini gösterir. İsa’nın sözleri doğrudur. O’nun dirilişi bunu kanıtlıyor. Ve şimdi İsa sizi kendisine çağırıyor. Ona gidecek misiniz?

İsa çarmıhta zafer kazandı ve sizi de bu zaferle kurtarmak istiyor. Eğer şimdi hayatınıza İsa’yı almaya hazırsanız, benimle birlikte dua edin. Karanlığın işlerinden, karanlığın gücünden, düşmanın ve iblisin etkisinden kurtulun.

Hadi dua edelim:

“Ya Rab İsa, ben günahkârım. Günahlarımı bağışla. Çarmıhta benim günahlarım için öldün. Bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildin. Beni şeytanın işlerinden ve güçlerinden koru diye dua ediyorum. Bu ruhsal savaşta, Tanrı’nın yanında yer almayı seçiyorum. Rab, Kutsal Ruh’unla güçlendir beni. Ruhunla doldur beni. Hayatımı koru. Beni tüm bağlardan, tutsak olduğum her şeyden özgür bırak. Gel hayatıma, benimle yaşa. İsa Mesih’in adıyla. Amin.”

Eğer bu duayı ettiyseniz, İsa Mesih şimdi sizin hayatınıza girdi. Ve bundan sonra daha büyük bir güçle, yetkiyle hayatınızda etkin olmaya devam edecek. Bu yüzden Tanrı’nın bilgisinde ilerlemeye devam edin. Bir Kutsal Kitap edinin ve onu okuyun. Eğer Kutsal Kitap’ınız yoksa, bize yazın. Size bir İncil yollayalım.

Nereye mi yazacaksınız? Şimdi ekranın altından geçiyor olmalı e-posta adresimiz. Ya da telefon numaramız var, bize telefon edebilirsiniz. Mutlaka arkadaşlarımızdan biri size cevap verecek ve istediğiniz İncil’i gönderecektir.

Başka sorularınız varsa, o soruları da bize yollayabilirsiniz. Ve seve seve cevap vereceğiz. Hem bu konuyla ilgili sorularınızı hem de Hristiyanlık ve diğer konularla ilgili merak ettiklerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Size sevinçle, zevkle cevap vereceğiz.

Bugünkü programımız burada sona eriyor. Bir sonraki programda görüşene kadar Tanrı’nın sevinci ve esenliği sizinle olsun.

Hoşça kalın.