
Ne zaman büyük bir felaket olsa, hep aynı soru aklımıza geliyor: Tanrı neden böyle felaketlere izin veriyor? Neden insanların hayatında böyle büyük sorunların olmasına izin veriyor? Eğer Yaradan Tanrı iyiyse, neden dünyada kötülük var? Neden sevgi ve merhamet dolu olan Tanrı bütün bu acıya, yokluğa, yoksulluğa, ölüme izin veriyor?
Yani yüzünde bu soruların aklımıza gelmesini sağlayan bir sürü olay oluyor. Savaşlar oluyor. İnsanların savaşlarda—masum insanların, çocukların, kadınların, yaşlıların—öldürüldüğünü, büyük kötülüklere maruz kaldıklarını görüyoruz. Bazen insanların büyük doğal afetler sonucunda sıkıntı çektiklerini görüyoruz.
Her yıl dünyanın değişik yerlerinde büyük sıkıntılar oluyor. Bazen bir ülkede heyelan oluyor. Büyük bir kasaba o heyelanda toprak altında kalıyor. İnsanlar toprak altında kalıyor. Yüzlerce, binlerce insanın toprak altında kaldığını okuyoruz. Bazen bir deprem oluyor. Türkiye depremi yaşadı. Hem Körfez depreminde hem Düzce depreminde büyük olaylar yaşadık. Sonra Van’da depremde büyük sıkıntı yaşadık.
Onun dışında irili ufaklı bir sürü deprem oluyor. Her depremde yüreğimiz hop hop ediyor. “Acaba birisi öldü mü? Kim öldü?” diye soruyoruz. Bazen trafik kazaları canımızı sıkıyor. Öğrencilerle dolu bir servis minibüsünün uçurumdan aşağı düştüğünü işitiyoruz, okuyoruz. Çok hızlı gidiyormuş şoför. Bazen bir otobüs şoförü gece uyuyor yolda ve kaza geçiriyor. İçinde çoluk çocuk, herkes—onlarca insan—ölüveriyor ve soruyoruz:
“Neden Tanrı izin veriyor böyle şeylere? Neden Tanrı iyiliğini göstermiyor? Neden Tanrı korumuyor insanları?” diye soruyoruz.
Peki, Tanrı’nın yaptığınız her şeyi kontrol etmesini ister misiniz? Yani siz ne yaparsanız Tanrı’nın denetlemesini, attığınız her adımı, verdiğiniz her kararı, hiçbir yanlış yapmanıza fırsat vermeden Tanrı’nın denetlemesini ister misiniz?
Sizin tamamen kontrolünüzü kaybettiğinizi, hayatınızı tamamen başka bir gücün yönettiğini; ne yiyeceğinizi, ne içeceğinizi, nasıl davranacağınızı kendinizin belirleyemediğini; ne yapıp ne yapamayacağınıza bir başkasının karar verdiğini düşünün. Öyle bir yaşamı ister misiniz?
Genellikle insanlar böyle sorduğumda, “Hayır,” derler. “İstemem elbette. Eğer bütün hayatımı başkasının yönetmesini kabul edersem, o zaman ben onun kölesi olurum ve ben olmam artık.”
Doğrudur. Eğer hayatınızı siz yönetmezseniz, siz kendi davranışlarınız konusunda karar vermezseniz, artık siz siz olmaktan çıkarsınız. Bir makineye dönüşürsünüz.
Peki, diyelim ki seçme şansınız var. Tanrı’nın hangi konulara karışmasını istersiniz? Tanrı’nın sizi hangi konularda yönetmesini istersiniz?
Eğer araba kullanıyorsanız, hızı aşmamanızı ister misiniz? Benim arabamda bir düğme var. O düğmeye bastığım zaman arabamın hızı belli bir noktadan yukarıya çıkmıyor. Aynı hızda gidiyoruz. Eğer otoyolda gidiyorsam, bazen onu çalıştırıyorum. Ama gaza ya da frene bastığımda hemen araba benim kontrolüme geçiyor. O düğmeden çekiyor. Otomatik pilot gibi bir şey.
Hızınızı Tanrı’nın ayarlamasını ister misiniz? Daha hızlı ya da daha yavaş gidemezsiniz. Sadece onun istediği gibi gidersiniz. Ya da ne diyeyim?
Ne kadar içki içeceğinizi, içkiyi kaçırmamanızı sağlayan bir mekanizması olsa Tanrı’nın; sizin hayatınızda içki içmeye kalktığınız zaman harekete geçse ve gereğinden fazla bir şey içiyorsanız müdahale etse ve sizi engellese…
Ya da gereğinden çok televizyon izlemenize izin vermese… “Sen bugün çok televizyon izledin, artık çok televizyon izlemeyeceksin. Kalk kitap okuyacaksın, kalk iş yapacaksın, yemek pişireceksin, ütü yapacaksın ya da senin şunu yapman gerek,” diye seni yönlendirse… Bunu ister misiniz?
Ya da izlediğiniz televizyon programlarında sizi şehvete düşüren ya da içinizdeki şiddet eğilimini uyaran filmleri izlemenize izin vermesin. “Bundan sonra sadece müzikaller izleyeceksin, aşk filmleri izleyeceksin. Başka hiçbir şey izleyemezsin. Kavgalı, dövüşlü filmler izlemeni istemiyorum,” dese Tanrı size…
Böyle bir hayat ister misiniz? Artık siz siz olmazsınız.
Hayatınız hakkında kararlar veremezsiniz. Her an, her konuda başkası tarafından—bu kişi Tanrı bile olsa—yönetilmek istemezsiniz. Siz kendi varlığınızı, bağımsız varlığınızı, özgür iradenizi kullanmak, korumak istersiniz.
Yeryüzünde çok acayip insanlar var. Adam diyor ki: “Ben çok film seyrettim, tahrik oldum, etkilendim, zihnim etkilendi. O yüzden silahı çektim, insanları öldürdüm.”
Amerika’da okullarda insan öldüren çocukları duyuyorsunuz. Kendi okudukları okullarda ya da tanıdıkları, bildikleri insanların okullarında gidiyorlar, bir sürü insanı öldürüyorlar. Sonra kendilerini öldürüyorlar ya da polis onları öldürüyor. Sebebi araştırdığınızda öğreniyorsunuz ki, bunlar değişik filmleri izlemişler ve “Aman, ben çok tahrik oldum, çok kafam karıştı, gittim bunları öldürdüm.” diyorlar.
Ya da benzer şeyler Türkiye’de oluyor. “Ben çok film izledim. Bu filmlerden tahrik oldum, gittim bu kadına tecavüz ettim. Bu filmlerden adam öldürme yöntemleri buldum.”
Ya da otobüste gidiyor adamla kadın. Azıcık bacağının bir parçasını görüyor kadının. Kadın otobüsten indikten sonra takip edip ona tecavüz ediyor adam. Neymiş? “Birazcık et gördüm, tahrik oldum.” diyor.
Böyle insanlar var. Böyle insanlar bu dünyada yaşıyorlar.
Ya da biraz para harcayıp gerekli güvenlik önlemlerini almadıkları için işçi çalıştırdıkları madenlerde yüzlerce işçinin ölümüne sebep olan maden sahipleri var. İnsanlar ölüyorlar. Diyor ki: “Birkaç milyon lira harcayıp herkesin kurtulmasını sağlayacak kaçış odaları varmış. O kaçış odaları yapılsa hiç kimse ölmezmiş.”
Yapılmıyor. Neden? Pahalılar. İnsanların hayatları da değmez o kadar para harcamak. Öyle düşünüyorlar.
Tanrı neyi engellemeli? Bu saydıklarımdan hangilerini engellemeli? Sizin hayatınıza mı müdahale etmeli? Yoksa o acayip, daha aşırı şeyler yapan insanlara mı müdahale etmeli?
Eğer bunlardan herhangi birisine müdahale etmek gerekiyorsa, aslında Tanrı hepsine müdahale etmek durumunda.
Ya robotlardan ibaret bir dünya olacak bizim yaşadığımız… Her birimiz Tanrı’nın kontrolü altında, hiçbir aşırılığa kaçmayan, hiçbir farklı şeyi yapamayan insanlar olacağız. Ya da özgür iradeye sahip bireyler olacağız.
Tanrı’nın yeryüzündeki bütün insanları kontrol etmesini seçecek olursanız, yeryüzü robotlardan ibaret bir dünya olurdu. Bizim yaşamamızın hiçbir anlamı kalmazdı. Robot gibi yaşamak aslında yaşamamak demek. Sevincimiz yok, üzüntümüz yok, heyecanımız yok, ilişkilerimizde hiçbir katkımız yok. Aslında biz yok oluruz.
Tanrı bize özgür irade veriyor ki, biz kendi ilişkilerimizi düzenleyelim, kendi hayatımızı geliştirelim ve kendi karakterimize sahip olalım. Tanrı bu yüzden özgür iradeli insanlar yarattı.
Bizim hayatımıza ilişkin seçimler yapmamızı istiyor. Sizin hayatınıza ilişkin seçimler yapmanızı istiyor.
Tanrı ilk yarattığında, her şeyi Kutsal Kitap’tan okuyoruz, her şey iyiydi. Yeryüzünde Tanrı’nın yarattığı zaman hiçbir şey kötü değildi. Her şeyi iyi olarak yarattı ve insanları da karakterleri tam olarak yaratmadı.
İnsanlar karakterlerini geliştirmek durumundaydılar. Karakterlerin gelişmesi yaşamla, deneyimle oluyor. Karakterin gelişmesi için o deneyimler sırasında doğru seçimleri yapmamız lazım. Doğru adımları atmamız lazım.
Eğer yanlış seçimler yapıyorsak, hata yapıyoruz ve geri dönme şansımız olabilir. Tövbe ederiz ve tekrar Tanrı’ya geri dönebiliriz. Tanrı buna fırsat veriyor.
Ama dönmek istiyorsanız, Tanrı’yla beraber yaşamak istiyorsanız… Eğer Tanrı’yla beraber yaşamak istemiyorsanız, robotların öteki durumuna düşüyorsunuz.
Tanrı’dan uzakta, Tanrı’dan tamamen bağımsız, aykırı bir hayat sürdüren, kendi yolundan giden insanlar oluyorsunuz. Tanrı o tür bir sonucu sizin hayatınızda görmek istemiyor.
İnsanlar en başından itibaren bunu seçtiler. Âdem’le Havva’ya Tanrı seçim hakkı verdi. En başında. Robot olmak istemeyeceği için bu insanların seçim hakkı verdi ve onlar doğru olmayanı seçtiler.
Tanrı’nın istemediği şeyleri yapmayı seçtiler. Tanrı yine de onların kendisiyle bir şekilde ilişki içerisinde yaşamasını istiyordu. Kurallar gönderdi.
Kurallarıyla insanları doğru yolda tutmaya çalıştı. İnsanlar kendi yönlerine gitmeye çalışıyordu. Tanrı onları doğru yola getirmek istiyordu. Onlara sürekli ilkeler, kurallar gönderdi. O yüzden bu kitap birazcık kalındır.
İnsanları doğru yolda tutmak için Tanrı uzun yıllar boyunca, yüzyıllar, bin yıllar boyunca insanlara buyruklar iletti. Onların Tanrı’nın yolunda yürümesini istedi.
Bakın ne diyor? Yasanın Tekrarı Kitabı 30. bölümde, 15. ve 17. ayetlerde Tanrı, insanların önüne bir seçim koyduğundan bahsediyor:
“İşte, bugün önünüze yaşamla iyiliği, ölümle kötülüğü koyuyorum. Bugün size Tanrınızı, Rab’bi sevmeyi, yollarında yürümeyi, buyruklarına, kurallarına, ilkelerine uymayı buyuruyorum. Öyle ki yaşayasınız, çoğalasınız ve mülk edinmek için gideceğiniz ülkede, Tanrınız Rab tarafından kutsanasınız. Eğer yoldan döner, kulak vermezseniz, ayartılır, başka ilahlara eğilip taparsınız…”
Tanrı çok açık ve net bir şekilde söylüyor: Eğer bu buyruklara uyacak olursanız, esenlik içerisinde yaşarsınız. Eğer Tanrı’nın sözünü dinlerseniz, günahtan uzak bir hayatı sürdürmeyi tercih ederseniz, doğru yoldan ilerlerseniz yaşamla bağlantınız olur. Bolluk ve refah içerisinde yaşarsınız diyor.
Ama eğer Tanrı’nın yolundan saparsanız, hayatınıza ölüm gelir. Hem siz olumsuz şeyler yaşarsınız, acı çekersiniz, Tanrı’nın yolundan uzaklaşırsınız hem de ilişki içerisinde bulunduğunuz insanlar zarar görürler.
Siz arabayı hızlı kullandığınız için, bu yüklere, kurallara, limitlere uymadığınız için, hız yaptığınız için arabanızdaki insanlar ölebilirler. Ya da sizin arabanızla karşılaşmak talihsizliğine uğrayan bir insan hayatını kaybedebilir.
Siz paranızı kumarda harcadığınız için ailenizdeki insanlar sıkıntı çekerler. Siz kendinizi alkole verdiğiniz için, ailenizdeki insanlar alkoliklerin çocukları olurlar. Sizin dayağınızı yerler.
Bunlar sizin seçiminizdir.
Tanrı sizi niye engellemiyor diye, Tanrı’yı suçlayamazsınız. Tanrı sizin önünüze iki yol koydu: Ya doğru yoldan gideceksiniz ya da kendi yolunuzdan gideceksiniz.
İnsan hep Âdem’le Havva’dan beri kendi yolunu seçiyor.
Kendi yolunu seçiyor ve acı geliyor. Ölüm geliyor insanların hayatına. Ve insanlar soruyorlar her felaketten sonra: “Tanrı neden engellemiyor?” diye.
Tanrı Âdem’le Havva’yı yeryüzüne yolladı. Onları temsilci olarak yolladı. Âdem’le Havva yeryüzünde hemen ilk zamanlarında, fazla zaman geçmeden başarısızlığa uğradılar ve sahip oldukları yetkiyi Şeytan’a devretmiş oldular.
Şeytan’ın ayartısına uydular.
Günah işlediler. Şeytan, Âdem’le Havva’dan aldığı yetkiyi hâlâ yeryüzünde kullanmaktadır. İnsanların hayatına ölüm, kötülük, karanlık ve günah getirmektedir.
İnsanlar Şeytan’a hak verdiler ve o hakkı kullanıyor. Kutsal Kitap’ta, 2. Korintliler 4. bölüm 4. ayette Şeytan’dan “bu çağın ilahı” diye söz ediyor.
Bu çağda insanların hayatında Tanrı’dan çok Şeytan’ın söz hakkı oluyor. Çünkü insanlar, hayatlarında Şeytan’a yer veriyorlar, Tanrı’ya yer vermiyorlar.
Tanrı kimsenin hayatına zorla girip onları kontrol altına alıp robotlaştırmıyor. Ama Şeytan geliyor, insanların hayatını kontrol altına alıyor, etkiliyor ve insanlar Şeytan’ın sözünü dinleyerek günaha gidiyorlar.
Bundan basitçe “Şeytan’a uyudum.” diyerek kurtulamıyorsunuz.
Hayır, Şeytan’a uymak zorunda değilsiniz. Siz kendiniz özgür iradeye sahipsiniz. Günah işlemek zorunda değilsiniz.
Siz özgür iradeye sahipsiniz. Günah’tan özgür olarak yaşayabilirsiniz.
Yalnızca günahı değil… Doğruluğu seçin, doğru yaşamayı isteyin. Tamam, kendi başınıza günahtan özgür kalma şansınız olmayabilir. Ama bunun için Tanrı’nın yardımını isteyin.
Tanrı sizi günahtan kurtarmak için yeryüzüne İsa Mesih’i gönderdi.
Bakın, günahın etkisinden nasıl bahsediyor? Romalılar Kitabı 5. bölüm 12. ayette, Âdem ve Havva’nın günahından sonra yeryüzündeki durumdan bahsediyor.
Günah aracılığıyla yeryüzünün nasıl ölüme kapıldığını anlatıyor.
Romalılar 5:12:
“Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.”
Siz de günah işlediniz ve günah işlemeye devam ediyorsunuz. Onun için sorumluluğunuzu alın ve artık “Ben günah işlemek istemiyorum.” deyin.
Onun için sorumluluğunuzu alın ve her felakette “Niye Tanrı bir şey yapmıyor?” demeyin. Siz kendi üzerinize düşeni yapın. Günahtan özgür bir hayat yaşamayı tercih edin.
Neden Kosova’da çocuklar öldü?
Neden Ruanda’da katliam oldu?
Neden bilmem ne madeninde sorun yaşandı?
Neden şu oldu?
Neden bu trafik kazası oldu?
Bunları sormak yerine, önce kendinizin günahtan kurtulması için gereken adımları atın. Bunu yapabilirsiniz.
Bakın devam ediyor. Romalılar 5. bölüm, 15. ayette:
“Ne var ki Tanrı’nın armağanı, Âdem’in suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrı’nın lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesih’in lütfuyla verilen bağış, birçokları yararına daha da çoğaldı.”
İsa Mesih aracılığıyla hayata sahip olabilirsiniz.
Ama bu hayatı kendinize almanız lazım. “Ya Rab, ben artık özgür olmak istiyorum. Günahtan ayrı durmak istiyorum. Kötülüğün benim hayatımda gözükmesini istemiyorum. Ben artık insanlara kötülük yapmak istemiyorum. Kendi aileme, çevremdeki insanlara zarar vermek istemiyorum.” deyin.
İsa Mesih bunu yapmak için yeryüzüne geldi ve sizin günahlarınızı kendi üzerine almak için çarmıhta öldü.
Günahın cezası ölümdür.
Sizin günahınızın cezası ölüm. Ama İsa Mesih bu yüzden öldü. Sizin için öldü.
İsa Mesih sizi kurtarmak için öldü.
İsa’yı hayatınıza kabul edin. O, size sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildi.
İsa’nın gerçekten bunu yaptığına emin olabilirsiniz.
Çünkü İsa dirildi. Verdiği söz gerçektir. Çünkü kanıtları var. İsa ölümden dirildi.
Eğer onun öldüğüne ve dirildiğine iman edersen, kurtulacaksın.
Tanrı sizin hayatınıza özgürlük getirecek. Bunun için dua etmemizi ister misiniz?
Ben şimdi dua edeceğim. Eğer benim ettiğim duaya katılıyorsanız, inanıyorsanız, söylediğim sözlerin doğruluğuna benim arkamdan tekrar edin. Kendi ağzınızla İsa’yı kurtarıcı olarak kabul edin.
Hadi dua edin:
“Ya Rab, ben günahkârım. Hep dünyada kötülük olduğunu söylüyorum ve Tanrı’nın neden müdahale etmediğini söylüyorum. Ama ettin. Benim günahlarımı kurtarmak için, beni günahlarımdan kurtarmak için geldin. Çarmıhta öldün. Bana sonsuz yaşam verdin. Seni hayatıma alıyorum. Günahlarımı bağışladığın için sana teşekkür ediyorum. Rabb, sana ihtiyacım var. Hayatımı sen yönet. Efendim, egemenim ol. Kutsal Ruh’unla beni doldur. Bana yol göster. Amin.”
Kısa bir dua ettik.
Bütün problemleriniz bu duayla çözülmüyor.
Tanrı’yla beraber yürümek lazım. Tanrı’yla beraber zaman geçirmek lazım. Kutsal Kitap’ı okumak lazım.
Eğer Kutsal Kitap’ınız yoksa, bize yazın. Size İncil yollayalım.
Tanrı’nın sözünü okuyun. Tanrı’nın sözü sizin hayatınızı değiştirecektir. Size yol gösterecek ve iyiliğe doğru, günahtan uzak bir hayata doğru nasıl yürüyeceğiniz konusunda sizi aydınlatacaktır.
Eğer sorularınız varsa, başka ihtiyaçlarınız varsa, başka konularda merak ettiğiniz şeyler varsa lütfen bize yazın.
İlişki kuralım. Size o konularda bilgi verelim.
Eğer dua konularınız varsa onları da yazın.
Sizin için dua etmek isteriz.
Tanrı’nın iyiliğinin, esenliğinin sizin hayatınızda daha etkin bir şekilde gözükmesini isteriz.
Bugün konuştuğumuz konuları aklınızda kısaca tartarsanız, bir yenilemeye çalışırsanız sizin için daha yararlı olacağını düşünüyorum.
Söylediğimiz sözler, Tanrı’nın sizin hayatınıza esenlik getirmesi için yüreğimizden söylediğimiz sözler.
O esenlik sizin hayatınızın her noktasında Tanrı’nın bereketi olarak gözüksün.
Hoşça kalın.
