YAŞLILIK

Karadeniz’de gençler, aslında her yerdeki kadar çok değil maalesef. Karadenizli gençler başka yerlere göç ediyorlar. Büyük şehirlerde hâlâ Karadenizli gençler var, ama köylerde ya da küçük ilçelerde, kasabalarda gençler genellikle iş bulmak ya da hayatın hareketini görmek için büyük şehirlere gidiyorlar. Bazı insanlar da Karadeniz’den ayrılıp batıdaki şehirlere, özellikle İstanbul’a göç ediyor. Yurt dışına gidenler de var tabii.

Ancak gençler kadar yaşlılar da çok. Türkiye’nin genelinde yaşlı nüfus oranı artıyor, ama bu oran Karadeniz’de daha belirgin. Bugün bu yüzden yaşlılardan söz etmek istiyorum. Kutsal Kitap’ın yaşlılara bakışı ve yaşlıların Tanrı’yla ilişkileri hakkında konuşmak istiyorum.

Tevrat’ta, Levililer bölümünde — Levililer 19. bölüm 32. ayette — şöyle diyor:

“Aksaçlı insanların önünde ayağa kalkacak, yaşlılara saygı göstereceksin. Tanrından korkacaksın. Ben Rabbinim.”

Yaşlıları onurlandırmak gerektiğinden söz ediyor. Elbette, bizim kültürümüzde de yaşlılara saygı göstermek önemli bir değerdir. Otobüste yaşlılara yer vermek gerekir. Toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer gösterilir. Eğer bir yaşlı görürseniz, ona yardım edersiniz.

Ben ilk kez bir toplu taşıma aracında, otobüse bindiğimde, liseye giden genç bir delikanlı beni görünce “Amca, buyurun siz oturun,” dedi. O an ilk defa birinin bana “amca” dediğini duydum ve yaşlanmaya başladığımı fark ettim.

Yaşlanmak aslında hiçbirimizin pek hoşlandığı bir süreç değildir. Çünkü yaşlandığımızda bedenimizde ve hayatımızda bazı değişiklikler olur — ve çoğu zaman bu değişiklikler hoşumuza gitmez.

Kutsal Kitap’ta yine Yeşu kitabında, 23. bölüm 2. ayette şöyle der:

“Yeşu, kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. Bu nedenle ileri gelenleri, boy başlarını, hâkimleri, görevlileri, bütün İsrail halkını topladı. Onlara, ‘Kocadım, yaşım hayli ilerledi,’ dedi.”

Çok iç burkucu bir ifade. Yeşu, Tanrı’nın ordusunun komutanıydı. İsrail’i vadedilen topraklara getiren kişiydi. Ama bu ayete geldiğimizde, artık liderleri toplamış ve açıkça “kocadım” diyor.

Peki kocayan bir insana ne olur? Bel ağrıları başlar, ayakta durmak zorlaşır, dizler ağrır. Yağmur yağdığında dizleri daha da ağrır. Kulakları iyi işitmez olur, gözleri eskisi gibi görmez. Sağlık bozulur, güç azalır. Bazen yaşlı insanların eşleri de vefat etmiş olur; bu yüzden yalnızlık da yaşanır. Kısacası, yaşlanmak insanın moralini yüksek tutan bir şey değildir. Yeşu da muhtemelen bu duyguları yaşıyordu.

Eğer izleyicilerimiz arasında kendini yaşlanmış hissedenler varsa, eminim onlar da bu durumu anlayacaktır.

Kutsal Kitap’ta, Vaiz kitabının 12. bölüm 1. ayetinde şöyle der:

“Bu yüzden, zor günler gelmeden, ‘Zevk almıyorum’ diyeceğin yıllar yaklaşmadan, güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden, gençlik günlerinde seni Yaratan’ı anımsa.”

Yaşlılıktan söz ediyor ama bunu pek olumlu bir şekilde yapmıyor. “Zor günler” olarak nitelendiriyor yaşlılığı. Yani bir insan yaşlandığında zorluklarla karşılaşacağına işaret ediyor. “Yaşlılık zordur” diyor.

  1. ve 7. ayetlerde ise şöyle devam eder:

“Gümüş tel kopmadan, altın tas kırılmadan, testi çeşmede parçalanmadan, kuyu makarası kırılmadan, toprak geldiği yere dönmeden, ruh onu veren Tanrı’ya dönmeden, seni Yaratan’ı anımsa.”

Tanrı’ya dönmek için çok geç olmadan harekete geçilmesi gerektiğini söylüyor. Günümüzde birçok insan, “Daha gencim, dine inanmak ya da Tanrı’yla ilgilenmek için erken,” diyor. Ama Kutsal Kitap bunun tersini söylüyor: Geç olmadan Tanrı’yı anımsa.

Burada gençliğimizi “gümüş tel”e benzetiyor. Gümüş tel koptuğunda, artık eski işlevi kalmaz. Altın tas kırıldığında, sadece altın değeri kalır; artık bir “tas” değildir. Aynı şekilde, yaşlandığınızda Tanrı’nın huzuruna gitmeden önce Tanrı’yı hatırlamanız gerekir.

Ayetler yaşlılıktan çok kederli bir şekilde söz ediyor. Yaşamın ne kadar çabuk geçtiğini vurguluyor.

Yani yaşamın çabuk bittiğini ifade eden bir başka yere daha bakalım. Mezmurlar Kitabı’nda, Davut aslında bazen yaşlılıktan çok da sevinçle bahsetmiyor. 90. Mezmur, 10. ayet bakın ne diyor:

“Ömrümüz yetmiş yıl sürüyor, bilemedin seksen; o da sağlıklıysak. En güzel yıllar da zahmetle, kederle geçiyor. Çabucak bitiyor, uçup gidiyoruz.”

Yani ömrümüzün yetmiş yıl, ya da bilemedin seksen yıl süreceğini ifade ediyor. Allah’tan şimdi tıp ilmi gelişti; biraz daha uzun yaşayabilme ihtimalimiz var. İnsanlar 70–80 yaşlarına kadar yaşıyorlar ve sağlıklı bir şekilde ayakta kalabiliyorlar. 80 yaşlarında hâlâ iş yapan, çalışabilen insanlar olduğunu biliyorum. Öyle bir umudumuz var şimdi.

Ama 70–80 yaşına geldiğimizde, hayatımızın zorlaşacağını ve kederli olacağını ifade ediyor. En güzel yıllarımızın geçmiş olabileceğini söylüyor.

Beni izleyen yaşlılar… Hayatınızın en güzel yılları geçti mi gerçekten? Yoksa Tanrı size önünüzde güzel yıllar verebilir mi? Tanrı, sizin hayatınızı tekrar güzelleştirebilir diye düşünüyorum.

Tamam, okumaya devam edelim. Bir başka Mezmur: 37. Mezmur, 25. ayete bakalım. Ne diyor? Bu da ilginç bir Mezmur parçası:

“Gençtim, ömrüm tükendi ama hiç görmedim doğru insanın terk edildiğini, soyunun ekmek dilendiğini.”

Doğru insan, hayatında yalnız bırakılmaz. Gençken insanlar yaşlandığında, ailesi tarafından yalnız bırakılmaz. Hep sağlam adımlar atar. Onun hayatında bereket olur. Gençlik biter, ömür tükenir ama doğru insanlar, doğru hayatı sürdürenler yalnız kalmaz.

Tanrı asla onları yalnız bırakmaz. Çevresindeki insanlar da onları yalnız bırakmak istemez. Çünkü onların hayatlarındaki doğruluk, adalet, sadakat — Tanrı’nın karakterine benzeyen şeylerdir. Bu da insanların onları arkadaş edinmesine, dostlukların kalıcı olmasına neden olur.

Ama dedim ya, Davut Peygamber yaşlılıktan pek hoşlanmazdı. Yaşlanmak onu hep endişelendirmiştir. Şimdi bir de 71. Mezmur’a bakalım. Davut neler söylüyor?

  1. Mezmur, 9. ayet:

“Tanrı’ya sesleniyor: Yaşlandığımda beni reddetme, gücüm tükendiğinde beni terk etme.”

Davut yaşlılıktan korkuyor. Tanrı’nın, yaşlandığı zaman onu reddedebileceğini, gücü tükendiğinde terk edebileceğini düşünüyor. Bu, kocaman bir kahraman. Golyat’ı yenmiş olan — bizim kültürde “Calut” da denir — o dev adamı küçücük bir çocukken bir sapanla kafasından vurup öldüren Davut’tan söz ediyoruz.

O Davut şimdi Tanrı’nın önünde dua ediyor: “Yaşlandığımda beni reddetme, gücüm tükendiğinde beni terk etme.” Yaşlandığında yalnız kalmaktan korkuyor. Tanrı’nın onu bırakacağından endişe ediyor. O cesur adam, yaşlılıktan fazlasıyla korkuyor.

Okuduğum bir kitapta, Davut’un bu korkusunun nedeninin çevresindeki yaşlılarda gördüğü umutsuzluk ve tükenmişlik olduğu ifade ediliyordu. Davut artık yaşlandığını görüyor, gücünün azaldığını hissediyor ve çevresindeki yaşlılara bakıyor: “Acaba ben de onlar gibi mi olacağım?” Ve gördüğü şey hoşuna gitmiyor.

Yaşlılar… Gerçekten tükenmiş durumda. Tanrı sanki onların üzerinde pek bereket göstermiyor gibi geliyor.

Bir ayete daha bakalım. Yine 71. Mezmur’da, 18. ayette şöyle diyor:

“Yaşlanıp saçlarıma ak düşse bile terk etme beni, ey Tanrı! Gücünü gelecek kuşağa, kudretini sonrakilere anlatana dek!”

Cesaret kırıcı. Davut, çevresindeki insanların yaşlandıkça olgunlaştığını görmeyi beklerken, onların daha çok çöktüğünü görüyor. Günahların daha da derinleştiğini fark ediyor. Kibirli bir insan zamanla büsbütün gururlu biri haline geliyor. Keçi gibi inatçı bir adam, yaşlı bir keçi gibi daha da inatçı ve sert oluyor. İnsanlar yaşlandıkça karakterlerinin değişmesi zorlaşıyor.

Eğer Tanrı’nın eli onların üzerinde olmazsa… İşte bu yüzden Davut, Tanrı’nın elinin kendi üzerinde olmasını istiyor.

Ama eğer hayatınızı Mesih’e verirseniz; Tanrı’nın eli gerçekten Mesih aracılığıyla üzerinizde olursa, keçi gibi, yaşlı bir keçi gibi inatçılığa değil, tatlı bir olgunluğa doğru ilerlersiniz.

Tanrı, sizin hayatınızı yıllanmış şarap gibi olgunlaştırır ve O’nun bereketini üzerinizde görürsünüz.

Yine Mezmurlar’a bakacağız. 92. Mezmur’da bu sefer yaşlılık için neler söylediğini göreceğiz. 92. Mezmur, 14. ayette:

“Böyleleri yaşlanınca da meyve verecek, taptaze ve yeşil kalacaklar.
Rab doğrudur, kayamdır benim, O’nda haksızlık bulunmaz.” (14–15. ayetler)

Tanrı’nın, yaşlandığı zaman onu terk etmesinden korkan Davut, Tanrı’ya “Bizi asla bırakma, beni bırakma” diye sesleniyor. Eğer siz, İsa ve O’nun aracılığıyla Tanrı’ya iman ederseniz, Tanrı bu konuda size söz verdi.

İbranîler 13. bölüm, 5. ayette şöyle diyor:

“Seni asla terk etmem, seni asla bırakmam.”

Tanrı, kendisine iman edenleri terk etmeyecek, yalnız bırakmayacaktır. O, güvenilir ve sadık olan Tanrı’dır. Niye sizi yalnız bıraksın ki?

Peygamberlere verdiği sözlerde, vaatlerde o devamlılığı zaten Tanrı ifade ediyor. Örneğin, Yeşaya Peygamber’in kitabında, 46. bölümde bakın ne diyor. 4. ayet:

“Siz yaşlanıncaya dek ben oyum, saçlarınız ağarıncaya dek ben yükleneceğim sizi.
Sizi ben yarattım, ben taşıyacağım.
Evet, sizi ben yüklenecek, ben kurtaracağım.”

Tanrı size söz veriyor: Eğer O’na iman ederseniz, O’nunla birlikte yürürseniz yaşlı olsanız da fark etmez. Tanrı sizi taşıyacaktır. “Evet, ben O’yum. Ben Tanrıyım.” diyor. Ve O’na iman ettiğiniz zaman, hayatınızda Tanrı’nın gücünü ve yetkisini göreceksiniz.

“Sizi ben yarattım, ben taşıyacağım.” diyor.

Sizin bedeniniz artık kendinizi taşıyamaz hâle gelse bile, Tanrı sizi taşır. Sizin harekete geçmenizi, yürümenizi ister. Onun için hayatınızı Tanrı’ya teslim edin. Genç, yaşlı fark etmez. Bugün beni dinleyen herkes hayatını Tanrı’ya teslim ederse, Tanrı’nın gücü onun hayatında açıkça görünecektir.

“Evet, sizi ben yüklenecek, ben kurtaracağım.” diyor.

Bizim Tanrımız’ın adı “Kurtaran Tanrı”dır. İsa’nın doğacağı haber verildiği zaman, O’nun adı ifade edildi. O’na “İmmanuel” dediler — “Tanrı bizimle” demek. Bir başka isim daha: O doğduğunda, “Adını İsa koyacaksınız.” Çünkü O kurtaracaktır. Kurtaran Tanrı.

Eğer İsa’ya iman ederseniz, burada söylediği gibi, O sizi kurtaracaktır. O, kurtaran Tanrı’dır. Ve sizin hayatınızda “Kurtaran Tanrı”nın elinin görünmesinin zamanı geldi de geçiyor. Yaşlandınız, yaşlılığınız devam ediyor. Tanrı’ya sığının, Tanrı’yla beraber yürüyün.

20 yaşındayken 42 yaşında bir arkadaşım vardı. O arkadaşım bana biraz yaşlı gözükürdü — açıkça itiraf edeyim şimdi. Sonra 40’lı yaşlara geldiğimde, 60 yaşındakiler bana biraz uzak gibi geliyordu. Şimdi 60’a doğru gidiyorum. 50 yaşımı geçtim. 60 yaşındakiler o kadar da yaşlı gibi gözükmüyor artık.

Babam vefat ettiğinde 63 yaşındaydı. O zaman gençtim. “Zaten yaşlanmıştı, onun için normaldi.” diye düşündüm. Ama şimdi, 65 yaşındaki insanlar bana hâlâ çok genç geliyor.

İnsan gençken ileriye baktığında, kendisinden yaşça büyük insanlara bakarken, sanki hiç yaşlanmayacakmış gibi hisseder. Bir çocuğa sorsanız, 60 yaşından bahsetseniz, 60 yaşındaki bir insandan söz etseniz, sanki çok uzak bir zamandan, bir dağın tepesinden bahsediyormuşsunuz gibi gelir.

Şimdi geriye bakıyorum, bu 50 küsur yıl o kadar hızlı geçmiş ki! Hâlâ o genç zamanlardaki enerjiyi, isteği içimde taşıyorum. Keşke bedenim de içimdeki isteğe uygun bir yaşta olsaydı… Ama öyle olmuyor.

Bir gün hepimiz yaşlanacağız. Yaşlanıyoruz. Her gün, geriye dönülemez bir adım atıyoruz. Bedenimiz yaşlanıyor. Sırtımızda ağrılar ortaya çıkıyor. Az önce Yeşu’nun bahsettiği gibi, “kocamış” insanlar oluyoruz.

Ama bizim için yapılabilecek bir şey var: Her yaşta gözümüzü Tanrı’ya dikebiliriz.
Diyor ya:

“Siz yaşlanıncaya dek ben O’yum.”

Hiç değişmeyecek Tanrımız bizim. Gözünüzü İsa’ya dikerseniz — hangi yaşta olursanız olun — güvenli bir yere bakıyorsunuz demektir. Hayatınızı, gözünüzü güvenli bir yere yöneltmiş olursunuz.

Yaşlar sizi olgunlaştırsın. Sizi değiştirsin.
İsa hayatınıza girerse, yaşlandıkça daha da olgun bir şekilde ilerlemiş olursunuz.

Ama insanlara bakıyorsunuz, bazen çok tuhaf tavırlar sergiliyorlar. Geçen gün bir televizyon programındaydı, ama gerçek hayatta da benzer şeyler oluyor. Karı koca… Yıllarca konuşmamışlar. 10 yıl önce bir şey olmuş; ne olduğunu hatırlamıyorlar bile ama hâlâ birbirleriyle konuşmuyorlar. Karı koca… İkisi de yaşlı.

Eğer iki çocuk kavga etse, o çocukların kavgası 10 dakika sürer. 10 dakika sonra çocuklar bir şekilde barışırlar. Yani oyuna devam ederler, başka bir oyun bulurlar, ama aralarında anlaşırlar, sorunu unuturlar ve devam ederler. Ama yaşlılar öyle değil. İki yaşlı kişi kavga ederlerse, 10 yıl sonra kavganın ne olduğunu, neden başladığını hatırlamadıkları hâlde aralarında küslük olur. Birbirleriyle kavgalı kalırlar.

Bu, yaşlılığın getirdiği bir katılaşma, iyiliğe, güzelliğe, bağışlamaya yönelik yüreğin katılaşmasıyla alakalıdır. Bağışlamayı öğrenin. Her yaştan insanlar bağışlamayı öğrenmeli. Türkiye’deki en büyük ruhsal sorunlardan biri, zaten bağışlama meselesidir. Tanrı bizi bağışlıyor, bizim günahlarımızı bağışlıyor. İsa Mesih’i o yüzden gönderdi dünyaya. Ama biz insanlar, birbirimizi bağışlayamıyoruz. Tanrı’nın bağışlamasını hayatımıza almalıyız.

Yaşlı insanlar özellikle bu konuda daha hassas davranmalıdırlar. Doğru bir şekilde yaşamayı öğrenmeleri gerekir. Ona da bakalım. Süleyman’ın Özdeyişleri’ne 16. bölüme bakacağız. Süleyman’ın Özdeyişleri 16. bölüm, 31. ayet şöyle diyor:

“Ağarmış saçlar onur tacıdır, doğru yaşayış da kazanılır.”

İnsanlar saçları ağardığında karşılarındaki insanlara şöyle derler ya: “Bak, biz bu saçları değirmende ağartmadık.” Eğer biz doğru yaşayışla hayatımızı sürdürürsek, bu saçlar bizim için bir taç olur. Doğru yaşayışın getirdiği bir sıkıntıdan ötürü değil, doğru yaşayış bizi olgunlaştırır. Saçlarımız ağardığında insanlar bize bakar ve saygı gösterirler.

Ama eğer doğru yaşamıyorsak, yine Türkçede çok kullanılan bir ifade vardır: “Baksana, saçın sakalın ağarmış, utanmıyor musun böyle davranmaya?” O zaman doğru yaşamayan insanlar için ak saç, ak sakal rezillik olurken, doğru yaşayan insanlar için, Kutsal Kitap’ta dediği gibi, ak saçlar taç olur. Tanrı’nın bize verdiği birer ödül olur.

Doğru yaşayışı arayın. Ama insanın kendi başına doğru yaşayışa kavuşması çok da kolay değildir. Eğer İsa Mesih’i hayatınıza alırsanız, doğru yaşayış sizin hayatınızda gözükmeye başlar. İsa Mesih sizin için çarmıhta öldü ve size yaşam vermek üzere ölümden dirildi. Onu hayatınıza kabul edin, O’na iman edin. Eğer O’nun yaptıklarına iman ederseniz kurtulursunuz. Genç, yaşlı, hiç fark etmez. Kurtulursunuz ve Tanrı’yla birlikte sonsuza kadar yaşarsınız.

Nerede olduğunuz, neye inandığınız, yaşınızın kaç olduğu hiç fark etmez. Tanrı’ya dönün. Tanrı sizinle birlikte yaşayacaktır. Sizi, az önce okuduğumuz ayetlerde olduğu gibi, yaşlılığınızda da taşıyacak olan Tanrımız’dır.

Hadi birlikte dua edelim:

Ya Rab, şimdi bu programı izleyen özellikle yaşlılar için dua ediyorum. Onları bereketle. Onların hayatlarında Senin esenliğin ve sevincin gözüksün. Senin lütfun gözüksün. Onların ihtiyaçlarına göre bak. Eğer fiziksel sıkıntıları varsa, şimdi sana yalvarıyorum; onlara şifa ver. Onların üzerine elini koy ve onları iyileştir. Şimdi fiziksel olarak rahat hissetsinler diye dua ediyorum.

Bu programı izleyen gençler ve yaşlıları bereketle. Onların hayatlarında Senin kurtuluşun gözüksün. Rab, az önce Senin müjdeni onlarla paylaştım. Sen onların günahları için öldün. Ve Rab, Senin yaptığın bu işi, Senin sağladığın kurtuluşu kendi hayatlarına kabul etsinler diye dua ediyorum. Onları Senin ellerine bırakıyorum Rab İsa. Senin yüce adınla, Amin.

Evet, artık İsa’nın ellerindesiniz. Sizi O’nun adına, O’nun ellerine teslim ettim. Onun elleri güvenilirdir. Ondan kurtuluş alabilirsiniz. Ondan esenlik ve sevinç alabilirsiniz.

Tanrı’nın esenliği ve sevinci sizinle olsun.