AÇGÖZLÜLÜK

Tanrı, insanlar arasındaki ilişkilere önem veriyor ve bu ilişkilerimizi iyi bir şekilde düzenlemeye çalışıyor. Bu nedenle Kutsal Kitap’ta bize ilkeler ve talimatlar verdi. Çok ünlü olan “On Söz” ya da başka bir deyişle “On Emir” de bu düzenlemelerin bir ürünüdür. On Emir’de Tanrı, önce kendisiyle, sonra da diğer insanlarla olan ilişkimizi yönlendirmek ister. İlişkilerin doğru bir şekilde gelişmesi için belli ilkeler ve bir çerçeve çizer. Eğer biz bu çerçeveye uygun şekilde davranırsak, hem Tanrı ile hem de diğer insanlarla olan ilişkilerimiz düzgün olacaktır.

Aslında Tanrı, bu düzenlemelerin sadece görünürde kalmasını istemez. Onların bizim yaşam biçimimizin bir parçası olmasını ister. Çünkü insanlar genellikle dış görünüşe odaklanır. İnsanların yüreğinden ve zihninden geçenleri bilemeyiz; sadece onların dışarıdan yaptıklarını görebiliriz. Bu yüzden dış görünüş önemlidir. Ancak insanlar bazen maskeler takarak gerçek kimliklerini gizler ve hinliklerini, cinliklerini saklarlar. Ama Tanrı yüreğe bakar. Yüreğimizin kendi isteklerine göre değişmesini, olumlu bir tutuma sahip olmasını ister.

On Emir’in onuncusuna baktığımızda, diğerlerinden biraz farklı olduğunu görürüz. Onuncu emir, eşyalara ve komşumuzun sahip olduğu şeylere karşı tutumumuzla ilgilidir. Mısır’dan Çıkış 20:17’de şöyle yazar:

“Komşunun evine tamah etmeyeceksin. Komşunun karısına, erkek ya da kadın kölesine, öküzüne, eşeğine ya da ona ait herhangi bir şeye tamah etmeyeceksin.”

Genelde insanlar başkalarının mallarına ve eşyalarına ciddi şekilde imrenirler. “Acaba onda ne var, bende yok?” diye düşünürler. Komşularının yeni bir mobilyası olduğunda, “Ben de istiyorum.” derler. Yeni bir araba aldıklarında, “Aynı arabadan ben de istiyorum.” diye düşünürler. İnsanlar kendilerini sürekli başkalarının sahip olduklarıyla kıyaslarlar ve aynı şeylere sahip olmak isterler.

Bu durum, insan ilişkilerine zarar veren temel bir hatadır. Neden? Çünkü eğer komşunuzun sahip olduğu bir şeyi kıskançlıkla arzulayıp ondan almak isterseniz, komşunuzla aranızda kaçınılmaz bir problem çıkar. Hak etmediğiniz bir şeyi almak hırsızlık ve açgözlülük anlamına gelir. Tanrı, komşumuzla olan ilişkimizde onların sahip olduğu şeyleri almamızı veya buna teşebbüs etmemizi istemez.

Temel mesele, yüreğin durumudur. Tanrı’nın buyrukları, insanların yürek tutumunu değiştirmekle ilgilidir. İnsanlar, Tanrı’nın buyruklarını gerçekten hayatlarına uygulamaya çalıştıklarında, hem ilişkileri düzelecek hem de içsel tutarlılık ve dürüstlükleri artacaktır.

Matta 7. bölümde ve Markos 7. bölümde İsa şöyle der:
“İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi insanın içinden çıkar ve insanı kirletir.”

Amin. Gerçekten de öyle. Biz dış görünüşe bakar ve insanların ne kadar eksik ya da ne kadar zengin olduğunu yargılarız. Ancak onların iç dünyasını bilmeyiz. Tanrı, yüreğimizin temiz olmasını ister.

Çok zengin gibi görünen birisi, sürekli gözünü başkalarının sahip olduğu şeylere dikiyorsa, “Aman onun şu şeyi var, aman bunun bu şeyi var, onları almak istiyorum. Onlarda varsa, niye bende yok?” diye kendi kendini yiyip bitiriyorsa, o zaman bu kişinin çok da varlıklı olduğunu, çok da zengin olduğunu söyleyemeyiz. Bu kişi, sahip olamadığı şeyler nedeniyle sürekli aklını başkalarının sahip olduklarına takmıştır. Yoksuldur bu kişi.

Aynı şekilde, yoksul bir insanı düşünelim: Emeğini çalışarak kazanıyor, iş bulursa çalışıyor ve elindekiyle yetiniyorsa, sahip olduklarını değerli bulup onlarla seviniyorsa, bu kişi bir öncekinden daha zengindir. Çünkü sahip oldukları ona tatmin duygusu vermektedir. Tatmin duygusuna sahip bir yoksulla açgözlü ve tatminsiz bir zengin arasındaki fark, aslında onların ilişkilerinde ve yaşam biçimlerinde kendini gösterir.

Bizler genellikle dış görünüşü değiştirmeye çalışıyoruz. Yani daha iyi ve daha güzel görünmeye çabalıyoruz. Ama yüreğimizde olan bitene ilişkin pek bir şey yapmıyoruz. Tanrı’nın bize verdiği buyrukları biraz derinden düşünmeye ve Tanrı’nın bize söylemek istediklerini daha yakından anlamaya çalışırsak, tutumumuz değişebilir.

Göz dikmek, başkasına ait olan bir şeyi arzulamak demektir. Hatta arzulamanın ötesinde, o şeye sahip olmaya çalışmak anlamına gelir. Bu, size ait olmayan bir şeyin, hak etmediğiniz bir şeyin elinize geçmesi için çaba göstermek demektir. Daha da kötüsü, bu uğurda başka bir insanın elinden bir şeyler almayı deneme ihtimaliniz vardır. Size ait olmayan bir şeyi ahlaki olmayan bir yolla elde etmeye çalışmaya “açgözlülük” denir. Eğer bir şey sizin malınız değilse ve onu çalışarak değil, başka yollardan edinmeye çalışıyorsanız, bu açgözlülüktür.

Açgözlülük, insanların hayatını yönlendiren önemli sorunlardan ve günahlardan biridir. İnsanları her türlü ahlaksızlığa sevk edebilir. Bazen insanlar, güçlerini kullanarak bir şeyleri elde etmeye çalışır. Yetkilerini kötüye kullanarak, başkalarının hayatlarını kötü bir duruma sürüklerler.

Örneğin, başvuran kişilere önceki iş yerlerinden neden ayrıldıklarını sorduğumda, özellikle kadınlardan şu cevabı aldım: “Önceki iş yerimden ayrıldım çünkü patronumuz bizi taciz ediyordu.” Patronlar ya da yetkili kişiler, sahip oldukları gücü doğru olmayan bir şekilde kullanıyordu. Bu kişiler, kadınların hayatlarına ve bedenlerine karşı açgözlü bir şekilde yaklaşıyor ve onları taciz ediyordu. Bu ciddi bir günahtır. Hem yetki kötüye kullanılıyor hem de açgözlü bir şekilde o kadınların hayatlarıyla oynanıyor. Bu kabul edilemez.

Bazen insanlar, açgözlü bir şekilde başkalarının elinden bir şeyler çalar. Kimi zaman bu, dolandırıcılık şeklinde olur. Tam tersi durumlar da yaşanabilir: Bazen insanlar kendi bedenlerini kullanarak hak etmedikleri şeyleri almaya çalışır. Bu, günümüz dünyasında ne yazık ki sıkça karşılaşılan bir sorundur.

İnsanlar bencil davranır. Önce kendi çıkarlarını, kendi hayatlarını düşünür ve her şeyin önüne kendilerini koyarlar. Ancak Tanrı, bizim öncelikle kendimizi düşünmemizi istemez. Çevremizdeki insanları ve başkalarını düşünmemizi ister. Tabii ki kendimizi de düşünmeliyiz. Kendimizi düşünmek tamamen yanlış değildir. Ancak yalnızca kendimizi düşünmek doğru değildir.

Tanrı, bizim sağlığımıza dikkat etmemizi, iyi olmamızı, başarılı olmamızı, çalışkan olmamızı ve refaha kavuşmamızı ister. Ama bu, başkalarının zararı pahasına veya onların elindekileri almak pahasına olmamalıdır. Eğer böyle bir durum söz konusuysa, bu Tanrı’nın isteği değildir. Başkasının sahip olduğu bir şeye göz dikmek suçtur.

İsterseniz bir başka ayete bakalım.

Bu günah meselesinin nasıl işlediğini, insanın nasıl günaha düştüğünü çok açık bir şekilde gösteren bir-iki ayet var. Yakup Kitabı’nın birinci bölümündeki 14. ve 15. ayetlere bakalım. Şöyle diyor: “Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.”

Aslında günahın hayatımızda nasıl çalıştığını ve açgözlülüğün hayatımızı nasıl zehirlediğini son derece güzel bir şekilde anlatıyor. İnsanlar önce kendi arzularıyla sürüklenip ayartılır. Örneğin, komşunuzun arabasını gördüğünüzde, onun ne kadar güzel bir araba olduğunu söyleyebilirsiniz. “Ya, komşumuz ne kadar güzel bir araba almış. Helal olsun, aferin ona. Güle güle kullansın.” diyebilirsiniz. Bir arabanın güzel olduğunu görmekte problem yok.

Ancak o arabanın güzel olduğunu görüp kendinizin de onu almaya, sahip olmaya başlamanızla sorunlar çıkmaya başlar. Eğer paranız varsa ve o arabayı alabilecek durumdaysanız, bunda da sorun yoktur. Herkes araba almak isteyebilir ve daha iyisini arzulayabilir. Ama o arabayı, yani komşunuza ait olan bir şeyi ondan almak istiyorsanız, işte burada problem vardır.

Bundan sonra, o arabayı almak için ikinci bir adım atarsınız. O arabayı almanın yollarını aramaya başlarsınız. “Ya şöyle şöyle yapsam da komşumu kandırsam, o arabayı ondan alsam.” diye düşünmeye başlayabilirsiniz. Hatta ona zarar vermeyi bile düşünebilirsiniz. İşte bu, insanı günaha götürür. Eğer bu işi gerçekleştirecek olursanız, günahı işlemiş ve çok ciddi bir şekilde suç işlemiş olursunuz.

Ayet diyor ki: “Günah olgunlaşınca ölüm getirir.” Bu, insanların hayatını zehirler ve komşunuzdan size ait olmayan bir şeyi çalmak anlamına gelir. Bu durumu birçok örnekle gösterebilirsiniz. Örneğin, “Komşunuzun karısına, malına, erkek ya da kadın kölelerine, eşeğine veya herhangi bir şeyine göz dikmeyeceksiniz.” diyor Kutsal Kitap.

Hiçbir şeye göz dikmemek gerekiyor. Arabasına uyguladığınız şeyi komşunuzun karısı için de düşünebilirsiniz. Aynı şekilde, komşunuzun diğer malları için de düşünebilirsiniz. Ama Kutsal Kitap, “Hiçbir şeyi için düşünmeyeceksiniz.” diyor.

Bir başka ayete bakalım. Yine Yakup Kitabı’nın dördüncü bölümündeki 1. ve 3. ayetlere göz atalım:
“Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Bir şey arzu ediyorsunuz, ama elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, ama isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrı’dan istemiyorsunuz.”

Bu resim size yabancı gelmiyor, değil mi? İnsanlar hep aynı. Bir şeyler almak istiyorsunuz. Karşınızdakinin malını görüyorsunuz, onu elde etmek istiyorsunuz. Elde edemeyince sorun çıkartıyorsunuz. Aranızda çekişmeler ve kavgalar oluşuyor. Herkes aynı hedefe doğru yürümeye çalışıyor. Bir şeyi elde etmeye çalışıyor: gücü, yetkiyi, malı, parayı… Ve bunun için amansızca birbirleriyle mücadele ediyorlar.

Kim o koltuğa oturacak? Kim başkan olacak? Kim yetkili olacak? Kim otoriteye sahip olacak? Kimin daha çok malı ve parası olacak? İşte bunun için birbirimizle kavga edip duruyoruz. Bütün dünya, bütün ülke bu kavgalarla dolu. Birbirimizin canını yakıyoruz. Birbirimizin canını yaktıkça aslında kirleniyoruz.

Birbirimizle aramızdaki ilişki bozuluyor. Tanrı’yla olan ilişkimiz bozuluyor. Ve çoğu zaman istediğimiz şeyleri elde edemiyoruz. Oysa doğru bir şekilde Tanrı’dan isteseydik, Kutsal Kitap’ın dediği gibi, Tanrı’nın vereceği bazı şeyleri de bu yüzden elde edemiyoruz.

Ülkeler, diğer ülkelerden daha etkili, daha yetkili ve daha güçlü olmaya çalışıyorlar. “Bizim istediğimiz demokrasi sizde de olsun.” diyerek ülkeleri işgal ediyorlar, bombalıyorlar. “Aynen bizim istediğimiz şekilde yaşamalısınız.” diyorlar. Ve bu süreçte insanların hayatları mahvolup gidiyor.

Bizim komşularımız arasında yaşananları biliyorsunuz. Irak’ta, Suriye’de yaşanan problemleri de biliyorsunuz. Savaşlar hâlâ devam ediyor. Neden? Başka ülkelerin bu ülkeler üzerindeki hırsları ve arzuları, oraya müdahale etmelerini sanki haklı gösteriyor. Hayır. Tanrı, bizim başka insanların hayatlarına bu kadar müdahale etmemizi istemiyor. Kendi hırslarımız ve arzularımız için başka insanların hayatlarını bu şekilde yönetmemizi istemiyor. Bu bizi yıkıma götürür.

Maalesef, bütün dünyada insanların genel eğilimi budur: bu şekilde yaşamak, müdahale etmek, karışmak. Herkes öncelikle kendini düşünüyor. Herkes, kendi hayatının diğerlerinden daha üstün ve daha düzgün olmasını ister. Herkes, kendi rahatının devam etmesini ister.

Bütün bu problemlerde sürekli yöneticileri suçluyoruz. “Aman yöneticiler kötü davranıyor, aman yöneticiler böyle yapıyor.” diyoruz. Ama herkes, fırsatını bulduğunda bir şekilde açgözlü davranıyor. Daha fazlasını elde etmeye çalışıyoruz, daha çoğunu elde etmeye çalışıyoruz ve sonuç, tamamıyla tersine oluyor. İnsanlar borç bataklarında yüzüyor. Daha çok şeye sahip olma arzusu, insanları kendi ceplerinde olmayan parayı kullanmaya yöneltiyor.

Bankalar kredi veriyor, insanlar bu kredileri alıyor ve sonra ödemek için hayatlarını harcıyor. Türkiye’de krediyle yaşamak bir yaşam tarzı hâline geldi. İnsanlar kredi kartları kullanıyor ama kredi kartı borçlarını ödeyemiyorlar. Birçok insan, borçlarını çevirerek devam ediyor: birinden alıp diğerine ödüyor, sonra bir başkasından alıp ötekine veriyor. Hayatlar böyle devam ediyor.

Bu borç batağı büyüdükçe büyüyor. İnsanlar sürekli faiz ödüyor; her ay aynı şeyleri yapıyorlar. Çok zor bir yaşam tarzının içine giriyorlar. Çünkü sahip olmadıkları şeyleri kullanıyorlar. Aslında bu şekilde, sahip olamayacakları şeylere borçlar, krediler ve faizler aracılığıyla ulaşmaya çalışıyorlar.

Bazı insanlar kumarhanelere gidiyor, oyunlar oynuyor ve hayatlarını daha da karmaşık hâle getiriyor. Herkes mutsuz oluyor. İlişkiler bozuluyor, moraller çöküyor. İnsanlar acı içinde, yalnız bir şekilde yaşıyorlar.

Tanrı, bu konuda bir uyarıda bulunuyor. Hayatımızda, sistemimizin ve dünyaya bakışımızın önemli bir şekilde değişmesini istiyor. Her zaman insanların yaşadığı gibi yaşamamızı değil, kendi isteğine uygun şekilde yaşamamızı istiyor.

Bir başka kitaba bakalım. Mika Peygamber’in kitabına bakacağız. Mika Peygamber’in ikinci bölümünün birinci ve üçüncü ayetlerinde şöyle diyor:
“Yatarken fesat ve kötülük tasarlayanların vay hâline! Ortalık ağarınca tasarladıklarını yaparlar, çünkü güçleri buna yeter. Göz diktikleri tarlaları zorla alır, evlere el koyarlar. Birini evinden, bir başkasını mirasından ederler. Bu nedenle Rab bu halka şöyle diyor: ‘Bakın, size öyle bir bela hazırlıyorum ki bundan yakanızı kurtaramayacaksınız. Öyle amansız bir zaman gelecek ki başınız dik yürüyemeyeceksiniz.’”

Eğer bu tür bir yaşam tarzını benimsediyseniz, hayatınız zorluk içinde geçiyor demektir. Kumar, insanların hayatını mahvediyor. Kumar yüzünden birçok insan borç batağında perişan oluyor. İnsanlar evlerini, eşlerini, çocuklarını kaybediyor. Hatta bazıları hayatlarını kaybediyor, intihar ediyor, yok olup gidiyorlar.

Bu nedenle açgözlülükten uzak durmak gerekir. Para, insanların hayatında bir ilah hâline geliyor. Peki, açgözlülükle nasıl savaşacağız? Daha fazla şeye sahip olma arzusundan nasıl vazgeçeceğiz?

Tanrı’nın bizim yüreğimizi değiştirmesine ihtiyacımız var. Onun istediği karaktere sahip olabilmek için Tanrı’dan yardım istememiz gerekiyor. Kendi başımıza karakterimizi değiştirmemiz mümkün değil. Hayatımızı yeni bir düzene sokmak ya da yeni bir yola girmek bizim kendi gücümüzle başarabileceğimiz bir şey değil.

Ancak Tanrı’dan yardım isteyerek bunu yapabiliriz. Tanrı’nın gücü her şeye yeter. Tanrı, bizim hayatımızda kendi iradesinin görünmesini istiyor. Eğer Tanrı’dan değişmeyi istersek, o bizi yanıtsız bırakmayacaktır.

Eğer herhangi bir şey almak istiyorsanız, herhangi bir şeye sahip olmak istiyorsanız, kendinize şunu sorun: “Ben neden bunu istiyorum? Neden bu şeye sahip olmak istiyorum? Neden bu arabayı almak istiyorum? Neden bu evi almak istiyorum? Neden bu çamaşır makinesini almak istiyorum? Neden bu koltuğu almak istiyorum?” Kendinize bunu sorun. Bu elbiseyi neden almak istiyorum? Eğer sebep hırs veya bir başkasıyla kendinizi kıyaslamaksa, aslında vazgeçin, almayın. Yüreğinizin tutumu değişene kadar kendinize bu zararı vermeyin. Vazgeçin. Çünkü alacağınız elbise, araba, ev ya da eşya o kadar önemli değil. Önemli olan sizin yürek tutumunuzdur. Tanrı ile ve diğer insanlarla doğru bir şekilde ilişki kurmanızdır.

Siz kendinizi hiç kimseyle kıyaslamak zorunda değilsiniz. Yalnızca Tanrı’nın istediği standartların sizin hayatınızda olup olmadığıyla kendinizi değerlendirin. Tanrı’nın yardımını isteyin. Tanrı sizin hayatınızı değiştirecektir. İşte İsa, o yüzden yeryüzüne geldi. İsa, insanların hayatlarındaki sorunları ve zayıflıkları ortadan kaldırmak için geldi. İsa yeryüzünde yaşadı ve bizim günahlarımızı, zayıflıklarımızı çarmıhta üstlendi. Çarmıhta öldü. Artık biz zayıf olmak zorunda değiliz. Zayıflıklarımızı o aldı. Ve bize yeni bir yaşam vermek üzere İsa Mesih ölümden dirildi. Eğer ona iman ederseniz, hayatınızı ona teslim ederseniz değişeceksiniz.

Değişmeyi isteyin ve hayatınızı ona teslim edin. Dua edelim mi?
Ya Rabbi, hayatımı senin eline bırakıyorum. Ve senin bereketinin benim hayatımda gözükmesini istiyorum. Ben hiç kimseye kendimi kıyaslamak istemiyorum. Yalnızca senin istediğin gibi biri olmak istiyorum. Hırsla, açgözlülükle komşumun malına göz dikmek istemiyorum. O yüzden benim yüreğimde etkin ol.
Rab’bim, onları da açgözlülükten uzak tut. Elinde olanla yetinmeyi, daha fazlasını istediklerinde onu hak etmek için gayret etmeyi onlara hatırlat. Rabb, onların zihinlerinde şu sorunun olmasını sağla: “Bunu neden istiyorum?” Eğer doğru sebeple istemiyorlarsa, vazgeçmeleri için onlara yardım et. Onların ailelerini koru, açgözlülükten koru, açgözlülüğün sonuçlarından koru diye dua ediyorum. Sen Rab’sin ve bu insanlara yardım et diye dua ediyorum. Onları bereketle, İsa Mesih’in adıyla. AMİN.

Evet, Tanrı’nın sizin hayatınızda gerçekten başarılı sonuçlar vereceğine eminim. O iyidir ve sizi açgözlülüğün pençesinde tutmak istemez. Onun iyiliği, güzelliği ve bereketi sizin hayatınızda gözükebilir. Eğer bu konuda sıkıntılarınız devam ederse ya da hem bu konuda hem başka bir konuda bizimle iletişim kurmak isterseniz, bize e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz. Lütfen bizi arayın, bizimle ilişki kurun, biz de size cevap verelim. Ve istediğiniz konularda sizi aydınlatmaya, bilgi vermeye gayret edelim.