
Tanrı, hep insanlarla antlaşma yaparak ilişkisini sürdürdü. Hem peygamberleriyle hem de halkıyla antlaşmalar yaptı. Dolayısıyla insanlar, başlarına gelenlerden tamamen habersiz değildi. Yani neler yaparsam ne olur, bunu biliyorlardı. Tanrı’nın, onların hayatında olacaklarda çok fazla sürprize yer bırakmadığını söyleyebilirim. Tabii ki sürpriz vardı ama çok fazla değil. Çünkü insanlar, Tanrı’nın buyruklarıyla yaşarlarsa nasıl sonuçlarla karşılaşacaklarını, yaşamazlarsa başlarına ne geleceğini biliyorlardı.
Buna örnekler verebilirim. Adem’le Tanrı antlaşma yaptı. Onu bahçeye, dünyaya yerleştirdiği zaman ona dedi ki: “Şu ağaçtan yemeyeceksin.” Sonuç ne oldu? Hepimiz biliyoruz. Yememesi gereken ağaçtan yedi Adem.
Bir başka antlaşmadan söz edebiliriz. O da Tanrı’nın Nuh’la yaptığı antlaşmadır. İnsanlar çok büyük günahlar içerisinde yaşıyorlardı. Tanrı’ya sırt çevirmişlerdi. Her türlü ahlaksızlık, rezillik vardı. Ve Tanrı, artık o insanlardan rahatsız oldu ve bütünüyle yeryüzündeki her türlü canlıyı yok etmek için bir tufan gönderdi. Nuh ve ailesi, bu tufanın dışında kaldılar ve tufandan kurtuldular. Tufandan sonra Tanrı, Nuh’la bir antlaşma yaptı. Ona dedi ki: “Artık dünyadaki bütün canlıları ortadan kaldırmak için bir daha tufan göndermeyeceğim.” İnsanları ortadan kaldıracağını biliyoruz ama bütün canlıları ortadan kaldırmayacak. O yüzden bir gökkuşağı gösterdi ve o gökkuşağı, Tanrı’nın Nuh’la yaptığı antlaşmanın sembolü oldu. Böylece Nuh’a bu antlaşmaya ilişkin bir güvence vermiş oldu.
Tanrı, İbrahim’le de bir antlaşma yaptı. İbrahim Peygamber, Tanrı’ya iman ettiği, putlardan uzaklaşıp gerçek Yaratıcı Tanrı’ya inandığı zaman, Tanrı onun imanını bereketlemek istedi. Hemen Yaratılış Kitabı’nda, yani Kutsal Kitap’ın en başlarında bu antlaşmadan söz edilir. O zamanki adı İbrahim değil, Avram’dı. Daha sonra Tanrı ona İbrahim adını verdi. Ama Avram’a Tanrı şöyle seslendi:
“Rab, Avram’a, ‘Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git’ dedi. ‘Seni büyük bir ulus yapacağım. Seni kutsayacağım. Sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacak, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığınla kutsanacak.’”
Tanrı, İbrahim’e bu vaatleri verdi. Bir antlaşmayla bu vaatleri ona sundu. Ona dedi ki: “Artık buradan ayrıl, başka bir yere git. Eğer bunu yaparsan sana üç şey vaat ediyorum: Soyun artacak, sana toprak vereceğim ve bereket olacaksın. Hem seni bereketleyeceğim hem de senin aracılığınla bütün dünyayı bereketleyeceğim.”
İbrahim, uzun yıllar bekledi ama sonunda çocukları dünyaya geldi. Aslında bütün İsrail halkı onun soyundan geliyor. Araplar da onun soyundan geliyor. Bölgedeki önemli halk topluluklarının bir kısmı İbrahim’in soyundan gelmektedir. Tanrı, İbrahim’e toprak vereceğini de söyledi. İbrahim’in kendisi o toprağı göremese de çocukları o toprağa girme fırsatını buldular. Uzun bir süre orayı yönettikten sonra onun soyundan gelecek kişiler aracılığıyla bütün dünya kutsanacaktı.
Önce Tanrı, İsrail aracılığıyla dünyayı kutsamak istedi. Ama sonra onun soyundan çıkan İsa Mesih aracılığıyla bütün dünyadaki insanları kutsadı. Siz de İsa Mesih’i kendi hayatınıza kabul ederseniz o kutsamaya kavuşmuş olursunuz. Tanrı’nın bereketine erişmiş olursunuz.
Tanrı’nın devam eden başka antlaşmaları da vardır. Musa’yla yaptığı antlaşma bunlardan biridir. Sina Dağı’nda Musa, Tanrı ile beraber durdu ve Tanrı’nın yazdığı levhaları aldı. O sırada Tanrı, Musa aracılığıyla İsrail halkıyla bir antlaşma yaptı. Mısır’dan Çıkış Kitabı’nda bu antlaşmayı okuyoruz. Özellikle On Emir, bu antlaşmanın temel ilkelerini açıklayan buyruklardır. Hepinizin en azından duyduğu bu buyruklar, Tanrı’nın insanlarla olan ilişkisini düzenler.
Aslında bu antlaşmalar şu ya da bu şekilde sizi de, beni de bağlıyor. Tanrı’nın kendi halkıyla yaptığı antlaşmalar, tüm insanlara yol göstermesi açısından ve Tanrı’ya giden yolda bir işaret olabilmesi açısından önemlidir. Bugün bile geriye baktığımızda, Kutsal Kitap’ı okuduğumuzda o antlaşmalardan öğreniyoruz.
Tarih boyunca Tanrı’nın halkı, hatta İsrailoğulları’na ait olmasalar bile, bazı antlaşmalar aracılığıyla Tanrı’ya bağlı olduklarını düşünmüşlerdir. Bu, geleneğin bize söylediği şeylerden biridir.
Nuh’tan önce yaşayan insanların Tanrı ile aralarında bir ilişki olduğunu ve şimdi de Tanrı’yı tanımayan insanların, ateistlerin, Tanrı’yla ilişkisi olmayan insanların bazı buyruklarla bağımlı olduğunu söylüyorlar. Mesela putperestlik yapmamaları gerektiğini belirtiyorlar. Putperest olanlar, tamamıyla Tanrı’ya sırtını çevirmiş insanlardır. Cinayet işlememeleri gerektiğini de söylüyorlar. Cinayet, insan canına kıymak, çok ciddi bir suçtur. Aynı şekilde hırsızlık yapmamaları gerekir. Başkasının malına göz dikmeyecekler. Cinsel ahlaksızlık yapmayacaklar. Tanrı’ya hakaret etmeyecek, küfür kullanmayacaklar. Bir hayvanı canlı canlı yemeyecekler. Ayrıca yasalara karşı gelmeyecek, yasaları hiçe sayan bir şekilde yaşamayacaklar. Yasa için yaşamayacaklar demiyorum ama yasalar yokmuşçasına bir hayat sürdürmeyecekler. İlkesizlik ve kuralsızlık sistemini Tanrı onaylamıyor.
Herkesin yüreğinde Tanrı’nın varlığına ilişkin bir inanç vardır. Yani ne kadar katı bir şekilde Tanrısız olsalar bile, ne kadar ciddi bir şekilde Tanrı’yı reddetseler bile, insanların yüreğinde bir his vardır. O yüzden insanlar en çok korktukları zaman hemen Tanrı’ya sığınırlar. Bildikleri duaları okumaya başlarlar. Konuşurlar ama bir deprem olduğu zaman “Allah korusun” derler. Hemen dua etmeye başlarlar. Deprem geçtikten sonra ise sanki hiçbir şey olmamış gibi istiflerini bozmadan devam ederler.
Geçenlerde Facebook’ta sayfalara bakıyordum. Bir grup ateist arkadaşımın çok yakından tanıdığı, çok sevdiği bir kişi ölmüş. İsmi gereksiz burada. Onun arkasından yazılan mesajlar hep aynıydı: “Işıklara gitsin”, “Işıklar içinde yaşasın”, “Işıklar içerisinde yatsın”… Eski dille söylersek “Nur içinde yatsın” diyorlardı. En sonunda bir arkadaşım hemen oraya bir mesaj koymuş:
“Ya arkadaşlar, siz ne diyorsunuz? Biz ateistiz. Işıklar içerisinde yazmak ne demek oluyor?”
Ölünün arkasından insanların yüreğinde kalan şey, onun olumlu bir yere gittiğinden emin olma isteğidir. Yani “Biz Tanrı’nın olmadığına inanıyoruz ama belki onun için vardır. O ışıkların içerisine gider ve orada rahat eder. Keşke öyle olsa…” diye yüreklerinden geçiriyorlar. Oysa bunlar aslında ateistler. Tabii bütün ateistler böyle değildir. Bu, acıyla karşılaşıldığında bazı insanların yaşadığı şeylerden biridir. Ama insanların kafasında kuşku da vardır: “Her gün karşısında durduğumuz, kendisine sırt çevirdiğimiz Tanrı neden bizi kabul etsin?” diye düşünürler. “Hep alaya aldığımız, kandırmaya çalıştığımız Tanrı neden bizi kabul etsin?”
Aklıma bir fıkra geldi:
Bir gün Temel balığa çıkıyor. Takasıyla denize açılıyor, balık tutuyor ve oldukça iyi bir av yapıyor. Dönüş yolundayken hava aniden bozuyor. Fırtına, boran… Artık geri dönemeyecek hale geliyor ve korkuya kapılıyor. Hava kararıyor. Geri dönüşü olmayacakmış gibi düşünüyor ve dua etmeye başlıyor:
“Tanrım, Tanrım, ne olur beni buradan kurtar! Eğer beni buradan kurtarırsan bütün bu balığı sana vereceğim!”
Temel böyle dua ederken birden hava açılıyor. Rahatça kürek çekmeye başlıyor. Kıyıya doğru yaklaştıkça balıklara bakıyor ve içinden geçiriyor:
“Ya, bu balıklar biraz fazla geldi. Bunların yarısını versem yeter.”
Devam ediyor ve kıyıya biraz daha yaklaştığında tekrar düşünüyor:
“Bu yarısı da fazla. O zaman çeyreğini vereyim fakirlere, dağıtayım. Hepsi senin hatırına, onlara vereceğim.”
Tam o sırada tekrar fırtına kopuyor. Şiddetli rüzgâr, yağmur… Kürek çekemez hale geliyor, korkuyor ve tekrar Tanrı’ya dönerek şöyle diyor:
“Ya Tanrım, ben de şaka ediyordum! Hiç şakadan anlamıyorsun ki!”
Tanrı, herkesin yüreğinden geçenleri görüyor. Sizin söylediğiniz yalanları, ettiğiniz şakaları—hepsini anlıyor. Tanrı, insanların yüreğine baktığında gördüğü şey aslında hiç de iç açıcı değil.
İncil’in Romalılara Mektubu’nun üçüncü bölümünün 10. ayetinde şöyle yazıyor:
“Doğru kimse yok, bir kişi bile yok.”
Gerçekten de Tanrı, insanların yüreğine baktığında herkesin günahkâr olduğunu görüyor. Sizin de benim de günahkâr olduğumuzu biliyor. Bizler günahkârız ve Tanrı bizim bu hâlimizi anlıyor. Aynı bölümde, Romalılar 3:23’te şöyle söylüyor:
“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.”
Günahkâr insanlar, Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalırlar. Tanrı, insanların günah nedeniyle kendisinden uzak düştüğünü biliyor ve bunu değiştirmek için bir şeyler yapmak istiyor. Tanrı, insanların hayatlarına girmek istiyor. Bu yüzden İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi. Günah engelini aşmak için İsa Mesih dünyaya geldi ve bütün günahları kendi üzerine aldı. Artık siz, günahlarınız yüzünden ceza çekmek zorunda değilsiniz. Günahlarınız nedeniyle Tanrı’dan ayrı kalmak zorunda değilsiniz.
Tanrı, İsa Mesih çarmıhta öldüğü için—İsa Mesih sizin günahlarınızın bedelini ödediği için—sizin günahlarınızı bağışladı. Tek yapmanız gereken şey, bu gerçeği kabul etmek: İsa’nın sizin günahlarınız için öldüğüne iman etmek. Eğer bunu yaparsanız kurtulacaksınız.
İsa, mezara konuldu, üçüncü gün ölümden dirildi ve kendisine iman eden insanlara sonsuz yaşam verdi. Eğer bugün İsa’yı hayatınıza kabul ederseniz sadece günahtan kurtulmakla kalmaz, aynı zamanda sonsuz hayata sahip olursunuz. İsa, sizin hayatınızı sonsuza dek Tanrı ile geçirmeniz için size sonsuz yaşam sundu.
O, kendisine iman eden insanların yüreklerine Kutsal Ruh’u verdi. İncil’de şöyle yazar:
“Her İsa’ya iman eden kişi Tanrı’nın Ruhuna sahiptir. Tanrı, Ruhuyla onu mühürlemiştir.”
Eğer iman ederseniz Tanrı, sizin içinize de Ruhunu verecek ve bundan sonra Tanrı’nın Ruhuyla yaşayacaksınız.
Peki, neden bunları anlatıyorum?
Aslında bugün antlaşmalardan söz ediyoruz. Adem’le, Nuh’la, İbrahim’le, Musa’yla yapılan antlaşmalar elbette önemli ama bunlar eskide kalmış şeyler. Tanrı’nın bu insanlarla yaptığı antlaşmalar bizim hayatımız için doğrudan geçerli değil. Evet, bunlar güzel sözler, güzel niyetler, dileklerdi. Ama Tanrı, insanların bu buyrukları yerine getiremediğini, antlaşmaları tam anlamıyla yaşayamadığını görünce yeni bir antlaşma yapma ihtiyacı hissetti.
Hristiyanlar, İncil’e Müjde veya Yeni Antlaşma da derler. Çünkü İncil, Tanrı’nın halkıyla yaptığı yeni antlaşmadır. İncil’de, İbraniler’e Mektup’un 8. bölümünde, 7-12. ayetler arasında bu yeni antlaşma ile ilgili bilgiler yer alır.
Tanrı’nın vaadini, Yeremya peygambere verdiği sözün tekrar burada yazıldığını görürüz. Şöyle der:
“Eğer ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı. Oysa halkını kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor: İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor, diyor Rab. Atalarını Mısır’dan çıkarmak için ellerinden tuttuğum gün, onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek. Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar. Ben de onlardan yüz çevirdim, diyor Rab. O günlerden sonra İsrail halkıyla yapacağım antlaşma şudur, diyor Rab: Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacak. Hiç kimse yurttaşını, kardeşini ‘Rab’bi tanı’ diye eğitmeyecek. Çünkü küçük büyük herkes tanıyacak beni. Çünkü suçlarını bağışlayacağım, günahlarını artık anmayacağım.”
İsa Mesih, bu yeni antlaşmayı getirmek için yeryüzüne geldi. Artık insanların eski antlaşmadaki kurallarla ve ilkelerle yaşayamadığını biliyordu. Bu yüzden yeni bir antlaşma getirdi—özgürlüğe dayanan, insanların yüreklerinin değişimine dayanan bir antlaşma…
İnsanlar günaha eğilimlidir. Ama içlerine Tanrı’nın Ruhu girerse, Tanrı onlara Ruhunu verirse, yüreklerini değiştirir. Artık o kurallarla ve ilkelerle yaşamak zorunda değiller; Tanrı’nın Ruhuyla yaşayabilirler. Ve Tanrı, İsa Mesih aracılığıyla Ruhunu vererek yaptığı bu antlaşmaya Yeni Antlaşma diyor.
Evet, önce Yahudilere gitti İsa Mesih, ama Yahudiler O’nu kabul etmediler. Bunun üzerine İsa’nın mesajının bütün dünyaya yayılmasını istedi. Daha İsa hayattayken Yahudi olmayanlara Müjde duyurulmuştu. Yuhanna 4. bölümdeki Samiriyeli kadını hatırlarsanız—ya da bilmiyorsanız okuyun—orada da görüyoruz ki Kenanlılar ve diğer uluslar İsa Mesih’e ilişkin bildiriyi duymuşlardı.
İsa Mesih, Müjde’nin bütün dünyaya duyurulmasını istedi ve siz de o dünyanın içindesiniz. İsa Mesih’le ilgili bu bildiriyi hayatınıza alabilirsiniz. Yani Tanrı sizinle yeni bir antlaşma yapmak istiyor.
İbraniler 8:7’de şöyle diyor:
“Eğer o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı.”
Yahudileri de eski yollar kurtarmadı. Tanrı, herkesle bu yeni antlaşmayı yaparak devam etmek istedi. Eskiden Tanrı’nın sözünü dinlemeyen insanlardan Tanrı yüz çevirdi. Ama… yüz çevirdiği yerde boşluğa bakmıyordu Tanrı. Bütün dünyaya bakıyordu, bütün insanlara yöneliyordu. Tanrı, aynı zamanda size de bakıyor. Ve sizin yüreğinizi O’na dönmenizi, kendinizi O’na teslim etmenizi istiyor.
Tanrı yeni bir antlaşma yaptı.
Tekrar okuyayım:
“O günlerden sonra İsrail halkıyla yapacağım antlaşma şudur, diyor Rab: Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim, yüreklerine yazacağım. Ben onların Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.”
Tanrı, eğer kendisine iman ederseniz, sizin yüreğinizi değiştirecek. Günaha eğilimli olan yüreğiniz değişecek ve Tanrı’nın karakterini hayatınızda göstermeye başlayacaksınız. Tanrı’nın Ruhu, hayatınızda değişiklikler yaratacak. İnsanlar bunu fark edecekler.
Eğer bir insan İsa’yı Rabbi ve Kurtarıcısı olarak kabul ederse, çevresindeki insanlar da bunu fark eder. Çünkü o artık Yeni Antlaşma’nın bir üyesidir. Tanrı, onun hayatında değişiklik yapmaya başlamıştır. Bir insan Rabbi ve Kurtarıcısı olarak İsa’yı kabul ettiğinde, Kutsal Ruh onun hayatına gelir ve adım adım bu insan, Kutsal Ruh aracılığıyla değişir. Tanrı’nın karakterine uygun bir şekilde dönüşür.
Çünkü İncil’de şöyle yazıyor:
“Tanrı’nın Ruhu neredeyse, orada özgürlük vardır.”
Tanrı, insanları eskiden bağlı oldukları kötü alışkanlıklardan ve tutsaklıklardan özgür kılıyor.
İbraniler 8:12’de şöyle diyor:
“Günahlarını bağışlayacağım, suçlarını artık anmayacağım.”
Gerçekten de İsa Mesih’e iman ettikten sonra, O’nunla birlikte yaşamaya başladığınızda, artık günahlarınızın bir anlamı kalmaz. Eskiden işlediğiniz günahların hepsi bağışlanır, unutulur. Yeniden işlediğiniz günahlar varsa, Tanrı’nın huzuruna gidip tövbe etmeniz gerekir. Tanrı’dan bağışlanma aramanız, tekrar günah işlememeye gayret etmeniz gerekir. Çünkü Tanrı şöyle diyor:
“Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.”
Ama yine de, Tanrı her zaman sizi bağışlamaya hazırdır. Onun huzuruna gidip gerçekten tövbekâr bir yürekle bulunursanız, O’ndan yardım ve esenlik isteyebilirsiniz. Tanrı, esenliğini ve sevincini size verecektir. İçinizdeki Kutsal Ruh—Tanrı’nın Ruhu—sizin hayatınızı değiştirmeye devam edecektir.
İsa aracılığıyla yapılan antlaşma budur.
Siz İsa Mesih’i hayatınıza kabul etmeye hazır mısınız?
Tanrı ile bir antlaşma yapmaya hazır mısınız?
İsa’nın sizin günahlarınız için öldüğünü kabul edip O’ndan özür dilemeye, yeni bir hayata başlamak için O’ndan yardım istemeye hazır mısınız?
İsa sizin için öldü ve üçüncü gün ölümden dirildi. O, Rab ve Kurtarıcıdır. Ve sizin hayatınıza şimdi—bugün, bu anda—dokunmak istiyor.
Onu kabul eder misiniz?
Eğer İsa’yı hayatınıza almak ve Tanrı’yla şimdi bir antlaşma yapmak isterseniz, benimle birlikte dua edin.
Tanrı’nın sevgisinin ve bereketinin hayatınıza girebilmesi için, İsa’ya iman ettiğinizi Tanrı’ya söyleyin. Benim sözlerimi tekrar edebilirsiniz. Eğer daha önce hayatınızda İsa’ya hiç dua etmediyseniz, ilk kez benim sözlerimi tekrar edebilirsiniz.
Ama aslında, dua ederken kendi sözlerinizi kullanabilirsiniz.
Şimdi beni takip edin. Eğer sözlerim size inandırıcı geliyorsa ve dediklerime gerçekten inanıyorsanız, onları tekrar edin ve Tanrı’ya dua edin. Hayatınızı O’na verin.
Hadi, dua edelim:
“Ya Rab İsa, hayatımı sana veriyorum. Evet, seninle antlaşma yapmak istiyorum. İbrahim’in yaptığı gibi, Musa’nın yaptığı gibi, Rab’bin Nuh’la yaptığı gibi… Seninle bir antlaşma yapmak istiyorum.”
Hayatımı Senin ellerine teslim etmek istiyorum. İsa ve O’nun aracılığıyla sana iman ediyorum. İsa, benim günahlarım için öldü. Bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildi. O, benim Rabbim ve Kurtarıcımdır. Beni bağışla. Kutsal Ruhunu bana ver. Benimle yaşa, Rabbim. İsa Mesih’in adıyla. Amin.
Evet, şimdi duamızı da ettik. Eğer bu duayı benimle beraber ettiyseniz, Tanrı’yla yeni bir antlaşma içerisine girmişsiniz demektir. Eskiden hangi bağlantılarınız varsa, hangi inançlarla, hangi olumsuzluklarla ve hangi günahlarla bağlantılarınız varsa, şimdi İsa ve O’nun adıyla özgür olduğunuzu söylüyorum. Tanrı’nın sizi bütün bağlardan ve bütün günahlardan özgür kıldığını ilan ediyorum. Onun gücü sizi özgür bir şekilde yaşatmaya yetecektir. O, bu kudrete sahiptir. İsa’ya iman eden insanlar, eski hayatlarına dönmek zorunda değiller. Siz artık günahtan, günahın etkisinden ve yargısından özgür kaldınız. Özgür bir şekilde yaşayın.
Tanrı’nın esenliği ve bereketi sizinle birlikte olsun. Hoşça kalın.
