
Biz erkeklerin çok fazla önemsediği ve bunun uğruna canlar aldığımız, kanlar döktüğümüz bir konu: namus. Namusun ne olduğunu aslında insanlar epey tartışıyorlar. “Nedir, ne kadar kaldı?” diye tartışıyorlar ve kafalar epey karışık, gördüğüm kadarıyla. Çoğu insan için “namussuz” dendiği zaman bu çok ağır bir hakaret ve insan, bu sözün altından kalkabilmek için bir tepki göstermek zorunda kalıyor.
Ne demek namus?
Namusun… Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne baktığımızda… ahlaki değerlere ve toplumsal yargılara bağlılık… Ahlak kurallarıyla toplumsal değerlerin bizim hayatımızda uyumlu olduğunu görmek. O zaman namuslu sayılacağız. Yani toplumda yerleşik olan bazı ahlaki kurallar var. Onlar hayatımızla uyumluysa, onları bozmuyorsak ya da genel olarak çevredeki insanların, yani toplumun fikrine uygun bir şekilde yaşıyorsak, o zaman problem yok. Biz namuslu sayılıyoruz.
Namusun başka anlamları da var. Bazı insanlar, namusun dinle eş anlamlı olduğunu düşünüyor. Bazı insanlar, iffetle, cinsel paklıkla eş anlamlı olduğunu söylüyorlar. Bazı insanlar, “namus” sözcüğünün Yunancadan geldiğini, nomosun “düzen” anlamına geldiğini söylüyor. Aslında hemen hemen hepsi aynı yerlerde dolaşıyor. Bizim Dil Kurumu’nun yaptığı; işte bu ahlaki kurallara ve toplumsal değerlere bağlılık da düzeni ifade ediyor. Yani genel olarak Akdeniz’de, Yunanistan’dan başlayıp Orta Doğu’ya kadar çok yaygın, hatta şimdi Endonezya’ya kadar yaygın olan bir kavram.
Gelenekler ve töre bağlamında da düşünebiliriz bunu. Töre, bizim kültürümüzün –yani herhangi bir kültürün– alıştığı kurallar dizisi, ahlaki ilkeler, daha küçük çaplı bizim “geleneklerimiz”, “kurallarımız” diyebileceğimiz şeyler.
Ama bugün burada namustan söz ettiğimiz zaman, genellikle cinsellikle bağlantılı olarak ele alınan ve bunun sonucunda insanların hayatlarında ölüme kadar varan süreci konuşmak istiyorum.
Namus, erkeğin ailesinden herhangi birinin cinsellikle ilgili bir etkinliğe katılması, bir eylemde bulunması sonucunda kendisini kirletmesiyle bozulur. Başka bir deyişle, namusu korumanın yanı, erkek için ailesindeki kadınların, kızların cinsel paklığıyla bağlantılıdır. Eğer evdeki kızlar kimseyle cinsel ilişkiye girmezse, kimseyle cinsel temasda bulunmazsa, namus kurtuldu demektir; hiç sorun yok.
Eğer birisi bir erkeğin evindeki kadınlara, onların cinselliğine dil uzatırsa, bu da namusu etkileyen bir şey. “Namus elden gitti.” diye düşünebilir insanlar. Namusa dil uzatma olarak algılanabilir.
Kısaca özetleyecek olursak, kadınların evlilik dışındaki cinsel etkinlikleri “namussuzluk” olarak algılanıyor. Yani erkeklerin onayı olmadan yapılan cinsel eylemler namussuzluk olarak görülüyor. O kadar ki, eğer birisi kadının rızası olmadan bir kadına tecavüz ederse, o bile namusa leke sürülmesi olarak algılanıyor. Bunun sonucunda o kadın hemen orada öldürülüyor. Ya da ilk fırsat bulunduğunda –artık yasalar bu konuda çok ağır– o yüzden hemen oracıkta öldüremiyorlar. Ama ilk fırsatta, devleti, yasaları kandırabileceklerini düşündükleri ilk fırsatta kadını infaz ediyorlar. Ve kadına o lekeyi süren adamı da infaz etmeye çalışıyorlar.
Ülkenin birçok yerinde benzer bir şekilde gözüküyor. Bu fikir eskiden çok yaygın bir fikirdi. Binlerce yıl önce çok yaygın bir fikirdi. Artık giderek ortadan kalkıyor ama bizim ülkemizde ne yazık ki birçok yerde “namus meselesi” çok ciddi bir şekilde sorun oluyor. Kadınlar, kendileri bağımsız birer varlık olarak gözükmüyor. Erkeklere bağlı, kendilerini erkeklerin dünyaları, hakları üzerinden tarif eden varlıklar olarak tanımlamak zorunda kalıyorlar.
Yani kadın kendisi hiçbir şey yapmasa bile, istemese, dirense bile bir adam ona tecavüz ederse, namusuna leke sürülmüş oluyor. Bu, çok ciddi bir kötülük aslında o kadın için. Kadın hiçbir şey yapamaz durumdayken, üzerine sürülen bu leke onun hayatını karartıyor, belki de elinden alıyor.
İncil’de…
Buna, bu konuya benzer bir örnek var. Bugün İncil’den bir parçayı okumak istiyorum size. İncil’de Yuhanna Kitabı’nın 8. bölümünde, 2. ayetinden sonra şöyle yazıyor:
Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk, onun yanına –İsa’nın yanına– geliyordu. O da oturup onları öğretmeye başladı.
Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkartarak İsa’ya,
“Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı.” dediler.
“Musa, yasada bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu. Sen ne dersin?”
Bunları, İsa’yı denemek amacıyla söylüyorlardı. Onu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.
İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.
Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve
“İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın.” dedi.
Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.
Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere birer birer dışarı çıktılar ve İsa’yı yalnız bıraktılar.
Kadın ise orta yerde duruyordu.
İsa doğrulup ona,
“Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu.
Kadın,
“Hiçbiri, Efendim.” dedi.
İsa,
“Ben de seni yargılamıyorum.” dedi.
“Git, artık bundan sonra günah işleme.”
Bu metin, hepimizin suçlu olduğunu hatırlatıyor.
Yani birisini günahla yargılayacağımız zaman, günahla suçlayacağımız zaman aslında hep kendimize bakmamız gerektiğini söyler Kutsal Kitap.
“Acaba senin yüreğin nasıl? Sen insanlara nasıl davranıyorsun aynı konuda?”
Eğer birisini yargılayacaksan, önce kendine bak. Eğer sen paksan, temizsen, doğru davranıyorsan o zaman bir başkasına söyleyecek sözün olur.
Ama eğer sen uygun davranmıyorsan, bir başkasına söyleyecek sözün olmaz.
Herkesin, herkesin günah konusunda eksiği vardır.
Öncelikle bir insanı suçlamak konusunda nasıl davranmaları gerektiğini İsa, aslında Kutsal Kitap aracılığıyla gösteriyor:
“Ey çocuklar, Rab yolunda anne babanızın sözünü dinleyin. Çünkü doğrusu budur.”
Aslında yanlış yere bakıyorum, Galatyalılar 6. bölüm, 1. ayete bakacaktık:
“Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak bir ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın.”
Eğer biri suç işlerken yakalanırsa, yumuşak bir ruhla yola getirmek gerekir.
Ortada bir günah varsa, o günahı hemen teşhir edip insanlara,
“Hadi parmağınızı uzatın, gösterin, bu insan günahlıdır, hemen onun hakkında bir şeyler yapmalıyız.”
dememek lazım.
İnsanlara yumuşak bir şekilde davranmak gerektiğini hatırlatıyor.
Evet, gelelim zinada yakalanan kadına.
Yuhanna 8. bölümdeki kadına…
Din bilginleri, o zamanın âlimleri, İsa’yla bir mücadele içindeydiler.
İsa’yı kıskanıyorlardı, onu suçlu çıkartmaya çalışıyorlardı. Zinada yakalanmış bir kadını getiriyorlar. Kalabalığın ortasına kadını bırakıyorlar. Ve herkes işaret ediyor:
“Bu kadın zina ederken yakalandı.”
Tam eylem üzerindeyken yakalandığını ifade ediyorlar.
Bunun cezası ne?
Ve İsa’ya soruyorlar:
“Kitapta, yasada cezası ölüm olarak gösterilen bu suçu cezalandıralım mı, cezalandırmayalım mı?”
“Yani o kadını öldürelim mi, öldürmeyelim mi?”
İnsanların önünde kadını utandırıyorlardı.
Amaçları adalet değil.
Amaçları, kadını cezalandırırken İsa’yı zor durumda bırakmak.
İnsanların gözünde İsa’yı suçlu konuma getirmek.
“Bakın ne kadar vicdansız bir adam. Kadını hemen cezalandırdı, öldürttü.” dedirtmek.
Çünkü aslında içten içe kendileri de biliyorlardı; yaptıkları şey yanlış.
Bu cinsel “ahlaksızlığın”, kadının kendi fiziksel bedenini bir şekilde kullanıyor olmasının, aslında o insanlarla pek bir ilgisi yok.
O insanların yapmak istediğiyle bir ilgisi yok.
Kafalarının arkasında onu biliyorlar.
Amaçları İsa’yla mücadele etmek.
Kadın onların politikalarına kurban olacak.
Kadınlar hep bir şeylere kurban oluyor zaten.
İsa’ya kurban etmek için, cezalandırmak için, taşlamak için bu kadını getirdiler ve İsa’ya sordular.
Cezası, yasada öldürülmesi gerektiği yazıyor:
“Bunu öldürelim mi, öldürmeyelim mi?”
Amaçları adalet değildi.
Adalet olsaydı, kadın tek başına gelmezdi oraya.
Burada ilginç bir şey var:
Kadın zina hâlinde yakalanıyor, ama tek başına getiriliyor.
Adam yok.
Kadın tek başına zina yapıyor olamaz.
Yanında bir de adam olması lazım. Adam nerede?
Ayrıca kadına bir seçenek sunabilirlerdi:
Kadının tövbe etmesi ve günahının bedelini ödeyebilmek için kefaret etmesi istenebilirdi.
Yani kurban kesmesi, bir günah karşılığı bir şey vermesi teklif edilebilirdi.
Onu yapmıyorlar.
Kadını utandırıyorlar, teşhir ediyorlar.
1 ve 6. ayetlerde tekrar Musa’nın yasasını hatırlatıyorlar.
Ve İsa’yı suçlamak için bir fırsat kolluyorlar:
“Ne yapmak gerekir?”
Aslında yasa, sadece kadın için değil.
Hem erkek hem kadın için.
İsterseniz yasayı size okuyayım:
Tevrat’ta ilgili ayet Levililer 20. bölüm, 10. ayet:
“Biri başka birisinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir.”
Başka yerlerde de var.
Yasanın Tekrarı 22. bölüm, 22. ayet mesela.
Orada da aynı şekilde hem adamın hem kadının öldürüleceği söyleniyor.
Adam nerede?
Adam yok ortada.
Amaç, erkeklerin politikasını yürütmek.
Kadın kurban edilecek.
Burada bir paragraf açayım, bir parantez açayım kısaca:
Cinsel ahlaksızlığı ortadan kaldırmak için bütün dünyada uğraşıyorlar. Kadınların köle olarak kullanıldığı, kadınların parayla alınıp satıldığı sistemi ortadan kaldırmak için bütün dünyada çeşitli politikalarla mücadele ediliyor.
Genel evler kapatılıyor; kadınlar zorla ülkelerinden alınıp başka yerlerde köle olarak sokaklarda, evlerde satılıyor. Bunu engellemek için bir sistem kurmaya çalışıyorlar.
Şimdiye kadar hep şöyleydi:
Eğer bir kadın zinada yakalanırsa, fahişelik yaparken yakalanırsa kadınlar cezalandırılıyordu.
Ve dünyada hiçbir zaman bu fuhuşun önüne geçilemedi.
Bir tek yerde, dünyada fuhuşun önüne geçildi: İsveç’te.
Şimdilerde İsveç’te bir yasa var ve o yasa bütün sistemi değiştirdi.
Eskiden, fuhuş yapıldığı zaman kadın cezalandırılırdı.
Adam ise elini kolunu sallayarak giderdi.
Tıpkı burada, Yuhanna 8’teki o sözde din adamlarının yaptığı gibi.
Ama İsveç’te bu sistem tam tersine çevrildi:
Eğer bir adamla kadın fuhuş yapıyorsa –hiçbir şekilde yasal fuhuş söz konusu değil– adam cezalandırılıyor.
Adam cezalandırılıyor.
Ve İsveç’te fuhuş inanılmaz bir şekilde ortadan kalkmış.
Çünkü kadın bunu tek başına yapmıyor. Adamla beraber yapıyor.
Adam nerede?
Adamın cezalandırılması lazım.
Fuhuşu ortadan kaldırmak istiyorsanız, suçu ortadan kaldırmak istiyorsanız…
İsa’ya sordular:
“Bu kadını cezalandıralım mı? Taşlayalım mı? Öldürelim mi? Ne yapalım bu kadına? Sen söyle.”
İsa’nın verdiği cevap ilginçti:
“Aranızda kim suçsuzsa, ilk taşı o atsın.”
Kim suçsuz?
Hiç kimse.
Dünyada suçsuz insan yok.
“Doğru olan yok, bir kişi bile,” diyor Kutsal Kitap.
Ve devam ediyor:
“Herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.”
Siz de günah işlediniz. Sizin de günahlarınız var.
Kimseyi yargılayabilecek durumda değilsiniz.
Bu kadını insanlar yargılıyorlardı.
Namus cinayetlerini işleyenler…
Yani, kendilerinin namusuna leke sürüldüğünü söyleyenler…
Ailelerinden birisinin cinsel etkinliği, cinsel ilişkisi sonucunda namuslarına leke geldiğini söyleyenler…
Onlar hiç mi başka bir kadına, başkasının karısına ya da karısı olmayan bir kadına yan gözle bakmadılar?
Hiç fuhuş yapmadılar mı?
Hiç parayla başka insanlarla birlikte olmaya çalışmadılar mı?
Türkiye’de bu işler çok yaygın.
O zaman, hiç kimsenin namusuna dil uzatmaya hakkı yoktur.
Hiç kimse de “benim namusuma leke sürüldü” diyerek bir başka kişiyi öldürme hakkına sahip değildir.
Herkes günahlı.
Önce oradaki yaşlı insanlar bunu fark ettiler.
Kadını suçlamaktan, taşlamaktan vazgeçip oradan çekildiler.
Yavaş yavaş o kalabalık oradan kayboldu.
Kadınla İsa orada kaldı.
İsa, onların vicdanına seslenmişti.
O, merhamet Rabbidir.
İnsanların yüreklerinde olup biteni bildiği gibi, onlara merhamet etmeyi de bilir.
Adamlar, kendi suçlarından ötürü kadını yargılamamışlardı.
Sıra kadına geldi.
Kadın gerçekten suçluydu.
İsa, kadının suçlu olduğunu açıkça ifade etti.
Ona dedi ki:
“Git artık buradan. Bundan sonra günah işleme.”
“Bundan sonra günah işleme” dediğinde, o yaptığı şeyin günah olduğunu ifade ediyordu.
Ama buna rağmen o kadına merhamet sunuyordu.
Bu günahı bir daha işlememesini tembih ediyordu ona.
Lütuftur bu.
Onun günahlı olduğunun farkında olup, ona bağışlama sunmak lütuftur.
Kadının herhangi bir şey yapabilecek hâli yok.
İsa’ya teşekkür etmek dışında –aslında onu bile edemeyebilir çünkü utancı çok büyük– hiçbir şey yapabilecek durumda değil orada kadın.
Kadın sessizce çekilip gitmek dışında başka hiçbir şey yapamayabilir.
Ama İsa ona yine de bağışlama sundu, karşılıksız olarak.
Dedim ya:
Herkes günahlı.
Ama İsa’nın lütfu var.
Tanrı, büyük lütfuyla, biz günahkâr olduğumuz halde bize bağışlama sağlayabilir.
Eğer bu bağışlamayı siz isterseniz, İsa size bu bağışlamayı vermeye hazırdır.
Sadece namus meselesi değil, hayatınızın bütün günahları için İsa size bağışlama vermeye hazırdır.
İsa sevgisini sunuyor.
İnsanlar ise nefretle…
İsa’yı suçlamak için, o kadınla da pek fazla dertleri yok aslında.
Ama nefretle, o kadını öldürmeye hazırlar.
Namus cinayetleri nefret cinayetleridir.
Erkeklerin kadınlardan nefretinden kaynaklanır.
Kadınları kontrol etme arzusundan kaynaklanır.
Onları insan olarak görmemelerinden kaynaklanır namus cinayetleri.
Erkekleri her şeyin üstünde görmelerinden kaynaklanır.
İsa ise sevgisini sunuyor.
Sevdiğini söylüyor insanlara.
Siz de o sevgiyi alabilirsiniz.
İsa sizi de seviyor.
Sizin hayatınıza da dokunmak ister.
İsa her konuda –aile içi öfke, aile içi şiddet, ahlak, iffet, hayatta karşılaşabileceğiniz her günah konusunda– size sonsuz sevgisini sunmaya hazır.
Herkes günahlı.
Hiçbirimiz bir diğerimizin üzerinde gururlu bir şekilde durup,
“Sen günahkârsın, ben değilim. Ben seni yargılayabilirim.”
deme hakkına sahip değiliz.
Çünkü herkes günah işledi.
Hepimiz aynı günahları işliyor olabiliriz.
Ama günahkârız.
Namus günah etlerimi? Hadi oradan!
Hangi erkek suçladığı şeyin aynısını kendisine yapmıyor?
Elbette belli bir yaşa gelmiş, belli bir olgunluğa ermiş erkeklerin artık gözleri orada olmuyor.
Ama özellikle bu “iffet” konusunu kafalarına takan insanlar, bu konuda mutlaka geçmişlerinde sorunlar yaşamışlardır.
Bu ikiyüzlülüktür.
Tanrı’ya dönün ve bu ikiyüzlülükten tövbe edin.
Sevgisizlikten tövbe edin.
Tanrı sizi bağışlayacaktır.
Eğer hayatınızda başka insanlara duyduğunuz öfke ve nefret dışarıya çıktıysa,
namus yüzünden yaralandıysanız ve başka insanları yaraladıysanız,
İsa Mesih size dokunup sizi bağışlamaya hazırdır.
Başka bir konudaki günahlarınız için de İsa Mesih’e gidip ondan bağışlama isteyebilirsiniz.
O, sizin günahlarınızın bedelini ödemek için yeryüzüne geldi.
Çarmıhta sizin için öldü.
Bu kızı öldürtmek istemedi.
İsa’yı öldürtmek istemediler.
Ama kendisi bu kadın için, sizin için, çarmıhta öldü.
İnsanlar birbirlerini öldürmek zorunda kalmasın diye, namus cinayetleri işlenmesin diye İsa Mesih çarmıhta öldü.
Size sonsuz hayat vermek üzere İsa Mesih ölüme gönderildi.
Eğer bir kimse İsa Mesih’e iman ederse, sonsuz hayatı alır,
bağışlanmayı alır,
Tanrı’yla sonsuza dek ilişki içerisinde olur.
Tanrımız iyidir, sevgi doludur ve sizin hayatınıza o iyiliğiyle, sevgisiyle dokunmak istiyor.
İsa’yı hayatınıza kabul etmek ister misiniz?
İsa’yı Rabbiniz ve kurtarıcınız olarak kabul etmek ister misiniz?
O sevgiyi yaşamak ister misiniz?
Eğer isterseniz, şimdi dua edeceğim.
Benim duamı siz de tekrarlayın.
İsa’yı hayatınıza alın.
Hadi dua edelim:
“Ya Rab İsa, ben günahkârım.
Hiç kimseyi suçlayabilecek durumda değilim.
Beni bağışla.
İyilik yapabilecek durumda değilim.
Senin iyiliğine muhtacım.
Lütfunu göster.
Beni bağışla.
Sen benim günahlarım için çarmıhta öldün.
Bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildin.
O sonsuz hayatı ver bana.
Sevgini ver bana.
İyiliğini ver bana.
Benimle yaşa.
İsa Mesih’in adıyla… Amin.”
“İsa Mesih’in adıyla” dua ettiğimizde, İsa’nın istediği gibi olsun diyoruz.
İsa’nın karakterine uygun bir şekilde, Tanrı’nın dileğine uygun bir şekilde dua ediyoruz demek bu.
Az önce ettiğimiz dua, Tanrı’nın dileğine uygun bir duaydı.
Tanrı, sizin hayatınıza girmek istiyor.
Sizi bağışlamak, sizi sevgili oğlu, sevgili kızı yapmak istiyor.
Cinayetlerden, öfkeden, kinden uzak durmanızı istiyor.
Onunla sonsuza dek yaşamanızı istiyor.
Tanrı’nın esenliği ve sevinci sizinle olsun.
