DİNLENMEK

Bugün size yeni bir konudan bahsedeceğim. Aslında geçtiğimiz programlardan birinde çalışmaktan söz etmiştim. Bugün… Bugün aslında biraz yorgunum. Yani gece çok iyi uyuyamadım. Birkaç gündür çok fazla çalıştığım için vücudumun tam dinlenmediğini fark ediyorum. Bugünkü konumuz dinlenmek. Zıtlık oluşturabilir ama az sonra, uygun bir zamanda ilk fırsatını bulduğumda gidip dinleneceğim. Çünkü Tanrı’nın bizim için istediği şey dinlenmektir. Sabah akşam ortada dolanıp, “ıh ıh ıh” diye esnememizi istemiyor. Tam tersine canlı, hayatın içerisinde etkin ve uyanık olmamızı istiyor.

Elbette yorgun olabiliriz, sıkıntılı olabiliriz; bazı zamanlar ekstra yorulduğumuz durumlar yaşanabilir. Dün geceki yolculuğumdan sonra çok fazla uyuyamamış olmam gibi… Ancak Tanrı, çalışmamızı istediği kadar dinlenmemizi de istiyor. Bunu kutsal kitabın başında açıkça görüyoruz. Tevrat’ın başlangıcında, Yaratılış kitabının ikinci ve üçüncü ayetlerinde bu durum belirtiliyor:

“Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı ve onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.”

Burada “Her şeye gücü yeten Tanrı yorulup dinlenir mi?” diye düşünebilirsiniz. Hayır. Aslında Tanrı bize bir örnek göstermek istiyor. Tanrı, o gün yaratılış işini tamamladığı için yeni bir yaratma faaliyeti yapmadı. Bize de aynı şekilde haftanın yedinci günü dinlenmemizi buyurdu. Bu, Tanrı’nın bize verdiği buyruklardan biridir ve bize örnek olmuştur.

Dinlenmek, vücudumuzun bir ihtiyacıdır. Yani her yönden dinlenmeye ihtiyacımız vardır. Fiziksel olarak, sosyal olarak ve ruhsal olarak dinlenmeliyiz. Tanrı, bizi hem çalışabilecek hem de yorulabilecek şekilde yarattı. Eğer sürekli çalışsaydık ve dinlenmeye ihtiyacımız olmasaydı, her işi kendimizin yapabileceğini ve başka hiç kimseye, hatta Tanrı’ya bile ihtiyaç duymayacağımızı düşünebilirdik. Ancak insanlar, Tanrı’ya muhtaçtır. Tanrı’dan ayrı bir hayat, bizi yaşam kaynağımızdan koparır.

Yaratıcımız, bizimle ilişki içerisinde olmak istiyor. Yedinci gün, Tanrı’nın bizimle vakit geçirmek istediği bir dinlenme zamanıdır. İnsanların yorulup, sıkıntı çekip sonra dinlenmesini istemesinin nedeni sadece bu değildir. Tanrı, bu dinlenme zamanında bizimle ilişki kurmak, kendisini tanımamızı ve varlığından hoşnut olmamızı ister. Çünkü Tanrı, bizimle vakit geçirmekten memnun olur. Bizim ona dua etmemizi, ilahiler söylememizi, tapınmamızı ve ibadet etmemizi arzu eder.

Mısır’dan Çıkış kitabında, 23. bölümün 12. ayetinde şöyle denir:
“Yedinci gün dinleneceksiniz. Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir, hem de kadın kölenizin oğulları ve yabancılar rahat eder.”

Tanrı yalnızca bizim değil, bizimle çalışan tüm canlıların da dinlenmesini ister. Öküzümüz, eşeğimiz, hatta makineler bile dinlenmelidir. Çünkü her şeyin ara sıra dinlenmeye ihtiyacı vardır. Örneğin, tarlada çalışan bir eşeği uzun süre dinlendirmezseniz hastalanır ve yorulur. Aynı şekilde makineler de çok çalıştığında motorları ısınır, yağ değişimi veya bakım gerektirir. En karmaşık teknik malzemeler bile ara sıra durup “dinlenmek” zorundadır.

Fiziksel olarak dinlenmeye ihtiyacımız olduğundan bahsettik. Eğer dinlenmezsek ne olur? Bunu hepimiz biliyoruz: Yoruluruz.

Benim konuşmaya başladığım zaman olduğu gibi esnersiniz, heee diye. Ya da hastalık gelir, hastalanırsınız. Çünkü vücudumuzun belli bir noktaya kadar dayanma gücü vardır.

Bağışıklık sistemimiz, yani hastalıklara karşı korunma mekanizması, vücudun dinlenmesiyle çok ilintilidir. Eğer yeterince dinlenmezsek ve sağlıklı beslenmezsek bağışıklık sistemimiz hastalıklara karşı koyamaz. İşte o zaman hastalanırız. Tanrı’nın bizi yaratış biçimi, çalışmayı ve yedinci gün dinlenmeyi gerektirir. Eğer bu dinlenme zamanı yerine getirilmezse insanlar hastalanır.

İsa, kendi öğrencilerinin dinlenmesini istedi. Rab İsa, onlarla beraberken onlara olağanüstü bir şekilde dokunabilirdi. Biliyorsunuz, İsa bir sürü mucize yaptı: hastaları iyileştiriyordu, ölüleri diriltiyordu. Yanındaki öğrencilere küçücük bir dokunuş yapabilir ve onları yorulmaktan azat edebilir, özgür kılabilirdi. Ama İsa öyle yapmadı. Onların dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu söyledi. Tanrı bizim dinlenmemiz gerektiğini biliyor.

Markos 6. bölümde İsa’nın sözlerini okuyacağız. 31. ve 32. ayet.
Hadi 30. ayetten başlayalım. Şöyle diyor:
“Elçiler İsa’nın yanına dönerek yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi ona anlattılar. İsa onlara, ‘Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin,’ dedi. Gelen giden öyle çoktu ki yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı. Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar.”

İsa, öğrencilerini diğer yerlere, köylere ve kasabalara gönderdi. Tanrı ile ilgili gerçekleri anlatmaları için onları görevlendirdi. Tanrı ile ilgili müjdeyi duyurmak o kadar heyecan vericidir ki! İsa Mesih, yeryüzüne Tanrı’nın egemenliğini göstermeye geldi. İnsanları kurtarmaya geldi. Sizin günahlarınız için çarmıhta ölmeye geldi.

Ben, İsa Mesih’e iman ettiğim için kurtuldum. Hamdolsun! Rab yücedir!

Bu mesajı iletmek harika bir şeydir. İsa’nın öğrencileri köy, kent, kasaba demeden dolaştılar. Sürekli şehirden şehre gittiler ve gittikleri her yerde İsa Mesih’in yaptıklarını anlattılar. Yalnızca anlatmakla kalmadılar. İnsanlara dua ettiler, hastaları iyileştirdiler, onların sorunlarını dinlediler. İsa’nın yaptığı işleri anlattılar ve insanlar İsa’nın neler yapabildiğini gördüler. İsa’nın öğrencilerinin, İsa’nın gücüyle ve İsa’nın adıyla neler yapabildiğini de gördüler. Çok sevindiler.

Ve ondan sonra… İsa’nın öğrencileri çok çalıştıktan sonra İsa’nın yanına geldiler. İsa’nın yanına gittiklerinde yorgundular. Artık çalışacak güçleri kalmamıştı. İsa, onların yorgun olduğunu gördüğünde şöyle dedi:

“Hadi gelin, hadi gelin, tenha bir yere gidelim.”

İnsanlar akın akın İsa’nın olduğu yere geliyorlardı. Çünkü İsa olağanüstü işler yapıyordu. İsa’nın yanında olmak harika bir şeydir. O yüzden insanlar İsa’nın yanına gitmeye çalışıyordu.

Keşke… Keşke siz de ben de şimdi İsa’nın yanına gidebilsek, İsa’yla birlikte vakit geçirebilsek. Bu harika bir şeydir. O zaman o insanlar İsa’nın yanına gidebiliyordu ve bu fırsatı kaçırmak istemediler.

Ama İsa’nın öğrencileri yorulmuştu. Dinlenmeleri gerekiyordu. Ertesi gün, dinlendikten sonra tekrar o kalabalıklarla birlikte olabilirlerdi. Ama en azından bir gün, arada bir gün dinlenmeye ihtiyaçları vardı. O yüzden İsa, onları tenha bir yere gitmeye çağırdı.

Bir tekneye binerek o kalabalığın olduğu yerden uzaklaşıp farklı bir yere gitmeye çalıştılar.

Tanrı, insanların sıkıntılarını anlıyor ve verimsiz olmalarını istemiyor. Eğer yeterince dinlenmezsek, uykusuzluk çekersek, bitkinlik, verimsizlik ve hastalık hissederiz. Tanrı bunları istemiyor.

  1. Mezmur’da sıkıntılı bir insanın ruh hali biraz bize anlatılıyor. Şöyle yazıyor:
    “Keşke güvercin gibi kanatlarım olsaydı,” dedim kendi kendime. “Uçar, rahatlardım. Uzaklara kaçar, çöllerde konaklardım.”
    İnsan yorulduğunda hemen o sıkıntıların içerisinden kaçıp kuşlar gibi uçmak ister. Ama bizim kanatlarımız yok, biz uçamıyoruz.

Bu yüzden çevremize dikkatle bakmalı ve çalışma zamanının içinde uygun bir dinlenme vakti bulmalıyız. Kitapta yedinci günden söz edilir; bu günü fiziksel olarak dinlenmeye, ruhsal olarak dinlenmeye ve Tanrı’yla birlikte vakit geçirmeye, dua etmeye, kutsal kitabını okumaya ayırmalıyız.

Bizim Tanrımızın sözü, insanın içine iyi gelen bir ilaç gibidir.
Onu okuduğumuzda ondan besleniriz. Tanrı, kendi sözüyle hayatımıza dokunur, şifa verir, iyileştirir ve bizi tazeler. İnsanlara dinlenmenin gerekliliğinden söz ettiğim gibi, hayvanların dinlenmesi gerektiğinden de söz etmek isterim.

Kutsal Kitap’ın Yasanın Tekrarı bölümünde, hayvanların—eşeklerin, öküzlerin—dinlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Aynı zamanda Kutsal Kitap, toprağın da dinlendirilmesi gerektiğinden söz eder. Toprağın nadasa bırakılması gerektiği belirtilir.

Şimdiki gibi teknikler çok fazla gelişmiş değildi. Bugün insanlar toprağın eksik minerallerini ölçüp ona göre gübre veya gerekli maddeleri ekleyebiliyorlar. Ancak o dönemde böyle bir teknoloji yoktu. Bu nedenle nadasa bırakma yöntemi kullanılıyordu. Eğer aynı bitki sürekli toprağa ekilirse, o bitkinin yetişmesini sağlayan maddeler tükenir ve toprak verimsizleşir. Ürünler güçsüz, zayıf olur ve yeteri kadar verim alınamaz.

Tanrı, toprağın en az yedi yılda bir dinlendirilmesini ortaya koymuştur. Aynı şekilde biz insanların da dinlenmeye ihtiyacı vardır. Ancak dinlenme yalnızca fiziksel değil, ruhsal bir gereksinimdir.

Dinlenme günü yalnızca yatıp uyuma günü değildir; Tanrı ile birlikte vakit geçirme günüdür. Tanrı, sıkıntıların ve zorlukların içindeyken, biz yorulmuşken hayatımıza dokunmak ister.

Bazen Tanrı’yı en iyi hissedebileceğimiz an, yorgun olduğumuz andır.
Çok enerjik olduğumuzda, kendimizi çalışmaya ve koşmaya hazır hissettiğimizde Tanrı’ya kulak vermek zorlaşır. “Tanrım, sen dur, ben biraz çalışayım, sonra seni dinlerim,” der gibi bir halde olabiliriz.

Ama çok yorgun olduğumuzda, Tanrı’nın dinlendirici sesi yüreğimize daha kolay gelir. İncil’in Yuhanna Kitabı’nın 16. bölümünde İsa, 33. ayette hem zor bir şeyden hem de bir müjdeden söz ediyor:
“Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak, ama cesur olun! Ben dünyayı yendim.”

İsa önce zor bir gerçeklikten bahsediyor: “Dünyada sıkıntınız olacak.” Bu, zaten bildiğimiz bir şeydir.

Biz her birimiz sıkıntılar içerisinde yaşıyoruz. Dünyada yaşayan her varlık bir şekilde fiziksel ve ruhsal olarak yoruluyor, tükeniyor. Ancak İsa bir müjde veriyor. Şöyle diyor:

“Evet, bu sıkıntılar var, ama bu sıkıntılar sizin hayatınızı tamamen yönetecek bir şey değildir. Çünkü İsa Mesih dünyayı yendi.”

Bu sıkıntılar geçicidir. Bu sıkıntıların ötesinde Tanrı’nın bize vereceği büyük bir bereket vardır. Eğer Tanrı’yı dinler, onu izlemeye çalışır ve bereketini hayatımıza almaya çalışırsak, sıkıntıları nasıl yendiğini de görebiliriz. Böylece hem dinlenir, hem Tanrı’yı işitir, hem de sıkıntıların ardından gelecek bereketi hayatımıza kabul etmiş oluruz.

Bir başka ayet Mezmurlar kitabından geliyor. Mezmurlar, insanların özellikle sıkıntı zamanlarında Tanrı’ya sundukları övgü sözleri, dualar, yakarışlar ve şükran ifadeleridir. 37. Mezmur, 3. ayetten başlayarak şöyle diyor:

“Sen Rab’be güven, iyilik yap; ülkede otur, sadakatle çalış. Rab’den zevk al, O senin yüreğinin dileklerini gerçekleştirecektir. Her şeyi Rab’be bırak; O’na güven, O gerekeni yapar. O senin doğruluğunu ışık gibi, hakkını öğle güneşi gibi aydınlığa çıkarır. Rab’bin önünde sakin dur, sabırla bekle. Kızıp üzülme eşi yolunda olanlara, kötü amaçlarına kavuşanlara.”

Tanrı, çalışmanın içinde bile sakin bir şekilde durup onu dinlememiz gerektiğini hatırlatıyor. Şöyle diyor:
“Sen Rab’be güven, iyilik yap; ülkede otur, sadakatle çalış.”

Tanrı, sadakatle gayret etmemizi ve elimizden geleni yapmamızı ister. Ama aynı zamanda, zamanımızın bir kısmını Tanrı’ya bırakmamızı da söyler. “Rab’den zevk al.”

Tanrı’dan zevk alıyor musunuz? Tanrı’yla birlikte zaman geçirmek sizin için ne ifade ediyor?
Bizim toplumumuzda Tanrı’dan zevk almak pek anlaşılır bir şey değil. Genelde biz Tanrı’dan korkarız. Tanrı’nın huzurunda durmaya çalışmak, onunla vakit geçirmek alışık olmadığımız kavramlar. Ama Tanrı bizi seviyor ve bizimle vakit geçirmek istiyor.

Tanrı şöyle diyor:
“Rab ile geçirdiğin vakitten zevk al. Rab’den zevk al.”

Tanrı’dan zevk almayı öğrenmek için onun huzurunda sakin bir şekilde durmak gerekir. Onun sözünü okumak, onun yüreğinize seslenmesini işitmeye çalışmak gerekir. Bazen fazla konuşmadan, uzun dualar etmeden, Tanrı’nın huzurunda sessiz ve sakin bir şekilde düşünmek gerekir. Onun iyiliğini anlamaya çalışmak, onun size olan sevgisini kavramak gerekir.

Tanrı iyidir ve onun huzurunda durmak insana zevk verir.

Ancak bizi genelde kaygılar dinlenmekten alıkoyar. Hayatta yapmamız gereken çok şey olduğunu düşünürüz. Ekmek parası kazanmalıyız. Zorlukları nasıl aşacağız? Para nasıl kazanılacak? Çocuklara nasıl bakılacak?

Bu gibi sorular sürekli zihnimizde dolanır. “Yarının kaygısı ne olacak? Çocuklar ne yiyecek? Ne giyecek? Nasıl ısınacağız?”
Bu kaygılar nedeniyle sürekli çalışmak için bir bahanemiz olur.

Ama dinlenmemiz gereken bir zaman da var. İncil’de, Filipililere Mektup’un 4. bölümünde, 6. ve 7. ayetlerde şöyle diyor:
“Hiç kaygılanmayın. Her konudaki dileklerinizi Tanrı’ya dua edip yalvararak, şükranla bildirin. O zaman Tanrı’nın, her kavrayışı aşan esenliği, Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.”

Hiç kaygılanmayın. Çünkü Tanrımız iyi bir Babadır ve bizim hayatımızdaki her şeyi düşünür.

Çalışacaksınız elbet. Ama bu çalışma ihtiyacı, ailenize gerekenleri karşılama düşünceniz, kaygıya dönüşmemeli. Kaygı çekmeden, Tanrınızın size vereceklerine yetinebileceğinizi bilerek çalışın. Gayret edin. Tanrı, siz çalıştığınızda hayatınızda etkin olacak ve ihtiyaçlarınızı karşılayacaktır. Hem yüreklerinizi hem de düşüncelerinizi koruyacaktır. O harika bir Tanrıdır.

Bir başka yerde, Matta 11. bölümde, 28. ve 30. ayetlerde bakın ne diyor:
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar, bana gelin. Ben size rahat veririm. Boyundurumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçak gönüllüyüm. Böylece canlarınız rahat bulur. Boyundurumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.”

Eğer yorgunsanız, Tanrı sizi kendisine çağırıyor. Onun huzuruna gidip dinlenin. Yüklerinizi Tanrı’ya bırakın. Bizim Tanrımız, sizin hayatınızda ağır yükler altında ezilerek can çekiştiğinizi görmek istemiyor. Tam tersine, yüklerinizi O’na vererek O’ndan huzur aldığınızı görmek istiyor. Bizim Tanrımız iyidir ve O’nun iyiliğini sizin hayatınızda görmek istiyor; size bereket olmak istiyor. Tanrı’nın huzuruna gidin.

Evet, ruhsal olarak, fiziksel olarak ve sosyal olarak şimdi dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Orta Doğu’da pek aile zamanı olmazdı. Ailelerin birlikte vakit geçirmesinden söz edilmezdi. Ancak insanların birlikte yaşam geçirmesi onlar için önemlidir. Yeni neslin iyi şekilde yetiştirilmesinden, çocuklara iyi bakılmasından söz edilir.

Vahiy Kitabı’nda 9. bölüm, 9. ayette eşinle iyi vakit geçir der. Bir başka yerde, yine Mezmurlarda, 131. Mezmur’da, birlikte vakit geçirmenin ne kadar iyi olduğunu ve ne hoş olduğunu görürüz. “Kardeşlerin birlikte vakit geçirmesi ne iyidir, ne hoştur” der. Dolayısıyla birlikte vakit geçirmek iyidir. İnsanlar dertlerini paylaşırlar, sosyal olarak ilişkilenirler ve birlikte vakit geçirmenin getirdiği bir dayanışma, bir güç duygusu olur.

İsa, kalabalıklara konuştu. Çünkü insanlar bir araya geldiklerinde, birbirleriyle iletişim kurduklarında, o sıcaklıktan bereket alıyorlardı. Yani kalabalığın içerisinde başka insanları hissettiğinizde, onlarla dostluktan, onlarla yakınlıktan olumlu bir şekilde etkilenirsiniz.

Birkaç insana gülümsediğinizde, onlarla sohbet ettiğinizde dinlenmenin bir başka çeşidi de yaşanır. Yalnızken dinlenebilirsiniz, ama sosyal ilişki içerisinde de dinlenebilirsiniz. Tanrı özellikle kiliseyi bu amaçla verdi. Birbirimize dualar, Mezmurlar okumamız için, birbirimizi teşvik etmemiz için. Koloseliler 3. bölümde 14. ve 16. ayetlerde onu görüyoruz. Şimdi okumayacağım, ama eğer İncil’iniz varsa siz okuyabilirsiniz.

Tanrı dinlenmemizi istiyor. Onun huzurunda hoş bir vakit geçirmemizi istiyor.

Yorgun musunuz? Şimdi sizin için dua edeceğim.

Ya Rabbi, Sâmesi, bugün beni izleyen bu sevgili izleyicilerimiz için dua ediyorum. Onlara dokun, onların yüreklerine ve bedenlerine dokun. Ruhsal ve fiziksel olarak yorgun olanlara dokun diye dua ediyorum. Onları dinlendir. Onların bedenlerine ve ruhlarına merhamet et. Rabb, onları tazele. Senin iyiliğini fark etsinler bugün. Bu programı izlerken senin sevincini, lütfunu hissetsinler. Sen insanları sadece çalıştırmak, onları yormak isteyen bir Rab değilsin. Evet, bizim çalışmamızı istiyorsun, ama aynı zamanda bizim seninle dinlenmemizi de istiyorsun. Bu izleyicilerimizin her birinin bunu fark etmelerini sağla ve elin onların üzerine gelsin. Şimdi şu an seni dinleyen herkes, bu programı dinleyen herkes dinlensin diye dua ediyorum. Yorgunluklarını atsınlar. Elini onların üzerine koy, Ya Rabbi İsa. Onları bereketle. İsa Mesih’in adıyla.

Tanrı’nın esenliği, sevinci ve bereketi sizinle birlikte olsun. Hoşça kalın.