BATIL İNANÇ

axEski zamanlarda batıl inançların yeri toplumda çok önemliydi. İnsanların hayatlarını etkileyecek kadar önem taşıyordu batıl inançlar. Hâlâ hayatlarda etkili tabii biraz. Bazı şeyleri yapmak istemiyor insanlar, bazı şeylerden çekiniyorlar. Ama eskisi kadar güçlü değil tabii.

Neler var bu batıl inançlar arasında? Bir batıl inançlar listesi yapmaya çalıştım. İlk aklıma gelen, tahtaya vurmak. İnsanlar kulaklarını çekiyor, tahtaya vuruyorlar.

Sonra neler var? Merdiven altından geçmek istemiyorlar. Merdiven altından geçerlerse başlarına bir felaket geleceğini düşünüyorlar. Ayna kırılmasından hoşlanmıyorlar. Eğer ayna kırılırsa rahatsız oluyorlar. At nalı koyuyorlar. Bir rahatsız oldukları var, bir de rahat ettiren şeyler var. At nalı onları rahat ettiriyor. Kapılarının girişine bir at nalı koyuyorlar. Bazen at nalını ağız tarafı yukarıya doğru koyuyorlar, bazen ağız tarafı aşağı gelecek şekilde koyuyorlar. Farklı farklı anlamları varmış.

Neyse… Eğer evin önünden kara kedi geçerse insanlar rahatsız oluyor. Hatta Türkçede bir söz var: “Aramızdan kara kedi geçti.” diye. Hem evin önünden geçmesi bir problem, hem de iki insanın arasından kara kedinin geçmesi bir başka problem.

Bir başka: 13 sayısı. 13 sayısı sıkıntılı bir sayı insanlar için. Amerika’da bir otelde kaldığımda, gideceğim kata bastım, 13. kat yok. Ben 13. katta kalmıyordum tabii ki ama binada 13. katı kaldırmışlar. Yani elbette aşağıdan sayarsan 13. kat var da insanlar 13. katta kaldıklarını düşünmek istemiyorlar. 13. kat bir kavram olarak kafalarından kaldırılmış. Çünkü 13 kötü bir sayı onlara göre. Ya da uçaklarda… Bazı uçaklarda 13. sıra bulunmaz. Türkiye’de 13. sıra konusunda bir problem olmuyor ama uluslararası uçuşlarda 13. sıranın olmadığını görebilirsiniz.

Ya da başka olumlu bir şey… Dört yapraklı yonca. Eğer dört yapraklı yonca bulursanız, tamam, kesinlikle pozitif bir şey olacak hayatınızda, para gelecek büyük olasılıkla. Öyle söylüyorlar insanlar.

Başka? Gelini taşıyarak, damadın gelini kucağına alması ve gelini taşıyarak evlerine girmesi. Bu da ilginç batıl inançlardan biri. Olumlu batıl inançlardan biri.

Başka bir olumlu batıl inanç: Kafamıza kuş pislemesi. Milli piyango alın derler. Bütün olumsuzlukların bittiği ve artık yeni bir dönemin başladığı anlamında… Artık hayatınıza bereket gelecek. Ya da kuş gübresi çok sağlıklı bir gübre olduğu için midir, nedir… İnsanlar kafalarına kuş pisleyince gidip piyango almak istiyorlar.

Dedim ya, hepsinin bir sebebi var. Mesela 13’ün sebebi… İsa Mesih son akşam yemeğini yediğinde 12 öğrencisi ve kendisiyle birlikte 13 kişiyadiler. 13 kişi sofrada olunca, İsa’nın ölmesi için ortam olmuş oldu ve İsa öldü, diyorlar. Sanki o zamana kadar İsa’nın sofrasında hiç 13 kişi olmamıştı. Yani zaten 12 öğrenciyle beraber oturuyor İsa. 12 öğrencisiyle beraber geziyor. Mutlaka birçok kez 12 artı 1, yani 13 kişilik sofralarda oturmuştur. Ama insanlar bu tür batıl inançlara sahip oluyorlar.

Yani tahtaya vurmak… Eskiden yıldırımlardan çok korkarlarmış insanlar. Ve tahtayla yıldırımlardan korunabileceklerini düşünürlermiş. Dünyanın birçok yerinde aynı anda var bu gelişmiş inanış. O yüzden tahtaya vurulduğunda insanlar kendilerini iyi hissediyorlar. Nazardan korunduklarını hissediyorlar.

Türkiye’de nazar boncukları var. Nazar boncuklarını, kocaman nazar boncuklarını evlerinin bir yerlerine asıyor insanlar ve o nazar boncuklarının kendilerini koruyacağını sanıyorlar. Aslında o nazar boncuğu, tam tersine bir düşünceden geliyor. Mısır’dan kaynaklanıyor. Mısır’da birçok ilah var. Bütün kötü işler yapan ilahların en kötüsünün gözü o. Ve o gözü ortaya koyduklarında, “Ne kadar kötü gözlerle bana baksanız da ben en kötü ilahın koruması altındayım.” diye o nazar boncuğunu takıyor insanlar.

Bizim Türkiye toplumunda da anlamı pek bilinmeden bu nazar boncukları kullanılıyor. Ama çok eski çağlara kadar giden bir anlamı var nazar boncuklarının aslında. Yani insanlar hemen kendilerine batıl inanışlar geliştirmeye bayılıyorlar.

Eskiden Tevrat’ta da batıl inanışlardan bir tanesini görüyoruz.

Örneğin 1. Samuel 4. bölümde bu problemi görüyoruz. Orada birkaç ayet okuyayım. Bütün hikâyeyi buradan okumayacağım, sıkıcı olabilir, ama sadece birkaç ayet okuyacağım. Ondan sonra, yani… olayı da anlatabilirim size.

Samuel, peygamber olduğu dönemde İsrail’de çok ciddi günah hâkimdi. Hatta rahipler bile çok ciddi günahlar işliyorlardı. İşte başkâhin Elinin oğulları Hofnî ve Fineyaz ciddi günah işliyorlardı. Tanrı o konuda uyardı Eliyi. Ama bir savaş oluyor; Filistiler ile İsrailler arasında bir savaş oluyor ve savaşta Filistiler, İsrailleri bozguna uğratıyor.

3.ncü ayette; askerler ordugâha dönünce İsrail’in ileri gelenleri, “Neden bugün Rabb bizi Filistilerin önünde bozguna uğrattı?” diye sordular. “Rabb’in antlaşma sandığını Şilo’dan buraya getirelim ki aramıza geldiğinde bizi düşmanlarımızın elinden kurtarsın.”

İsrail Tanrı’ya karşı günah içinde yaşıyor ama Tanrı’nın antlaşma sandığını aralarına getirmek istiyor. Şimdi diyeceksiniz ki antlaşma sandığı nedir? Antlaşma sandığı, İsrail’in tapınağında bulunan, o zaman bir buluşma çadırı vardı, tapınak olarak kullandıkları, tapınağında bulunan bir tane sandık. İçinde Tanrı’nın Musa’ya verdiği On Emir ve birkaç şey daha var. Ama özelliği, o tapınağın içerisinde Tanrı’nın yüceliğinin o sandığın üzerine geldiğini düşünüyorlardı. Tanrı’nın varlığının bir biçimde oraya gölge saldığını düşünüyorlardı. Sanki bir tür Tanrı’nın tahtı gibi.

Şimdi savaşta yenildiler ya, bizim Tanrımız da her şeye gücü yeten, son derece güçlü Tanrı; ne kadar günah içerisinde olurlarsa olsun, ne kadar ahlaksız olurlarsa olsun İsrailliler, Tanrı’nın tahtını yanlarında taşırlarsa o taht onları koruyacakmış gibi. Ya arkadaşım, yani o taht, tahta bir taht. Eğer Tanrı yoksa, o tahtın bir anlamı yok. Eğer sen günahlar içerisinde yaşıyorsan, günahlar içerisinde hayatını sürdürüyorsan, Tanrı ile ilişki sürdürmen mümkün değil zaten. Tanrı günahla birlikte olamaz. Dolayısıyla Tanrı İsrail halkının arasında değil o zaman. Savaşta o yüzden yeniliyorlar.

Sen o tahta tahtı getirirsen, Tanrı yine de varlığını göstermeyecek. Bunu düşünmüyorlar. Ve savaş devam ediyor. Tahtı da getiriyorlar. Tahtla beraber Filistinlilere karşı savaşıyorlar. Ve ne oluyor dersiniz? İsrailliler yine yeniliyor. Ama bu sefer kötü bir şey oluyor.

Diyor ki 10. ayette: “Böylece Filistinliler savaşıp, İsraillileri bozguna uğrattılar. İsraillerin hepsi evlerine kaçtı. Yenilgi öyle büyüktü ki İsrailler 30.000 yaya asker getirdi. Tanrı’nın sandığı alındı. Eline iki oğlu Hovni ile Fineyaz öldü.”

Burada 30.000 kişi öldü filan ama en büyük trajedi İsrail’in arasında Tanrı’nın tahtının yitirilmesi. Bu, Tanrı’nın iyiliğinin, lütfunun İsraillilerden uzaklaştığının ifadesiydi. Tanrı’nın korumasının İsrail’in üzerinden uzaklaştığının ifadesiydi. Tanrı onları bırakmıştı çünkü günah içerisinde yaşıyorlardı. Daha önce de söyledim, günahla Tanrı bir arada olamaz, mümkün değil. Onlar birlikte gidemeyecekler.

İsrail’in günahı o kadar uzun süre devam etti ki Tanrı onları uyarma ihtiyacı hissetti. Ve bu savaş, İsrail için ciddi bir uyarıdır. İsrail tövbe etmeliydi.

Kutsal Kitap, batıl inançlar… Yani onlar bu sandığı bir batıl inanç haline getirmişler. “Sandık varsa zafer bizde.” Öyle değil. Tanrı varsa zafer de var. Tanrıyla beraber yürüseniz.

Dolayısıyla batıl inançların hiç kimseye yararı yok.

Bir başka ayet: 1. Timoteus 4. bölüm 7. ayette bakın ne diyor:
“Kutsallıktan yoksun koca karı masallarını reddet. Kendini Tanrı yolunda eğit.”

Yani bir sürü acayip fikirler, koca karı masalları bizim hayatımıza giriyor. Hayaller kuruyoruz, işte efsaneler yazıyoruz. İnsanların kendilerinde var. Bu, gerçeğin peşinden gitmek değil, masallar uydurmak, efsaneler yaratmak.

Tanrı diyor ki o efsaneleri falan bir kenara bırak, kendini Tanrı yolunda eğit. Tanrı yolunda nasıl eğiteceksiniz kendinizi? Kutsal Kitabı okuyacaksınız, öğreneceksiniz. Tanrı kimdir, Tanrı nedir?

“Yok efendim kutsal kitap değişmiş.” İnanmayın siz öyle şeylere. Tanrı kendi kitabını koruyacak güçtedir. Eğer kendi kitabını koruyamasa ona Tanrı denmez.

Diyeceksiniz ki kutsal kitaptan sonra Tanrı o değiştikten sonra başka çözümler buldu. Mümkün değil. Biz Tanrı’nın sözüne inanıyoruz. Milyarlarca insan Tanrı’nın sözüne inanıyor. Tanrı’nın sözüne inanan insanların sayısı bu kadarken Tanrı, kendisine inananların kandırılmasına izin vermez. Tanrı her şeye gücü yetendir. Kendisini koruyabilecek bir Rabb’dir. Her şeye egemendir. Her şeye egemenken kendi sözünü koruyamayan Tanrı, Tanrı olmaz.

Bizim Tanrımız kendi sözünü korumuştur ve bugüne kadar gelmiştir. Dolayısıyla siz bu söze inanabilirsiniz. Bakmayın, insanlar sizi Tanrı’nın sözünden uzaklaştırmak için, kutsal kitabı okumanızı engellemek için “Yok, İncil değiştirilmiştir, Tevrat’a su katılmıştır” falan diyorlar. İnanmayın.

Batıl inançlar bizim toplumumuzda gerçekten yaygındır. Bir sürü uygulamalar var, onlara da biraz değinmek istiyorum. Falcılar… Değişik değişik fal’a bakılıyor. İşte kahve falına bakılıyor, su falına bakılıyor, iskambil falına bakılıyor, çay falına bakıldığını gördüm. Taş atıyor çingeneler; taşlara bakarak, baklava atarak fallara bakıyorlar. Büyücüler var, büyüler yapıyorlar. Değişik dinlerin ritüellerini, törenlerini kullanarak büyüler yapan insanlar var. Hristiyanı var, Müslümanı var, başka acayip acayip işler yapan insanları var. İşte muskalar yazıyorlar, yazılar yazıyorlar. İnsanların bir yerlerinde tutuşturuyorlar, sular okuyorlar, sular içiriyorlar, sular döküyorlar. Değişik büyüler yapılıyor. Medyumlar var, gelecekten okuyorlar, gelecekten haber vermeye çalışıyorlar, ruh çağıran insanlar var. Yani her türlü acayiplik mümkündür.

Tanrı’nın sözüne inanmayacaksınız ve her türlü acayipliği yapacaksınız. Tanrı’nın sözünden insanlar uzak durarak bu acayip acayip şeylere zaman harcıyorlar.

Bakın, Tanrı’nın Sözü, Yasanın Tekrarı 18. bölümde, 10. ve 12. ayetlerde ne diyor?
“Aranızda oğlunu ya da kızını ateşte kurban eden, falcı, büyücü, muskacı, medyum, ruh çağıran ya da ölülerin ruhlarına danışan kimse olmasın. Çünkü Rab bunları yapanlardan tiksinir. Tanrınız Rab bu iğrenç töreleri yüzünden bu ulusları önünüzden kovacaktır.”

Hayatınızda bereket mi yok? Bereketin olmamasının sebebi olarak ilk önce bu günahları düşünün. Tanrı açıkça bunlara karşı olduğunu söylüyor.

Tabii ki şeyden bahsetmiyorum: Bazen insanlar bilgisayarda eğlence olsun diye, “Aman geleceğimi göreyim” falan diye değil, eğlence olsun diye bilgisayarda kağıt falı gibi bir şeyler yapıyorlar, vakit geçirmek için kağıtlarla oynuyorlar. Onlardan bahsetmiyorum. Profesyonel olarak bu işi yapan, bu işten medet uman insanlardan söz ediyorum. Gerçekten büyücülere gidip onlardan çözüm arayanlardan söz ediyorum.

Ve Tanrı onlardan hoşlanmıyor. Onların hepsine açıkça karşı olduğunu, onların hepsini Tanrı’nın kovacağını açıkça söylüyor. Tanrı kendi gücünü gösterir. Sözünü mutlaka yerine getirir.

Eğer Tanrı’ya karşı bir şekilde yaşıyorsanız, Tanrı’ya karşı bir şekilde davranıyorsanız, o zaman bunun sonucuna katlanırsınız. Tanrı bunun her ne kadar öyle olmasını istemese de, size sevgisinden dolayı merhamet etmek istese de, falcılıkla, büyücülükle, muskacılıkla, ruh çağırmayla, medyumlukla uğraşırsanız, o zaman ortada problem var.

Geleceği görmek istiyor insanlar, gelecekten haber almak istiyorlar. Bakın ne diyor? Vaiz Kitabı 6. bölüm 12. ayet:
“Çünkü gölge gibi gelip geçen, kısa ve boş ömründe insana neyin yararlı olduğunu kim bilebilir? Bir adama kendisinden sonra güneşin altında neler olacağını kim söyleyebilir?”

Size gelecekten haber vermek mümkün değildir. Gelecekten haber verebilecek bilgiye sahip değiliz. Gelecek bilgisi yalnızca Tanrı’ya aittir. İnsanlar geleceği bilmek zorunda değil. Siz bu günü doğru düzgün yaşamayı öğrenmelisiniz.

“Aman ne olacak? Üç vakte kadar sana bir şans çıkacakmış.” Kahveye bakıp öyle söylüyorlar. “Aaa! İçin kabarmış.” Orada bir kahve tomarı görüyorlar. “Aaa! İçin kabarmış.”

Zaten yani Türkiye’de yaşayıp da içinin kabarmaması insanın zor oluyor. Her gün sıkıntılar, dertler, zorluklarla yaşıyoruz. Elbette içimizden bir yer, birinin içi kabarıyor. Bunu söylediklerinde insanlar, “Ha, hakikaten ne şey olmuş. Sana bir kısmet gelecek, üç, yani bilemedin iki vakte kadar.” Üç ay mı, üç yıl mı, üç asır mı bilmiyoruz. Bir bereket gelecek. Ondan sonra da biz, “Aman işte, bu bildiler” diye seviniyoruz.

Geleceği bilmek Tanrı’ya mahsustur.

Yasanın Tekrarı 29. bölüm 29. ayette bakın ne diyor:
“Gizlilik Tanrımız Rabbe özgüdür. Ama bu yasanın bütün sözlerine uymamız için açığa çıkarılanlar sonsuza dek bize ve çocuklarımıza aittir.”

Ne dedi? Bir daha söyleyeyim.

Gizlilik, Tanrımız Rabbe özgüdür. Yani gizli şeyleri bilmeye çalışmanıza gerek yok. Ama bu yasanın bütün sözlerine uymamız için açığa çıkarılanlar sonsuza dek bize ve çocuklarımıza aittir.

Tanrı diyor ki, boşverin falcıları, büyücüleri, muskacıları. Siz Tanrı’nın sözünde yazılanları okuyun ve onlara uymaya çalışın. Eğer onlara uyarsanız Tanrı sizi bereketleyecek, onlarla birlikte yaşayacaksınızdır.

İnsanlar bizim kiliselerimize geliyorlar, bize cin kovdurmaya çalışıyorlar. Biz cinleri kovarız. Çünkü cinler, Tanrı’nın egemenliğine aykırı bir şekilde etkinlik gösteriyorlar. Tanrı’nın isteğine aykırı bir şekilde etkinlik gösteriyorlar. Ve insanların hayatlarından cinlerin kovulması için dua edebiliriz. Biz kendimiz kovmuyoruz aslında. Tanrı’nın gücü kovuyor.

Biz de herhangi bir olağanüstü nitelik yok. Biz hastaların iyileşmesi için dua ediyoruz, cinlerin kovulması için dua ediyoruz. Ama yapan Tanrıdır.

Aynı şekilde bize geliyor insanlar, büyü bozmaya. Diyorlar ki, “Ya ben bir hocaya gittim, hoca dedi ki sana papaz büyüsü yapılmış, senin papaz büyüsünü ancak bir papaz bozar.” Diyorlar ki, “Bu papaz büyüsünü bozar mısınız?” Genellikle o büyülerin nasıl yapıldığı, niçin yapıldığı falan hakkında hiçbir bilgimiz yok bizim. Bizim büyülerle, mühillerle işimiz olmaz.

Az önce söylediğimiz ayetleri biz uyguluyoruz. Bizim gizli bilgilerle, acayip şeylerle, Tanrı’ya aykırı törenlerle bir işimiz olmaz. Ama biz İsa Mesih’in adıyla her türlü büyünün karşısında dua edebiliriz. Ama önemli olan bizim dua ettiğimiz insanın göstereceği tepki.

Bir gün bir yerde dua ettim. Dua ettiğim kişi dedi ki, “Kesinlikle gece uyuyamıyorum. Gece yatağıma yattığım zaman iğneler batırılıyormuş gibi oluyor bana. Yatakta rahat edemiyorum, asla uyuyamıyorum.” Sonra evine girdim, bir tanıdığım, akrabamdı kendisi. Evine girdim, girdiğim yerlerde, her yerde… Duvarlarda yazılar, büyüler, muskalar, değişik değişik yerlerden; camiye gitmiş, hocaya yaptırmış, kiliseye gitmiş, papaza yaptırmış, bazı kiliseler var, ilginç bir şekilde, imanına aykırı şekilde bu tür büyüler yapıyor. Onlara yaptırmış.

Ben dua ettim ve gerçekten de dua ettiğim kişi o anda fark etti oradaki kötü ruhun etkisinin gittiğini. Ve ben evindeki o Tanrı’ya aykırı şeylere karşı da dua ettim. Onları topladım, aldım evden gittim. Evde, ondan sonra konuştuk kendisiyle telefonda, evde rahat hissetmiş. O uyuyamayan kişi gitmiş, artık rahatça uyuyor yatağına yattığında. Herhangi bir sorun yok. Esenlik var, “Çok iyiyim” dedi.

Bir hafta, 10 gün kadar öyle gitti ama alışmış artık o büyülere, büyülerle uğraşmaya. Sonra tekrar bir hocaya gitti, sonra tekrar gitti bir papaza. “Bana bir yapar mısın? İşte bilmem ne ihtiyacın var, paraya ihtiyacın var, bilmem ne ihtiyacın var.” Ve o zaman bütün bildiklerini, öğrendiklerinin yerine bu batıl inançlara gidiyor.

Tanrıyı tanımakta ilerleyin. Sizin bütün bu batıl inançlardan kurtulup, Tanrı’yla birlikte yürümenin nasıl olduğunu öğrenmeye ihtiyacınız var. Bütün bu batıl inançlardan daha güçlüdür Tanrı’nın gücü. Eğer Tanrı’yla birlikte olursanız, bunların hiçbirine ihtiyacınız olmaz.

Yani Tanrı bunları, hepsini elinin tersiyle itip gönderebilecek güçtedir. Sizin hayatınızdaki bütün sorunları kendisi çözebilecek güçtedir. O zaman Tanrı’ya yönelin.

İsa Mesih bütün bu büyüler, cinler, karanlık işler; her türlü büyü kötülükten kaynaklanır. Gizli bilgilerin hepsi kötülükten, şeytandan kaynaklanır. Tanrı bunların ortadan kalkması için yeryüzüne İsa Mesih’i gönderdi.

Bunların etkisinin ortadan kalkması için İsa Mesih çarmıhta öldü. İsa Mesih çarmıhta bunları yendi, şeytanı yendi, karanlığı yendi, günahı yendi. Size özgürlük getirmek için İsa Mesih çarmıhta öldü.

İsa Mesih’in çarmıhta sağladığı özgürlüğü hayatınız için kabul edin. İsa’yla yaşamayı kabul edin.

“Nereden bileceğim İsa’nın gerçekten galip olduğunu?” diyecek olursanız, İsa Mesih’e ölümden dirildi. İsa öldü, bunları ortadan kaldırmak için. Üçüncü gün ölümden dirildi, söylediği kişi olduğunu göstermek için. İsa Rab’dır.

Hadi şimdi dua edelim:

“Yarabisa! Bütün bu televizyon programlarında beni izleyen ve şimdi bu büyücülük, muskacılık, cincilik, medyumluk, ruh çağırma seanslarına katılmış, hayatlarını pisliğe bulamış insanlar için, kardeşlerim için dua ediyorum.

Rabb onları özgür bırak. Sen karanlığın güçlerini çarmıhta yenmek için dünyaya geldin. Onları özgür bırak. Şu anda senin kutsal ruhun onların hayatında etkin olsun ve bütün bu kötü işlerden özgür olsunlar diye dua ediyorum.”

Senin Rabliğin onların hayatında açıkça gözüksün. Rab, görkemle, güçle gel ve onların hayatında etkin ol. Ve bunun senden kaynaklandığını bilsinler diye dua ediyorum. Onları rüyalarında göster. Rabb’im, olağanüstü bir şekilde senin onlara dokunduğunu, onların hayatları için iyi bir şey düşündüğünü onlara göster diye dua ediyorum.

Şu an bu televizyonu izleyen bütün izleyicilerimizi senin eline bırakıyorum Rabb’im. Onları bereketle. İsa Mesih’in adıyla. Amin.

Evet, sizin için dua ettim. Siz kendiniz için ne yapacaksınız? Aslında İsa Mesih’i hayatınıza kabul etmek dışında yapacağınız her şey boşa kürek çekmektir. İsa’yı hayatınıza alın.

Tanrı’nın sevinci ve esenliği sizinle olsun.