
Televizyon seyrediyor musunuz bilmiyorum. Aslında bizim programı izliyorsunuz, onun farkındayım. Ama televizyon programlarında filmler izliyor musunuz, onu sormak istedim.
Eğer Batı filmleri izliyorsanız, orada kiliselere giden insanların ilahiler söylediklerini görürsünüz. Beraber dans ettiklerini, tapındıklarını görürsünüz. Şarkılar söylerler, ellerini kaldırırlar, dua ederler. Bir sürü şey yaparlar, hareketler yaparlar. Onların danslı, ilahili ibadet tarzını izlediğimizde, aslında Türkiye’deki insanların ibadet anlayışına çok da uygun gelmiyor. O yüzden tam olarak anlamıyoruz onların ne yaptıklarını. Hepsi ellerini kaldırıyor, “Haleluya, Haleluya” diyorlar. Haleluya, “Tanrı’yı övün” anlamına geliyor. Ve o ezgileri söylerken insanlar Tanrı’yı övüyorlar. Ağızlarıyla, hareketleriyle Tanrı’yı yüceltiyorlar. Ellerini kaldırıyorlar. İşte bu, Batı tarzı bir ibadete örnektir.
Doğu kiliselerinde ise pek öyle danslar, hareketler olmuyor. Daha çok insanlar müziksiz – aslında müziksiz demeyelim, enstrümansız diyelim – herhangi bir müzik aleti çalmadan sadece sesleriyle ibadet ederler. Seslerinin dalgalanmasıyla müzik yaparlar ve Tanrı’yı enstrüman olmadan yüceltirler.
Hristiyanlık içerisinde ibadet, kilisede ibadet önemli bir yer tutar. Bazı kiliselerde, özellikle Doğu kiliselerinde veya Katolik kiliselerinde çok süslü ibadet mekânları görürsünüz. Duvarlarda birçok resim olur. Sunak bulunur, üzeri malzemelerle donatılmıştır. Duvarlardaki resimler görkemlidir, heykeller bulunur. Ancak bazı kiliselerde ise duvarlar tamamen boştur. Belki sadece bir ya da iki haç bulunur. Bazı kiliselerde haçlar süslü olur, bazılarında ise sadece sade bir haç bulunur.
Peki, insanlar neden kilisede ibadete bu kadar önem veriyor? Kiliselerin bu kadar görkemli olması, ibadet sırasında insanların ilahiler söylemesi ve tapınmaları, ibadetin onlar için ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Ama aslında ibadette önemli olan, kiliseden çok Tanrı’nın kendisidir. İbadetin merkezi Tanrı’dır. Bütün ibadet, O’na yöneliktir. İnsanlar, Tanrı’nın kimliğini, karakterini, tarih boyunca ve kendi hayatlarında yaptığı işleri yüceltmek için ibadet ederler.
Tanrı, insanların hayatında olağanüstü işler yapar. Bunu kendi hayatımdan biliyorum. Benim hayatımı köklü bir şekilde değiştirdi. Hristiyan olduktan sonra duygusal, ruhsal ve sosyal olarak büyük değişimler yaşadım. Tanrı’nın hayatıma doğrudan müdahale ettiğini görebiliyorum. Zor zamanlar geçirdiğim oldu, ama o dönemlerde bile Tanrı’nın benimle olduğunu hissettim.
Bütün bu sebeplerden dolayı, Tanrı’yı her zaman övmek istiyorum. Kutsal Kitap’ta, özellikle Zebur’da (Mezmurlar), Tanrı’yı yüceltmekle ilgili birçok ayet bulunur. Mezmurlar kitabı, Tanrı’ya yönelik dualardan ve ilahilerden oluşmaktadır.
- Mezmur:
“Ey bütün uluslar! Rab’be övgüler sunun!
Ey bütün halklar! Onu yüceltin!
Çünkü bize beslediği sevgi büyüktür.
Rab’bin sadakati sonsuza dek sürer.
Rab’be övgüler olsun.”
Bunları hisseden bir insanın Tanrı’ya ibadet etmek istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Tanrı’nın sevgisi büyüktür. Bana yönelik, size yönelik Tanrı’nın sevgisi büyüktür. Siz belki bunu fark ediyorsunuz, belki fark etmiyorsunuz, ama Tanrı sizi seviyor. Eğer O’nunla yürümeye karar verirseniz, sadakati sonsuza dek sürecektir.
İnsanlar evlenirken birbirlerine sadakat sözü verir. “Sonsuza dek sadakat göstereceğim” derler. Ama insanlar bu sözü her zaman tutamaz. Evlilikler bozulur, insanlar yalan söyler, hatalar yapar. Ama Tanrı öyle değildir. O’nun sadakati sonsuza dek sürer.
- Mezmur:
Tanrı’nın tapınılmaya layık olduğunu vurgular. Bakın neler söylüyor…
Övgüler sunun Rabbe!
Övgüler sunun, ey Rab’bin kulları! Rab’bin adına övgüler sunun! Şimdiden sonsuza dek Rab’bin adına şükürler sunun! Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar Rab’bin adına övgüler sunulmalı. Rab, bütün uluslara egemendir. Görkemi göklere aşar. Var mı Tanrımız gibi yücelerde oturan, göklerde ve yeryüzünde olanlara bakmak için eğilen? Düşkünü yerden kaldırır, yoksulu çöplükten çıkarır. Soylularla, halkının soylularıyla birlikte otursun diye kısır kadını evde oturtur, onu çocuk sahibi, mutlu bir anne kılar. Rab’be övgüler sunun!
Yani, Tanrı’ya övgüler sunmak için harika sebeplerimiz var. Sizin hayatınızda da Tanrı’ya övgüler sunmak için gerçekten önemli sebepler vardır. Eğer hayatınıza Tanrı’yı alırsanız, Tanrı’yla birlikte bir yaşamınız olursa, iman ettiğiniz andan itibaren Tanrı’nın size sadık olacağını bilirsiniz. Ve ondan sonra attığınız her adımda Tanrı’nın hayatınıza nasıl etki ettiğini gözlemleyebilirsiniz. İşte o etkilerden dolayı Tanrı, övülmeye layıktır.
İsa’yı Rab ve Kurtarıcı olarak kabul etmiş olan herkes, İsa’nın hayatında bir şey yaptığına ilişkin tanıklık edebilir. Zaten bu tanıklık kavramı, kişinin kendi hayatında Tanrı’nın yaptıklarını anlatması anlamına gelir ve Hristiyanlar için çok önemlidir. İsa, bu tanıklığı bize buyurmuştur. Hayatımızda iman ettikten sonra Tanrı’nın yaptığı işleri nasıl tanıklık edeceğimizi öğretir. İster müzik aletiyle ister sadece sesle, Tanrı ezgiyle tapınılmaya layıktır.
Şimdi size 150. Mezmur’u okuyayım. O mezmurda müzik aletlerinden de söz ediliyor:
Gücünü gösteren göklerde övgüler sunun ona.
Övgüler sunun ona, güçlü işleri için.
Övgüler sunun ona, eşsiz büyüklüğüne yaraşır biçimde.
Boru çalarak ona övgüler sunun.
Çenkle, lirle ona övgüler sunun.
Teff ve dansla ona övgüler sunun.
Saz ve neyle ona övgüler sunun.
Zillerle ona övgüler sunun.
Çınlayan zillerle ona övgüler sunun.
Bütün canlı varlıklar Rab’be övgüler sunsun.
Rab’be övgüler sunun!
Mezmur, Rab’be övgüler sunmayı bize coşkuyla hatırlatıyor. Tanrı gerçekten de bizim hayatımızda yaptığı kudretli işler için, güçlü işleri için övülmeye layıktır. Onun büyüklüğü her şeyi aşar. Her şeyi yaratan, her şeyi oluşturan, her şeyi düşünen Rab O’dur. O yüzden, eşsiz büyüklüğüyle ve görkemiyle bizim Tanrımız tapınılmaya layıktır. Dolayısıyla hayatımızın her yönü, o tapınılmaya layık olan Tanrı’ya tapınmakla geçmelidir.
Şarkılar söyleyerek, dans ederek, Hamdolsun, Halleluyah diyerek Tanrı’ya övgüler sunabiliriz. Ancak, ezgiler söylemenin dışında da Tanrı’ya övgü göstermenin yolları vardır. Dua bunlardan biridir. İsa Mesih, sık sık Baba Tanrı’yla konuşmak için dua ediyordu. Bize de dua etmeyi tavsiye etti, önerdi ve bizzat örnek oldu. İsa, Matta 6. bölümde bizim nasıl dua etmemiz gerektiğine dair bir örnek verdi:
Göklerdeki Babamız,
Adın kutsal kılınsın,
Egemenliğin gelsin,
Gökte olduğu gibi yeryüzünde de senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme,
Bizi kötü olandan kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir.
Amin.
O, duayla da övgüyü alabilir. Biz dualarımızla Tanrı’ya yönelebiliriz. Ancak insanlar genellikle yalnızca ihtiyaçları, sıkıntıları ve dertleri için dua ederler, Tanrı’dan bir şey almak için dua ederler. Oysa bunun ötesine geçebiliriz.
Tanrı’ya tapınmamızın önemli bir unsuru da O’nun kimliğini öğrenebilmek için Kutsal Kitap’ı okumaktır. Kutsal Kitap, Tanrı’nın kimliğini anlatır. Onu okuyarak Tanrı’yı daha iyi tanıyabiliriz. Şimdi Kutsal Kitap’la ilgili Mezmur yazarının söylediklerine bakalım. 119. Mezmur, özellikle Kutsal Kitap’ın niteliğine ilişkin çok güzel sözlerle doludur. İsterseniz, bazı ayetleri birlikte okuyalım:
54 ve 55. ayetler
Senin kurallarındır ezgilerimin konusu,
Konuk olduğum bu dünyada.
Gece adını anarım, ya Rab,
Ve sana uyarım.
- ayet
Ağzından çıkan yasa,
Benim için binlerce altın ve gümüşten daha değerlidir. - ayet
Ne tatlı geliyor verdiğin sözler damağıma,
Baldan tatlı geliyor ağzıma! - ayet
Sözün adımlarım için çıra,
Yolum için ışıktır.
Tanrı, kutsal kitabını bize, onun yolunu anlayabilmemiz ve onun yolundan yürüyebilmemiz için verdi. Kutsal kitabı okuduğumuz zaman Tanrı’ya ibadetimizi daha etkin bir şekilde yapabiliriz. Çünkü bu kitap Tanrı’yı bize anlatıyor. Tanrı’nın kim olduğunu, karakterini, geçmişte ne yaptığını ve dolayısıyla bugün ne yapabileceğini anlatıyor. Geçmişte bize ilişkin verdiği vaatleri öğrenebiliyoruz. Dolayısıyla bugün Tanrı’nın bizim hayatımızda ne yapmak istediğini anlayabiliyoruz.
Kutsal kitap, ibadetimiz için çok önemlidir. Biz Tanrı’dan ne bekleyebileceğimizi biliyoruz ve Tanrı’ya nasıl ibadet etmemiz gerektiğini kutsal kitap aracılığıyla öğreniyoruz.
Başka ibadet biçimleri de vardır. Mesela oruç tutmak, Hristiyanlık’ta önemli bir ibadet biçimidir. Oruç, kişinin kendisini terbiye etmesine ve Tanrı’nın önünde kendisini alçaltmasına yönelik bir disiplindir. Bir başka disiplin de derin düşünmektir. Günlük hayatımız içinde belirli bir zaman dilimini seçerek kutsal kitaptaki ayetler üzerinde derin düşünebiliriz. O günü, o ayetleri düşünmeye ayırabiliriz. Tanrı’nın kimliği, karakteri veya kutsal kitaptaki farklı ayetler üzerine derin derin düşünebiliriz. Ve Tanrı’nın sesini dinlemek için zaman ayırabiliriz.
Evet, farklı ibadet biçimleri ve değişik uygulamalar vardır. Ancak bütün tapınmanın içinde belki de en değerli an, iman edenin Tanrı ile olan ilişkisidir. Biz Tanrı’yı severiz. Tanrı’nın önünde coşkuyla tapınıyor olmamızın, insanların Tanrı’nın önünde dans ediyor olmasının sebebi sadece eğlenmek değildir. Biz Tanrı’yı severiz, onun kimliğini biliriz ve hayatımızda yaptığı şeylere değer veririz. Ve biliriz ki Tanrı da bizi sever. Dolayısıyla Tanrı ile aramızda bir sevgi ilişkisi olduğundan eminiz. Tanrı’nın huzurunda durur, ona yönelir ve sevgimizi ifade ederiz.
Biz, İsa’ya iman ettiğimiz anda Tanrı’nın çocukları oluruz. Tanrı, bizi evladı olarak kabul eder. Aramızdaki bütün engeller aşılmıştır. Normalde insanlar Tanrı’yı hissetmiyor bile. Onun varlığını fark etmiyorlar. Tanrı’ya inanmayan birçok ateist var ve bu ateistler Tanrı’nın varlığı konusunda ciddi kuşkulara sahipler. Ellerinde Tanrı hakkında bir veri olmadığını düşünüyorlar. Ama biz Tanrı’yla ilişki içinde olduğumuz için, Tanrı’yı sevdiğimiz için, Tanrı’nın sözünü okuyabildiğimiz ve ona iman ettiğimiz için onunla aramızda bir bağ vardır.
Bu ilişki, bir baba-çocuk ilişkisidir; baba-oğul, baba-kız ilişkisidir. Romalılar 8. bölüm 16 ve 17. ayetlerde şöyle diyor:
“Ruhun kendisi, bizim ruhumuzla birlikte Tanrı’nın çocukları olduğumuza tanıklık eder. Eğer Tanrı’nın çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesih’le birlikte yüceltilmek üzere, Mesih’le birlikte acı çekiyorsak, Tanrı’nın mirasçısıyız. Mesih’le ortak mirasçılarız.”
Biz Tanrı’nın çocuklarıyız. İman ettiğimiz anda Tanrı’nın kutsal ruhu içimize girer ve Tanrı bizimle birlikte yaşamaya başlar. Hayatımızı değiştirir, karakterimizi olgunlaştırır. Ve biz o olgunlaşma sürecinde adım adım Tanrı’ya benzemeye başlarız. Onun karakterini yansıtırız.
Mesih ile mirasçıyız. Gelecekte Tanrı’nın huzurunda birlikte olacağımızı biliyoruz. Ve olağanüstü bir şekilde, bu dünyadaki bütün zayıflıklarımızın, bu zayıf bedenin ortadan kalkacağını ve diriliş bedenine sahip olacağımızı biliyoruz. Çünkü biz Tanrı’nın çocuklarıyız ve Tanrı ile birlikte yaşayacağımızı biliyoruz.
İsa’ya iman ettiğiniz anda Tanrı’nın çocukları olacaksınız. Ve bu, Tanrı’ya tapınmak için yeterli bir sebeptir. İbadetimiz için yeterli bir sebeptir. Bizi bu dünyada öksüzlükten, yalnızlıktan kurtarıp kendi ailesine kabul eden Tanrı’ya övgüler olsun! O, tapınılmaya layık olandır. Bizim hayatımızda yaptığı her değişiklik, her yenilik bizim iyiliğimiz içindir. O, Rab’dir, Rab’lerin Rab’idir. Ona hamd ediyoruz. Hamdden daha uygun bir söz bulamıyorum.
Ama maalesef, insanların önemli bir kısmı Tanrı’nın çocuğu olma fikrini kabul edemiyor. Çünkü bu dünyadaki deneyimleri çok zor. Acı çekiyorlar. Tanrı’nın çocuğu olmak, birçok insan için hayal bile edilemeyecek bir şey.
Belki siz de öylesiniz. Belki aklınız almıyor. “Ben nasıl Tanrı’nın çocuğu olabilirim?” diye düşünüyor olabilirsiniz. “Ben hayatta kimseye derdimi anlatamıyorum…”
Nasıl Tanrı’nın çocuğu olayım? Ya da ben bu kadar yalnızken, bu kadar umutsuzken, bu kadar sıkıntı içerisindeyken, sevgisiz bir ortamda yaşarken, beni kimse sevmezken nasıl Tanrı’nın çocuğu olabilirim diye sorular soruyorsunuz. Hayatımda hiçbir hedefim yok diyen insanlar gördüm. Annem babam bana kötü davranıyor, Tanrı niye iyi davransın? Benim gerçek fiziksel annem babam iyi davranmazken, yüzünü bile görmedim, Tanrı bana niye iyi davransın diyen insanlar var. Hayatları için bir anlam bulamayan insanlar var. Bu insanların, maalesef gerçekten maalesef, Tanrı ile bir ibadet ilişkisi kurması gerçekten zor. Ama imkansız değil. Bakın, Tanrı sizi kendisine çağırıyor.
Demin okuduğumuz ayetlerin hemen yakınında, 8. bölüm 19. ayetten sonra şöyle diyor: “Hadi 18’de okuyayım, çünkü o da harika bir ayet.” Diyor ki: “Kanımca şu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez.” Hamdolsun.
Şimdi, az önce saydığım şeyler var ya: sıkıntı, dert, umut, yoksulluk, kimsenin sevmemesi… Bunların hepsi. Ama buradaki ayet diyor ki: “Bu anın acıları, bu bütün saydığım şeyler gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez.” Tanrı’nın yüceliği o kadar olağanüstüdür ki, bu anda yaşadığımız sıkıntılar konuşmaya bile değmez. O yüzden Tanrı’nın yüceliğini gördüğümde ona ibadet edebilirim. Aslında devam edelim.
Yaradılış… Tanrı, çocuklarının ortaya çıkmasını büyük bir özlemle bekliyor. Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edildi. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa terk eden Tanrı’nın isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp, Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması ümidi vardı. Bütün yaratılışın şu ana kadar birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz. Bütün yaratılış şu ana dek inleyip bir doğum sancısı çekiyor.
Nedir bu doğum sancısı? İsa Mesih’in kendi hayatlarına doğmasını bekliyor insanlar. Siz de aslında çektiğiniz bütün bu sıkıntının içerisinde Tanrı’nın sizin hayatınıza gelip, sizin hayatınızı tümden değiştirmesini bilmeden bekliyorsunuz. Tanrı sizi, içinde bulunduğunuz bu sıkıntılı zamandan özgürlüğe çağırıyor. Sizin içinde bulunduğunuz kölelikten, acıdan, yoksulluktan, yalnızlıktan, sevgisizlikten Tanrı’nın size verdiği özgürlüğe kavuşmanızı istiyor.
Bütün yaratılış, yalnız siz değil, bütün yaratılış aynı şeyi bekliyor: Tanrı’nın sağladığı özgürlük. Biz, İsa’yı Rab ve kurtarıcı olarak kabul edenler, size bunun tanıklığını etmeliyiz. Bizim ibadetimiz, hayatımız aslında bu tanıklığın ta kendisidir. Dediğim gibi, Tanrı sizi özgürlüğe çağırıyor. Kendi sevgisine, o sevginin içerisinde yaşamaya çağırıyor. Ve Tanrı’nın çocuğu olduğunuzu anlayarak ona ibadet etmeye çağırıyor. Eğer bunları kendi yaşamınız için kabul ederseniz, Tanrı sizin hayatınızda etkin olmaya başlayabilir. Eğer Tanrı’nın sizin hayatınıza girmek istediğini ve sizin hayatınız için bir şeyler yaptığını kabul ederseniz, Tanrı’yla ilişkiniz yeni bir noktaya gelecektir.
Tanrı, İsa Mesih’i yeryüzüne sizin için gönderdi. Sizi Tanrı’nın huzurunda kabul edilebilir bir hale getirmek için, yani günahtan kurtarmak için İsa Mesih’i gönderdi. İsa Mesih, sizin günahlarınız için çarmıhta öldü. Ve 3 gün mezarda kaldıktan sonra, 3. gün ölümden kurtuldu, dirildi ve yeryüzüne Tanrı’nın onun hayatında yapmak istediklerini gerçekleştirdiğini kanıtladı.
Tanrı, İsa Mesih’i dünyayı kurtarmak için, dünyada yaşayan insanları kurtarmak için göndermişti ve İsa Mesih bunu başardı. Sizin hayatınıza İsa Mesih girerse, hayatınızda yenilikler olur, sizi yeni bir yaratık haline, Tanrı’ya yaraşır bir yaratık haline dönüştürür. Ve siz de bundan sonra İsa Mesih’le yaşayabilirsiniz.
Eğer İsa’yı hayatınıza kabul ederseniz, Tanrı’nın önünde gerçekten yürekten sevinebileceksiniz, tapınabileceksiniz, Tanrı’yı kimliği için övebileceksiniz. Şimdi benimle beraber dua edin. Tanrı’yı hayatınıza alın. Ya da eğer Tanrı’nın kim olduğu hakkında kuşkularınız varsa, yine de benim duamı yüreğinizde kabul edin. Benimle beraber Tanrı’nın önünde durun ve o tapınılacak Tanrı’ya, tapınılmaya layık olan Tanrı’ya yaklaşmak istediğinizi itiraf edin.
Hadi dua edelim.
“Yarab, senin huzurunda duruyorum ve hayatımı sana açıyorum. Seni tanımıyorum. Senin kim olduğun hakkında fikirlerim var ama tam bilmiyorum her şeyi.”
Yarab, sen etkin ol ve seni tanımam için benim yüreğimi aç. Yarab, sana yalvarıyorum. Bugün bu televizyon programını izleyen herkesin yüreklerinde etkin ol. Gerçekten, gerçekten seni tanıyabilmek için yüreklerini açsınlar. Seni tanısınlar ve senin nasıl tapınılmaya layık, görkemli, olağanüstü bir Rab olduğunu, senin Tanrılığının yüceliğini, aşkınlığını, büyüklüğünü ve anlamını fark edebilsinler diye dua ediyorum. Onları bereketle. İsa Mesih’in adıyla. Amin.
Aslında Tanrı’ya ibadet etmeye başladığımda, vaz ederken bile Tanrı’nın yüceliğini, görkemini, sevincini, sevgisini anlatmaya başladığımda bile, içim coşku ile doluyor. Tanrı’ya övgüler sunmak istiyorum. O, övülmeye layık olan Tanrı’dır. Tapınılmaya layık olan Tanrı’dır. Ve herkes, herkes bir gün O’nun önünde diz çökecek. Bazıları O’nun görkemine saygıyla, sevinçle yaklaşacaklar; bazıları ise korkuyla.
Onu hayatınıza kabul ederseniz, siz de sevinçle yaklaşanlardan olursunuz.
Tanrı’nın sevinci ve esenliği sizinle olsun. Hoşça kalın.
