
Eskiden, Osmanlı İmparatorluğu zamanında sultanların davranışları farklı farklı olabiliyordu. Onlardan en ilginçlerinden biri Sultan IV. Murad’dır. IV. Murad, oldukça muhafazakâr bir ortamın ülkede yerleşmesini istiyordu.
Muhafazakâr derken… aslında kendisi gündelik hayatında tütün kullanmasına, içki içmesine rağmen; özellikle İstanbul’da içki ve tütün kullanımını şiddetle yasaklamaya çalışıyordu. Bütün Osmanlı İmparatorluğu’nda aynı kuralları uygulamaya çalışsa da, özellikle İstanbul’da kesin ve mutlak bir yasak koydurmaya çalışıyordu.
Cezalar çok ağırdı. Eğer bir yerde tütün kullanılıyorsa, onunla ilgili bir kahvehane açılmışsa, tütün gizlice içiliyorsa ya da içki verilen bir yer açıldıysa; orayı yöneten, işleten kişilerin kellesi uçurulabiliyordu.
Son derece ciddi bir uygulama vardı. IV. Murad’ın önemli bir özelliği de, bu yasakların uygulanıp uygulanmadığını bizzat kendisinin denetlemeye çalışmasıydı.
Tabii ki imparator, bütün ihtişamıyla, askerleriyle çevrili şekilde yola çıkıp “İçki içiyor musunuz, içmiyor musunuz?” diye halka soracak değildi. Öyle olsa, herkes içkisini, tütününü gizler, “Yok efendim, biz asla öyle bir şey yapmayız” derdi.
Dolayısıyla IV. Murad, kıyafet değiştirir, yani “tebdil-i kıyafet” eder, halkın arasına karışırmış. Özellikle akşamları, hava karardıktan sonra dışarı çıkar, halkın arasına girer ve denetim yaparmış.
O zamanlar şimdiki gibi deniz otobüsleri yok. İstanbul’da Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçmek için sandal kullanılıyor. İnsanlar oturup kürek çekiyorlar, birkaç kişilik taşıma yapılıyor. “Sandalcılık” diye bir meslek var o zaman.
Dördüncü Murad da sandala biner, karşı tarafa geçer. Anadolu’da dolaşırken, büyük olasılıkla Kadıköy civarında bir kahvehaneyi fark eder. Gece vakti, perdeleri çekilmiş bir kahvehanenin penceresinden dışarıya ışık sızmaktadır.
“KESİN burada içki ya da tütün içiliyordur” der.
İçeri girer, şöyle bir bakar, boş bir masa bulur ve oturur. Kahveci yanına gelir ve sorar:
“Buyurun efendim, ne içeceksiniz?”
Dördüncü Murad sert ve buyurgan bir sesle:
“Ne yani? Tütün kullanmanın, içki içmenin yasak olduğunu bilmiyor musun?” der.
Kahveci çekinir, sorar:
“Adınız nedir beyefendi?”
Cevap:
“Sultan Murad.”
Kahveci bir an durur:
“Sultanlığı da var mı acaba?” diye sorar.
“Evet.”
Kahvecinin cevabı hazırdır:
“Buyurun cenaze namazına!”
O da biliyordur ki, tebdil-i kıyafet gezen padişah, kendisini yakalamış ve ilk fırsatta kellesini uçuracak.
Aslında Sultan Murad’ın hikâyeleri çok… Sandalcı dedim ya, aklıma geldi: sandalcılıkla ilgili başka bir hikâyesi de var, ama onu başka bir zaman anlatırım.
Tebdil-i kıyafet gezmesi Sultan Murad’ın halk açısından iyiydi.
İnsanlar, padişahın kendileriyle ilgilendiğini biliyorlardı.
Koyduğu kuralları uygulamak için halkın arasında dolaştığını görünce, hem güvenleri artıyor, hem de kuralları çiğnemekten daha fazla çekiniyorlardı.
Padişahın koyduğu kuralların titizlikle takip edileceğini biliyorlardı.
Aslında padişahın kendisi bile o kurallara uymak istemese de, “kural kuraldır” diyerek uymak gerekiyordu.
Ama Tanrı biraz farklıdır.
Tanrı kurallar koyduğunda, o kurallar iyi, doğru ve adil olur.
Tanrı kurallar koyduğunda, o kuralları bizzat gerçekleştirir.
Tanrı, insanların kendisinden çok uzak olduğunu gördü.
Günahları nedeniyle insanlar Tanrı’dan kopmuştu.
Bu durumu değiştirmek için bir şey yapılması gerekiyordu.
İnsanların Tanrı’ya ihtiyacı vardı.
Ve Tanrı, insanlara ulaşmak için bir yol düşündü.
Bu yol, İsa Mesih oldu.
Tanrı, İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi.
İsterseniz, Kutsal Kitap’ın bunu nasıl söylediğine bakalım.
Yuhanna 1. bölüm, 14. ayette çok meşhur bir söz vardır.
Şöyle der:
“Söz, insan olup aramızda yaşadı.
Onun yüceliğini, Baba’dan gelen lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini gördük.”
Burada “Söz” dediği, eskiden “kelam” diye ifade edilen Tanrı’nın yaratıcı sözüdür.
Tanrı’nın, “ol” diyerek her şeyi var ettiği yaratıcı güç—İsa Mesih’in ta kendisi.
İsa Mesih, yaratılış sürecinde de etkin bir roldeydi.
Ve o İsa Mesih, yeryüzüne geldi.
İnsan gibi beden aldı.
İnsan bedenine büründü.
Ve insanların arasında yaşadı.
Tanrı’nın yüceliğini insanlar İsa Mesih’e baktıklarında gördüler. O yücelik, İsa Mesih’in hayatında, davranışlarında, sözlerinde açıkça görünüyordu. İsa Mesih’e bakanlar, onun farklı biri olduğunu hemen anladılar.
Az önce anlattığım kısa anekdottaki gibi, IV. Murad’ın söyleminden, ses tonundan, tavrından kahveci onun aslında bir beyzade olduğunu, farklı biri olduğunu tahmin etmişti. Sadece söyleyiş biçiminden. İsa Mesih’in de yeryüzündeki davranış biçimi, sözleri, eylemleri onun kimliği hakkında ipuçları veriyordu.
Bu yüzden ayette şöyle denir: “Onun yüceliğini gördük, Baba’dan gelen lütuf ve gerçekle dolu Oğul’un yüceliğini gördük.” İsa Mesih’in kimliği, açıkça davranışlarında görünüyordu.
Ama bu durum başka bir açıdan daha da önemliydi. Yuhanna 1. bölüm 18. ayette şöyle yazıyor:
“Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Babanın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul, O’nu tanıttı.”
İnsanların Tanrı’yı doğrudan görmesi pek mümkün değildir. Çünkü Tanrı, insanların bulunduğu durumdan son derece aşkın ve üstün bir konumdadır. Onun kutsallığı ve yüceliği çok güçlüdür.
Eski Antlaşma’da Tanrı’yı görme ihtimaliyle karşılaşan peygamberler, derhal korkuya kapılır,
“Tanrıyı görürsem yok olurum,” derlerdi. Bu korku haklıydı. Çünkü Tanrı’yı olduğu gibi görmek, O’nun yüceliğine doğrudan şahit olmak, insanlar için imkânsızdı.
Bu yüzden hiç kimse Tanrı’yı görmüş değildir.
Ama Tanrı, yeryüzüne gelip insan bedenini alarak, İsa Mesih aracılığıyla, kendi kimliğini, kişiliğini ve karakterini bizlere tanıttı.
Dolayısıyla biz artık Tanrı’nın güvenilir biri olup olmadığını biliyoruz.
Çünkü İsa Mesih’in davranışlarından öğrendik ki Tanrı adildir, dürüsttür, sevgi doludur ve özverilidir.
İsa Mesih’i bizlere verdi.
Aynı zamanda İsa Mesih, yeryüzüne gelip halkın arasında dolaşarak Tanrı’nın insanlarla birebir empati kurmasını sağladı.
Dışarıdan bir kral, halkın ne yaşadığını kolay kolay anlayamaz.
Yoksulluk çekenleri, ancak o durumu yaşamış olanlar anlayabilir. Bizde bir söz vardır:
“Düşenin halinden düşen anlar.”
Ya da bir diğeri: “Sevenin hâlinden seven anlar.”
İkisi de doğrudur.
Bir kişiyi gerçekten anlayabilmek için onunla aynı durumu yaşamış olmak gerekir.
Tanrı, İsa Mesih aracılığıyla insanlarla aynı duruma geldi. Bu nedenle insanlar artık Tanrı’nın kendilerini anlayabileceğini biliyorlar.
İsa Mesih, insanların arasında yaşadı.
Saraylarda değil, halkın içinde, sokaklarda, köylerde, kalabalıkların arasında dolaştı.
Kimsenin dokunmak istemediği insanlara dokundu: hastalara, engellilere, dışlananlara, cüzamlılara…
Onların yalnızca ruhlarını değil, bedenlerini de iyileştirdi.
İsa Mesih, şifa veren Rab’dir.
İnsanların arasında dolaştı, toplumun en çok dışladığı kişilere yaklaştı.
Kanamalı bir kadın vardı.
38 yıldır acı çeken bir adam vardı.
Kötürüm biri vardı.
İsa Mesih, onlara dokundu, onları iyileştirdi.
Günahlarını bağışladı.
“Kalk, günahların bağışlandı.” dedi ve yürümelerini sağladı.
İsa Mesih, toplumun en uzakta görülen, en kötü sayılan kesimlerine ulaştı:
Fahişelere, tefecilere, düşmanla iş birliği yapan vergi görevlilerine…
Onlara da yaklaştı.
Yalnızca soylu ve dindar kişilerle konuşmadı.
Elbette onlarla da konuştu ama hitabı yalnızca onlara değildi.
Toplumun her kesimine hitap etti:
En iyiye, en kötüye, ortalama insana…
Peki, siz hangisisiniz?
Tanrı, İsa Mesih aracılığıyla sizin hayatınıza da dokunmak istiyor.
Sizin hayatınızı da yenilemek, değiştirmek, bereketlemek istiyor.
İsa Mesih, sizin hayatınıza şifa vermek istiyor.
Herkes, İsa Mesih’i gördükçe, onun ne kadar sevgi dolu olduğunu fark ediyordu.
Tanrı artık, insanların gözünde yukarıda, ulaşılmaz, anlamayan bir varlık değil.
Çünkü İsa Mesih yeryüzüne geldi.
Ve bu sayede insanlar artık Tanrı’nın kendilerini anladığını biliyorlar.
Biz de biliyoruz.
İsa Mesih bizi anlar.
Onun sevgisini, Tanrı’dan gelen sevgiyi tamamıyla fark edebiliriz.
Onu hissedebiliriz.
Eğer siz de İsa Mesih’e kulak verirseniz,
siz de O’nu hissedebilirsiniz.
Tanrı sizin hayatınıza dokunmak istiyor.
Sizi bereketlemek istiyor.
İbraniler 4. bölüm, 14–16. ayetler şöyle der:
“Tanrı Oğlu İsa, gökleri aşan büyük Başkâhinimiz olduğu için, açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım.”
Çünkü Başkâhinimiz, zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir. Tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir.
Bu nedenle, Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım. Öyle ki, yardıma ihtiyaç duyduğumuzda, merhamet bulalım, lütuf görelim.
İsa Mesih, bizi anlayabilen biridir. Neden?
Çünkü bizimle aynı düzeye geldi. Aynı seviyede, insan olarak bizimle konuştu. İnsanlara dokundu, insanların hayatlarını gördü. Oturdu, onlarla aynı sofrada yemek yedi.
Günahkârlarla birlikte…
Bu yüzden eleştirildi:
“Bu adam, günahkârlarla birlikte oturup yemek yiyor!”
Ona zina suçu işlemiş bir kadını getirdiler, taşlaması için.
Cevap beklediler.
İsa Mesih o kadını göndermedi, taşlamadı.
Merhamet gösterdi.
İsa Mesih, sevgi dolu biridir.
İsa Mesih’ten bahsettiğimizde, lütuftan, karşılıksız sevgiden, hoşgörüden, anlayıştan söz edebiliriz.
O sizi anlıyor.
Çünkü insan olarak bu dünyada yaşadı.
Siz hangi sınamalardan geçtiyseniz, İsa Mesih de benzer sınamalarla karşılaştı.
Bu yüzden sizi anlayacaktır.
Yeryüzündeyken yaşadığı dertler, acılar, sıkıntılar; onun bizi anlamasına yetti.
Hayatı kısa sürdü, ama…
İblisin saldırıları, insanların düşmanlığı,
çektiği ıstırap, bizim bir ömür boyu yaşadığımız sıkıntılara denk gelecek kadar derindi.
İsa Mesih sizi anlar.
Bu nedenle İncil’deki inanca sımsıkı sarılabiliriz.
Çünkü biliriz ki bu sözler, yalnızca birer hikâye değil.
Bir adamın oturup yazdığı sıradan sözler değil.
Tanrı’nın esiniyle yazılmış,
İsa Mesih’in hayatını ve Tanrı’yla ilgili gerçekleri anlatan sözlerdir.
Ve bu sözler diyor ki:
İsa Mesih sizi anlar.
Sizin hayatınıza dokunabilir.
Eğer dua ediyorsanız,
Tanrı’ya yakarıyorsanız…
Sizi dinleyen biri var, emin olun.
Az önce okuduğum İbraniler 4. bölüm ayetleri bize şunu söylüyor:
Bizi dinleyen,
merhametiyle bizi yanıtlamak isteyen bir Tanrı var.
İsa Mesih,
dua ettiğinizde, konunuzu anlayabilecek biridir.
Ve bu nedenle, Tanrı’nın huzurunda duanızın işitilmesi için etkin olur.
Biz artık Tanrı’nın huzurunda durabiliriz.
İsa Mesih sayesinde.
Çünkü o, Tanrı ile aramızdaki engeli tamamen ortadan kaldırdı.
Bizim yerimize öldü.
Bizi bağışlatan kurban kanı, İsa Mesih’in kanı oldu.
Artık biz, Tanrı’nın huzuruna çıkarabiliriz.
İman ettiğimiz için, İsa’nın kanı alınlarımızdaymış gibi,
Tanrı’ya yaklaşabiliriz.
Cesaretle…
Tanrı’nın bizim hayatımızda yaptığı işlere iman edebiliriz.
Çünkü Tanrı,
İsa Mesih aracılığıyla, insan bedeni giyip aramıza geldi.
İnsanlara dokundu.
Biri sizinle konuşurken elini omzunuza koyarsa, sırtınızı sıvazlarsa…
O kişiyle özel bir yakınlık içinde olduğunuzu hissedebilirsiniz.
Bir sevdiğinize sarıldığınızda,
beden temasının getirdiği o sıcaklığı hissedersiniz.
Bir annenize, kardeşinize, sevdiğinize sarıldığınızda o sıcaklık farklı olur.
İsa Mesih, yeryüzüne geldi ve insanlara dokundu.
Neden?
İnsanlar Tanrı’nın sıcaklığını hissetsinler diye.
Tanrı’ya yaklaşsınlar diye.
Tanrı, korkulacak biri değil.
Uzakta duran, ulaşılması imkânsız biri değil.
Kuşkuyla bakılacak bir varlık değil.
Tanrı, sizin hayatınıza dokunmak istiyor.
Hayatınıza girmek istiyor.
Sizi değiştirmek,
size yardım etmek,
size merhamet etmek istiyor.
O yalnızca izole, dertsiz bir hayat yaşamadı.
İsa Mesih, yeryüzüne geldiğinde pek çok sıkıntı çekti.
Bu sıkıntıların listesi, başlı başına bir konuşma konusu olabilir.
Benim verdiğim ilk vaaz,
İsa Mesih’in çektiği sıkıntılar üzerindeydi.
Çünkü O,
hayatı boyunca çok acı çekti.
Bu yüzden bizim acılarımızı da anlar.
Ve unutmayın:
Çarmıha çıktığında,
bizim yerimize acı çekti.
Bizim günahlarımızın cezasını üstlendi.
Bizim yerimize öldü.
Dolayısıyla biz artık Tanrı’dan uzak durmak, ölmek zorunda değiliz.
Biz artık cehenneme gitmek zorunda değiliz.
Çünkü bizim cehenneme gitmemizi gerektiren suçun cezasını İsa Mesih kendi üzerine aldı.
O acıyı İsa Mesih çekti.
Bizim yerimize geçti.
Bizim günahlarımızı Tanrı’ya bağışlattı.
Az önce söyledim: bizim için kurban oldu.
Gereken bedel, kusursuz bir kurbandı.
Bütün dünyanın günahlarını bağışlatan kurban…
İşte İsa Mesih, o oldu.
Yahya Peygamber, Yuhanna 1. bölüm 29. ayette İsa Mesih’i ilk gördüğünde onun hakkında şöyle der:
“İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!”
İsa Mesih, Tanrı’nın kuzusuydu.
Bizim günahımızı ortadan kaldırdı, kendi üzerine aldı.
Öyle ki biz artık Tanrı’yla barıştık.
Tanrı’yla aramızda bir düşmanlık, bir engel yok.
Artık biz Tanrı’nın huzuruna yaklaşabilir,
ve ona “Baba” diyebiliriz:
“Babacığım, benim hayatıma bak…”
Dünyadaki babalarımız ne kadar yetersiz, ne kadar eksik ve günahkâr olsalar da
Tanrı hakkındaki fikrimizi değiştirmez.
Tanrı, kusursuz bir Babadır.
Dünyadaki babalarımızın bizde eksik bıraktığı her şeyi o tamamlar.
Onların yanlış yaptıklarını o düzeltebilir.
Dolayısıyla…
Tanrı’ya yönelebiliriz ve ondan yardım isteyebiliriz:
“Tanrım, gel hayatıma.
Benim hayatımda sen etkin ol.”
Tanrı ile ilişkinizde ne hissediyorsunuz?
Bazı insanlar Tanrı’ya karşı düşmanlık ya da soğukluk hissediyor.
Bazıları Tanrı ile aralarında bir ilişki olması gerektiğini düşünmüyor.
Öyle hayal kırıklıklarına uğramışlar ki…
Tanrı ile olan ilişkilerinden ya da önceki inançlarından dolayı,
Tanrı’yla bir ilişkileri olmasa da olur diye düşünüyorlar.
Dünyadaki acıları gördükçe,
Tanrı’nın kayıtsız kaldığını sanıyorlar:
“Bu kadar çok acı var yeryüzünde…
Tanrı neden kayıtsız kalıyor?”
Aslında Tanrı bu acılara kayıtsız kalmadı.
Bu acıları ortadan kaldırmak için Biricik Oğlu İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi.
İsa Mesih, bu acıların ortasında dolaştı ve kendisi de acı çeken Tanrı oldu.
Tanrı’nın acı çektiğini düşünebiliyor musunuz?
O, tabiri caizse kıyafet değiştirip insanların arasına karıştığında,
insan bedeni alıp insanların arasında dolaştığında acı çekmeyi göze aldı.
Tanrı acı çekti.
Sizin çektiğiniz acıları, benim çektiğim acıları anlayabilmek için,
Tanrı yeryüzünde acı çekti.
Bizim acılarımızı ortadan kaldırabilmek için,
o acıları kendi üzerine topladı.
Tanrı, bizim günahlarımızı taşıyan Tanrı’dır.
Anlamayan bir Tanrı değil.
Bizim dertlerimizi anlamayan değil.
Tanrı, bizim dertlerimizi bizzat yaşayarak,
deneyimleyerek,
görerek anladı.
Sadece zihinsel bir şekilde değil,
fiziksel olarak yeryüzünde yaşadı ve bütün acılarımızı üzerine aldı.
Şimdi soruyorum:
Onu hayatınızda kabul etmeye hazır mısınız?
Tanrı’yla barışmaya hazır mısınız?
Onunla yeni bir hayata başlamaya ve o hayatı yürümeye hazır mısınız?
Eğer hazırsanız…
Şimdi dua edeceğim.
Benimle birlikte dua edin.
Hayatınızı Tanrı’ya verin.
O sizi anlayacaktır.
Sizin çektiklerinizi anlayacaktır.
Kendinizden söz edin ona.
Onunla konuşun.
Ama önce…
İsterseniz şimdi beraberce dua edelim
ve yüreğimizi Tanrı’ya verelim:
Yarabbi,
Benim acılarımı biliyorsun.
Benim neler çektiğimi biliyorsun.
Tanrı’yla olan ilişki konusunda neler hissettiğimi de biliyorsun.
Rabb, benim yüreğime dokun.
Seni daha iyi anlamama yardımcı ol.
Hayatımı sana veriyorum.
Beni değiştir.
İsa Mesih, sen benim için yeryüzüne geldin.
Benim günahlarım için öldün.
Bana sonsuz hayat vermek üzere ölüme gönderildin.
Sen benim Rabbim ve Kurtarıcımsın.
Sana güveniyorum.
Sana inanıyorum.
Kutsal Ruh’unu bana gönder.
İsa Mesih adıyla.
Amin.
Evet, bugünkü konuşmamızın da sonuna geliyoruz.
Bu duayı ettiyseniz, hiç sorun yok.
Bundan sonra Tanrı, sizin hayatınızda çalışmaya devam edecektir.
Hoşça kalın.
