YOKSULLUK

İsa, Tanrı’nın egemenliğinden söz ettiği zaman yoksulları düşünüyordu. Yeryüzünde, insanların arasında hep en dışlanan, en yoksul, en kötü durumda bulunan insanlara öncelik vermeye çalıştı. Luca’nın 14. bölümündeki bir konuşmasında, Tanrı’nın egemenliğini bir şölene benzetiyordu. İnsanları şölene çağıran kraldan söz ediyordu. Kral, Tanrı’yı temsil ediyordu ve insanları düzenlediği şölene, yani kendi egemenliğine çağırıyordu.

Birçok konuk çağırılıyordu. Bu konuklar aslında Yahudileri simgeliyordu. Tanrı, önce İsa aracılığıyla Yahudileri kendi egemenliğine çağırdı. Onların gelmesini, Tanrı ile beraber oturmasını istiyordu. İlk masalar onlara ayrılmıştı. Ayrıcalıklı durumdaydılar. Çünkü Tanrı, ilk önce İbrahim’in soyunu seçmişti.

Lokantalara ya da bir şölene gittiğinizde sahnenin önündeki masalar hep ayrıcalıklı olur. O sahnenin önündeki ayrıcalıklı masalar Yahudilere ayrılmıştı. Diğer insanlar, dünyanın dört bir yanındaki insanlar ise daha sonra, onlardan sonra şölene çağırılacaklardı.

Ama o ilk davetliler, şölen davetini kabul etmediler.

O zaman 21. ve 23. ayetlerde şöyle denir:
Kralın kölesi, insanların daveti kabul etmediğini efendisine bildirmeye koştu. Geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek kölesine şöyle dedi:
“Koş! Kentin caddelerine, sokaklarına çık. Yoksulları, kötürümleri, körleri, sakatları buraya getir.”
Köle, “Efendim, buyruğun yerine getirilmiştir ama hâlâ yer var,” dedi.
Efendisi köleye, “Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş. Bulduklarını gelmeye zorla ki evim dolsun,” dedi.

Tanrı insanları evine gelmeye çağırıyordu. Önce ayrıcalığı olan, Tanrı’nın mesajını ilk kez duymuş olan insanları çağırdı ama onlar gelmediler. Konumlarından, yerlerinden çok memnundular. O davete, Tanrı’nın yaptığı çağrıya icabet etmeyi, cevap vermeyi düşünmediler.

Ama Tanrı ondan sonra diğer insanları, sokaklarda bulunanları, yoksulları, kötürümleri, evsizleri, dilencileri, engellileri, yabancıları çağırdı. Kim varsa sokaklarda, onları çağırdı. Reddedilmiş olanları çağırdı. Kimsenin istemediği, kimsenin kabul etmek istemediği kişileri çağırdı:
“Gelin, Kral’ın sofrasına katılın,” diye.

Belki reddedenler oldu ama Tanrı yine de çağırdı. Eğer boş yer kalsaydı, daha da fazla insan çağıracaklardı. Öyle düşündüler. Krala gittiler, köleler dedi ki:
“Çağırdık insanları; kötürümler, evsizler, hastalar, engelliler geldiler. Ama hâlâ yer var.”
Tanrı dedi ki:
“Şehrin dışına çıkın. Yabancıları çağırın. Yoldan geçmekte olanları çağırın.”

Günahkârlar orada dururlar, hastalar orada dururlar, toplumdan tamamen itilmiş insanlar orada dururlar. Tanrı onları da çağırdı. Onun egemenliğine gelmelerini istedi.

Siz toplumun neresinde duruyorsunuz? En rahat, en zengin, en keyifli yerinde misiniz?
Yoksa dertleriyle, sıkıntılarıyla boğuşan, hayatı geçirmeye çalışan, hayatla mücadele eden insanlardan mısınız?
Bir engeliniz, bir hastalığınız, bir dışlanmışlığınız var mı?
Çocuk musunuz? Kadın mısınız? Yoksul musunuz?

Tanrı yoksulları çağırıyor. Kendisine çağırıyor.
Yoksullara müjde vermeyi düşündü.
İsa Mesih ondan söz ediyor.
Yoksulların gelmesinden söz ediyor.

Hatta 11. bölümde ilginç bir parça var:
Yahya Peygamber, İsa Mesih ile ilgili bildiriyi duyuruyordu. İsa’nın kim olduğunu bilmeden önce, gelecek olanın o olduğunu bilmeden duyuruyordu:
“Bir kurtarıcı gelecek, bir Mesih gelecek,” diye.

İsa Mesih geldiğinde Yahya hapisteydi. Hapiste yatarken öldürülmeyi bekliyordu.
İsa Mesih’e öğrencilerini gönderdi Yahya Peygamber. Ve sordurmak istedi:
“Beklediğimiz kişi bu mudur?” diye.

Kutsal Kitap’tan okuyalım; O kendisi konuşsun:
Tutukevi’nde bulunan Yahya, Mesih’in yaptığı işleri duyunca, ona gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu:
“Gelecek olan sen misin? Yoksa başkasını mı bekleyelim?”

İsa onlara şöyle karşılık verdi:
“Gidin, işittiklerinizi, gördüklerinizi Yahya’ya bildirin:
Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve müjde yoksullara duyuruluyor.
Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!”

Halkın unutmak istediklerini Tanrı unutmaz.
İnsanların dışladıklarını Tanrı dışlamaz.
Tanrı insanları çağırıyor.
Engellileri kendisine çağırıyor.
Hastaları çağırıyor.
Onların hayatlarına dokunmak istiyor.

Yoksulları çağırıyor. Onların hayatlarına dokunmak istiyor. İsa’nın gücü, hastaların iyileşmesini sağlıyordu. İsa, yoksulları kendisine kabul ediyordu. İnsanlar arasında ayrım yapmıyordu. Zenginler ve yoksullar arasında bir fark gözetmiyordu. Zenginlerden bir gelir beklentisi, bir kazanç beklentisi yoktu İsa’nın. İnsanların hepsini kendisine çağırıyordu. Yoksullar, İsa Mesih’te kabul buldular. Bu, Mesih’in müjdesidir.

İsa Mesih, ilk hizmetine başladığında Yahya’ya söylenen bu sözleri tekrar etti. Aslında bunlar, Yeşaya Peygamber’in kitabının 61. bölümünün ilk sözleridir. İsa, ilk hizmete başladığında sinagogta bu sözleri söyledi. Kendi hizmetini açıklamak için: Yoksullara müjdenin duyurulacağını, körlerin gözlerinin açılacağını, tutsakların özgürlüğe kavuşacağını bildirdi. “O gün, şimdi gerçekleşti” dedi. Ve onun gerçekleştiğini insanlar gördüler, işittiler, fark ettiler, duydular.

Hapisteki Yahya bile duydu. İsa’ya o yüzden habercilerini gönderdi.
“Acaba beklediğimiz sen misin?”
Cevap, İsa’nın yaptıklarıydı.
İsa’nın yoksulları kabul etmesiydi, kötürümleri iyileştirmesiydi.

Şimdi burada tekrar aynı şeyi hatırlatıyor:
Neden yoksullarla ilgili böyle bir vurgu var?
Neden İsa Mesih özellikle yoksulları vurguladı?
Neden yoksulların Tanrı’nın egemenliğine çağrıldığını, müjdenin yoksullarla ilgili olduğunu vurguladı?

Genel olarak dinler yoksulları unutur. Dinler, kendi varlıklarını sürdürmek için paraya ihtiyaç duyarlar.
Ve… para yoksullarda bulunmaz. Yapılan bağışların büyük çoğunluğu zenginlerden gelecektir.
Yoksullardan bir kazanç gelmez.
Bu yüzden genellikle din, yoksulların peşinden gitmez.

Ama İsa Mesih, yoksullara özellikle vurgu yapıyordu.

Yakup, o zenginlerin peşinden koşan din adamları hakkında Hristiyanları uyarıyor.
Onlara diyor ki: İnsanlar arasında ayrım yapmayın.

Yakup’un mektubu 2. bölümde, ilk 8 ayette şöyle diyor:

Kardeşlerim, Yüce Rabbimiz İsa Mesih’e iman edenler arasında ayrım yapmayın.
Toplandığınız yere altın yüzüklü, şık giyimli bir adamla, kirli giysiler içinde yoksul bir adam geldiğinde,
şık giyimli olana “Sen şuraya, iyi bir yere otur” deyip, yoksula da “Sen orada dur” ya da “Ayaklarımın dibine otur” derseniz, aranızda ayrım yapmış, kötü düşünceleri olan yargıçlar gibi davranmış olmuyor musunuz?

Dinleyin sevgili kardeşlerim:
Tanrı bu dünyada yoksul olanları, imanda zenginleşmek ve kendisini sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları olarak seçmedi mi?
Ama siz yoksulun onurunu kırdınız.
Sizi sömüren zenginler değil mi?
Sizi mahkemelere sürükleyen onlar değil mi?
Ait olduğunuz kişinin yüce adına küfreden onlar değil mi?

“Komşunu kendin gibi seveceksin” diyen kutsal yazıya uyarak Kralımız Tanrı’nın yasasını gerçekten yerine getiriyorsanız, iyi ediyorsunuz.

Yakup da imanlıları, yoksullarla zenginler arasında ayrım yapmamak için teşvik ediyor, uyarıyor:
“Komşunu kendin gibi seveceksin.”

Bu, İsa Mesih’in öğrettiği en önemli iki buyruktan ikincisidir.
Eğer birincisi “Tanrı’yı seveceksin” ise, ikincisi “Komşunu kendin gibi seveceksin”dir.

Eğer komşunu kendin gibi seviyorsan, onun çıkarlarını düşünürsün.
Yoksullar bizim komşularımızdır.
Bizim hayatımızda, çevremizde mutlaka yoksullar, sıkıntı içerisinde olanlar, zorluk içinde yaşayan kişiler vardır.
Belki siz de onlardan birisiniz.

Tanrı sizi reddetmiyor, terk etmiyor, unutmuş değil.
Tanrı sizin hayatınızla ilgileniyor.

Bu programı nereden buldunuz bilmiyorum. Ama…
Tanrı’nın, sizin hayatınıza dokunmak için şu anı kullanmak istediği kesin.
Sizin hayatınızı değiştirmek istiyor.
Sizin hayatınıza bereket getirmek ve artık Tanrı’yla birlikte yeni bir hayata başlamak için size bir fırsat veriyor.

İçinde bulunduğunuz durumda kalmak zorunda değilsiniz.
Tanrı’yla birlikte yaşamayı seçebilirsiniz ve öyle devam edebilirsiniz.

Müjde, en çok dışlananlara gönderilen müjdedir.

Az önce söyledim, engellilerden bahsettik.
Engelliler hele o dönemde, yani İsa Mesih’in yeryüzünde yaşadığı dönemde, toplum tarafından en çok dışlanan kesimlerdi.

Şimdi bile…
Şimdi, sokaklarımızda çok fazla engelli görmüyoruz.
Engelliler daha çok evlerinde oturmaya mahkûm edilmiş durumdalar. Çünkü evden dışarıya çıkamazlar.
Ne evleri ona göre tasarlanmış durumda ne de dışarıya çıkarlarsa, sokaklarda rahatça, özgürce hareket edebilirler.
Mutlaka önlerine bir engel çıkar.

Ankara’da kaldırımlara görme engelliler için bantlar döşediler.

O bantların üzerine basarak gitmeleri düşünülüyor engelli yurttaşlarımızın. Ama öyle yerlerde o bantların aniden kesildiğini, üzerine otobüs durakları yapıldığını, bazen telefon santralleri yerleştirildiğini görüyoruz. Bazı yerlerde ise bu bantlar birbirini takip etmeyecek şekilde konmuş. Görme engelliler oradan rahatça geçemiyorlar.

Bazen yürüme ile ilgili sorunları olan, tekerlekli sandalye ile hareket etmek zorunda olan insanlarımız var. Onlar için yollar o kadar kötü tasarlanmış ki kaldırımlar yerden çok yüksek. Tekerlekli sandalyeyi kaldırıma çıkarmak mümkün değil. Evlere girmek mümkün değil. O tekerlekli sandalyenin geçeceği rampaları koymak çok zor oluyor. İnsanlar kendileri yapıyorlar o rampaları. Ama o rampaları kullanmalarına bazen apartmanlarda izin verilmiyor. Neden? Çünkü görüntüyü çirkinleştiriyormuş!

Toplum engellileri dışlıyor. O zaman da dışlıyordu. Hastaları dışlıyor. Her hasta sanki bulaşıcı bir hastalık taşıyormuş gibi düşünülüyor. Hele İsa’nın zamanında durum daha da kötüydü. Cüzamlıları toplumun dışına atıyorlardı. Deri hastalığı olan insanlar, hepsi cüzamlı olarak nitelendiriliyor ve şehrin dışına konuyordu. Onlar ayrıca kendi topluluklarını kuruyorlardı. Eğer insanların yaşadığı bir yerden geçmek zorundalarsa, önlerinden bir kişi gidiyor ve bağırıyordu:
“Cüzamlı geliyor! Cüzamlı geliyor! Kaçın!”

İnsanlar onun yolundan çekiliyorlardı, cüzamlılardan uzak durmak için.
Çoğunlukla verilen bahşişlerle, sadakalarla ya da çöpten topladıkları yiyeceklerle geçiniyorlardı.

İsa onlara sesleniyor. Onların Tanrı’nın egemenliğine davet edildiklerini söylüyor.
En çok dışlananlar, Tanrı’nın egemenliğine İsa tarafından davet edildiler.

Çocuklar, Tanrı’nın egemenliğine davet edildiler.
Ama insanlar şöyle düşünüyordu: “Çocukların aklı neye erer?”
Hep öyle düşünülmüştü.

Artık “küçük insanlar” deniyor çocuklara. Ama eskiden toplum içinde özel bir yere sahip değillerdi.
Kapının önüne bırakırdınız, kendi kendilerine büyürlerdi. Hâlâ Türkiye’nin birçok yerinde bu böyle.
Çocuklar büyüdükten sonra problem çıkartmaya başlıyorlar, işte o zaman ilgilenilmeye başlanıyor.
Çocuk ne zaman problem çıkarırsa, o zaman ilgi gösteriliyor.

Ama Tanrı çocuklarla özellikle ilgileniyor.
Kadınlarla ilgileniyor.
Kadınlar da toplumun, özellikle Türkiye toplumunun önemli bir bölümünde ikinci sınıf yurttaşlar olarak görülüyor.
Eskiden durum daha da kötüydü.
Hâlâ Türkiye’nin birçok yerinde kadınların durumu gerçekten çok kötü.
Kadınlar, erkeklerle beraber aynı işi yaptıklarında bile aynı ücreti alamıyorlar.
Kadın emeği daha kolay sömürülebiliyor.

Dinler, kadınları hep ikinci sınıfta tutmaya gayret etmişler.
Ama İsa Mesih kadınları çağırıyor.
İncil’in Luka kısmında özellikle, kadınlara gösterdiği merhameti okuyabilirsiniz.
Çocuklara gösterdiği merhameti de okuyabilirsiniz.
İsa Mesih’in kadınları nasıl öğrencisi olarak kabul ettiği, onlara nasıl öğretilerde bulunduğu ve onlarla nasıl hizmet ettiği Luka Kitabı’nda açıkça görülür.

Bu, o zamanın toplumunda asla kabul edilemeyecek bir şeydi.
İncil’in diğer bölümlerinde de bunu görüyoruz.

Müjde, toplumda en çok dışlananların müjdesidir.

Galatyalılar’a yazılan mektubun 3. bölüm, 28. ayetinde, en çok dışlananlara ilişkin Tanrı’nın söyledikleri vardır:

“Artık ne Yahudi, ne Grek, ne köle, ne özgür, ne erkek, ne dişi ayrımı var.
Hepiniz Mesih İsa’da birsiniz.”

İncil’de yazıyor, 2000 yıl önce yazıyor.
Ne etnik ayrımcılığa izin var, ne milliyetçiliğe.
Bir milletin diğerinden üstün olduğuna ilişkin hiçbir fikir bu kitapta yer almıyor.
Bu anlayış orada sona eriyor.

Ama hâlâ dünyada kafatasçılık yapılıyor.
Türkiye’de de yapılıyor.
“Şu milliyet, diğerinden üstündür” deniliyor.
Ve milliyetler uğruna insanlar öldürülüyor.

O zaman da öldürülüyordu, hâlâ da öldürülüyor.

Ama İncil diyor ki:

“Artık ne Grek, ne Yahudi…”
Hiçbir milliyet arasında fark yok.

Bir başka yerde, İşaya da katılıyor onlara.
Hiçbir ulus arasında fark yok.

O zaman konuyla ilgili olan uluslar Grekler ve Yahudilerdi.
Ama şimdi şunu söyleyebiliriz:
Ne Kürt’ü, ne Laz’ı, ne Çerkes’i, ne Türk’ü… Hepimiz Mesih İsa’da biriz.
Aramızda hiçbir fark yok.
Tanrı hepinizi aynı şekilde seviyor.
Biz Tanrı’nın çocuklarıyız.

Tanrı’yla Beraber Yaşamalıyız

Tanrı, zenginler için de ayrım yapmıyor. Burada “köle ve özgür” ayrımından söz ediliyor. Köleler, toplumun en düşük gelir seviyesine sahip insanlarıdır. Çoğu zaman hiçbir gelirleri yoktur. Zenginler ise toplumun en üst kademesindedir. Aralarındaki bu büyük farklara rağmen Tanrı’nın önünde eşittirler.

Şimdi… En zengin insanla en yoksul insan Tanrı’nın gözünde eşittir.
Para yüzünden insanlar arasında ayrım yapılamaz.
Cinsiyet ayrımı yapılamaz.

Artık “ne kadın, ne erkek, ne dişi ayrımı var” diyor.
Hepiniz Mesih İsa’da birsiniz.

Tanrı, söylediklerini insanlara açıkça bildiriyor.
“Bilmiyorduk, anlamadık” deme bahanesi yok.
İsa Mesih’in hizmetinin en başından İncil’in sonuna kadar Tanrı’nın düşüncesi insanlara açıklandı.

Bu müjde, kurtuluş müjdesi tüm insanları kapsar:
Yoksulları da kapsar, zenginleri de kapsar; erkekleri de, kadınları da kapsar.

Ama özellikle, özellikle en çok dışlananlar vurgulanmalı.
Çünkü onlar en zor işitenlerdir.

Ve kardeşim, eğer sen bugün bu mesajı işitiyorsan:
Bu müjde senin içindir.

Tanrı seni çağırıyor.
Senin Tanrı’yla birlikte yaşamanı istiyor.

İsa Mesih, senin günahların için öldü.
Sana sonsuz hayat vermek için ölüme gitti.
Çarmıhtaki çektiği acılar senin günahların yüzündendi.
Kutsal Ruh’un O’nu ölümden diriltmesi, sana sonsuz hayat vermek içindi.

İsa Mesih yakında tekrar gelecek.
O bahsettiğimiz müjdeyi, eşitliği, özgürlüğü;
hep birlikte bu topraklar üzerinde, bu dünya üzerinde yaşayalım diye tekrar gelecek.

Eğer şu anda Tanrı’nın eşit bir çocuğu olarak yaşamak istiyorsan…
Diğer insanlarla birlikte Tanrı’nın ailesinin parçası olmak istiyorsan…
İsa Mesih’i hayatına kabul et.

Şöyle dua et:

“Ya Rab, sen gel. Benim hayatımı kurtar.
Tanrım, sana ihtiyacım var. Benim hayatımı kurtar.
Tanrım, sana güveniyorum. Yapacağın işler için umut ediyorum.”

O zaman kurtulacaksın.
Tanrı’nın kurtarışı sana yeter.
O Rab’dir.
Senin hayatında etkin olabilir.

Eğer şimdi Tanrı tarafından kurtarılmaya hazırsan,
O’nun senin hayatına girip seni değiştirmesini istiyorsan,
benimle birlikte dua et.
Aşağıdaki sözleri, eğer yüreğinde onlara inanıyorsan, arkamdan tekrarla.

Ama sana yalvarıyorum, düşün…
Düşün; şu an kurtuluş zamanıdır.
İsa Mesih’i hayatına alma zamanıdır.
Yarın çok geç olabilir.

Benimle birlikte dua edin:

“Ya Rab İsa, sana ihtiyacım var.
Sen benim Rabbim ve Kurtarıcımsın.
Hayatımda nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum.
Bana yol göster.
Ben günahkârım.
Günahlarımı bağışla.
Biliyorum, çarmıhta benim günahlarım için öldün.
Ve ölümden üçüncü günde dirildin.
Sen Kurtarıcı’sın.
Senin o dirilişini hayatımda görmek istiyorum.
Kurtar beni.
Bağışla beni.
Kutsal Ruh’unla doldur beni.
Amin.”

Rab, şimdi hayatınızda etkin olmak istiyor.
Eğer bu duayı benimle birlikte ettiyseniz:
Artık kurtuldunuz.
Tanrı’nın çocuğusunuz.
Tanrı’nın Ruhu şu anda sizin hayatınızda etkin.

Yoksul ya da zengin fark etmiyor.
Eğitimli ya da eğitimsiz fark etmiyor.
Çok bilen ya da az bilen değil mesele.
Mesele iman eden.

Eğer İsa’nın Rab ve Kurtarıcı olduğuna iman ediyorsanız, siz kurtuldunuz.
Ve bu, Tanrı’nın sizi kendi hayatına almak istediği anlamına gelir.
“Evladım” diyerek sizi bağrına basmak istiyor.

Eğer bu duayı benimle birlikte etmediyseniz…
Ah, keşke etseydiniz.
İsa Mesih Rab’dir ve sizin de hayatınıza girmek istiyor.

Hoşça kalın.