
Tanrıyı Sevmek Gerek
Tanrıyı sevmek gerek. Ama… Tanrıyı tanımak da gerek aynı zamanda. Tanrının kim olduğunu bilmek gerek. Bugün kutsal kitabın bir parçasını çalışmak istiyorum. Davut’un yazdığı, Davut Peygamber’in yazdığı düşünülen metinlerden bir tanesi: 139. Mezmur. Zebur Kitabı’nda yer alan ilgi çekici mezmurlardan biri. Şimdi size bu mezmurun ilk sekiz ayetini okuyayım, ardından üzerine konuşalım.
Şöyle diyor:
“Ya Rab, sınayıp tanıdın beni. Oturup kalkışımı bilirsin. Niyetimi uzaktan anlarsın. Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin. Bütün yaptıklarımdan haberin var. Daha sözü ağzıma almadan söyleyeceğim her şeyi bilirsin Ya Rab. Beni çepeçevre kuşattın, elini üzerime koydun. Kaldıramam böylesi bir bilgiyi, başa çıkamam, erişemem.”
Tanrı’nın kimliğine ilişkin bir şeyler öğrenmeye başladığımızda, O’nun her şeyi bilen biri olduğunu anladığımızda heyecanlanıyoruz. Hayatımız hakkındaki her şeyi bildiğini düşündüğümüzde ise birazcık endişeleniyoruz.
Geçenlerde, yıllardır görmediğim üniversiteden arkadaşlarımla bir toplantıya katıldım. O toplantıda sohbet sırasında insanları gözlemleme fırsatım oldu. Karşılaştığım insanların böyle bir toplantıda ne yaptıkları, ne ettikleri, kim olduklarını hatırlamak açısından bir inceleme fırsatım oldu. Her birinin farklı maskeler taktığını gördüm. Bazıları sessiz, huzurlu, bir köşede duran mutlu insanlardı. Başka bir köşeye baktığımda tam tersi, mutsuz, huzursuz ve insanların huzurunu kaçıran tipler vardı. Bir başka yana kafamı çevirdiğimde insanlar hemen politika yapıyor veya futbol konuşuyorlardı. Bazı türden insanlar bir araya gelince hemen ya politikayla ya da futbolla ilgili konuşurlar. Bir başka köşede insanlar mutsuzdu ve mutsuzluklarını gizlemeye çalışıyorlardı. Öbür mutsuzlar gibi değil; öbürleri mutsuzluklarını insanlara yansıtırken bu grup mutsuzluğunu gizlemeye çalışıyordu.
Bir başka grup da mesafeliydi. Uzaktan bakıyorlardı. 20 yıldır görüşmemişiz, yeni karşılaşıyoruz. Arada biraz mesafe vardı ama birazcık zaman geçtikten sonra o mesafe yıkılıyordu. O kadar çok kendini gizleyen insan var ki. İnsanlar oldukları gibi görünmekten korkuyorlar. Oldukları gibi göründüklerinde bir başkasının onlara zarar vereceğini, korunaklı alanlarına müdahale edileceğini sanıyorlar. Korku, açık verme endişesi, birisinin zarar vereceği kaygısı var. Kimse kendisi gibi olmak istemiyor.
Hiç kimse bütün derinliğimizi bilemez. Ama biliyor musunuz? Tanrı bilir. Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın, neyin arkasına gizlenirseniz gizlenin… İsterseniz bir maskenin arkasına, isterseniz bir çalının veya dolabın arkasına gizlenin. İsterseniz kahkahaların ya da gözyaşının arkasına gizlenin. Tanrı, yüreğinizden geçen her şeyi bilir. O, bizim en gizli düşüncelerimizi, niyetlerimizi, her şeyi bilir. Ve bazen bu kadar çok şeyin bilinmesi karşısında dehşete düşeriz.
“Nereye saklanabilirim Tanrı’dan?” diye sorarız. Ama Tanrı’dan saklanmaya ihtiyacınız yok ki. Aslında en çok güvenebileceğiniz kişi Tanrı’dır. O sizin ne yaptığınıza veya kim olduğunuza bakmaz; sizi, siz olduğunuz için sever. Sizi evladı olarak görür ve sizinle buluşmayı ister. Sizinle arasında sağlam, iyi bir ilişki olmasını ister. Tanrı’yla iyi bir ilişki kurmak mümkündür; çünkü O iyidir. Gizlenmeye gerek yok.
Bir başka ayete bakalım, ancak yalnızca bir ayete değil, bir ayet grubuna. 7. ayetten 12. ayete kadar olan bölüme göz atalım. Ayetler şöyle diyor:
“Nereye gidebilirim senin ruhundan? Nereye kaçabilirim huzurundan? Göklere çıksam oradasın. Ölüler diyarına yatak sersem yine oradasın. Seherin kanatlarını alıp uçsam, denizin ötesine konsam, orada bile elin yol gösterir bana. Sağ elin tutar beni. Desem ki, karanlık beni kaplasın, çevremdeki aydınlık geceye dönsün, karanlık bile karanlık sayılmaz senin için. Gece gündüz gibi ışıldar, karanlıkla aydınlık birdir senin için.”
Gerçekten Tanrı için karanlıkla aydınlık, kişiyi görebilmesi açısından fark etmez. Bu konu üzerine konuşurken aklıma başka bir olay geldi. Küçük kızım… Eskiden tiyatroda sahne alırdım. Bir oyunu izlemeye geldiğinde, yanındaki kişiye şöyle demiş:
“Şu sahnede duran adamı görüyor musun? O benim babam. Ne kadar harika biri.”
Bunu duyduğumda çok sevindim. Kızımın benim yaptığım şeyden memnun olması beni mutlu etti. Yani, onun benimle gurur duyması… Onun gözünde gerçekten önemli bir şey yapan biri olarak görünmek benim için değerliydi. Aslında oyun o kadar önemli olmasa da kızım öyle hissediyordu. Ama Tanrı ile ilişkide bu önemsiz değil; Tanrı’nın kimliği gerçekten önemli. Kızımın benden gurur duyduğunu söyledim. Ben de Tanrı’dan gurur duyuyorum, onun kimliğinden gurur duyuyorum. O yüceler yücesidir, harikadır.
Benim Tanrım, her şeyi yaratan Tanrı’dır; güçlüdür. Onun elinden hiçbir şey kurtulmaz, hiçbir şey kaçamaz. Bir kötülük mü var? Bir zorluk, bir endişe kaynağı mı var? Benim Tanrım iyidir, güçlüdür; çözüm bulur. O, her şeyi bilir; onun bilmediği bir şey yoktur. O, her şeyi görür ve ondan gizlenebilecek bir şey yoktur. Eğer biri bana kötülük yapmak istese, Tanrım bunu fark eder, görür, bilir. Tanrım akıllıdır; tüm evreni ellerinin içinde tutar.
Tanrım iyidir. “İyidir” demek bile yetersiz kalır; Tanrım çok iyidir. O kadar iyidir ki, kötü insanlar, günahlı insanlar, sorunlu bizler bile onun sevgisini kazanırız. Hayatımızda iyiliğin olmasını ister. Tanrım gündüzü yarattı, karanlıkta da görür. Tanrım harikadır, müthiştir. O, benim babam gibi; onunla gurur duyuyorum, iyiliği ve güzelliği ile.
O Tanrı, benimle ilişki kurmak istiyor. Sizinle ilişki kurmak istiyor. Onunla gurur duymanızı, onunla birlikte yaşamanızı, onu sevmenizi ve sevdiğinizi ifade etmenizi istiyor. Biz buna Türkçede dua diyoruz; ona dua etmenizi, onunla konuşmanızı istiyor. O da size cevap vermek, sizinle iletişim kurmak istiyor. Onun harikalığını anlamanızı ve o harikalığı paylaşmanızı istiyor.
Tanrım harikadır. Tanrım sizin Tanrınız olmak ister. Mezmurun devamına bakalım. 13. ayetten sonra şöyle diyor:
“İç varlığımı sen yarattın, annemin rahminde beni sen ördün. Sana övgüler sunarım; çünkü müthiş ve harika yaratılmışım. Ne harika işlerin var, bunu çok iyi bilirim. Gizli yerde yaratıldığımda, yerin derinliklerinde örüldüğümde, bedenim senden gizli değildi. Henüz dört yatağındayken gözlerin gördü beni. Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden hepsi senin kitabına yazılmıştı. Hakkımdaki düşüncelerin değerli, ne değerli ey Tanrı, sayıları ne çok. Kum tanelerinden fazladır; saymaya kalksam, uyanıyorum, hâlâ seninleyim.”
Bu harika Tanrı, beni O yarattı, O tasarladı. Az önce okuduğumuz ayetler diyor ki, annemin rahmindeyken beni tasarlayan, şekillendiren O’ydu. Benim hayatım hakkında her şey belli değilken, nasıl bir hayatım olacağı bile bilinmezken, O benim hakkımdaki her şeyi biliyor ve tasarlıyordu. Müthiş ve harika yaratıldım.
Benim Tanrım harikadır çünkü… Yani Tanrım harikadır dediğimde, beni nasıl yarattığını düşündüğümde gözlerim yaşarıyor. Çünkü Tanrı’nın ellerinin eseri olduğumu hatırlıyorum. Sahip olduğum her şeyin sahibi O’dur. Benim sahibim O’dur, yaratıcım O’dur. O, hayatımın her yönünü bilir. İyi şeylerimi bilir, iyi şeylerim için sevinir. Elbette ben de çocuklarımın iyi yaptığı şeyleri gördüğümde seviniyorum. Onların başarılarını gördüğümde, çok küçük bir şey bile olsa, sahnede insanların önünde bir şeyler yaptıklarında mutlu oluyorum. Eskiden bale gösterileri yaparlardı; diğer çocuklarla beraber sahne alırlardı. Gösteriler o kadar mükemmel şeyler olmasa da benim kızım yapıyordu ve onun yaptığı için ben bunu çok seviyordum.
Tanrı da bana baktığında, tüm beceriksizliğime, eksikliklerime, zayıflıklarıma rağmen, “Evet, bütün sıkıntılara rağmen o benim oğlum ve yaptığı şeylerden dolayı hoşnudum,” diye bakıyor. Aynı şeyi sizin için de söylüyor Tanrı. Sizin yaptığınız şeylere bakıyor. Bir akşam evde yemek yapıyor ve ailenizi beslemek için çabalıyorsanız, yemeği hazırlıyor, belki azıcık balık kızartıyorsanız, Tanrı sizin çabanıza bakıp seviniyor. Gerçekten, çevrenizdeki insanlara yapmaya çalıştığınız, sunmaya çalıştığınız şeyler için seviniyor. Sizden gurur duyuyor ve daha iyi şeyler yapmanız için önünüzü açmak istiyor.
Ama bunun tersi de var. Bazen o tersinden dolayı rahatsız oluyoruz; çünkü her zaman iyi şeyler yapmıyoruz. Bazen yaramazlık yapıyoruz, bazen günah işliyoruz, bazen Tanrı’nın hoşnut olmayacağı şeyler yapıyoruz ve O’nun bunları da görüyor olması bizi rahatsız ediyor. Evet, Tanrımız yaptığımız her şeyi görür: İyi şeyleri görür ve onlarla gurur duyar; kötü şeyleri görür ve üzülür. Tanrı’yı üzmek istemeyiz. Tanrı üzülür çünkü yaptığımız yanlışlardan dolayı üzgündür ve bizim o durumda olmamızı istemez. Tanrı, bizim iyi şeyler yapmamızı, ona yaraşır işler yapmamızı ve çevremize bereket olmamızı ister. Kötü şeyler yaptığımızda ise aslında bakmak istemez, görmek istemez. Ancak, yaptığımız kötülüğün farkına varıp Tanrı’ya dönerek “Tanrım, kusura bakma; yanlış bir şey yaptım ama şimdi seninle beraber yürümek istiyorum, beni affet,” dediğimizde O affeder. Çünkü sevgisi sonsuzdur.
İbrâniler 13. bölüm 5. ayette şöyle der: “O sizi asla terk etmez, asla bırakmaz.” “Seni asla terk etmeyecek, asla bırakmayacağım” diyen bir Tanrı’ya güvenebilirsiniz. O sizi sadece iyi davrandığınız için sevmiyor; kötü davrandığınızda da dışlamıyor. Tanrı, sizin kim olduğunuzu biliyor; iyi de olsanız kötü de olsanız O’nun çocuğusunuz. Çocuğunuz için düşünün: Yaptıklarından dolayı onu cezalandırır, “Kötü davrandın, artık sen benim çocuğum değilsin; seni evden dışarı atıyorum, iyi davranırsan eve alacağım,” der misiniz? Tanrı böyle değil. İyi de davransanız kötü de davransanız Tanrı sizi çocuğu olarak kabul eder. Ama O’nunla iyi bir ilişki kurabilmeniz için Tanrı’nın yolundan yürümeniz, günahlarınızı itiraf etmeniz ve Tanrı’ya dönmeniz gerekir.
Eğer günahlarınızı itiraf ederseniz, İncil’de yazdığı gibi güvenilir ve adil olan Tanrı sizi bağışlayacak ve her kötülükten arındıracaktır. Ona yönelin, onunla beraber yürüyün. Tanrı, elinizden tutup sizi kendi yolunda yürütmek ister. Tanrı’nın sizin hakkınızdaki düşünceleri çok değerlidir. Hayatınıza ilişkin düşündüklerini bilmek istersiniz. Yeremya Peygamber, kitabında 29. bölüm 11. ayette şöyle diyor:
“Çünkü sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum,” diyor Rabbim, “kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları. O zaman beni çağıracak, bana gelip yakaracaksınız. Ben de sizi işiteceğim. Beni arayacaksınız; bütün yüreğinizle beni arayınca bulacaksınız.”
Bütün yüreğinizle Tanrı’yı arayın; o zaman Tanrı’yı bulacaksınız. Yeremya Peygamber’in söyledikleri, Tanrı’nın sizin için tasarılarının iyi olduğunu ifade eder. Tanrı sizinle yaşamak istiyor; iyiliğinizi istiyor. Yaşadığınız kötülük ya da zorluklar Tanrı’nın dileği değil. Bu zorluklardan kurtulmak için Tanrı’ya yönelmeniz ve O’nunla yaşamaya çalışmanız gerekir. Tanrı’yı ararsanız, içinde bulunduğunuz durumdan çıkıp Tanrı’ya yönelecek olursanız Tanrı burada söz veriyor: “O zaman sizi işitecek, size cevap vereceğim. Ararsanız, beni bulacaksınız,” diyor.
Tanrı’yı arayın. Tanrı gerçekten güvenebileceğiniz en önemli kişidir. Sizi terk etmez, sizi bırakmaz dedim; asla yarı yolda bırakmaz. Ona güvenebilirsiniz. Zorlukların içinden sizi çıkaracak olan odur. Yalnızlıklarınızda size dayanak olacak, sizi koruyacak kalkan olacaktır. Güçlü Rab… O’dur. Umutsuzluğunuzda çare olacak, elinizden tutup yol gösterecek olan odur. Aslında her zaman O’nunlasınız. 139. Mezmur’da, Tanrı’nın harikalığından ve güzelliğinden bahsederken, aslında O’ndan asla ayrılmayacağımızı söylüyor.
Ancak bir gün öleceğiz. Öldükten sonra hayatımız hakkında belli bir karar verilecek. Ölene kadar fırsatınız var, ama ne zaman olduğunu bilmiyorsunuz. O zamana kadar Tanrı sizi yanına çağırıyor; O’nunla beraber yaşamanız için. Burada en önemli soru şudur: Bu kadar iyi, bu kadar harika, güzel, güçlü bir Tanrı ile yaşamak ister misiniz? Benim müthiş Tanrımla, harika Tanrımla yaşamak ister misiniz? Bu Tanrı kendisini kutsal kitapta açıklar; bizim uydurduğumuz bir şey değil. Tanrı kendisi hakkında bu kitapta konuşur.
Tanrı ile yaşamak ister misiniz? Bunu yapmak için basit bir dua yeter. Tanrı’yı hayatınıza çağıran ve onunla birlikte yaşamak istediğinizi ona ifade eden bir dua yeterlidir. Tanrı sizi hayatınızda yeni bir döneme çağırıyor. Gizlenmeye gerek yok; güvensiz hissedip kendinizi bir maskenin arkasına saklamanıza gerek yok. Tanrı’nın huzurunda güvende hissedebilirsiniz. Zaten gizleyebileceğiniz bir şey yok Tanrı’dan. Böylece büyük bir rahatlıkla hayatınızı Tanrı’ya teslim edebilirsiniz. Sizi her durumda kabul eder. “Çok kötüyüm; eskiden acayip şeyler yaptım,” diyorsanız, insanların kabul edemeyeceği günahlar işledim diyorsanız, Tanrı sizi kabul eder. Aynı şekilde yaşamanıza izin vermez; sizi değiştirmek ister ama sizi kabul eder. Hangi durumda olursanız olun, hangi kötülükten çıkarsanız çıkın fark etmez. Yeter ki o kötülükten çıkın ve Tanrı’yla beraber yaşayın.
İsa’ya güvenin. Beraber dua edelim mi?
“Yarabbi, içinde bulunduğum bu durumdan kurtulmak istiyorum. Bana dokun. Zihnimi aç, yüreğimi aç. Günahlarımı bağışla. İsa Mesih, sen benim günahlarım için öldün. Beni günahlarımdan kurtardın. Üçüncü gün ölümden dirildin. Bana sonsuz yaşam sağladın. Sen benim efendimsin, hayatımın sahibisin. Beni kötü olandan kurtar, kutsal ruhunu ver bana. Ben de hayatımı sana veriyorum. İsa Mesih’in adıyla. Amin.”
Eğer bu duayı benimle beraber ettiyseniz, şu andan itibaren Tanrı’nın ruhu sizin içinizde yaşıyor. Eğer etmediyseniz, bir gün etmelisiniz; Tanrı’nın sizinle beraber yaşayabilmesi için bu çok önemlidir. Hayatınızı ona teslim etmelisiniz. Hayatınızı kendi elleriniz
Eğer bu duayı benimle beraber ettiyseniz, şu andan itibaren Tanrı’nın ruhu sizin içinizde yaşıyor. Eğer etmediyseniz, aslında bir gün etmelisiniz. Tanrı’nın sizinle beraber yaşayabilmesi için bu çok önemli. Hayatınızı O’na teslim etmelisiniz. Hayatınızı kendi ellerinizle tuttuğunuz sürece, onu kendiniz korumaya, yönlendirmeye çalıştığınız sürece aslında Tanrı’ya teslim etmiyorsunuz ve O sizi değiştirmiyor, yönlendirmiyor. Hayatınızı etkileme fırsatını O’na vermiyorsunuz. Tanrı’yla beraber yaşamak istiyorsanız İsa’yı hayatınıza kabul etmelisiniz.
