
Bu konuşmayı hazırladığım gün, çok ağır bir şekilde bedenen çalıştığım günün ertesi günüydü. Çok ciddi bir şekilde çalışmıştım ve her yanım ağrıyordu. Kollarım aslında tutmuyordu; kollarımı şu şekilde açamıyordum bile. Şikâyet ettiğimde eşim, “Ya, birazcık çalıştın, o kadar şikâyet etme,” diyordu ama gerçekten kollarımı çok fazla kaldıramıyordum. Yani şöyle kaldırmak hiç mümkün değildi. Eğilemiyordum, belim ağrıyordu. Vücudumun her yeri, kısacası bütün eklemlerim perişan olmuştu. Her şekilde ağrıyordum.
Ben masa başında çalışan biriyim. Aslında masaya oturuyorum, kalemle kitapları açıyor, onları okuyorum. Kitapları karıştırıyorum; bilgisayarı açıyorum, bilgisayardan bazı şeyler bulmaya çalışıyorum ve internete girip bulduklarımı inceliyorum. Bedenen çalıştığım pek görünmüyor. Yıllardır böyle geçti. Ben kitaplarla, kalemlerle, kâğıtlarla hep haşır neşir oldum. Ama arada bir bedenen çalıştığım oluyor ve ertesi gün böyle hissediyorum: Kollarım kalkmıyor, belim ağrıyor, her yerim ağrıyor. Ama eğer düzenli çalışsaydım, böyle olmazdı.
Tanrı bedenimizi çalıştırmamızı istiyor. Bizim fiziksel olarak etkin olmamızı istiyor. Tabii ki kendi işimizi yapmalıyız, ama onun dışında bedenen de çalışmamızı Tanrı istiyor. Eğer düzenli çalışsak, Tanrı’nın isteğini o anlamda yerine getirmiş oluruz. Bedenimize daha iyi bakmış oluruz ve Tanrı’nın bize verdiği görevi yerine getirmiş oluruz.
Bazı insanlar –ben değil, çünkü ben çok çalışırım– hiç çalışmaktan hoşlanmıyor. Ne fiziksel ne de masa başında zihinsel olarak hiçbir şekilde çalışmak istemiyorlar. Bu, Tanrı’nın isteği değil. Tanrı, en başında Âdem’e çalışması gerektiğini söyledi. Tevrat’ın en başında, Yaratılış Kitabı’nın 2. bölümünde, 15. ayette şöyle diyor: “Rab Tanrı, Âdem’i bahçeye bakması ve onu işlemesi için oraya koydu.” Tanrı, Âdem’i çalışması için oraya koydu. En başında, her şeyin başında Âdem’in görevi çalışmaktı.
Bahçeye baktığınızda genellikle fiziksel olarak çalışırsınız. Âdem tabii ki o bahçeyi düzene koymak, bahçedeki ağaçları geliştirmek, eksikleri yerine getirmek, bitkilerin altını çapalamak, toprağı hazırlamak ve yeni bitkiler ekmek için çalışmak zorundaydı. Bahçeye bakmak fiziksel çalışmayı gerektirir.
Bizim bir bahçemiz var. O bahçeyi sulamaya çıktığımda yarım saatim sulamakla geçiyor. Çok el becerikli değilim, ama eğilip kalkmam gerekiyor, hortumu tutmam gerekiyor. Bazı süs bitkileri var; çit çekmek için koyduğumuz çit bitkileri. Her birini ayrı şekilde sulamak gerekiyor. Ağaçlar var, onları ayrı şekilde sulamak gerekiyor. Dolayısıyla vücudunuz farklı şekillere giriyor.
Tanrı bizim çalışmamızı istiyor. Her durumda beden açısından çalışmalıyız. Süleyman’ın yazdığı kitabın, Süleyman’ın Özdeyişleri’nin 24. bölümünde, 30-34. ayetlerde şöyle diyor: “Tembelin tarlasından, sağduyudan yoksun kişinin bağından geçtiğimde her yana dikenlerin, otların kapladığını gördüm. Taş duvar da yıkılmıştı. Gördüklerimi derin derin düşündüm, seyrettiklerimden ibret aldım. Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım, ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım demeye kalkmadan, yokluk bir haydut gibi, yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine.”
Bir küçük bahçemiz olduğundan söz etmiştim. Bahçeye bazen hiç gitmiyoruz. Kışın pek fazla uğramıyorum. Bahçeye gittiğimizde otların ortaya çıktığını görüyoruz. Bazı yerlerde otlar insanın beline kadar geliyor. O otların ayıklanması gerek. Bize yardım eden biri var, o da otları ayıklıyor. Çiçeklerin budanması gerek. Eğer bu yapılmazsa her yer otla kaplanıyor ve bahçenin güzelliği tamamen ortadan kalkıyor. Eğer bahçe ile geçiniyorsanız, bahçe sizin hayatınızın geçim kaynağı ise bahçenize bakmazsanız yokluk ve yoksulluk sizi bekler.
Bizde bir atasözü var: “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur.” Bahçeye bakmak gerek, bahçeyle uğraşmak gerek, bahçeyle çalışmak gerek.
Sizin yapacağınız işlerde de öyle. Eğer masa başında çalışıyorsanız, yine de çalışmanız gerek ki yapmanız gereken şeyleri zamanında bitirebilin. Bazen işlerimi erteliyorum. Son dakikaya geldiğimizde, birden çok büyük bir iş yüküyle karşılaşıyorum…
Aşırı yoğun bir şekilde çalışarak işleri kısa bir süreye sığdırmam gerekiyor. Bu iyi değil. Aslında Karadeniz’de yaşayan insanların bir başka zorluğu var. Karadeniz’de o tepelerde çay bahçelerini gördüğüm zaman, ister denize dönük olsun ister dağlara, tepelere dönük olsun, fark etmez. O bahçelerde bazen oturduğunuzda, bakıyorsunuz, o bahçe sizi dinlendiriyor. Yeşilliğe bakıyorsunuz, göğün mavisine bakıyorsunuz ve birdenbire zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorsunuz. Sabahtan akşama kadar bahçede otursanız, zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Çünkü Karadeniz güzel. Aslında her yer güzel, doğa güzel. Doğanın içinde olmak, zamanın nasıl geçtiğini anlamamanızı sağlıyor.
Tanrı, dünyayı harika yaratmış. O dünyanın güzellikleri içerisinde insanlar onu bozuyor, ama… Tanrı harika yaratmış. Bozulmamış parçalarına ya da insanların işleyerek Âdem’e verilen görevi yerine getirdiği yerlere geldiğinizde, mutlu oluyorsunuz. Zaman akıp geçiyor. Ama hayat öyle geçmez. Oturup sabahtan akşama kadar hiçbir şey yapmadan duramazsınız.
Boş durmak insanı bozar. Boş durmak, tarlayı da bozar. İnsan çalışmak için yaratılmıştır. Eğer çalışmazsak, zihnimiz ve yüreğimiz tembelleşir. Eğer çalışmazsak, bedenimiz tembelleşir. Tanrı’nın bizim yapmamızı istediği şeyi tam olarak yerine getirmeyiz. İnsan çalışmalıdır. İyi şeyler üretmek için çalışmalıdır. Tanrı’ya yaraşır ürünler vermek için çalışmalıdır.
İsterseniz masa başında çalışın, isterseniz tarlada, dağda, bayırda çalışın, fark etmez. İsterseniz bir fabrikada çalışın, fark etmez. Tanrı, sizin çalışmanızı, emek vermenizi ve emeğinizin karşılığını almanızı istiyor. Kutsal Kitap, çalışmayan insanlar için aslında pek de olumlu şeyler söylemiyor. 2. Selânikliler 3. bölüm, 10-13. ayetlerde şöyle diyor:
“Hatta sizinle birlikteyken şu buyruğu vermiştik: Çalışmak istemeyen, yemek de yemesin. Çünkü aranızda bazılarının boş gezdiğini duyuyoruz. Bunlar hiçbir iş yapmıyor, başkalarının işine karışıp duruyorlarmış. Böylesine Rab İsa Mesih adına yalvarıyor ve şunu buyuruyoruz: Sakin bir şekilde çalışıp kendi kazançlarından yesinler.”
Öyle değil mi? Mutlaka sizin de çevrenizde buna benzer insanlar vardır. Yani çalışmak istemiyorlar. Çalışmadıkları gibi başka insanların işlerine karışıyorlar. Bazen arkadaşlarla oturmak, sohbet etmek için bir kahveye gittiğimde, insanların kahvede sürekli boş durduklarını görüyorum. Hadi, anlıyorum; tarımla geçinen yerlerde insanlar kahvede oturmaktan başka çare bulamıyor. Çünkü mevsimlik işler var ve bazı mevsimlerde tarlada yapacak iş yok. Ama şehirde öyle değil. Şehirlerde insanların kahveleri doldurması, sürekli her kahvenin dolu olması ve hiç çalışmamaları çok ilginç bir şey.
Tanrı bundan hoşnut olmuyor. İnsanların çalışmasını ve emek vermesini istiyor. “Çalışmayan ekmek de yemesin, başkalarının üzerine yük olmasınlar,” diyor. İnsanlar emek vermeli. Eğer çalışmıyorlarsa, insanlar doğru şeyler üretmiyorsa, yanlış şeyler üretiyorlar.
Ne üretiyorlar? Örneğin, dedikodu üretiyorlar. Ayrılık üretiyorlar. İnsanların arasına kötülük ekiyorlar, fesat ekiyorlar. “Bak, şu kişi senin hakkında şöyle söyledi.” ya da “Şu insanların şöyle bir planı var.” diye konuşuyorlar. Hatta, “Hadi gelin onlar hakkında bildiklerimizi paylaşalım.” diyorlar. Dedikodu, çekişme, çatışma, kötülük, bölünme… İnsanların ürettikleri şeyler genellikle bunlar. Boş şeyler ve boş sözler üretiyor insanlar.
Dedim ya, Tanrı çalışmamızı ister ve bunun bizim için bir amacı vardır. Bir başka ayete daha bakalım. Vâiz kitabının 9. bölümünde, Tanrı’nın bugün bizim konuşmamızı istediği şu ayetlerde şöyle diyor:
“Güneşin altında Tanrı’nın sana verdiği boş ömrün bütün günlerini, sevdiğin karınla güzel güzel yaşayarak geçir. Çünkü hayattan ve güneşin altında harcadığın emekten payına düşecek olan budur.”
Çalışmak için eline ne geçerse var gücünle çalış. Çünkü gitmekte olduğun ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur. Bir gün Tanrı’nın yanına gideceğiz. Orada Tanrı’yla birlikte olacağız ve temel yapacağımız şey Tanrı’yı yüceltmek olacak. Tanrı’yla hoşça vakit geçirmek olacak. İlâhiler söyleyeceğiz, ezgiler söyleyeceğiz. Tanrı’nın önünde dans edeceğiz, horon tepeceğiz. Tanrı ile birlikte olacağız. O zaman çalışma kaygısını, ekmek parası derdini düşünmemize gerek kalmayacak. Tanrı’yı yüceltmeyi düşüneceğiz sadece.
Ama yeryüzünde yapmamız gereken iki temel şey var. Birincisi, ailemizle hoşça vakit geçirmek. Diyor ki: “Karınla güzel günler yaşayarak geçir.” Karımızla güzel günler yaşayacağız. Kocamızla güzel günler yaşayacağız. İkincisi, var gücümüzle çalışacağız. Yeryüzünde Tanrı’nın bize verdiği işi tam olarak yerine getireceğiz.
Tanrı sizin çalışmanızı ister ve bu çalışma için size bir amaç yüklemiştir. Çünkü biz Tanrı’nın karakterini yansıtıyoruz. Tanrı, bizim dünyayı elimize almamızı ve onu geliştirmemizi ister. Tanrı bize yaratıcılık verdi; kendisine benzer bir nitelik verdi. Birçok yönden Tanrı’ya benziyoruz, O’nu andırıyoruz. Tabii ki Tanrı kadar güçlü bir yaratıcılığımız yok; yoktan var edemeyiz. Ama elimizde var olan şeylerden harika şeyler yapabiliriz. İlerleyebiliriz. Dünyayı ilerletebiliriz. Ülkemizi ilerletebiliriz. Daha ileriye, daha gelişmiş bir düzeye ulaştırabiliriz.
Ülkemizde ilerleme sağlandığında yoksulluk azalacak. İnsanlar daha az sıkıntı çekecek. Ülkemizin bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar yükselecek. Tanrı’nın bizim çalışmamızı istemesinde özel bir amacı var. Hep beraber daha verimli bir şekilde yaşamamızı istiyor; önce bizim, sonra ailemizin, sonra da ülkemizin.
Bu nedenle bizim çalışmamız gerek. Diyeceksiniz ki: “Ülkemizde bu kadar adaletsizlik, bu kadar olumsuz şey varken ben çalışacağım da ne olacak? Çalışmasam olmaz mı?” Olmaz. Tanrı, bizim için çalışmayı bir görev olarak verdi. Eğer elimizden geleni yaparsak, gereğini yerine getirirsek, o zaman Tanrı bizi ödüllendirecektir. Ancak çalışmamızın amacı, yalnızca ödülü almak olmamalıdır. Tanrı’nın bizim hayatımıza verdiği amacı yerine getirmek için gayretle çalışmalıyız. Elbette ödülü alacağız. Buna ilişkin ayetler var.
Tanrı, bizi çalıştığımız için ödüllendirecek. Gelecek çağda ve şimdiki çağda, Tanrı’nın bizi nasıl ödüllendireceğini görmek isterseniz, İncil’deki Koloseliler Mektubu’nun 3. bölüm, 22. ayetinden itibaren şöyle söylüyor:
“Dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin. Bunu yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünen hizmette değil, saf yürekle, Rab korkusuyla yapın. Rab’den miras ödülünü alacağınızı bilerek her ne yaparsanız, insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapın. Rab, Mesih’e kulluk ediyorsunuz.”
Diyeceksiniz ki: “Çalışıyoruz, çalışıyoruz ama maaşı alamıyoruz. İleride cennette alacağımız ödül için mi çalışacağız?” Aslında maaşı alamama durumuna geleceğiz. Öyle bir durumun olmaması lazım. Ama yine de şunu bilmelisiniz: Tanrı, sizin hayatınıza dokunmak, sizin hayatınızı geliştirmek istiyor. Hayatınızda bereketlerinin gözükmesini istiyor.
Onun için gayretle, coşkuyla çalışmalıyız. Evet, sonunda ödül var. Ama amacımız yalnızca o ödülü almak değildir. Amacımız, Tanrı’nın bize verdiği görevi ve yeryüzündeki yaşamımız için belirlediği amacı yerine getirmektir.
Bazı insanları görüyorum, çalışırken öfleyip püflüyor, yaptığı işi beğenmiyor. Aslında çalışmamak için veya elinden bir iş gelmemesi için bin bir bahane üretiyorlar: “Ay, belim ağrıyor.”, “Şuram ağrıyor.”, “Şunu yapamam, yerim dar.” Her şey için bahanemiz olabilir. İnsanlar çalışmamak için bir sürü bahane üretebilir. Ama Kutsal Kitap, sevinçle çalışmamız gerektiğini söylüyor.
Tanrı için çalışır gibi çalışmalıyız. Patronunuzu sevmeyebilirsiniz. Ama patronunuz, sizin nasıl çalıştığınızı ve nasıl gayret ettiğinizi gördüğünde, “Bu insan neden böyle gayretle çalışıyor?” deyip sebebini sorgulayacak. Siz diyebilirsiniz ki: “Ben senin için çalışmıyorum ki. Ben Tanrı için çalışıyorum. Tanrı, benim çalışkan olmamı istiyor.”
Tanrı’ya ilişkin olumlu düşünceleri onun kafasına da koyabilirsiniz. Eğer Tanrı’ya ilişkin onun kafasında olumlu düşünceler oluşursa, o da adaletle ve merhametle davranmayı öğrenecektir. Çünkü Kutsal Kitap, bir insanın başka bir insanı sömürmesini kesinlikle yasaklıyor.
Günümüzde dünya çok zalimdir. İş yerlerinde, büyük fabrikalarda ve büyük tarlalarda insanların hak ettikleri maaşları almadıklarını görüyoruz. İnsanlar bir işe giriyorlar; çok rastladım, patronları onları sigortalamıyor. Başlarına felaketler ve zorluklar geliyor. Sonra ortaya çıkıyor ki bu çalışan insanlar sigortasızmış. Bazen kısa bir süre sigorta yapıyorlar; ondan sonra da o insanları hemen sigortadan çıkarıyorlar ki patron sigorta primi ödemesin. Adaletsizlik var. Tanrı bundan hoşlanmıyor. Maaşlarını vermiyorlar, çok düşük maaşlar veriyorlar insanlara. Patron çok fazla para kazanıyor ama işçiler az para kazanıyor. Tanrı’nın isteği bu değil.
Kutsal Kitap’ta, Yasa’nın Tekrarı bölümünün 24. kısmında, 14. ayette bakın ne söylüyor. Hemen buluyorum, 14. ayet: “Ücretle çalışan, gereksinimi olan, yoksul bir soydaşınızı ya da kentlerinizin birinde yaşayan bir yabancıyı sömürmeyeceksiniz.” Tanrı’nın buyruğu açık. Ücretle çalışan, gereksinimi olan, yoksul bir soydaşınızı ya da kentlerinizin birinde yaşayan bir yabancıyı sömürmeyeceksiniz.
Sömürü, çok ciddi bir şekilde yeryüzünde var. Bizim hayatlarımızda da var. Patronlar insanları sömürüyor. Hele yabancılar… Şimdi bizim ülkemize yurt dışından bir sürü insan geliyor; ekmek için, iş için. Doğu’da, Karadeniz’in doğusundan, Gürcistan’dan, Ermenistan’dan insanlar geliyorlar. Rusya’dan insanlar geliyorlar. Çalışmak için, emeklerini burada harcamak için… Türkiye’nin batısında eskiden Bulgaristan’dan gelirdi insanlar. Şimdi Bulgaristan zenginleştiği için oradan gelmiyorlar. Ama Moldova’dan, Ukrayna’dan ve Rusya’dan yine geliyorlar. Şimdi Yunanistan ekonomik krizde; Yunanistan’dan geliyorlar.
Ve burada, bu insanlar sömürülüyor. Sigorta yapmadan, yasa dışı yollardan çalıştırarak sömürüyorlar. Irak’tan, Suriye’den bir sürü mülteci geliyor. Onlar yok pahasına çalışıyorlar. Asgari ücretin yarısına çalışan insanlar gördüm. Hiçbir güvenceleri yok. Patronun iki dudağı arasındalar. Patron, onları hemen kovabilir.
Sömürmeyeceksiniz, diyor Kutsal Kitap. İnsanlara haklarını vereceksiniz ve onları adil bir şekilde çalıştıracaksınız. Yabancıları sömürmeyeceksiniz. Yabancılarla beraber, eşit insanlar olarak yaşayacaksınız. Çünkü insanlar, Tanrı’nın gözünde eşittir. Siz Tanrı’nın gözünde çok sevilen bir varlıksınız. Onlar da öyle.
Süleyman’ın Özdeyişleri, çalışmak konusunda bir sürü ayet içeriyor. 12. bölüm, 11. ayette şöyle söylüyor: “Toprağını işleyenin ekmeği bol olur; hayal peşinden koşansa sağduyudan yoksundur.” Hayal peşinden koşan bir sürü insan gördüm. Aç kalıyorlar, ekmeksiz kalıyorlar. Yıllarını sözde işler ve planlar için harcıyorlar; sonunda ellerinde hiçbir şey kalmıyor. Tanrı bu insanları uyarıyor: Çalışın. Çalışın. İşiniz küçük de olsa çalışın. Sadakatle çalışın.
Sonra bakacaksınız, daha büyük işleri elde edeceksiniz. Eğer çalışmazsanız sıkıntılar gelir. Süleyman’ın Özdeyişleri’nde 14. bölüm, 23. ayette şöyle diyor: “Her emek kazanç getirir; ama boş lakırdı yoksulluğa götürür.” İşiniz küçük de olsa çalışın, gayret edin. Tanrı o küçük işi bereketleyecektir. Ailenizi doyuracak ve hayatınızı olumlu bir şekilde geçireceksiniz.
Çalışarak yaratıcınızı onurlandırın. Sıkıntılarınız olabilir. Bilmiyorum hangi sıkıntılarınız var iş konusunda… Yalnız mısınız? İşiniz mi yok? Çalıştığınız işten yeterince gelir mi elde edemiyorsunuz? Tanrı’nın sizin hayatınıza eğilmesini isteyebiliriz. Bizim Tanrımız iyidir ve insanların hayatlarına bakar.
Yani bugün size çalışmak gibi bir konudan söz ettim. Tanrı, hayatınızın her yönüne bereket vermek istiyor. Her yönünüzü ellerine almak ve değiştirmek istiyor: evinizde, işinizde, eşinizle ilişkinizde, patronunuzla ilişkinizde, okulunuzda, ülkenizde… Tanrı, bütün bereketin görünmesini istiyor. Bu yüzden, yaşamınızın her yönünü Tanrı’ya götürebilirsiniz. Tanrı’dan bereket isteyebilirsiniz.
Şimdi sizin için dua edeceğim, iş hayatınızda Tanrı’nın bereketi görünsün diye. Siz de yüreğinizde bu duayı dinleyin ve Tanrı’nın bereketini kendi hayatınıza alın. Tanrı’nın esenliğini kendi hayatınıza alın. Hadi, beraberce dua edelim:
“Ya Rab, İsa! Hayatımı senin ellerine teslim ediyorum. İş konusunda bizi dinleyen bütün dinleyicilerimiz için dua ediyorum. Onların hayatlarını al, onları bereketle. Hayatlarında senin iyiliğin, güzelliğin ve lütfun görünsün. Rab, çalışmak isteyen insanlara iş ver diye dua ediyorum. Çalıştıkları yerde patronlarına merhamet ver, onların yüreklerine dokun. Rab, sömürüyü bizim ülkemizden uzaklaştır. İnsanların eşit işe eşit ücret aldıkları, sömürülmedikleri, doğru bir şekilde yaşadıkları ortamları sağla. Kadınların erkeklerden daha az değil, aynı ücreti aldıkları ortamları getir. Rab, bu ülkenin kadınlarına ve çocuklarına eşit fırsatlar ver diye dua ediyorum. Çocuklar sömürülmesin, iş yerlerinde köle olarak çalıştırılmasın. Bizim ülkemizi koru, Rab. Geliştir, bereketle. Rab, bugün beni dinleyen, izleyen bütün izleyicilerimize yardımcı ol. Onların bütçelerini denkleştir. Çalışmayanlar varsa, tembellik edenler varsa, şimdi onlar için dua ediyorum. Rab, onlara dokun ve onlara çalışma isteği ver diye dua ediyorum. Evlerine esenlik gelsin, dirilik gelsin, düzen gelsin diye dua ediyorum. Bütün izleyicilerimizi bereketliyorum, Rab. Onların hayatında senin güzelliğin görünsün. İsa Mesih’in adıyla. Amin.”
Bugün size çalışmaktan söz ettim. Tanrı’nın sizin hayatınızda neler istediğinden bahsettim. Dediğim gibi, Tanrı, yaşamınızın bütün noktalarında, her alanında bereket olmasını istiyor; iyilik olmasını istiyor. Bu yalnızca çalışmak değil; evlilik, iş, okul, her konuda geçerli. Şu an aklıma hepsi gelmiyor, ama hangi noktada sıkıntınız varsa Tanrı o noktaya dokunmak istiyor. Bu yüzden yüreğinizi açın ve Tanrı’ya yönelin.
Rab’bin esenliği sizinle olsun. Hoşça kalın.
