
Bugünkü konumuz size çok da yabancı gelmeyecek bir konu. Hepimizin, annemizin karnından doğduğumuz andan beri içinde yaşadığı bir durum: acı çekmek. İnsanlar, annelerinin karnından doğduklarında hemen ağlamaya başlarlar. Bu, yabancı bir dünyaya doğmanın getirdiği dehşet duygusundan kaynaklanır. Annelerinin rahminde güvenli bir şekilde dururken, dışarıya çıktıklarında soğukla, gürültüyle karşılaşırlar. Küçük tatlı bebekler, zaman geçtikçe acı olaylarla karşılaşır ve bu acı olaylar onları şekillendirir. Hayatlarında farklı etkilere yol açar.
Hayatta birçok acı vardır. Bu acılar mutlaka her birimize dokunup geçer. Bazen derin ve kalıcı izler bırakır. Hastalık, ölüm, şiddet, boşanma, cinsel taciz, ihanet… Daha birçok şey sayılabilir. Aklıma gelen ve aldığım notlarda bulunan ilk şeyler bunlar. Ama bütün bu ağır konular hayatımızdan gelip geçerken bizi değiştirir, lekeler bırakır ve derin izler oluşturur. Bu izler, karakterimizi farklı şekillerde etkiler.
Vaiz Kitabı 5. bölüm, 16. ve 17. ayetlerde şöyle yazıyor:
“Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider insan. Bu da acı bir kötülüktür. Ne kazancı var yel için zahmet çekmekten? Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde, karanlıkta yer.”
İnsanlar gerçekten de Vaiz Kitabı’nda yazdığı gibi doğdukları andan itibaren birçok sıkıntıyla karşılaşır. Dünyaya acı içinde geliriz ve hayatımız acı içinde devam eder. Burada biraz karamsar bir tablo var. Peki, neden bunca kötülük var? Bu soruyu hepimiz mutlaka soruyoruz. Yeryüzünde neden bu kadar çok kötülük var?
Birçok örnek verebilirim. Kosova’da yaşanan soykırım neden var? Neden Tanrı böyle bir soykırıma izin verdi? Kosova’nın hemen yanı başında, Bosna-Hersek’te de bir sürü insan öldü. Uzun süren bir savaş vardı ve pek çok insan gerçekten acı çekerek öldü. Bazıları işkence gördü. Birçok kadına tecavüz edildi. Neden böyle şeyler oluyor?
Daha yakın zamanlardan örnek verecek olursak; Irak’ta, Suriye’de IŞİD’in yaptığı şiddet olayları var. İnsanların kafalarını acımasızca kesiyorlar. Birçok insanı yere dizip aynı anda boyunlarını vuruyorlar. Yere yatırdıkları insanlara ateş edip onları öldürüyorlar. İşkenceler yapıyorlar. Küçücük kızları zorla evlendirip onlara tecavüz ediyorlar.
Benzer soruları Ruanda’daki katliam yaşanırken de sorduk. Ruanda’da iki büyük kabile vardı. Bu kabileler birbirleriyle çatıştı ve birbirlerini yok etmeye çalıştılar. Büyük bir soykırım yaşandı. Peki, neden böyle şeyler oluyor? Neden acı çekiyoruz?
Soykırım… Bu kelime çok ağır bir anlam taşıyor. Bütün bir halkın tamamen yok edilmesine çalışmak… Kosova’da, Ruanda’da bunlar yaşandı. İnsanların yüreklerinde hep şu soru var: Neden böyle şeyler oluyor? İyi bir Tanrı neden buna izin veriyor?
Bu soruların birçok yerde sorulduğunu duydum. Eğer siz bu soruyu daha önce duymadıysanız, ya soracaksınız ya da çoktan sormuşsunuzdur. Çünkü kötülük hepimizi etkiliyor.
- Korintliler 13. bölüm, 12. ayette şöyle deniyor:
“Şimdi her şeyi aynadaki silik bir görüntü gibi görüyoruz. Ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır; ama o zaman, bilindiğim gibi tam bileceğim.”
Tanrı’nın huzuruna gittiğimiz zaman her şeyi tam olarak bileceğiz. Ama şu anda her şeyi bulanık bir görüntü gibi görüyoruz. Sanki karanlıkta, siste gider gibiyiz.
Siste nasıl gidilir? Ben siste korkarım. Çok yoğun siste araba kullanırken dikkatle sürmeye çalışırım. Önümdeki yolu göremem. Bazen sis çok koyu olur, sadece 10 metre, hatta 5 metre ötemizi görebiliriz. Böyle durumlarda kenara çekmek gerekir. Ama biraz daha ileriyi görebiliyorsak devam ederiz.
Korku içinde ilerlerken eğer önümde bir araba görürsem, onun kırmızı ışıklarını takip ederim. O arabanın gittiği yol doğru yoldur diye düşünürüm. Ancak istisnalar da olmuyor değil. Bir keresinde önümdeki araç çok hızlı gidiyordu. Onu kaybetmemek için ben de hızlandım. Ama aniden fren yapınca az kalsın ona çarpıyordum. Yine de normalde makul hızda giden araçları takip etmeye çalışırım.
Çünkü kurallara uygun bir şekilde gidiyorsa, doğru yolda ilerliyorsa, o ışıkları takip etmek iyidir. Doğru yolda olduğunu bildiğiniz bir kitabı takip etmek de iyidir. Kutsal Kitap, bizim önümüzdeki doğru yol göstericidir. Dolayısıyla Kutsal Kitap’ı okuduğumuzda, dünyadaki insanların acı çekmesiyle ilgili doğru bilgilere sahip olabiliriz. Yoksa sağdan soldan bir sürü fikir gelir ve o fikirlerle hızla gidip bir yere çarpabiliriz. Ama doğru yoldan ilerlediğimizde, doğru kitabın peşinden gittiğimizde, Tanrı bizi aydınlatacaktır.
Yaratılış Kitabı 1. bölüm 31. ayette Tanrı’nın dünyayı iyi yarattığını okuyoruz. Şöyle diyor: “Bütün yaratma işlemi bittikten sonra Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün.” Tanrı, dünyadaki yaratılış işlemini tamamladığında şöyle bir dünyaya baktı, yarattıklarına göz gezdirdi ve her şeyin iyi olduğunu gördü. Bu, Tanrı için sevinç verici bir şeydi, olması gerekirdi. Yaptığı her şey iyi ve güzeldi. Kötülük yoktu, acı yoktu, ölüm yoktu. Her şey güzeldi.
Ama… Tanrı insanı da yaratmıştı. İnsan, Tanrı olmayan bir şeyi seçti. Tanrı’nın sözüne itaat etmedi, isyan etti. Ve insanın günahıyla yeryüzüne ölüm geldi. Keder geldi, acı geldi. Bugün o keder, acı ve ölüm hepimize bulaştı. Bir kişinin itaatsizliği nedeniyle bütün dünyaya ölüm yayıldı, günah bulaştı ve bu nedenle günah işlemeye devam ediyoruz. Günah, hayatımızın bir parçası hâline geldi.
İnsanlar soru soruyor: “Dünya Tanrı tarafından yaratıldıysa küçük çocuklar neden ölüyor? Masum çocuklar neden ölüyor?” Günah yüzünden ölüyor. İnsanlar kendilerini dışarıda tutup bütün suçu Tanrı’ya yüklemeye çalışıyor. “Tanrı iyi olsaydı çocuklar ölmezdi” diyorlar. Ama Tanrı, dünyanın iyi yaratıldığını gördü ve her şey yolundaydı. İnsan yeryüzüne geldikten sonra dünyayı kirletmeye başladı, değiştirmeye başladı.
İnsanlar suları kirletmeye başladılar. Hatırlayacaksınız, bir ara çok konuşuluyordu: Ozon tabakasını delmeye başladılar. Kullandığımız deodorantlar, buzdolaplarında kullanılan gazlar Dünya’nın ozon tabakasını deliyordu. Dünya ısınıyor. Şimdi, Dünya’nın sürekli değişen mevsimlerinden şikâyet ediyoruz. Türkiye’de eskiden bu kadar çok hortum olmazdı; şimdi sürekli hortum haberleri geliyor. Isıdaki ani düşüşlerden dolayı denizde birden hortumlar oluşuyor. Denizden karaya ulaşıyor ya da doğrudan karada çıkıyorlar. Küçük küçük başlıyorlar ama giderek şiddetleniyorlar. Kutuplardaki buzlar eriyor. Dünya ısınıyor.
Bazen çok şiddetli soğuklar yaşıyoruz. Eskiden görülmediği kadar sert kışlar geçiriyoruz. İnsanlar soruyor: “Hani küresel ısınma vardı, neden bu kadar soğuk oluyor?” Çünkü dünyadaki iklimler değişiyor. Burada yalnızca ısınmadan bahsedilmiyor. Genel olarak Dünya ısınıyor ama bu, iklim değişikliklerine de neden oluyor.
Diyeceksiniz ki: “Bunların ne alakası var?” İşte, küçük çocuklar bundan ölüyor. Ozon tabakasını deldiğimizde, insanlar sırf deodorant kullandıkları ya da o gazlarla dolu bilgisayarları, buzdolaplarını çalıştırdıkları için cilt kanseri oluyor. Tanrı vermiyor o cilt kanserini insanlara. İnsanlar, başkalarının günahları, egemen devletlerin sorumsuz kararları yüzünden cilt kanseri oluyor, ölüyor.
İnsanlar sular içiyor. Bazı şehirlerde arsenikli suların musluklardan aktığı tespit ediliyor. Arsenikle dolu bir ırmak, şehir şebekesine bağlanıyor. Ve insanlar o sudan içiyor. Felaket oluyor.
Bazen “Balıklar neden yok oldu? Niye balık yiyemiyoruz?” diyoruz. Karadeniz’de, sazanların akıntıya karşı yüzerek ilerlediği çaylar vardır. Ama bu çayların üzerine hidroelektrik santralleri (HES) inşa edildi. Artık balıklar yukarıya doğru çıkamıyor. Su yok. Çaylardan çok az su akıyor. Dolayısıyla yakında Karadeniz’in ekolojik dengesi tamamen değişecek.
Tabii ki elektriğe ihtiyacımız var. Ama bu işin bir orta yolu bulunmalı. İlgililerin, bu projeleri yapanların sorumluluk alması gerekiyor. Çünkü Tanrı o balıkları oradan çekmiyor. İnsanların müdahalesi o balıkları ortadan kaldırıyor. O balıklarla geçinen insanlar yoksullaşıyor.
Sular kirleniyor, suları içenler hastalanıyor. Dünya, insanların günahları nedeniyle daha da kötüye gidiyor. Bunu çok basit bir şekilde ifade ettim. Eğer insanlar daha dikkatli olsaydı, Çernobil’de ve Karadeniz’de bu kadar çok kanser ölümü olmazdı. İnsanlar, Tanrı’nın getirdiği gazap nedeniyle değil, kendi günahları yüzünden kansere yakalanıyorlar.
Şimdi Türkiye’de insanlar soruyor: Acaba yapılan nükleer tesisler, nükleer santraller güvenli ve uygun yerlere mi inşa ediliyor? Orada birçok belirsizlik var. Tanrı dünyayı iyi yarattı ama kötülük, insanların günahlarından kaynaklanıyor.
“Tanrı bize bu kötülükleri yapmaya izin vermeseydi” diyebilirsiniz. Kendi çocuklarınızı düşünün. Onlar üzerinde ne kadar söz hakkınız var? Çocuklarınıza “yapma” dediğiniz şeylerin ne kadarını yapıyorlar, ne kadarını yapmıyorlar? Tanrı bize “yapma” diyor ama insanlar yine de günah işlemeye devam ediyor. Tanrı’nın söylediklerini dinlememeye devam ediyorlar.
Siz bir robot değilsiniz. Tanrı robotlar yaratmadı. Sizin gibi, iradeye sahip ve kendi özgür iradesiyle Tanrı’nın sözünü dinleyebilecek insanlar yaratmak istedi. Ama insanlar Tanrı’nın sözünü dinlemiyor. Özgür iradeniz var. Özgür bir şekilde sevmeyi istemeniz gerekirdi. “Keşke robot olsaydık” diye mi düşünüyorsunuz? O zaman da mutlu olmayacaktınız. Tanrı sizi olduğunuz gibi seviyor. Ancak insanlığın günahtan uzak durması ve Tanrı’ya dönmesi gerekiyor.
Bir başka sebep daha var: Dünyada neden zorluklar var? Bu sorunun cevabı şudur: Zorluklar bizi büyütür. Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrı’nın beğenisini, Tanrı’nın beğenisi de umudu yaratır. Umut, düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrı’nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.
Evet, umut bizi büyütür. Sıkıntıyla karşılaşırız ve sıkıntılar bizi olgunlaştırır. Bazen Tanrı, bu sıkıntılar altında terbiye edilmemize izin verir. Tanrı, bizi sıkıntılarla sınamaz. Yakup Kitabı’nda diyor ki: “Tanrı’dan kötü bir şey gelmez.” Ama başımıza zorluklar geldiğinde, bazen Tanrı, o zorluklar içerisinde büyümemize izin verir.
Çocuklarınızı terbiye ettiğinizde, onlar bunu başlangıçta kötü bir şeymiş gibi algılayabilir. Sıkıntılı bir durum gibi hissederler. Ancak zamanla, o terbiyeyi aldıkları için sevinirler ve gelişirler.
Geçenlerde bir tanıdığım bana okuluyla ilgili problemler yaşadığını söyledi. Kısa bir süre için olsa da, okuluna devam edemeyecekmiş gibi hissediyordu. Sınavları vardı ve kendini çok kötü hissediyordu. Ona, “Devam et, çok az bir zaman kaldı, sana yardım edebiliriz,” dedim. Çok kızdı bana. “Neden işime karışıyorsun? Bırak, ben yapayım,” dedi. Ama ben onu teşvik etmeye çalıştım ve biraz daha konuştuk.
Aradan aylar geçti. Bir gün yanıma geldi ve şöyle dedi: “O zamanki teşvikin sayesinde şimdi devam ediyorum. Ama o zaman beni teşvik etmeseydin, bir yıl kaybetmiş olacaktım.”
Bazen sıkıntılar içinde yürümek bizi olgunlaştırır. Terbiye, bizi büyütür. Yusuf da aynı durumu yaşadı. Yusuf Peygamber olarak ifade edebilirsiniz. O da çok sıkıntı çekti. Kardeşleri tarafından düşmana satıldı. Bir adamın konağında çalışırken, o adamın karısı tarafından haksız yere suçlandı. Kadın, Yusuf’un kendisine sarkıntılık ettiğini iddia etti. Yusuf, iftiraya uğradı ve haksız yere hapse atıldı.
Yıllar sonra kardeşleriyle karşılaştığında, Yusuf onlara şu sözleri söyledi:
“Siz bana kötülük düşündünüz ama Tanrı, bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi.”
(Yaratılış Kitabı 50:20)
Bazen hayatımıza kötülük gelebilir. Bazen insanlar bilinçli olarak bize kötülük yapabilirler. Ama Tanrı, bilinçli olarak yapılmış bu kötülüğü bile iyiliğe çevirebilir.
Şunu bilin: Sizin yaşadığınız bu kötü günler sona erecek. Kötülük sonsuza dek sürecek bir şey değil. Size kötülük yapanlar cezasını bulacak.
İkinci Petrus 3:9 şöyle der:
“Rab, vaadini yerine getirmekte gecikmez. Ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.”
Bu sıkıntıların içinden geçerken Tanrı’nın vaadini yerine getirmekte geciktiğini düşünmeyin. Belki sizin tövbe etmenizi istiyor, belki de size baskı yapan insanların tövbe etmesini istiyor. O yüzden hayatınızı düşünün. Tövbe etmeye hazır mısınız? İsa Mesih’e günahlarınızı itiraf edip ona bağlanmaya hazır mısınız? O zaman kurtulacaksınız. Eğer bu acı çekmenin sizin için anlamı buysa, tekrar gözden geçirin; belki de kurtulmanızın yolu tövbe etmektir.
Dedim ya, bu sıkıntılar geçicidir, sonsuza kadar devam etmeyecek. Size bir başka ayet okuyayım. 2. Korintliler 4. bölüm 17. ayette şöyle diyor:
“Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır.”
Şimdi diyeceksiniz ki, “Benim sıkıntılarım öyle hafif değil. Herkesin derdi kendine ağır.” Ama Tanrı’nın sonsuzluğunu ve ölümden sonra yaşayacağımız sonsuzluğu düşünürseniz, şu an çektiğimiz sıkıntılar aslında çok kısa bir süre devam ediyor.
Büyük acılar çektiğiniz dönemler oldu mu bilmiyorum. Benim gerçekten çok şiddetli acılar çektiğim dönemler oldu, yıllar yıllar önce… Aradan bu kadar çok zaman geçtikten sonra o şiddetli acılar sadece olumsuz birer hatıra gibi kalıyor. Birer deneyim kazandıran olaylar olarak hatırlanıyor. Acılar hafifmiş gibi geliyor.
Bu ayetleri yazan Pavlus, Tanrı’nın esiniyle yazdı elbette. Bu sıkıntıların hafif olduğunu söylerken kendisi beş kez kırbaçlandı. Her defasında 39 kırbaç yedi. Yani sadece dokuz kırbaç yeseniz canınız çıkar, ama o beş kez 39 kırbaç yedi. Üç kez dövüldü. Bir keresinde o kadar şiddetli dayak yedi ki yere düştü, öldüğünü sanıp öylece bıraktılar. O kadar acı çekmişti. Ama bu sıkıntıların içinden geçip geriye baktığında, bunları “hafif sıkıntılar” diye adlandırabiliyordu.
Siz de bu sıkıntılardan kazandığınız tecrübeleri gerçekten birer kazanç olarak değerlendirin. Çünkü Romalılar 8. bölüm 18. ayette şöyle diyor:
“Kanım şu ki, bu anın acıları gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez.”
Bu anın acıları gerçekten şu anda bizi çok yaralıyor olabilir. Ama Tanrı’nın size vermek istediği yücelik çok büyük! Sonsuza dek Tanrı’yla birlikte olup onun çocuğu olarak yaşayacaksınız. Eğer İsa’yı Rabbiniz ve kurtarıcınız olarak kabul ederseniz, Tanrı’yla sonsuza dek birlikte olacaksınız.
O halde şu soruyu sormanın zamanı geldi: Gerçekten Tanrı’yla birlikte olacak mısınız? Bunu istiyor musunuz? Şimdiki acılarınızı bir kenara bırakıp Tanrı’yla beraber yaşamayı tercih ediyor musunuz? Eğer bunu tercih ediyorsanız, İsa’yı yaşamınıza alın. Eğer İsa’yı yaşamınıza alırsanız, kurtulacaksınız.
İsa Mesih, bu çağın sıkıntılarını çekeceğimizi biliyordu. Ama bu çağın sıkıntılarını yendi. O yüzden İsa’yı hayatınıza alırsanız, bu dünyada daha güçlü bir şekilde yaşamak için fırsat, enerji ve cesaret bulursunuz. Çünkü o, sizi Tanrı’yla sonsuza dek yaşayacağınız yere götürecektir.
Dua etmeye hazır mısınız? Hadi, dua edelim.
“Ya Rab,
Şu an bu programı izleyenler arasında gerçekten çok büyük acılar çekmiş olanlar var. Acılardan geçmiş olanlar var. Rabb’im, onların yüreklerine dokun diye dua ediyorum. Bu acılardan geçerken, Rabb’im, senin yardımını alsınlar. Rabb’im, bu acıların onların hayatına bereket olabilmesi için yüreklerine sen konuş. Sana iman etmeleri için onları cesaretlendir diye dua ediyorum. Rabb’im, sana dönsünler ve sende rahat bulsunlar.
Bütün yorgunları sen kendine çağırdın. Bugün bu programı izleyen insanların da acılarını hafifletmek için onları kendine al diye dua ediyorum. Amin.”
Ve eğer yüreğinizi İsa’ya vermek istiyorsanız, ona basitçe şöyle deyin:
“Ya Rab,
Ben şimdi yüreğimi sana veriyorum. Acılarımdan kurtulmak istiyorum. Beni bağışla, hatalarımı bağışla ve bu acıları benden al. Bana esenlik ver. Sen benim günahlarım için öldün, bana sonsuz yaşam vermek üzere ölümden dirildin. Rabbim ve kurtarıcımsın. Hayatım senindir. Amin.”
Evet, ben de duamı ettim. Umarım siz de duanızı ettiniz. Eğer duanızı ettiyseniz, Tanrı’nın sizin hayatınızda yapmaya başlayacağı iyi şeylere hazırlıklı olun. Artık eski acıların geçeceği ve yeni bir yücelik çağının başlayacağı bir döneme giriyorsunuz.
Ona ilk adımı aslında bu duayı etmekle attınız. Bundan sonra da aynı şekilde İsa Mesih’in yolunu izleyerek, Kutsal Kitap’ın size öğrettiği yolda yürüyerek devam edin.
“Kutsal Kitap değiştirildi mi?” diyorlar. Boş verin. Tanrı, kendi sözünü koruyamayacak güçte midir? Bizim Tanrımız güçlü Tanrı’dır. Kendi sözünü koruyabilir. Ve sizi de koruyabilir.
Tanrı’nın esenliğiyle kalın. Tanrı’nın sevinci ve bereketi sizinle olsun. Hoşça kalın.
