KADININ TOPLUMSAL HAYATI

Bugün kadınlar hakkında konuşacağız biraz. Bizim dünyamızda kadının içinde bulunduğu yer hakkında konuşacağız ama o yer çok da iyiymiş gibi gözükmüyor. Dünya kadına çok kötü davranıyor. Kadınların, gazetelerin üçüncü sayfasında yer alan haberlerde hep ya öldürüldüklerini ya da tecavüze uğradıklarını görüyoruz. Evde dayak yiyor kadınlar. Kadınların evde uğradıkları şiddetin haddi hesabı yok. Erkek egemen toplumlarda, kadınların dayak yemesi çok yaygın bir şekilde gözüküyor. Yaptıkları iş sayılmıyor. Evde oturuyorlar, sabahtan akşama kadar oturuyorlar diye düşünülüyor. Evde temizliği onların yaptığı, yemeği onların yaptığı, çamaşırları onların yıkadığı genellikle göz ardı ediliyor. Çoğunlukla evde çocuklarla ilgilenen de kadınlar oluyor. Ama buna rağmen sanki evin gündelik işleyişine hiçbir katkıları yokmuş gibi, ev üzerinde hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi evde söz hakları olmuyor. Genellikle erkekler, evin nasıl gideceğine, nasıl yürüyeceğine ilişkin kararlar veriyorlar.

Dışarıda çalıştığını düşünürsek, kadın bir iş yerine gittiğinde genellikle aynı işi yapan erkeklerden daha az maaş alıyor. Bütün dünyada böyle. Yalnızca Türkiye’mize has bir şey değil. Bütün dünyada kadınlar genellikle, yani ikinci sınıf yaratıklarmış demesem de, pek birinci sınıf yaratıklarmış gibi davranılmıyor. Erkekler, her zaman içinde bulundukları koşullarda kadınlardan hep bir adım önde, en azından bir adım önde yer alıyor; belki daha fazla. Kadınlar cinsel bir nesne olarak görülüyor. Televizyon programlarında, reklamlarda kadınlar cinsel cazibeleriyle ürünün satılmasını sağlayacak şekilde kullanılıyorlar. Hiç alakası olmayan bir konuda, kadınların yarı çıplak ya da çok giyinik olmayan hâlde resimlerinin çekildiğini ve ürünün satılması için onların çekiciliğinin, cazibesinin kullanıldığını görebilirsiniz.

Bu konuyu düşünmeye başladığımda aklıma bir İtalyan kadın geldi. Geçen yıllarda, aslında epey oluyor. Bir İtalyan kadın, adı Pippa Bacca. Türkiye’ye gelmişti. Türkiye’ye gelişinin sebebi aslında İtalya’dan yola çıkmış olmasıydı. Hep otostop yaparak Lübnan’a, İsrail’e kadar gidecekti. Yoldan geçerken Türkiye’ye uğradı ve işin ilginç yanı, gelinlikle dolaşıyordu. İnsanlara o gelinliğiyle, o gelinliğin temizlik imajıyla, paklık imajıyla barış mesajı vermeye çalışıyordu ve insanlar arasındaki güveni ifade etmeye çalışıyordu. Yolculuğunu da internette yayınlayıp başka insanlara deneyimlerini duyuruyordu. Oldukça akıllı bir sanatçıydı kendisi.

Maalesef Türkiye’ye geldikten sonra kısa bir zaman içinde ona tecavüz ettiler. Ve cesedini bir yere, ağaçlık bir yere attılar. Katili bulundu sonra. Ama önemli olan katilinin bulunması değil. Önemli olan, bir kadının özgürce kendisini ifade edebilmek için sokaklarda tek başına dolaşamaması.

Yalnızca Türkiye’de değil diyorum. Yani Hindistan’da birçok problemin yaşandığını da görüyoruz. Kadınların minibüsteyken tecavüze uğradıklarını birkaç kez gördük. Bir yerden bir yere gidiyorken, minibüsün içerisinde kadını tanımayan, aslında bazen birbirlerini de tanımayan insanlar, orada bulunan kadına tecavüz etmek için birleşiyorlar.

Benzer bir saldırıyı minibüste Türkiye’de gördüm. Tecavüze kadar gitmedi ama minibüsün içerisinde tek kalan yabancı bir kadın, son durağa yaklaştığında inmek istedi. Minibüsün şoförü onu indirmedi ve kadınla yakın ilişki kurmaya çalıştı. Kadın bağırdı ve minibüsten kendisini attı. Ancak o şekilde kurtuldu. Eğer minibüsten aşağı atmasaydı kendisini, başına ne gelebilirdi bilmiyoruz.

Şimdi bu programı izleyen erkekler neler düşünüyorlar bilmiyorum. Ama genellikle erkekler böyle konular konuşulduğunda “kadın kaşınmıştır” derler.

Kadının giysisi, giysisinin — işte eteğinin uzunluğu, kısalığı, giysisinin darlığı, açıklığı — kadının davranışlarındaki rahatlık hep tecavüzü haklı kılıyormuşçasına konuşuluyor. Neden? Çünkü erkekler kadınları kendilerinden daha değersiz görüyorlar. Erkekler, kadınların üzerine hak iddia etmeyi kendilerine hak sayıyorlar. Kadınlara tecavüz etmek onlar için normal bir hakmış gibi geliyor. “Eğer kadın öyle dolaşmasaydı ben de bunu yapmazdım”, “Kadın kuyruk sallamasaydı…” (tırnak içinde) “Ben de böyle yapmazdım” diyorlar. “Aranıyordu. Hak etti. Akşam vakti sokakta dolaşan kadına… O da orada dolaşmasaydı…”

O öldüğünden, öldürüldüğünden bahsettiğim İtalyan kadın için gazeteler o zaman “Eğer İtalyan olmasaydı…”, “Mutlaka o da sokaklarda öyle gelinlikle dolaşmasaydı…”, “İnsanları tahrik etmeseydi…” diyordu. Kadınların hep insanları tahrik ettiğinden söz ediliyor. Peki, niye erkekler bu kadar kolay tahrik oluyorlar? Yani kendi hayatlarına bir baktıklarında… Niye erkekler bu kadar zayıf yaratıklar?

Benim iş yerime çalışmaya gelen kadınlarla yaptığım konuşmalarda, onları işe almak için konuşma yaptığımda genellikle aynı şeyi fark ediyorum. Kadınlar bir önceki iş yerlerinden niçin ayrıldıklarını ifade etmek bile istemeyebiliyorlar. Çünkü orada patronlarının… eski patronlarının kendilerini taciz ettiğini — sözlü, fiziksel ya da herhangi bir şekilde — ifade etmek zorunda kalıyorlar. Onların yanından kaçarak kurtuluyorlar neredeyse. Her yerde…

Küfürlerde kadınları aşağılarlar. Cinsel eylemleri küfürlerde çok kullanırlar ve karşılarındaki insanın akrabaları, aile üyeleri hakkında ağır ağır küfürler ederler insanlar. Spor maçlarında da aynı şey… Futbol maçlarında aynı şeyi görüyoruz. 50 bin kişinin hep bir ağızdan bir kişi hakkında küfür ettiğini duyabilirsiniz ve bu, kadınlık üzerine, cinsellik üzerinden yapılan bir küfür oluyor. Kadını değersiz görüyor. Sanki o bizim… İşte, futbol maçında eğleniyoruz, içimizi boşaltıyoruz. Öyle değil. Bu, toplum olarak kadına bakışımızı gösteriyor.

Kadınlar arasında fark gözetiliyor. Konuşuyor insanlar: “Evlenilecek kadın, gezilecek kadın” arasında fark var. Bazı kadınlarla insanlar hoşça vakit geçiriyorlar, ondan sonra onları bir kenara atıp başka kadınlarla evlenebileceklerini düşünüyorlar. Bu tür seçimler yapma hakkını insanlar kendilerinde görüyorlar. Başkalarını kullanabilmek, fiziksel olarak, duygusal olarak kullanabilmek hakkını kendilerinde buluyor insanlar.

Kadın ve erkek fiilen dünyanın hiçbir yerinde — bizim ülkemizde de, Türkiye’de de — eşit değil. Kadınlara söz hakkı düşmez. Çevrenize bakın, kadınlar genellikle baskılanmış, bir kenara itilmiş durumdadır. Tabii bu değişiyor. Yavaş yavaş değişiyor. Türkiye’de de değişiyor, dünyada da değişiyor. Kadınlar ekonomik olarak haklarını almaya başladıkça değişiyor, eşitlik ortaya çıkıyor.

Oysa aslında Tanrı zaten kadınları eşit yaratmıştı. Yaratılış Kitabı, 1. bölüm, 27. ayette kadın ve erkeğin eşit olarak yaratıldığını görüyoruz. Ayette şöyle diyor: “Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı.” Yani kadın ve erkek, ikisi de Tanrı’ya benzer olarak yaratıldı. Tanrı’nın niteliklerini belli ölçüde ifade ediyordu. Tam değil — yoksa ilahlar olurduk biz — ama tanrısal nitelikler bizde bulunuyordu. Duygularımız var, aklımız var, irademiz var, seçim yapabiliyoruz ve bir ölçüde yaratıcılığımız var. Tanrı’ya ait bazı nitelikleri biz sergiliyoruz. Ve o yüzden, Tanrı’nın benzeri şimdi olduğumuzu söyleyebiliyoruz.

Ama… Tanrı bu eşitliği istemesine rağmen, kadın ve erkeğin, Adem’le Havva’nın günaha düşmesinden sonra bu eşitlikteki denge bozuldu. Havva, Şeytan’ın sözüne uyarak yememesi gereken meyveyi aldı, kocasına verdi, kocası da yedi. Aralarındaki ilişkiye günah girmiş oldu. Şöyle anlatıyor: “Rab Tanrı kadına, ‘Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim,’ dedi. ‘Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.’” (Yaratılış 3. bölüm, 16. ayet.)

Tanrı olacakları öngörüyordu. Günahın etkisiyle kadın acı çekerek doğum yapacaktı. Erkeğin de cezaları var. Erkeğin de emek çekişi, toprakla uğraşması, mücadelesinden bahsediliyor. Ama konumuz esas kadınlar olduğu için, kadınlardan bahsediyorum.

Kadın, günahtan dolayı kocasına bağımlı hâle geldi. Günahın etkisiyle bağımlı hâle geldi. Ve artık o günahın etkisinin insanın hayatından uzaklaştırılması zamanı geldi. İsa Mesih, yeryüzüne günahın etkisini uzaklaştırmak için geldi. Bunun sonucunda, kadınla erkek arasındaki o günahtan doğan ayrımcılığı, kadının ikinci sınıfa düşmesine neden olan durumu ortadan kaldırmak istedi.

Tabii ki fiziksel farklarımız var. Tabii ki fiziksel farklarımızdan kaynaklanan farklı rollerimiz, görevlerimiz var. Ama ruhsal olarak, Tanrı’nın huzurunda ve sosyal olarak aramızdaki ayrılığı ortadan kaldırmak için İsa Mesih geldi. İlk günahın etkisini ortadan kaldırmak isteyen İsa Mesih’tir.

Ortada günah olmasına rağmen, Kutsal Kitap içerisinde kadınların önemli yerlere geldiğini görüyoruz. Aslında Kutsal Kitap’ta, erkeklerin nasıl erkek egemen bir toplum oluşturduklarını da görüyoruz. Ama o erkek egemen toplumun içerisinde kadınların önemli roller üstlendiğini de görebiliyoruz.

Örneğin, İbrahim’in karısı Sara önemli bir rol üstleniyor. Bütün İsrail halkının anası konumunda. Bazen olumlu olmayan adımlar da atıyor, ama İbrahim de aynı şekilde olumlu olmayan adımlar attı. Yine de, bütün İsrail halkının atası olarak önemli bir yerde konumlanıyor.

Rut, İsrail tarihinde yine bir dönüm noktası. İsrail, vadedilen topraklara geldikten sonra bir mücadelenin içerisine giriyorlar. Kıtlık dönemleri, zorluk dönemleri yaşanıyor. Rut bir Moavlıydı, İsrailli değil. Başka bir halktandı; yabancı sayılıyordu onların arasında. Ama Rut’un iman edişi, Tanrı’ya yönelişi ve Tanrı’nın halkının arasına katılışı önemli bir örnek oluşturuyor.

Ve sonra Rut’un soy ağacına baktığımızda — Rut Kitabı’nın sonunda bunu görüyoruz — İsa Mesih’in Rut’un soyundan gelen biri olduğunu anlıyoruz. Meryem, o soydan geliyor.

Başkaları da var. Deborah mı? Evet, Deborah’dan bahsedeyim size. Hakimler Kitabı’nda, Tevrat’ta, 4. bölüm 4. ayette şöyle diyor Deborah hakkında:
“O sırada İsrail’i, Lapidot’un karısı peygamber Deborah yönetiyordu.”
Yani hem kadın peygamberlerden bahsediyor Kutsal Kitap, hem de bütün halkı yöneten kişinin — evli olmasına rağmen — bir kadın olduğunu söylüyor. Evli olmasa, yani kocası ölmüş olsa, bir kraliçenin yönetmesini insanlar anlayışla karşılayabiliyorlar. Ama evli olduğu hâlde İsrail’i yöneten kişi hem peygamber hem kadın: Deborah.

Ester, bir başka kraliçe. Yine Tanrı halkının tarihinde önemli bir nokta. İran’da, kralın yanında yaşarken — İsrailliler sürgündeyken — sürgünden geri dönüş için ilk adım atıldığında, o dönemlerde yaşanan ciddi bir kriz vardı. Halkı kurtaran önemli isim Ester oldu. Bunun için ölümü göze alan bir kahramanlık sergiledi. Eğer Kutsal Kitap’ı okursanız, bunları daha detaylı görebilirsiniz.

Tanrı’nın halkında kadının önemli bir yeri var. Ama yalnızca evde, ev içerisinde değil; iş hayatında da kadının önemli bir rolü var. Süleyman’ın Özdeyişleri’nde, kadının iş hayatındaki yerinden söz edilir. Hemen son bölümde, 31. bölümde Erdemli Kadın’dan bahsediyor. Şimdi oradan bazı ayetler okuyacağım, zamanı çok geçirmemek için. Ama harika bir bölüm; okumanızı tavsiye ederim.

Süleyman’ın Özdeyişleri, 31. bölüm, 10. ayetten itibaren:
“Erdemli kadını kim bulabilir? Onun değeri incilerden çok üstündür. Kocası ona yürekten güvenir ve kazancı eksilmez. Kadın, ona kötülükle değil, yaşamı boyunca iyilikle karşılık verir. Yün, keten bulur, zevkle elleriyle işler. Ticaret gemileri gibidir; yiyeceğini uzaktan getirir. Gün ağırmadan kalkar, ev halkına yiyecek, hizmetçilerine paylarını verir. Bir tarlayı gözüne kestirip satın alır; el emeğiyle kazandığı parayla bağ diker. Giyinip kollarını sıvar, canla başla çalışır. Ticaretinin kârlı olduğunu bilir…”

Devam ediyor. Nasıl özverili, nasıl erdemli biri olduğunu ayetlerden görüyoruz. Onun neler yaptığını görüyoruz. Ticarette de başarılı olan bir kadının, Tanrı halkının kadınlarına örnek olarak gösterildiğini görüyoruz.

Şimdi ticarette kadınlar nerede? Şimdi ticarette niye bu kadar az kadın var?

Neden? Kadının toplumdaki yeri giderek daha da kötü bir duruma düştü. Oysa Tanrı, bu konuyu bu kadar ciddi bir şekilde insanlara önerirken ve kadınları örnek olarak gösterirken; günahın etkisiyle, erkek egemenliğinin etkisiyle kadınlar geriye itildi.

Kadınlar, size söylüyorum: Haklarınızı tekrar ele almak için ayağa kalkın, harekete geçin! Bakın, burada kadın bir tarla sahibi olabiliyor. Bağ ekiyor, ticaret yapabiliyor. Yalnızca ufak tefek şeyler yapıp el işi satmak değil; geniş çaplı bir ticaret yapıyor bu kadın. Dolayısıyla, şimdiki kadınların da aynı şekilde hizmet etmesi mümkündür.

İsa Mesih, yeryüzüne hizmet etmek için geldiğinde kadınlara özel bir şekilde davrandı. Kadınları öğrenci olarak kabul etti. Örneğin, Luka 10. bölümde Marta ve Meryem onun ayaklarının dibinde oturuyorlardı. İsa konuştuğu zaman Marta ve Meryem, onun hemen yanı başında, dizlerinin dibinde oturuyordu. Bir öğretmen ders verirken dizlerinin dibinde oturanlar onun en değerli öğrencileridir. Marta ve Meryem, İsa’nın sözlerini dinlemek için oradaydılar.

Az önce Luka 10 dedim, ama gelin birlikte Luka 8. bölüme de bakalım. Luka 8. bölüm 1–3. ayetlerde İsa’nın öğrencilerinden, onunla beraber yürüyen kadın öğrencilerden bahsedilir.
“İçinden yedi cin çıkmış olan, Mecdel’li Meryem; Herodes’in kahyası Kuza’nın karısı Yohanna; Suzanna ve daha birçokları, İsa’yla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsa’ya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.”
Yani, On İki Havari ve İsa hareket ederken, bu kadın öğrenciler de onlarla beraber gidiyorlardı. Sahip oldukları imkânlarla, kendi paralarıyla İsa’yı ve öğrencilerini destekliyorlardı. Mesih’in hareketini maddi olarak destekleyen kişiler bu kadınlardı. Onlar İsa’yla her yere gidiyorlardı. Bazıları İsa’nın akrabalarıydı, bazıları da İsa’ya güvenen insanların eşleriydi.

Ve sonra o güvenin boşa olmadığını görüyoruz. Yuhanna 19. bölümde, İsa’nın çarmıha gerildiği anda o kadınları yine görüyoruz. Yuhanna 19. bölüm 25. ayetten sonra şöyle diyor:
“İsa’nın çarmıhının yanında annesi, teyzesı, Klopas’ın karısı Meryem ve Mecdel’li Meryem duruyordu.”
İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin (Yuhanna) yakınında durduğunu görünce, annesine “Anne, işte oğlun” dedi.

Orada bulunan tek erkek öğrenci Yuhanna’ydı. Diğer erkek öğrenciler orada yoktu; belki biraz daha uzaktan izliyorlardı. Ama çarmıhın hemen dibinde sadece kadınlar vardı. İsa’yı ölümüne kadar izleyen kişiler bu kadınlardı. İsa’nın söylediklerine iman eden ve İsa’nın sağladığı kurtuluşu — çarmıhı — kendi gözleriyle gören insanlardı.

Dirilişte de yine kadınlar ön plandaydı. Dirilmiş olan İsa’yı ilk gören kişi Mecdel’li Meryem’di. Mezarın bulunduğu yerde, hemen önündeki bahçede, dirilmiş İsa’yla karşılaştı. Hem çarmıhın dibinde hem diriliş sabahında İsa’yla yüz yüze gelen oydu.

Son bir ayet daha okuyayım size. Kilisenin ilk dönemlerinde, kadınlar ve erkekler hakkında — aslında herkes hakkında — söylenen bir söz bu.
Galatyalılar 3. bölüm 28. ayet:
“Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsa’da birsiniz.”

Ne milliyet farkı var artık, ne zenginlik farkı, ne de kadın-erkek farkı. Cinsiyet farklılıkları Tanrı’nın önünde bir üstünlük ya da ayrımcılık sebebi değildir. Hepiniz Tanrı’nın önünde eşitsiniz.

Ve bu eşitliği kendi hayatınızda görebilmek için Tanrı’ya sığınmalısınız. Tanrı’nın sizin hayatınızda yapacağı şeyleri görebilmelisiniz.

Kadınlar, Tanrı’nın hayatınızda yaptığı şeyleri görebilmek için İsa’yı hayatınıza kabul edin.

Erkekler!
Kadınlarla aranızdaki düşmanlığı ortadan kaldırmak için İsa’yı hayatınıza kabul edin.
İsa, çarmıhta sizin günahlarınız için öldü. Kadınlarla erkekleri birbirinden ayıran günah engelini ortadan kaldırmak için İsa Mesih çarmıhta öldü. Üçüncü gün ölümden dirildi.
Eğer O’na iman ederseniz kurtulursunuz. Kadınla erkek arasındaki nefreti, düşmanlığı ortadan kaldırırsınız.

İsa Mesih tek Rab’dir.
Eğer isterseniz, şimdi birlikte dua edelim ve İsa’yı hayatınıza kabul edin.
İsa’nın hayatınıza esenlik vermesi için gereken adımı şimdi atın.

Hadi dua edelim:

“Ya Rab İsa, senin huzurunda duruyorum ve bu erkekler ile kadınlar için dua ediyorum.
Rab, onlara dokun. Aralarındaki düşmanlığı ortadan kaldır.
Kadınların ikinci sınıf vatandaşlar olarak kenarda kalmasına izin verme.
Evlerinde sıkıntı çekmelerine, iş yerlerinde ezilmelerine izin verme.
Rab, Türkiye’de kadınların durumunu iyileştir diye dua ediyorum.
Kadınlar kendi haklarının peşinden gidebilsin, haklarını savunabilsin.
Ticarette, iş hayatında, evde, eğitimde, her alanda hak ettikleri yere gelebilsinler.
Onları bereketle, Anadolu’nun kadınlarını bereketle.
Karadeniz’in kadınlarını bereketle, Rab İsa!
Erkekleri de bereketle.
Kadınlara hak ettikleri konuma gelebilmeleri için onları desteklesinler, yardımcı olsunlar.
Rab, düşmanlığı, tecavüzü, ölümleri, namus cinayetlerini artık ülkemizden kaldır diye sana yalvarıyorum.
Onun yerine özgürlük ver, esenlik ver.
Karadeniz’in kadınlarına özgürlük ver diye sana yalvarıyorum, Rab İsa.
Senin yüce adınla dua ediyorum.

AMİN!”

Evet, şimdi Tanrı’nın sizin hayatınızda çalışması için dua ettim.
Esenlikle kalın.