
Bugün size evlilikten söz etmek istiyorum. Hepimiz çok farklı insanlarız ve hayatımızın bir noktasına geldiğimizde, bizim gibi çok farklı, kendine özgü, çok değişik nitelikleri olan, acayiplikleri bulunan insanlarla evleniyoruz. İnsanlar birlikte yaşamaları için yaratılmışlardır, ama o kadar yakın bir ilişki içerisinde birlikte olduğumuzda, daha önce karşımızdaki insanın hiç bilmediğimiz niteliklerini fark ediyoruz. Ve ilişki başladıktan sonra görüyoruz ki, bazen bu evlenilen kişi bizden çok farklıdır. Alışkanlıkları çok farklı, yaşam tarzı çok farklıdır. Kalabalık bir ailede yaşayan biriyle tek başına yaşamış olan biri evlendiklerinde çok farklı sonuçlar doğurabilir. Bu, kolayca anlayabileceğimiz bir durumdur. Kalabalık bir ailede yaşayan biri, aslında çok kısıtlı mekanlarla, bir odanın bir kenarında ufacık olanaklarla yaşamaya alışmıştır. Büyük sofralarda gürültülü şekilde konuşmaya alışmıştır. Ama tek başına yaşayan bir kişi, sessiz sakin şekilde yemek yer. Yemeklerde çok büyük bir gürültü onun alıştığı bir şey değildir. Bu iki kişi evlendiklerinde, çok ilginç sonuçlar ortaya çıkabilir.
Ben de evlendiğimde ilginç bir şeyle karşılaştım. Tek başına yaşayan biriydim. Yıllarca başka insanlarla yaşadığım evi paylaşmamıştım. Evlendik. Eşimi seviyordum, ama dört gün aynı evde kaldıktan sonra, dördüncü gün birden kafama dank etti. “Ya dedim, bu kadın artık bu evde yaşıyor. Hiç gitmeyecek.” Ve o anda, benim özgürlüklerimin tamamen sınırlanmış olduğunu fark ettim. Ondan sonra hayatım hiç daha önceki gibi olmayacak. Artık yaşadığım alanı bir başka insanla paylaşıyordum. Dolayısıyla, o yaşamı paylaştığım insanla hayatı nasıl sürdüreceğimi öğrenmem gerekiyordu. O insanın benim hayatımın içinde nasıl yer kaplaması gerektiğini, benim de onun hayatında nasıl bir yer kaplamam gerektiğini, birlikte nasıl bir hayat süreceğimizi keşfetmemiz gerekiyordu.
Evlilik, hem ızdıraplı bir süreç olabilir; eğer iki taraf birbirine gereken sevgi, saygıyı göstermiyorsa, gereken ilgiyi göstermiyorsa. Hem de tam tersine, çok sevinç alabileceğiniz, çok bereketli bir zaman olabilir. İnsanı geliştiren, büyüten, bütünleyen, tamamlayan bir süreç olabilir. Ama her iki durumda da evlilik, çok basit bir şey değildir. Evlilikte yeni bir durum vardır, kendiliğinden yeni bir durum ortaya çıkar. Hayatınıza bambaşka bir insan girer. O bambaşka insan, sizin hayatınızın alışkanlıklarını değiştirir. Artık o insanın yalnızca en temiz, en şık halini değil, pijamalı halini de görürsünüz. Onun saçını nasıl taradığını, sırtını nasıl kaşıdığını görürsünüz. Onun terlediği zamanı görürsünüz. Onunla aynı tuvaleti paylaşırsınız, aynı mutfağı paylaşırsınız, aynı sofrayı paylaşırsınız. Dolayısıyla hayatınızda yeni bir dönem başlar ve bu yeni dönemde birlikte paylaştığınız alanları, zamanları nasıl daha iyi uyum sağlayarak geçireceğinizi öğrenmeniz gerekir. İlişkilerinizdeki öncelikleri ayarlamayı öğrenmeniz gerekir.
Eğer aynı yerde yaşıyorsanız bir insanla, o yokmuş gibi yaşayamazsınız. O varsa, ona uygun yaşamak gerekir. Az önce söylediğim gibi, ilişkideki öncelikleri ayarlamak önemlidir. Öncelikleri ayarlarken bazı şeylere dikkat etmeliyiz. İlk işaret, Yaratılış Kitabı’ndan geliyor. Hemen kutsal kitabın en başından, ikinci bölüm, 24. ayette şöyle diyor: “Bu nedenle adam, annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak; ikisi tek beden olacaklar.” Adam annesini, babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. İşitmesi güzel ama bizim memlekette bunu uygulamak biraz zor. Bazen aileler büyük aileler şeklinde yaşarlar. Yani çocuklar evlendikten sonra annelerinin babalarının evinde kalmaya devam edebilirler. O zaman sıkıntılar başlar. Çünkü evlenen çocuktan, damattan ya da gelinden annelerinin, babalarının, kayınlarının, kayınvalidelerinin, kayınpederlerinin bekledikleri şeyler vardır. Şöyle davransınlar, böyle davransınlar. İşte evde şöyle temizlik yapsınlar, yemeği hazırlasınlar, para getirsinler. Bir sürü yük yüklenir onlara. Bu anlaşılır bir şeydir, çünkü eğer evin içerisinde anne-babayla beraber yaşıyorsanız, onlarla da ilişkilerinizi ayarlamanız gerekir. Ama kapı kapandıktan sonra, kendi odanıza ve kendi hayatınıza geçtikten sonra aslında adam ve karısı, kadın ve kocası, onlar tek beden olurlar, birleşirler. Artık anne-babaları değil, hatta çocukları bile değil. Yalnızca kendileri bir beden olurlar. O ilişki, o bütün beden olmak, bir beden, bir tek kişi gibi olmak önemli bir unsurdur. Dolayısıyla bu insanların hayatına dışarıdan yapılacak müdahaleler doğru değildir. Onlar tek beden olacaklar ve birlikte yaşayacaklar. Kendi gelecekleri hakkında, kendi ilişkileri hakkında kendileri karar vermelidir. Dolayısıyla kayınpederin, kayınvalidenin, yeni evli çiftin ya da daha uzun süredir evli çiftin hayatlarına ve ilişkilerine karışmaya hakkı yoktur. Eğer anne-babanız size karışıyorsa hâlâ evlendikten sonra, onlara söyleyin, yapmasınlar. Çünkü artık siz yeni bir ilişkiye geçtiniz. Adam karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacaklar. Eğer kocanız annesinin sözünü dinliyorsa, evlendikten sonra da doğru değil. Annesinin, babasının sözünden çıkmıyorsa, sizden çok onların sözüne değer veriyorsa, doğru değil. Siz ikiniz tek beden olarak hayatınızı sürdürmelisiniz. Evliliği evlilik yapan, sizin aranızdaki ilişkidir. Attığınız imza değil, sizin aranızdaki ilişkidir önemli olan. Çevrenizdeki insanların sizin hayatınıza müdahale etmelerine o anlamda izin vermemelisiniz. Tabii ki sorumluluklarınızı unutmadan, anneye ve babaya saygı göstermek gerekir. Onu unutmadan, onlarla birlikte yaşamaya devam etmeliyiz. Kutsal Kitap’ta kadın ve erkeğin evliliği, aslında birbirine sarılan, oluşturulan bir ipliğe benzetilir. İki tane ipliği bir araya getirirseniz, daha güçlü olur ve koparılması daha zor olur. O gücü eşinizden alırsınız. O yaşam tarzını eşinizden alırsınız.
Bir başka soru sorayım size: Evdeki en önemli kişi kim? Eğer evliyseniz, evdeki en önemli kişi kim? Buna değişik cevaplar gelir. Çocuğunuz varsa bazı insanlar çocuklar diyebilir. Eğer çocuk yoksa, onlar “ben” diye cevaplaya bilirler. En önemli kişi ben. Ya da bazı alçakgönüllü arkadaşlar “eşim” diyebilir. Bunu bilinçli bir şekilde cevap vermek gerekir. Aslında evdeki en önemli kişi karşınızdaki kişidir, eşinizdir. Çocuklar önemli. Çocuklar, bizim hayatımızın hem devamını sağlamak açısından, hem de bizim hayatımızın ürünleri olarak önemlidirler. Bizi yansıtan, bizi geleceğe taşıyan kişiler olarak çocuklarımız önemlidir. Onlara bakmakla sorumluyuz, onların hayatını devam ettirmekle sorumluyuz. Ama bizim için en önemli kişi eşimiz olmalı. Çünkü ona karşı sorumluluğumuz, bizim hayatımızın yarısıdır. Diğer yarımız olarak, bizim hayatımızı, canımızı iki parçaya ayırsanız, öbür yarısı eşimizdir. İki beden artık tek beden halini alır. Kadın ve erkek birleşir, tek kişi olurlar. O yüzden bizim için en önemli kişi kendimiz de değil, çocuklar da değil, karşımızdaki eşimizdir.
Bunu aslında kutsal kitaptan okuyoruz. Kutsal Kitap’ta Efesliler diye bir bölüm var. Efesliler 5. bölüm, 21. ayetten itibaren şöyle diyor: “Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.” Öncelikle kadının ve erkeğin birbirlerine bağımlı olmasından söz ediliyor. Hem birbirlerinden ayrı, aykırı işler yapmamaları anlamında, hem hayatlarına başka insanların dahil olmaması açısından, onların özel yaşamlarına, birbirlerine ayırdıkları yaşamı, dahil olmaması açısından sadece birbirlerine bağımlı olmaları gerektiği vurgulanıyor. Kadın erkekten bağımsız bir hayat sürdürmemeli, erkek de kadından bağımsız bir hayat sürdürmemeli. Evlendikten sonra tabii ki kendi kişisel hayatlarımız, kişisel kararlarımız vardır. Demiyorum ki, evlendikten sonra kişiliğinizi tamamen yok edin, artık sadece karınıza ya da kocanıza bağımlı olun. Elbette kişisel hayatınız olacak, kişisel zevkleriniz, eğlenceleriniz olacak. Ama geleceğe ilişkin, ailenize dair kararlar verirken ve hatta kendinize dair kararlarınızın önemli bir kısmında eşinize danışmanız gerekir. Eşinizle birlikte karar vermeniz gerekir. Hemen eşinizin yanına gidip, “Hanım, yarın tatile gidiyoruz, hadi hazırlan.” demek, aslında birbirinize bağımlı olmadığınızı gösterir. Eşinizin size bağımlı olduğunu gösterir. Benim en çok sıkıntı yaşadığım şeylerden biri de buydu. Ben eve misafir getireceğim zaman eşime söylemekte ihmalkâr davranıyordum. “Hanım, ben çocuklarla beraber geldim. Hadi, biz oturuyoruz, içeride maç seyredeceğiz.” Aynı zamanda bir aile hayatımızın olduğunu ve beraber yaşadığımız bazı insanlarla birlikte yaşamamız gerektiğini hatırlamamız lazım. Eşiniz sizin hayatınızın en önemli kişisidir. Onu unutmayın, onu ihmal etmeyin.
22.nci ayet şöyle diyor: “Ey kadınlar! Rabbe bağımlı olduğunuz gibi kocalarınıza bağımlı olun.” Sakın televizyonu kapamayın bu ayeti dinledikten sonra. Devamı var çünkü. Ne anlatmak istediğini tam olarak anlayın. “Ey kadınlar, kocalarınıza bağımlı olun.” diyor. Bazen öyle kocalarla karşılaşıyoruz ki, gerçekten karılarını köleleştiriyorlar. Hem ev işleriyle, hem de kararlarını pasif bırakmakla, karılarını köle gibi kullanıyorlar. Eşlerini, onların eşi gibi değil, ama evdeki bir hizmetçi gibi kullanıyorlar. Bahsettiğimiz bağımlılık bu değil. Ama kadınların kocalarıyla beraber yaşadıklarını fark etmeleri gerektiğini özellikle vurguluyor. Diyeceksiniz ki, “Fark etmemek mümkün değil.” Yani onların tavrıyla, davranışlarıyla fark etmemek mümkün değil.
O kısma geleceğiz; kocaların evdeki davranışları kısmına. Ama öncelikle kadınların, kocalarına saygıyla, bağımlı bir şekilde davrandıklarını da görmek lazım. Hem de nasıl bir saygıyla olduğunu şöyle söylüyor: Çünkü Mesih, bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi erkek de kadının başıdır. Yani kutsal bir ilişki olduğunu unutmayın, karı-koca ilişkisinin. Bu kutsal ilişkiyi kiliseye benzetiyor. İmanlılar grubunun başı Mesih’tir diyor. Ve nasıl kilise Mesih’e bağımlıysa, onun sözünü dinlemek durumundaysa, onunla birlikte yaşamak durumundaysa, kadınların da aynı açıklıkla davranmaları gerekir. Köle olarak değil, ama açık ve gönüllü bir bağımlılığı arzulamaları gerekir.
Ama bu, kocalarına onlara kötü davranma hakkı vermez. Çünkü nasıl kadınlara bağımlı olmaları gerektiği söyleniyorsa, erkekler için de verilen örnek Mesih’tir. Kötü biri değil. Sevginin yeryüzündeki cisimleşmiş hâli olan İsa Mesih’i anlatıyor. Kocalara da aynı şekilde şöyle diyor, 25. ayette karılarınızı nasıl sevecekleri konusunda: “Ey kocalar! Mesih kiliseyi nasıl sevip, onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin.” Karınızı öyle sevin. Mesih’in sevdiği gibi, karınız size bağımlı olacak, her şekilde her şeyini size teslim edecek, siz de her şeyinizi, hatta kendi canınızı bile verecek şekilde karılarınızı sevmelisiniz. Her şeyden vazgeçercesine. Çünkü İsa Mesih öyle yaptı. İsa Mesih kendi canını bizim için esirgemedi. Bizim için ölmesi gerekiyordu. O yüzden yeryüzüne geldi. Bizi Tanrı’yla barıştırmak için, birbirimizle barıştırmak için İsa Mesih yeryüzüne geldi. Bütün günahı kendi üzerine aldı ve öldü. Artık günahın bizim hayatımızda etkisi olmamalı. Günahın bizim evliliğimizde etkisi kaçınılmaz değil. İsa Mesih bizim günahlarımız için öldüğünden dolayı, biz artık iyi evlilikler kurabiliriz. Evliliğimizdeki eksiklikleri düzeltebiliriz. Çünkü İsa Mesih öldü ve 3. gün ölümden dirildi. Yeni bir hayata başlayabiliriz; evliliğimizde de, ilişkilerimizde de, ailemizde de. Hayatımızın her noktasında İsa Mesih’in yaptığı şeyin bir yansıması var. O yansıma gözükebilir.
Kocalar, eşlerinizi Mesih’in kiliseyi sevdiği gibi sevin. Yani hayatınızı verircesine, kendinizden vazgeçercesine, her şeyin üzerinde değer verircesine, evinizin kraliçesi yapar gibi. Romantik olun. Eşinize bağımlı olun. Eşinizi sevin. Yani sadece kadınlar kocalarına bağımlı olmasın; kocalar da karılarına bağımlı olsun. İlk önce okuduğumuz 21. ayet, “Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.” Ondan sonra kadınlar kocalarına bağımlı olsun. Birbirinize bağımlı olun, birbirinizi sevin. Tamamıyla kadınlar kendilerini kocalarına versinler, kocalar kendilerini tamamıyla karılarına versinler; özveriyle, sevgiyle. Ancak bu zaman evlilik ilerleyebilir. Ancak bu şekilde evlilik, başka insanlara bereket getirebilir. Sizin hayatınıza bereket getirebilir.
Önce benim karım gelmeli; her şeyden önce. Çocuğumdan, çoluğumdan, annemden, babamdan önce. Benim karım için de her şeyden önce ben gelmeliyim. Bizim hayatımız o şekilde olmalı. Diyor ki 28. ayette: “Aynı biçimde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Karısını seven kendisini sever.” Hiç kimse kendi bedeninden nefret etmez, diye devam ediyor ayet. Yani karısını sevmek için insanın kendine vereceği örnek, bedenidir. Ben kendi bedenimi nasıl seviyorsam, bazı insanlar bedenlerine iyi bakmıyorlar. Onların karılarına da iyi bakmadıklarını söyleyebilirim. Eksiklikleri olduğunu söyleyebilirim. Ama kendinize değer veriyorsanız, eğer kendinizi önemsiyorsanız, eşinizi kendinizden daha çok önemsemelisiniz. Çünkü sizin hayatınızı tamamlayan kişi odur. Evlilik ancak bu şekilde mümkün olur. Evlilik ancak bu şekilde devam eder.
Yani dünyaya baktığımızda boşanma oranları çok. İnsanlar sürekli boşanıyorlar, birbirlerinden ayrılıyorlar. Her yerde bu var, dünyanın her yerinde. Eskiden Orta Doğu’da, Türkiye’de boşanma oranları batıya göre azdı. Ama ilişkiler değiştikçe, daha çok insanlar çalışmak, dışarıda çalışmak durumunda kaldıkça boşanma oranları arttı. Aileler küçüldükçe boşanma oranları arttı. Türkiye’de de artık sanayileşmekte olan bir toplum olmaktan çıktık. Sanayileşmiş bir toplum olmaya başladık. Onun getirdiği sonuçlardan biri de bu. İlişkiler zorlaşıyor, insanların birbirlerine ayırdıkları zamanlar azalıyor ve boşanmalar artıyor. Burada yapılacak en önemli şey, örneğimizi Mesih’ten almak, Mesih’in yaptıklarını kendi hayatımıza uygulamak ve eşimizi her şeyin üzerinde tutmaya gayret etmek. Evliliğinizde sorunlar mı var? Düşünün. Düşünün bakalım nasıl değiştirebilirsiniz. Eğer o sorunlardan kurtulmak, yeni bir noktaya varmak istiyorsanız, evliliğinizde ileriye doğru gitmek istiyorsanız, o zaman yapacağınız şey, aslında daha önce yaptığınız her şeyi değiştirmek, hayatınızda eşinize öncelik vermek.
Yani diyebilirsiniz ki, “Ya onun bana yaptıklarından sonra ben nasıl ona öncelik verebilirim?” Yani “Bu nasıl kabul edilebilir?” diyebilirsiniz. Deneyin. Siz ona sevgi gösterdikçe o değişmeye başlayacaktır. Onu affedin ve değişin, o da değişecektir. Eğer değişecek gücü kendinizde bulamıyorsanız, birazdan dua edeceğiz. Tanrı size yardım etsin. Evliliğinizin daha iyiye gitmesi için Tanrı size yardım etsin. Ve İsa Mesih’in Çarmıhtaki yaptığı, o günahları bağışlatan eylem, sizin hayatınızda etkin olsun. Eğer İsa’ya iman ederseniz, kendi hayatınızı kurtaracaksınız. Ve onunla başka insanlara daha çok sevgiyle davranma gücünü kendinizde bulacaksınız. İsa’yı hayatınıza kabul ederseniz… Hadi şimdi dua edelim, İsa’yı hayatınıza kabul etmeniz için.
Yarabbi, bugün bu kanalı izleyen, dinleyen insanlar için dua ediyorum. Onların evlerindeki problemler için dua ediyorum. Her ne problemleri varsa, onlara yardımcı ol diye sana yalvarıyorum Rabb’im. Onların ekonomik, sosyal, ruhsal hangi problemleri varsa, elini uzat ve onları bereketle. Onların hayatında senin iyiliğin, güzelliğin gözüksün. Rabb, eşler arasında problemler varsa, o problemleri ortadan kaldır. Birbirlerine sevgiyle, iyilikle, merhametle davranabilmeleri için onlara yardımcı ol diye dua ediyorum. Eşlerin ilişkisine müdahale eden dışarıdan insanlar varsa, anne-babaları, komşuları, akrabaları varsa, onların da müdahalelerini kısıtla diye sana yalvarıyorum. Eşler o çevreden bağımsız olabilsinler, birbirlerine bağlansınlar. Evlerdeki düşmanlığı ortadan kaldır Rab İsa. Onun yerine senin sevgini, iyiliğini, lütfunu tesis et. Rab İsa, şimdi senin adınla dua ediyorum. Bugün bu televizyonu izleyen insanların içerisinde senin sevgin inşa edilsin, senin sevgin kurulsun, onların yüreklerini değiştir, senin gücün gözüksün, iyiliğin gözüksün diye dua ediyorum. Rab, evlilikleri bereketle. İsa Mesih adıyla. Amin.
Tanrı’nın iyiliğinin sizin evliliğinizde gözükmesini ve başka insanların da sizin evliliğiniz aracılığıyla Tanrı’yı görmesini istiyoruz. O yüzden… Tanrı’nın sevgisine açık olun.
