YALANI YENİN

Bugün size gerçeği söylemekten söz edeceğim. Aslında hayatımızın her noktasında gerçeği söylememiz gerekir. Ancak gerçeğin ne olduğunu ve gerçeğin söylenmediğinde hayatımızda neler olduğunu da düşünmek gerek.

Tanrı, buyruklarını sıralarken gerçeği söylemek konusunda da önemli bir ifade bulundu ve bize önemli bir buyruk verdi. Kendi halkının izlemesi gereken kuralları, nasıl davranması gerektiğini onlara buyruklar halinde, temel ilkeler şeklinde verdi. Bu buyruklar arasında gerçeği söylemekle ilgili olan da yer aldı.

Bakalım, Mısır’dan Çıkış 20. bölüm 16. ayette, Tevrat’ın hemen başında şöyle diyor: “Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.” “Yalan söylemeyeceksin.” Gerçeği söyleyeceksin.

Gerçeği söylemek gerekir çünkü Tanrı gerçeği ortaya koyar. Aslında bütün gerçeğin kaynağı Tanrı’dır. Ve Tanrı, halkının — ona inanan, onunla birlikte yürüyen, hayatını ona bağlayan insanların — gerçeği söylemesini ister. Tanrı’da kötülük yoktur; Tanrı’da karanlık yoktur; Tanrı’da yalan yoktur. Dolayısıyla Tanrı’nın karakterinde olan şeyleri bizim yansıtmamız beklenir. Onda olmayan şeylerin de bizim hayatımızda görülmemesi istenir.

Tanrı’nın gerçeğin peşinde olduğunu ve bizim de gerçeği yansıtmamız, söylememiz gerektiğini ifade ettim. Şimdi bir başka ayete bakalım. Mezmurlar’da, Zebur’da, Davut’un Tanrı’nın ruhuyla yazdığı ayetlerde, 15. Mezmur’un ilk üç ayetinde şöyle diyor:

“Ya Rab, çadırına kim konuk olabilir?
Kutsal dağında kim oturabilir?
Kusursuz yaşam süren, adil davranan, yürekten gerçeği söyleyen;
İftira etmez, dostuna zarar vermez, komşusuna kara çalmaz böylesi.”

Tanrı, kendisiyle ilişki kurmamız için bizi yarattı. Ancak herkes Tanrı’yla ilişki kurabilecek durumda değildir, çünkü Tanrı günahtan uzak durur. Tanrı’yla ilişki kurmak istiyorsak, doğruyu söylemek, gerçeği söylemek ve yalandan uzak durmak bu süreçte önemli niteliklerdir. Eğer biz doğruyu söyler ve yalandan uzak durursak, o zaman Tanrı’yla ilişkimiz doğru bir şekilde gelişebilir.

Komşumuz hakkında yalan söylemezsek, iftira etmezsek, onların kötülüğünü istemezsek, doğru bir hayat sürdürebiliriz. Tanrı’nın kutsallığı karşısında bizim de aynı kutsallığa yaraşır şekilde davranmamız gerekir. Kutsal olmak, Tanrı’ya ait olmak demektir; yalnızca Tanrı’nın isteklerini yerine getirmek anlamına gelir.

Tanrı bizim kutsal olmamızı, kendisine yaraşır bir şekilde yaşamamızı ve karakterini yansıtmamızı istiyor. Dolayısıyla, “Yalan söylemeyin, gerçeği söyleyin,” diyor. Kendi hayatında gerçeğin göründüğü gibi, bizim hayatımızda da gerçeğin görünmesini istiyor.

Eğer hayatınıza İsa Mesih’i henüz kabul etmediyseniz, şunu bilmelisiniz ki İsa Mesih, Tanrı’yı temsil ederek yeryüzünde yaşadığı için Tanrı’nın karakterini tam olarak yansıtıyordu. O gerçektir ve onun söylediği sözlerin her biri gerçektir. İncil, şimdi o sözlerin kaydıdır ve İncil’de yalnızca gerçeği okuyoruz.

Bazıları “İncil değiştirildi,” diyor. Ama Tanrı, kendi sözünün değiştirilmesine izin vermez. Eğer izin verseydi, adil olmaz, iyi olmaz ve güvenilir olmazdı. Biz Tanrı’ya güveniyoruz ve kutsal kitabını koruduğuna inanıyoruz. Çünkü Tanrı gerçeği söyler. Bizim Tanrımız yalancı değildir; bizim Tanrımız iki yüzlü değildir. Kendi sözü diye ortaya çıkan sözünü neden korumasın? Neden onun değişmesine izin versin?

Tanrı’ya inanan bir sürü insan yoksa helak olurdu. Ama şimdi Tanrı’nın sözü elimizde tam bir gerçek olarak duruyor.

Biz de İsa Mesih’e, onun sözü gerçek olduğu için iman ettik. Tanrı’nın sözünde kusur olmadığı ve yalan bulunmadığı için ona iman ettik. Efesliler 1. bölüm 13. ayette şöyle söylüyor:

“Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun müjdesini duyup ona iman ettiğinizde siz de vadedilen Kutsal Ruh’la onda mühürlendiniz.”

Gerçeğin bildirisini işittik ve bu bildirisine iman ettik. İsa Mesih ile ilgili söylenen sözler; İsa Mesih’in bizim günahlarımız için öldüğü, bizim yerimize öldüğü, bize hayat vermek için ölümden dirildiği ve bizim kurbanımız olduğu gerçektir. Ve bu gerçeğe iman ettiğimiz için kurtulduk.

Aynı şey sizin için de geçerlidir. Eğer siz de İsa’yı Rabbiniz ve Kurtarıcınız olarak kabul ederseniz, Kutsal Kitap’ta açıklanan gerçeğe iman ederseniz; İsa’nın sizin günahlarınız için öldüğüne ve size sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildiğine inanırsanız, hayatınızı ona açar ve ona güvenirseniz kurtulacaksınız. Çünkü bu, gerçeğin sözüdür.

Bir başka yerde, Yuhanna 18. bölümde, İsa yargılanırken Pontius Pilatus, o zamanın valisi, İsa’yla tartışıyor, konuşuyor. İsa’ya önemli bir soru soruyor. Yuhanna 18. bölüm 37. ayette şöyle söylüyor:

“Demek sen bir kralsın, öyle mi?” dedi Pilatus.
İsa, “Kral olduğumu sen söylüyorsun,” karşılığını verdi. “Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum. Bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir.”

Pilatus ona, “Gerçek nedir?” diye sordu.

İsa Mesih, yalnızca gerçeğe tanıklık etmek üzere yeryüzüne geldi ve insanlarla ilişkisinde hep gerçeği anlattı. Bazen insanların hoşuna gitti, bazen ise gitmedi. Genellikle hoşlarına gitmedi ve İsa Mesih’i öldürmek için planlar yaptılar. Ancak İsa, her zaman gerçeğin savunucusu oldu çünkü Tanrı, gerçeğin bildirilmesini istemektedir.

İsa, yeryüzünde Tanrı’nın amaçlarını yerine getirmek için bulundu ve kendi karakterini sergiledi. İsa, karakterinin doğru ve gerçeğe uygun olduğunu ifade etti. Pilatus’un “Gerçek nedir?” sorusu oldukça önemliydi. İsa, gerçeğe tanıklık etmeye geldiğini söylerken Pilatus “Gerçek nedir?” diye soruyordu.

Ben de size soruyorum: Gerçek nedir? Yani dünya ile ilgili temel bir gerçek; insanların hayatları için, kurtuluşları için ve Tanrı ile ilişki içinde olmaları için en önemli gerçek nedir?

İsa, Yuhanna 14. bölüm 6. ayette şöyle söylüyor:
“Yol, gerçek ve yaşam benim. Benim aracılığım olmadan kimse Baba’nın yanına gidemez.”

İsa, yol, gerçek ve yaşamdır. Gerçek odur. Onun ifade ettiği ve söylediği her şey gerçektir. İsa’yı ölüme teslim eden, ölüme mahkûm eden Pilatus, “Gerçek nedir?” diye soruyordu ama gerçeği bilmiyordu. Oysa gerçek, tüm somutluğuyla onun karşısında duruyordu.

İsa ve onun vaat ettiği şeyler gerçektir. O gerçek, şimdi sizin hayatınıza dokunmak için burada anlatılıyor. Siz de o gerçeği dinleyerek ve hayatınıza alarak kurtulabilirsiniz. Ve gerçekte yaşarsınız.

İsa Mesih, insanların gerçekte yaşamasını istedi. O’nun öğrencileri de her zaman gerçeği söylemeli, doğru konuşmalı ve gerçeğe uygun bir şekilde yaşamalıdırlar. Ancak o zaman doğru yolda olursunuz.

Dedim ya, İsa “Yol, gerçek ve yaşam benim,” dedi. Eğer gerçek odur, siz de gerçeği söylerseniz ancak o zaman doğru yolda yürüdüğünüzden emin olabilirsiniz. Ama gerçekten uzak bir hayat sürdürüyorsanız, doğru yolda olduğunuzu söyleyemeyiz. Baba’yı görmek için hazırlanmanız gereken yolda yürümediğinizi fark edersiniz.

Aslında herkes gerçeği biraz eğip bükmek, kendine uygun hâle getirmek ve idare etmeye çalışmak ister. Ancak bu, gerçeğin doğasına aykırıdır.

İnsanların önemli bir kısmı gerçeği söylüyormuş gibi görünür, ancak lafı eğip bükerler. Karşılarındaki insanların hoşuna gidecek şekilde sözleri ifade ederler. Örneğin, reklamlara bakacak olursanız, aslında çok temizlemeyen temizlik maddelerinin harika temizlediğinden söz edilir. Bazı otellerden bahsedilir; harika otellermiş gibi anlatılır, ancak içeri girip baktığınızda o kadar harika olmadığını görürsünüz.

Reklamlarda çok parlak görünen şeyler, aslında o kadar parlak olmayabilir. Lafı eğip bükerek, aslında olmayan şeyleri gerçekmiş gibi yutturmaya çalışırlar. Bu artık bir sanat hâlini almaya başladı. İş adamları, mallarını satmak için ürünlerinin en iyisi olduğunu söyler. Bizde bir laf vardır: “Kimse yoğurdum ekşi demez.” Herkes, en iyi yoğurdun kendisine ait olduğunu söyler. Ama kendi yoğurtlarını yemezler. Eğer o yoğurtları yemeye kalksalar, aslında o lafları etmezler. Çünkü yoğurtlarının ne kadar ekşi olduğunu görürler.

Anlaşmalarda da aynı durum geçerli; insanlar ilk fırsatta anlaşmayı nasıl bozabileceklerini düşünür. Her yıl birçok müşterim bana kazık atmaya çalışır. Ben onlar için en doğru olanı yapmaya çalışırım, ama her yıl bazı müşterilerim bana kazık atmaya çalışır. Bazen paralarını ödemek istemezler, bazen de ödemedikleri hizmetleri almak isterler ve sürekli zorluklarla karşılaşırım. Çok değil, ama her yıl mutlaka birkaç müşteri çıkar ve kendilerinin en haklı olduğunu, en doğruyu söylediklerini iddia etmeye çalışırlar.

Ne yazık ki günümüzde lafı eğip bükmek, gerçeği çarpıtmak bir sanat dalıymış gibi görünüyor. Yalan söylemek, insanlar için bir yaşam biçimi hâline geliyor. İnsanlar, sürekli yalan söyleyerek hayatlarına devam ediyor.

Bir ayete daha bakalım. Yeşaya Peygamber’in kitabında, İsa’dan 700 yıl kadar önce yaşamış bu peygamberin sözleri var. Yeşaya Peygamber’in kitabı 59. bölüm 4. ayette şöyle diyor:

“Adaletle dava açan, davasını dürüstçe savunan yok. Boş laflara güveniyor, yalan söylüyorlar. Fesada gebe kalıp kötülük doğuruyorlar.”

Yani, adaletle dava açan yok, davasını dürüstçe savunan yok. Sürekli bir yaşam biçimi hâlinde kötülük, yalancılık ve dolandırıcılık insanların çevresinde, ağızlarında ve hayatlarında görünmeye devam ediyor.

Peki, siz doğru söylüyor musunuz? Kendi hayatınızda neler olup bittiğine şöyle bir adım geri çekilip baktığınızda ne görüyorsunuz? Doğruluk ve doğruyu söylemek konusunda ne kadar özenlisiniz? İnsanlar size baktığında, doğru söylediğiniz için sıkıntı çekseniz bile sizi güvenilir biri olarak mı tanımlıyorlar?

Bazen doğru söylediğiniz için sıkıntı çekiyor musunuz? “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar,” derler. Bu söz, doğru söyleyenin sıkıntı çekeceğini ifade eder. Çünkü dünya düzeni kötüdür. İnsanlar, az önce ayetlerde okuduğumuz gibi, o kadar kötü ve yalan dolu hayatlar sürerken sizin doğruyu söylemeniz sıkıntı çekmenize neden olabilir.

Bazen öyle insanlarla karşılaşıyorum ki patronları onları yalan söylemeye zorluyor. Sürekli yalan söylemek zorunda bırakıldıkları için işlerinden ayrılmak zorunda kalan Hristiyanlar tanıdım. Çünkü yalan söylemek günahtır. Tanrı, bizim yalan söylememizi istemez.

Her zaman ayartmalar olacaktır. Şeytan, Yuhanna 8. bölüm 44. ayette “Yalanın babası” olarak tarif edilir. O, insanları ayartır ve yalan söylemelerini ister. Yalan söyleyerek başkalarını kandırmalarını ister. Ancak yalan söylediğimizde aslında kendimizi de kandırırız.

İnsanlar, bu günaha eğilimlidir. Yalan söyleyerek içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulmak isteriz. Zorluklardan kaçmak için yalanı seçeriz. Ancak yalanla kurduğumuz köprü ayakta kalmaz. Zorluklardan kaçmak için yalanla inşa ettiğimiz köprü, üzerinden geçmeye kalktığımızda mutlaka çökecektir. Bunun sonucunda acı çekeriz.

Yalanın hem itibarımızı zedelediğini hem kendimize olan güvenimizi bozduğunu hem de Tanrı ile ilişkimizi olumsuz etkilediğini biliriz. Çünkü yalan kötüdür.

Bazen niçin yalan söylediğimizi bilmeyiz ama yalan söylemeye mecbur hissederiz kendimizi. Geçenlerde bir olayla karşılaştım. İki arkadaş, aslında iki tanıdığım, çalıştıkları iş yerinde gereksiz yere yalan söyledikleri için kovuldular. Gerekli bir yere yalan söyleselerdi de kovulurlardı, ama sözün gelişi öyle söyledim. Yine de yalan söyledikleri için kovuldular. Gereksizdi, çünkü yalan söylemeselerdi hiçbir problem olmayacaktı.

Arkadaşlardan biri, diğerini yalan söylememesi için uyarmış. İki kardeş bunlar aslında. Kardeşlerden küçüğü, büyüğünü yalan söylememesi için uyarmış: “Yalan söylemeyelim artık. Bunun doğrusunu söyleyelim,” demiş. Büyük olan ise, “Hayır, illa doğruyu söylemeyelim, yoksa utanacağım, mahcup olacağım,” demiş. Oysa doğruyu söyleselerdi hiçbir sorun olmayacaktı. İşten kovuldular. Kovulduktan sonra kendileriyle konuştum ve sordum: “Neden yalan söylediniz?” Korktuğunu söyledi: “Basitçe korktum. Çünkü doğruyu söylersem neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Bana nasıl davranılacağını bilmiyordum. O yüzden doğruyu söylersem ortaya çıkacak olan şeyden korktuğum için yalan söylemeyi tercih ettim.”

Yalan söyleyerek kurtulacağını düşünüyordu. Oysa yalanı ortaya çıktığı için işinden oldu. Çünkü insanlar yalancı biriyle çalışmak istemez. Halbuki ne kadar iyi bir arkadaş; iyi yürekli, sevgi dolu, alçakgönüllükle insanlara hizmet eden biri. Ama çok ciddi bir konuda yalan söyledi ve bu fark edildi. Yalan gereksiz olduğu hâlde, insanların güvenini kaybettiği için işinden oldu.

Yalan, yalanı getirir. Yine aynı arkadaşla konuşuyordum. Dedi ki: “Ben bir yalan söyledim, ondan sonra o yalanı korumak için başka bir yalan söyledim. Sonra onu korumak için başka bir yalan söyledim.” Bir tek yalanla kalmıyorsunuz; yalan söylemeye başladıkça yalanlar devam ediyor, sorunlar devam ediyor. Artık hangi yalanı söylediğinizi hatırlamıyorsunuz.

Bazen öyle yalanlar söylüyorsunuz ki, bir hikâye çiziyorsunuz ama o hikâye sizi bir yere götürmüyor. Unutuyorsunuz kendi hikâyenizi. Ama yalan söylediğiniz kişiler bunları hatırlayabilir. Ve aslında bu arkadaşın söylediği yalanlar mutlaka ortaya çıkacaktı. Çünkü gerçekten başka insanları ilgilendiren konular bunlar ve bir şekilde ortaya çıkacaktı. Buna rağmen, gerçek anlaşılırsa utanacağı için korktuğundan yalan söylemeyi tercih etti ve işinden oldu.

Doğru söyleyin. Doğru söylerseniz sonucunda sıkıntı çekebilirsiniz, acı çekebilirsiniz, utanabilirsiniz belki. Ama bu, kısa sürecektir. Hayatınızda doğru söylediğiniz için çekeceğiniz acı, yalan söylediğiniz için çekeceğiniz acıdan daha hafiftir. Doğru söyleyen, en azından gerçekle yaşadığı için acı çeker. Ama yalan söyleyen, doğruluğunu kaybeder. Hem yalan söylediği için acı çeker hem de yalanın başka sonuçları olur.

Mutlaka o yalan ortaya çıktığında kişi utançla karşı karşıya kalabilir. Doğru söyleyin; ilk adım biraz zor olabilir ama doğru adımlar attıkça ilişkiniz düzelecektir. Eğer yapamıyorsanız, Tanrı’dan yardım isteyin. Eğer doğru söylemek ve doğru davranmak konusunda zorlanıyorsanız, Tanrı’nın yardımını isteyin. Çünkü Tanrı gerçeğin Tanrısıdır. O, insanların doğru söylemesini ister. Eğer siz doğru bir şekilde yaşamaya karar verirseniz, Tanrı bu konuda size yardım edecektir.

Tanrı insanlara yardım etmek istiyor. Bu yüzden İsa Mesih’i yeryüzüne gönderdi. Az önce anlattım; İsa Mesih yeryüzüne geldi ve sizin hayatınıza bereket olmak istiyor. Sizin günahlarınız için öldü. Siz doğrulukla yaşayın diye o öldü. Sizin yalanlarınızı da çarmıhta kendi üzerinde taşıdı. Onun sayesinde günahlarınız bağışlandı. Siz artık yalan söylemek zorunda değilsiniz.

İsa Mesih’e dönün; o sizi kurtaracaktır. Ondan yardım isteyin, günahlarınızı itiraf edin ve Kutsal Ruh’unu size göndermesini isteyin.

Hadi, dua edelim:
İsa Mesih, bu programı izleyen arkadaşlar, amcalar, teyzeler için dua ediyorum.

Çocuklar için dua ediyorum. Onları bereketle diye sana yalvarıyorum. Onların hayatında senin iyiliğin ve doğruluğun gözüksün. Rabb’im, eğer yalan yüzünden bugün sıkıntı çeken varsa aralarında, o sıkıntıyı onlardan kaldır diye dua ediyorum. İçine düştükleri tuzak neyse, o tuzağı boz diye sana yalvarıyorum. Şeytan yalanın babasıdır ama sen gerçeksin. O yüzden şeytanın onların hayatlarındaki etkisini ortadan kaldır diye sana yalvarıyorum.

Senin gücün yeter, çünkü sen çarmıhta günahı yendin; o yalanın etkisini yendin. O yüzden sana güvenebiliyoruz, Rabb’im. Bugün burada bunu dinleyen insanların arasında, günah nedeniyle, yalan nedeniyle sıkıntı çekenleri sen özgür bırak diye dua ediyorum. İsa Mesih’in adıyla. Âmin.

Evet, eğer günah nedeniyle, yalan nedeniyle sıkıntı çekiyorsanız, siz de ona dua edin. Günahınızı itiraf edin. Deyin ki: “Ben yalan söyledim şu konularda ama sen benim günahlarım için öldün ve bana sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildin. Gel, beni kurtar.”

O, sizin hayatınıza gelecek ve sizi kurtaracaktır. Eğer bu konuyla ilgili ya da başka bir konuyla ilgili sorularınız varsa, sorun. Nasıl bir çözüm bulabiliriz, nasıl bir cevap verebiliriz, bakacağız. Sorularınızı sorun; mutlaka bir arkadaşımız size cevap verecektir.

Bize mail yazabilirsiniz. Başka bir konuda paylaşmamızı ya da konuşmamızı istiyorsanız, onu da yazın. O konu üzerinde de konuşalım ve Tanrı’nın o konularda ne cevaplar verdiğini beraberce araştıralım.