
Bugün sığınmacılardan söz ediyoruz. Bugünkü konumuz o. Tanrı halkı, Tanrı’yı izleyenlerin tarihi aslında bir tür sığınmacılar tarihidir. Kutsal Kitabımızda sürekli sığınmacılardan söz edildiğini görüyoruz. Aslında İsrail, sığınmacı olarak Mısır’da 400 yıl kadar kaldı. İbrahim’in soyu Yakup ve Yakup’un çocukları, Kenan diyarındaki kıtlık yüzünden Yusuf’un arkasından giderek, Kenan’daki zorluktan kaçarak Mısır’da—onun yönetici olduğu Mısır’da—yerleşmek zorunda kaldılar. Orada kaldılar. Ondan sonra hemen geri dönemediler. İsrail halkı 400 yıl kadar orada kaldı.
O sığınmacı, yabancı olmanın getirdiği duygusal, ruhsal sıkıntılar onların yabancısı olmadı. İsrailliler, Mısırlılar tarafından angaryaya koşuldu. Zorla çalıştırıldılar. Dövüldüler. Çocukları öldürüldü. Mısır’dan Çıkış Kitabı’nın hemen başında, sayıların çok arttığı için onların çoğalmasını engellemek amacıyla yeni doğan çocuklarının öldürülmesini istedi Firavun. Bir sürü olumsuzlukla karşılaştılar. Yani sığınmacıların karşılaşabilecekleri dertlerin çoğundan fazlasını kendileri yaşadı.
Yurtlarına geri döndüler. Yurtlarına geri dönmek epey zamanlarını aldı. 400 yıl sonra Mısır’dan çıktıktan sonra hemen geri gidemediler. Aslında birkaç günlük yolu 40 yıldan uzun sürede almak zorunda kaldılar.
Yerinden, yurdundan olmak zordur. Sığınmacı olmak zordur. Evinden ayrılıyorsun. Oradaki koşullar zaten zor. O yüzden ayrılıyorsun. Kimse evini bırakmak istemez. Ya bir savaş durumu vardır, hayatın tehdit altındadır. Ya ekonomik olarak kendini doyurabilecek durumda değilsindir, aileni besleyebilecek durumda değilsindir. Ondan ayrılırsın; ülkenden, yaşadığın şehirden. Ya canını kurtarmak, ya ekonomik olarak başka bir yerde yaşamak…
Ya da bazen insanlar kendilerini ifade edebilmek için, ifade özgürlüğünün bulunmadığı yerlerden kaçıyorlar. İnançlarını yeterince yaşayamadıkları için, inançlarını ifade etmelerinde sıkıntıyla karşılaştıkları için de memleketlerinden ayrılıp başka yerlere gidiyorlar.
Türkiye, sığınmacılar için bir istasyon gibi. Dünyanın değişik yerlerinden sığınmacılar Türkiye’ye geliyorlar ve Türkiye’den başka ülkelere gitmek için bekliyorlar. Bir bekleme süreci yaşanıyor. O yüzden Türkiye’de birçok yabancıyla karşılaşmak mümkün.
İran’daki devrimden sonra bir çok İranlı Türkiye’ye geldiler. Sonra Afganistan’dan bir sürü insanın geldiğini gördük. Onların önemli bir kısmı Türkiye’ye yerleştiler, bir kısmı da başka yere gittiler. Türkiye’deki İranlıların nüfusunun 500 binden fazla, 1 milyona yakın olduğu bile söyleniyor, duyuluyor.
Sığınmacılar hep var. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Sovyetler Birliği’nin içerisinde yer alan cumhuriyetlerden Türkiye’ye çok gelen oldu. Hem Rusya’dan, hem Gürcistan’dan, Azerbaycan’dan, Ermenistan’dan bir sürü insan geldi. Bazıları akrabalarıyla buluşmaya geldiler, bazıları ekmek parası peşine geldiler. Moldova’dan, Romanya’dan, Bulgaristan’dan geldiler.
En son Yunanistan’daki ekonomik sıkıntıda, Trakya’da Yunanistan’dan gelen bir sürü insanın çalıştığını biliyoruz. Ve şimdi Irak’tan, Suriye’den sığınmacıların geldiğini biliyoruz. Bazen Afrika’dan insanlar da geliyorlar. Özellikle Avrupa’ya gitmek için Türkiye’nin kolay bir yer olduğunu düşünüyorlar ve geliyorlar. Ama şimdi bu işler değişiyor. Avrupa’nın sığınmacılara çok iyi bakmadığını biliyoruz.
Eşyalarını, tariflerini bırakıyorlar; hayatlarını geride bırakıyorlar ve başka bir ülkeye gidiyorlar. Zor bir iş, acı bir iş.
Matta İkinci Bölüm’de, 13. ve 15. ayetlerde İsa’nın da sığınmacı olduğu bir zamanı görüyoruz. Diyor ki: Yıldız bilimciler gittikten sonra Rab’bin bir meleği Yusuf’a rüyada görünerek, “Kalk! Çocukla annesini al, Mısır’a kaç. Ben sana haber verinceye dek orada kal. Çünkü Hirodes, çocuğu öldürmek için aratacak,” dedi.
Böylece Yusuf kalktı, aynı gece çocukla annesini alıp Mısır’a doğru yola çıktı. Hirodes’in ölümüne dek orada kaldı. İsa daha küçük bir bebekken, hayatını kurtarmak için ailesi onu Mısır’a kaçırmak zorunda kaldı. Tanrı da oradan müdahale etti ve ona bakmakla yükümlü olan Yusuf’a dedi ki: “Çocuğu öldürecekler. Onu al, Mısır’a götür.” Ölüm tehdidi nedeniyle kaçmak zorunda kaldılar.
İsa orada çok çok uzun bir süre kalmadı. Çok fazla detay bilmiyoruz İsa’nın orada geçirdiği yaşama dair. Ama ailesinin üzerinde mutlaka bir etki bırakmıştır Mısır’a kaçmak zorunda kalması. Canını kurtarmak için bir yerden kaçmak, insanın hayatında iz bırakır. Çocuk bile olsa. Mısır’a zorunlu sığınmacı olarak gidişi, İsa’da önemli hatıralar bırakmış olmalı. Meryem’de de, Yusuf’ta da öyle.
Mezmur 9. Mezmur’da şöyle yazar, 9. ve 10. ayetlerde:
“RAB, ezilenler için bir sığınak, sıkıntılı günlerde bir kaledir. Seni tanıyanlar sana güvenir. Çünkü sana yönelenleri hiç terk etmedin ya RAB.”
Sığınan insanlar, kendilerine bir sığınak yeri arayan insanlardır. Rab, sıkıntılı günlerde kendisine sığınanlar için iyi bir sığınaktır.
İster sığınmacı olun, ister sığınmacı olmayın; gündelik hayatta zorluklar içerisinde, sıkıntılar içerisinde olun, bir sığınak ararsanız Rab’be gidebilirsiniz. O sizi mutlaka koruyacaktır, kayıracaktır. O güvenilirdir.
Bir başka Mezmur’da, Kral Davut’un yazdığı bir başka Mezmur şöyle söylüyor, 2. Samuel 22. bölümde:
“RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır. Tanrım kayamdır, ona sığınırım. Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağım, sığınacak yerimdir. Kurtarıcım, zorbalıktan beni sen kurtarırsın.”
Ne kadar güvenle söylüyor bunu! Tanrı’nın ne kadar güvenilir olduğunu, onun bu sözlerinden hemen anlayabiliyoruz. Sığınağım… Kayamsın sen benim. Zor günümde sana sığınırım. Tanrı’nın ellerinde güvende oluruz. O bizi elleriyle tuttuğu zaman, ellerinden bırakmayacağından emin olabiliriz. O bizi sever. Sevdiği için de korumak, kayırmak ister. Bizim hayatımızla ilgilenir.
Eğer ona iman edersek, onun hayatımızı alırsak, onunla iç içe yaşarsak… Ona daha çok güvenebileceğimizin farkına varabiliriz. Çünkü onu tanımaya başlarız. Onunla yakın ilişkiye başlarız. Yakından tanıdıklarınıza güvenebilirsiniz. Tanrı’yı yakından tanımaya başlarsanız, onun ne kadar güvenilir, ne kadar sizi seven bir varlık olduğunu anlayabilirsiniz.
Sizi sevdiği için İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi. Sizi kurtarmak için İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi. İsa sizin için öldü; siz Tanrı’da sığınak bulun diye. Tanrı sığınmacıları anlar, kendisine sığınanları anlar.
Peki insanlar onları anlar mı? Ondan pek emin değilim.
Türkler Almanya’ya ilk gittikleri zaman iyi karşılandılar. Çünkü Almanya’daki toplumun onlara ihtiyacı vardı. Törenler yaptılar. İlk trenle gidenler, 1960’larda ilk insanlar oraya çalışmaya gittikleri zaman, orada önemli ölçüde iş gücüne ihtiyaç vardı ve Türkler o iş gücünü karşılıyorlardı. Ama daha sonra Türklerin sayısı artmaya başladı. Gidenler akrabalarını getirdiler, yeni insanlar gittiler.
Şimdi önemli bir nüfus var: 4,5 milyona yakın bir nüfus. Bu arada Batı Almanya ve Doğu Almanya olarak ikiye ayrılmış olan Almanya birleşti. Doğu’da çok sayıda işsiz insan vardı. Ve iki Almanya birleştiği zaman iş gücü fazlalığı ortaya çıktı. Doğudaki Almanlar, “Bu yabancılar bizim işlerimizi alıyorlar,” diye hissetmeye başladılar. Ve yabancı düşmanlığı giderek arttı.
Yalnızca Almanya’da değil, dünyanın her yerinde yabancı düşmanlığı artıyor çünkü kaynaklar kıt. Ekmek parası bulmak zor. İnsanlar birbirlerinden rahatsız oluyor. İşsizlik, sıkıntılar, yabancıların işlediği suçlar… sığınmacılara, yabancılara yönelik tepkileri artırdı.
Benzer şeyleri Türkiye’de yaşamıyor muyuz? Son olaylarda Suriye’den gelen insanlar suçlar işledikleri zaman, küçük bir kıvılcım büyük olaylara yol açıyor. İnsanlar, Suriyeli insanlardan kurtulmak için, sığınmacılardan kurtulmak için olaylar yaratıyorlar. Kasabalarından, şehirlerinden onları kovalamaya çalışıyorlar.
Ya da… ülke içerisinde göçmen statüsünde olan Romanlar belli yerlere gidip yerleştikleri zaman, yerleşik halk onlardan hoşlanmıyor. “Ya işlerimizi elimizden alacaklar, ya malımızı çalacaklar, suç işleyecekler,” diye onlardan korkuyorlar ve tepki gösteriyorlar. Kovalamaya, onlardan uzak durmaya çalışıyorlar.
Acaba Tanrı ne isterdi? Tanrı, Türkiye’deki insanların bu sığınmacılara karşı nasıl davranmasını isterdi?
Bunun örnekleri Kutsal Kitap’ta var. Kutsal Kitap’ta İsa’nın yabancılara karşı tavrını görüyoruz.
İlk önce Yuhanna 4. bölümde Samiriyelilere karşı tepkisini de görüyoruz. Samiriyelilerle İsa yakın bir sohbet içerisine girdi. İsraillilere düşman olan bir halk. Komşu yaşıyorlar. Aynı topraklar içerisinde yaşıyorlar. Ama birbirleriyle hiç ilişkileri olmuyor. Çünkü İsrailliler, Yahudiler, Samiriyelilerden nefret ediyorlardı. Onların kirli olduklarını düşünüyorlardı. İsa onlarla konuştu. Aslında müjdeyi onlara duyurdu. İlk müjdeci, İsa Mesih’in kurtarıcı olduğunu duyuran ilk kişi, bir Samiriyeli kadındır. Kendi köyüne İsa’nın geldiğini ve değişik biri olduğunu, bir Mesih olduğunu o açıkladı. Ve o köydeki insanlar da İsa’yı görüp iman ettiler.
Bir başka, İsa’nın yine Samiriyelilerle ilgili bahsettiği şey; İyi Samiriyeli diye bir hikâyesi var. Aslında komşumuzun kim olduğunu göstermek için, bir Samiriyelinin düşmanın komşu olduğunu ifade ediyordu.
Efesliler 2. bölüm, 19. ayette bize kendi konumuzu hatırlatıyor. Hristiyanlar da kendilerini dünyada yabancılar hissederler. Çünkü Hristiyanlar için esas yer Tanrı’nın yanıdır. Bizim Tanrı’yla ilişkimiz, Tanrı’nın yanında kendimizi daha iyi hissediyor olmamız, ana vatanımızın göklerde olduğu fikrini bize veriyor.
Efesliler 2. bölüm, 19. ayette şöyle yazıyor:
“Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkısınız.”
Eğer iman ederseniz, siz de bizim hissettiğimiz gibi Tanrı’nın ev halkından olursunuz. Kendinizi yabancı ve garip hissetmezsiniz, Tanrı’nın ev halkından olursunuz. Türkiye’nin neresinde yaşarsanız yaşayın. Dünyanın neresinde yaşarsanız yaşayın. Sıkıntılarınız varsa, dertleriniz varsa, bu dünyaya ait olmadığınızı hissediyorsanız, bazen doğrudur. Aslında siz Tanrı’ya aitsiniz. O yüzden Tanrı’ya dönün ve artık Tanrı’nın çocukları, Tanrı’nın ev halkı olarak yaşayın.
Kutsal Kitap’ta bir başka kavram daha var: konukseverlik. Bizim konuklarımızı özel bir şekilde ağırlamamız gerektiğinden söz ediyor. Örneğin, İbranilere Mektup 13. bölüm, 2. ayette şöyle diyor:
“Konuksever olmaktan geri kalmayın. Çünkü bu sayede bazıları bilmeden melekleri konuk ettiler.”
Melekleri konuk ettiler insanlar. Bilmeden. Kapınıza gelen insanlar, sizden yardım dileyen insanlar… Onlara özellikle, özellikle iyi davranmaya gayret edin. Bir su, bir ekmek, ne verecekseniz verin. Bazen sizi sömürmek için gelen kötü niyetli insanlar da olabilir. Tabii uyanık durun. Ama konukseverlik gösterin insanlara. Size göndermek istediği melekleri de ağırlıyor olabilirsiniz. Bazı insanlar öyle yaptılar.
Kutsal Kitap hep, sığınacak insanlara bir yer ayrılmasıyla ilgilenmiştir. Örneğin Sayılar Kitabı, Çölde Sayım Kitabı 35. bölüm, 6. ayette Tanrı’nın sığınak kentler kurulmasını istediğini okuruz. Yani eğer… yaşadığı yerden kaçmak zorunda kalan birisi varsa, sığınacak bir yeri olsun. Bilmeden, istemeden bir kusur işlediyse, bir suç işlediyse, bu insanın öldürülmesini engellemek için ona sığınacağı bir yer vermek gerekir. İnsanların canlarını kurtarmaları için kaçabilecekleri yerleri olması lazım. Tanrı bunu planlamıştı. Tanrı’nın sevgisi, ihtiyacı olanlar içindir. Her Tanrı’ya yönelen, O’nun sevgisini alabilir. Tanrı, insanların kendisinin sevgisinden uzak kalmasını istemez.
Tanrı’nın sevgisini, biz ihtiyaç içinde olan insanlara anlatmaktan kaçınmamalıyız. Elimizi o insanlara uzatabilir ve Tanrı’nın onları ne kadar çok sevdiğini söyleyebiliriz. Evet, bizim işlerimize yaramayabilir bazen. Bizi sıkıntıya düşürebilir bazen. Bazen… iş olanaklarını kaçırabiliriz onlar yüzünden. Onlar bize rakip olabilir. Bazen onların kültürleri bizi rahatsız edebilir. Davranış biçimleri rahatsız edebilir. Yemek yeme tarzları, konuşma tarzları, farklı bir kültürden geldikleri için bizi rahatsız ediyor olabilir. Ama yine de onlar, bizim ülkemize gelmiş olan, sığınmak zorunda kalan insanlar.
Bazen farkındayım, pek yardım ister gibi değil. Buyurgan bir şekilde davranıyorlar. Bazen kaba davranıyorlar. Evet, bazen suç işliyorlar. Evet. Ama yine de Tanrı’nın merhametini gösterebiliriz.
Siz yapmıyor musunuz hatalar? Sizin hatalarınız, kusurlarınız, eksikleriniz olmuyor mu? Tanrı orada da size dokunmak, yardım etmek ister.
Sığınmacıların durumunu inceledik. Onların ne kadar zor durumlarda yaşadıklarını, ne kadar sıkıntılı durumlarda olduklarını gördük. Bazen onların yanlışlar yaptıklarını ve bu yanlışlar yüzünden tepkiyle karşılaştıklarını da gördük.
Peki, siz nasılsınız? Sizin hayatınız nasıl gidiyor? Siz kendinizi iyi hissediyor musunuz? Sırtınızı bir sığınağa, bir kayaya dayamak istiyor musunuz? Öyle hissettiğiniz anlar, zamanlar var mı?
Günümüzde insanlar çoğunlukla kendilerini güvensiz ortamlarda hissediyorlar. Çünkü sürekli tehdit altındayız. Ya ekonomik olarak tehdit altındayız; paramızı, kazancımızı denetleyemiyoruz, nasıl gelişeceğini bilmiyoruz bu işlerin. O yüzden… ne yapacağımızı bilemediğimiz için bir sıkıntı, tehdit altında hissediyoruz.
Bazen çevremizdeki insanlar bizi tehdit ediyor. Tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar; hırsızlar, uğursuzlar, saldırganlar var. Onlardan rahatsız olabiliriz. Bazen yalnız yaşadığımız zaman, yalnızlık bizi rahatsız edebilir. Ama bu dünyada yalnız yaşamak zorunda değilsiniz. Tanrı size elini uzatmak istiyor. O gerçekten de sığınaktır, sığınılacak kaledir.
Son olarak 18. Mezmur’a bakmak istiyorum. Orada birkaç ayeti size okumak istiyorum. 18. Mezmur’un hemen başında şöyle diyor:
“Seni seviyorum, gücüm sensin ya Rab. Rab benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır. Tanrım, kayam, sığınacak yerimdir. Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağımdır. Övgüye değer Rab’be seslenir, kurtulurum düşmanlarımdan. Ölüm iplerine dolanmıştım, yıkım selleri basmıştı beni. Ölüler diyarının bağları sarmıştı, ölüm tuzakları çıkmıştı karşıma. Sıkıntı içinde Rab’be yakardım, yardıma çağırdım Tanrımı. Tapınağından sesimi duydu. Haykırışım kulaklarına erişti.”
Eğer Tanrı’yı çağırırsanız hayatınıza, Tanrı mutlaka, mutlaka size cevap verir. O, çocuklarını cevapsız bırakmayan Tanrı’dır. Ama siz Tanrı’nın çocuğu musunuz? Tanrı’yı hayatınıza kabul ettiniz mi? Tanrı’yla baba-oğul, baba-kız ilişkisini sürdürmeye hazır mısınız?
Bu sığınmacılar Türkiye’ye sığınıyorlar. Gidecekleri başka bir yer olmadığı için, çaresiz oldukları için. Sizin de çareniz Tanrı’dır. Hayatınızı Tanrı’ya sığınarak kurtarabilirsiniz. Eğer Tanrı’ya sığınmazsanız, hayatınızdaki tehditler bir gün gerçekleşecek. Bir gün yok olacaksınız, Tanrı’dan uzakta kalacaksınız. Yaşayacak olanlar sadece Tanrı’ya ait çocuklardır, Tanrı’nın çocuklarıdır.
Siz Tanrı’nın çocuğu olmak ister misiniz? Tanrı’yla beraber yaşamak ister misiniz?
Eğer isterseniz, şimdi dua edeceğim. Benimle beraber dua edebilirsiniz. Hayatınızı Tanrı’ya verebilirsiniz ve Tanrı o zaman sizi bereketleyecektir. Tanrı’nın iyiliği ve bereketi sizinle olacaktır. Ama Tanrı’ya yönelip O’nun hayatınıza girmesini isterseniz…
Düşündünüz mü?
Hadi dua edelim:
“Ya Rab İsa, hayatımı senin ellerine teslim ediyorum. Sen benim sığınağım, kayam, kurtarıcımsın. Sana sığınırım. Günahkârım, evet. Ama sen benim günahlarım için öldün ve bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildin. Benim günahlarımı bağışla ve o sonsuz hayatı bana ver. Sığındığım sende rahat bulayım, ya Rab. Bana esenlik ver, güvenlik ver. Seninle yaşayayım. Kutsal Ruh’unla doldur beni. Bana yol göster. İsa Mesih’in adıyla. Amin.”
Evet. Eğer bu duayı benimle beraber ettiyseniz, şimdi hayatınızda Tanrı’nın etkinliğini görmeye başlayabilirsiniz. Tanrı sizin hayatınıza girip sizi kendi çocuğu olarak evlat edindi. Ve bundan sonra Tanrı’nın yanına her yaklaştığınızda, O’nda güvenlik, O’nda esenlik bulabilirsiniz. Tanrı sizi asla terk etmeyecek, asla bırakmayacaktır. Bunu Kutsal Kitap’ta vaat etti. Tanrı’ya güvenebilirsiniz. Sırtınızı O’na dayadığınız zaman, O’nda esenlik bulursunuz.
Bu konuyla ilgili sorularınız olabilir. Eğer… yani sığınmacılarla ilgili olarak rahatsızlıklarınız olabilir, anlayamadığınız şeyler olabilir. Onları bize yazın. Size mutlaka cevap veririm. Ben veremezsem, arkadaşlardan biri verir. Ama mutlaka size açıklamak isterim.
Eğer Hristiyanlık ile ilgili, Kutsal Kitap ile ilgili sorularınız olursa, onları da cevaplamak isterim. Kutsal Kitap hakkında o kadar çok şey söylüyorlar ki Türkiye’de: “Değiştirilmiş, çarpıtılmış, papazlar değiştirmiş” diye…
Doğru deyin, inanmayın. Hiç kimse Tanrı’nın sözünü değiştirebilecek güçte değildir. Tanrı’nın gücü her şeyin üzerindedir. Tanrı kraldır. Her şeye egemendir. O halde hiçbir insan, Tanrı’nın sözünü O’nun izni olmadan değiştiremez. Ve Tanrı da kendi sözünün değiştirilmesine asla izin vermez.
Kitaba güvenebilirsiniz.
Ama eğer bir Kutsal Kitap’ınız yoksa, bize yazın. Size Kutsal Kitap gönderelim, İncil gönderelim. E-posta adresimiz aşağıda geçiyor. Bize e-posta yazabilirsiniz. E-posta ile isteklerinizi belirtin, sorularınızı sorun. Dediğim gibi, cevaplayacağız.
Ya da telefon edebilirsiniz. Telefon numaramız da hemen aşağıda görünüyor. Telefonunuzu veya e-postalarınızı bekliyoruz.
Bugünkü programımız burada bitiyor.
Tanrı’nın sevinci ve esenliği sizinle olsun. Hoşça kalın.
Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Bugün size sığınmacılardan söz ettim. Bir başka ülkeye sığınan insanlardan ya da yaşadığı sıkıntılardan dolayı Tanrı’ya sığınmak zorunda kalan insanlardan.
Eğer bu konuyla ilgili sorularınız varsa bize yazabilirsiniz ya da telefonla sorabilirsiniz. Mutlaka size bir cevap verilecektir.
Bir sonraki bölüme kadar sizlere hoşça kalın diyorum.
Şimdi Espiye’de, Andoz Kalesi’ndeyiz.
Tanrı’nın esenliği ve sevinci sizinle olsun. Hoşça kalın.
