BENCİLLİK

Bazı konular bizim çok canımızı sıkar. Yani aslında çok önemli konular değildir ama keyfimizi kaçırırlar. Örneğin, geceleri uykunuzda tuvalete kalkmak… İnsanın canı sıkılır. Uyku bölünmüştür, huzuru kaçmıştır. Benim gibi gözlük takıyorsanız, gözlüğünüzü ararsınız, bulamazsınız artık… Beliniz ağrır, bilmem… Zordur.

Başka bir örnek aklıma gelecek olursa: Tam uyanmanıza 15 dakika kala, telefonu ayarlamışsınızdır, çalsın diye. Tam onun çalmasına 15 dakika kala birden uyanırsınız. Yani o son 15 dakikayı uyumak için… neler verebilirsiniz o anda! Ama yapacak bir şey yoktur artık. 15 dakika önce uyanmışsınızdır ve uyanıp bir şekilde gününüz devam edecektir. O 15 dakika, ilk başlarda epey canınızı sıkacaktır.

Bencillik de aslında hayatınızı bazen tümüyle etkilemeyen — bazen etkileyebilir ama genellikle tümüyle etkilemeyen — ve çok büyük sorunlar çıkarmayan, böyle rahatsız edici bir şeydir. Ama sürekli, her alanda karşılaşabileceğiniz bir problemdir.

Benciller… Biraz düşünüyordum bencillik üzerine, onlar için bazı sloganlar buldum. Onların yaptıkları şeyleri sloganlaştırdım. Mesela: “Ya benim yolumdan gidersin ya da anca gidersin.” Ya da ikincisi: “Ya benim dediğim olur ya da her şey mahvolur.”

Benciller, kendi dediklerinin olmasını, kendi isteklerinin yerine gelmesini arzularlar. Yani… Başka şeyler de yaparlar. Mesela dertlerden kurtulmak için yalan söylerler. İnsanlarla doğru düzgün konuşmak yerine, yüz yüze sorunları halletmek yerine — yani sorunları çevresinden dolaşabilmek için — küçük yalanlar söylerler. Sonra büyük yalanlar söylerler. Karşılarındaki insanları aslında bir ölçüde kandırarak hayatlarına devam edebilirler.

Yani bazen hepimizin yaptığı bazı bencilce davranışlar da oluyor. Örneğin, ailenizi ilgilendiren konularda eşinize danışmadan karar vermek. Eğer büyük bir konuysa bu, ciddi bir sorun oluşturuyor. İtiraf etmeliyim ki eski zamanlarda ben de bir iki kez ailemizi ilgilendiren konularda eşime danışmadan kararlar almıştım. Ve onun sonucunda sıkıntılar yaşadık aile içerisinde. Açık açık konuşarak ancak bunlar düzeltilebiliyor. Yani olayın çevresinden dönerek ya da yalan söyleyerek durumu düzeltemiyoruz.

Eğer normal zamanlarda bencillik hakkında Kutsal Kitap’tan konuşmaya kalksam birkaç tane favori ayetim var. Onlardan bahsederdim. Mesela Filipililer 2. bölüm, 3. ve 4. ayetlerde şöyle diyor:

“Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendisinden üstün saysın. Yalnız kendi yararını değil, başkasının da yararını gözetsin.”

Bunlar çok temel ayetler ve insanlara bencil olmayan bir yaşamı öğütleyebilmek için önemli şeyler söylüyor. Ama bugün biraz daha temel bir ayeti kullanmak istedim.

Kutsal Kitap’ta on buyruk var. Tanrı’nın Musa’ya verdiği ve İsrail halkına iletmesini istediği on buyruk. Onlardan bir tanesi, hatta sonuncusu, şöyle diyor: Mısır’dan Çıkış 20. bölüm, 17. ayet:

“Komşunun evine, karısına, kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.”

Yani komşunun evine, karısına, kölesine, evindeki televizyona, mobilyalara, buzdolabına, işindeki berekete — hiçbir şeye göz dikmeyeceksin.

Onuncu buyruk, her türlü bencilliği içinde barındırıyor: kıskançlık, açgözlülük, şükran duygusunun olmaması, elindekiyle yetinmeyen bir tutum. Bunlar hep aslında bencilliğin içine girebilecek ve insan hayatının çeşitli yönlerinde gözükebilen şeylerdir.

Kıskançlık bir tür bencilliktir. Yani “Karşımdaki insanda değil de bende olsun o.” Karşındaki insanın yeni bir araba almış olmasını kıskanıp, “Bende de olsun o.” diyen bir bakış açısı.

Ya da açgözlülük… Yani bir taneyle yetinmemek, daha fazlasını istemek. Türkiye’de daha çok… Mesela aklıma geldi şimdi, söyleyeyim: O kuma alan adamlar var. Bir tane kadınla evleniyorlar, sonra eşinin yanına kuma getiriyorlar. Bir tane yetmedi, ikinci; ikinci de yetmedi, üçüncü… Böyle insanlar çok var, hâlâ var maalesef. Bu, açgözlülüğün bir başka yönü.

Değişik yerlere bunu getirebilirsiniz. Yani elindekiyle yetinmemekten bahsettim. Daha fazlasına tamah etmek… sahip olduğunuzdan…

Daha fazla paraya, sahip olduğunuzdan daha çok eşyaya yönelmek… Şükran duymamak; sahip olduklarınızdan ötürü Tanrı’ya teşekkür etmemek, minnettar olmamak… Size yardım eden insanlara — herhangi bir başarınızda, herhangi bir kazancınızda — teşekkür eden bir yürek tutumunda olmamak… Bunlar, bencilliğin altında işleyebileceğimiz, altında bakabileceğimiz konular ve durumlardır.

Eski Antlaşma’da, yani Tevrat’taki bütün buyruklar bizim günümüzdeki koşullarımıza doğrudan uygulanamıyor. Ama şu kural — “Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin” diye özetleyebileceğimiz bu kural — aslında birebir gündelik hayatımıza uygulanabilecek kurallardan biridir.

Açgözlülükle hem İsa hem de İsa’nın öğrencileri mücadele ettiler. Bu konuda İsa’nın söylediği birçok söz vardır.

Peki, bencil olmayan bir hayatı nasıl yaşayabiliriz? Bunun için birkaç şeyden söz edebiliriz.

Öncelikle bir: Bencilliğin ne kadar kötü olduğunun farkına varmak gerekir. Eğer bencilliğin ne kadar kötü olduğunun farkına varırsanız, onu en kötü günahların başına koyarsınız. En kötü günahlar listesinde birkaç sıra atlatır, en başlara — birinci, ikinci sıralara — yerleştirirsiniz.

Gerçekten bencillik, insan hayatında çok temel bir kök günahtır.
Kök günah ne demektir? İçinde birçok günahı ve problemi barındıran temel günahlardan biri demektir.

Bencillik hayatınızda yer aldıysa, o bencillikten türeyen birçok başka günah da olacaktır. Az önce saydıklarımız gibi: Şükran duygusunun olmaması, açgözlülük, başkasının malına tamah etme, kıskançlık, elindekiyle yetinmeme… Hepsi onun içerisinde bulunur.

Benciller hem kötülük yaparlar hem de yapmaları gereken iyi şeyleri yapmazlar.
Şimdiye kadar hep kötü davranışlardan söz ettik ama iyi şeyleri yapmamaları da önemlidir.

Mesela eleştirmekten kaçınırlar.
Diyeceksiniz ki: “Eleştirmek güzel bir şey mi?”
Evet! Eğer doğru bir yürekle eleştiriyorsanız, eleştirmek güzel bir şeydir. Karşınızdaki insanın bir şeyi daha iyi yapmasını istersiniz. Yani bir hatası varsa, onu mahcup etmeden, utandırmadan hatasını ona söylerseniz, bu onun için olumlu bir şey olur. Eğer onu doğru yola sevk edecek bir şeyse, ondan sonra daha başarılı olacaktır.

Ama eleştiri almak insanların çok hoşlandığı bir şey değildir.
O yüzden bencil insanlar, karşılarındaki kişi ilk tepkide rahatsız olacak diye ya da kendileri bir şekilde hoşnutsuzlukla karşılaşacak diye eleştirmekten kaçınırlar.
“Bana ne ya? Kim uğraşacak şimdi onunla?” diye düşünürler.

Ya da mesela doğru tarafı seçmeme
İki kişi ya da iki olay arasında kalırlarsa, doğruyu söylemezler. Çünkü iki taraftan birinin karşısında kendilerini kötü hissetmek istemezler.
Ama doğruyu söylememek, tarafsız kalmak aslında kötü tarafı tutmakla eş anlamlıdır.

İnsanlar şöyle düşünür:
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”
“Benim derdim değil, bu sizin sorununuz.”

Diye olayların içinden çekilmeye çalışırlar.
Evet, bazen gerçekten bizi ilgilendirmeyen konular olabilir. Ama doğru ile yanlış arasında bir tavır almamız gerekiyorsa, doğruyu seçmeliyiz.
Eğer doğruyu seçmezsek, yanlış daha güçlü hâle gelir.

Bir başka şey: İnsanlar hep beğenilmek isterler.
“Beni beğenin, beni beğenin…”
Neden?
Neden seni beğensinler?
Çünkü bencilsin.
Bencil olduğunuz için insanlar tarafından sürekli beğenilmek istersiniz.

Bazen çocuklarımızı ihmal ediyoruz.
Neden?
Çünkü onlarla geçireceğimiz bir zamanı, canımızın çektiği başka bir şey için kullanıyoruz. Yani onlara ayırmamız gereken zamanı, onlarla paylaşmamız gereken ilgiyi, onların iyi yetişmesi, büyümesi, bizimle kuracakları ilişki, anne-baba sevgisini yeterince alabilmeleri yerine, bizim hoşumuza giden bazı şeyleri yapıyoruz.

Ben de yaptım bunu.

Anne babalar ara sıra böyle bencilce tavırlar sergiliyorlar. Ama bu durum genel, yaygın bir alışkanlıksa, orada bir problem vardır.
Eğer çocukları düşünmüyorsak, evden uzakta bir hayatımız varsa, sadece dışarıya yönelik yaşıyorsak — orada bir problem vardır.

Bencillikten kaynaklanmayan günah aklınıza geliyor mu bilmiyorum.
Ama benim aklıma gelen birçok günahın kökeninde bencillik vardır.

Mesela:

  • Putperestlik — bencillikten kaynaklanan bir günahtır.
  • Para sevgisi — bencillikten gelir.
  • Zina — insanlar çok derece bencilce bir tavırla zina işler.
  • Yalan söylemek — bencilce bir davranıştır.

Bencillik, diğer günahlara yol açan son derece pis bir günahtır.

İkinci olarak:
İlk olarak “Bencilliğin ne kadar kötü olduğunun farkına varın” demiştim — herhalde artık farkına varmışızdır.

Şimdi ikinci olarak:
Bencilliğin ne kadar acı verdiğinin farkına varın.

Yani savaşların, kavgaların, aile içindeki ya da şirket içerisindeki anlaşmazlıkların karşı tarafa — hatta çoğu zaman her iki tarafa — ne kadar acı verdiğini bilirsiniz. Ama bu tartışmaların, kavgaların, savaşların hemen hemen tamamı bencillikten kaynaklanır.

Bencillik olmadan savaş olur mu, bilmiyorum. Belki yalnızca kendini savunmaktan bahsedebiliriz. Bunu haklı bir savaş olarak görebiliriz. Ya da son derece ahlaksız, son derece vahşi bir durumla karşılaşan insanların kendilerini korumak için verdikleri mücadeleleri anlayabiliriz. Ama bunların dışındaki savaşların tümü, bencillikten kaynaklanır.

Petrol için savaşmak, el âlemin toprağına göz dikmek… Size ne başka bir ülkedeki demokrasi probleminden? Herkes sizin istediğiniz gibi yaşamak zorunda değil. Her ülkeyi siz yönetemezsiniz. Her şirketin problemlerini kendi istediğiniz gibi çözemezsiniz. Aile içinde her şey sizin istediğiniz gibi olmayabilir. Eşinizle, şirket ortaklarınızla, birlikte olduğunuz insanlarla meseleleri açık, net ve dürüst bir şekilde konuşmanız gerekir. Hedeflerinizi, problemlerinizi konuşmalısınız. Ama insanlar genellikle kenarlardan dolanıyor, doğrudan iletişim kurmak yerine ani ve sert kararlar alıyorlar.

Baskıcı kocalar, kavga eden kadınlar, aşırı beklenti içinde olan kayınvalideler, kayınpederler, aile içindeki tartışmaları artırıyorlar.
Sürekli itiraz eden çocuklar, her şeye “Yapma!”, “Bana ne!”, “İstemiyorum!” gibi tepkiler vererek aile içi huzuru zedeliyorlar.

Şirketlerde durum farklı değil.
Zararlı içki üretenler, sahte ürünler pazarlayanlar
Bazen Türkiye’deki yetkililer, içinde ne olduğu belli olmayan, sahte içerikli ürünlerin yer aldığı listeler yayımlıyorlar: Sucuklar, salamlar, sosisler, zeytinyağları, ballar…
Aklınıza gelebilecek her şeyde sahtecilik.
Ve bu ürünleri tüketen insanlar hastalanıyorlar.

Sahte içki içip kör olan insanları okuyoruz.
Bu, bencilliğin en uç noktasıdır.

Sahte ilaçlar yapıyorlar. İlaca benzer ama hiçbir işe yaramayan maddeler üretiyorlar. İnsanlara sahte umutlar veriyorlar.

Kötü binalar inşa ediyorlar.
Depreme dayanıksız binalar.
Sonra deprem olduğunda yıkılıyorlar.
Neden?
Çünkü içindeki demiri çalmışlar.

İşte bu, bencilliktir.

Bencillik acı verir.
İnsanların hayatlarını dağıtır, ailelerini yıkar, geleceklerini mahveder, sağlıklarını bozar.

Bir: Bencillik son derece kötüdür.
İki: Bencillik insanlara acı verir.

Yakup 4. bölüm 1. ayet aslında bunu çok net ifade eder:

“Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyeleriyle savaşan tutkularınız değil mi?
Bir şeyi arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz.
İsteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz.
Elde edemiyorsunuz çünkü Tanrı’dan dilemiyorsunuz.”

Burada kutsal metin bize şunu söylüyor: Sürekli bir mücadele içindeyiz — birbirimizle. Ama bu mücadele bizi hiçbir yere götürmez.

Üçüncü olarak:
Bencilliğin size ne yaptığının farkına varın.

Bencillik hem size hem de başkalarına zarar verir.
Öncelikle, Tanrı’nın önünde suçlu olursunuz.
Çünkü bencillik günahtır.
Eğer bencilce davranıyorsanız, ciddi bir günah işliyorsunuz demektir ve Tanrı’yla aranızda ciddi bir sorun oluşur.

Bir örnek:
Diyelim ki biri size karşı bir hata yaptı. Büyük bir hata ya da küçük bir hata…
Sonra hatasının farkına vardı. Size gelip özür dilemek istedi. Belki aradı, belki mesaj attı, belki yüz yüze geldi. Ama siz ona ters davranıyorsunuz. Konuşmak istemiyorsunuz. Kafanızı çeviriyorsunuz.
“Seninle bir şeyim olmaz.
Artık ilişkim yok.” diyorsunuz.
Onu bağışlamıyorsunuz.

İşte bu — bencilliktir.

Biri sizden özür diliyorsa, bağışlamalısınız.

Tanrı bizi her günahımızdan bağışlıyor.
İsa Mesih, yeryüzüne geldiğinde bütün günahları bağışlatmak için kendini kurban etti.
Tanrı, sizinle arasındaki problemi çözmek için İsa Mesih’i gönderdi ve İsa, sizin günahlarınız için çarmıhta öldü.
Siz hiçbir şey yapmadığınız hâlde, henüz özür bile dilememişken, İsa Mesih sizin yerinize öldü.
Ve üçüncü gün dirildi — size sonsuz hayat vermek için.

Eğer siz bu gerçeğin farkına varırsanız,

“Ben yanlış yaptım. Ben günahkârım. Evet, İsa benim için öldü. Onu kabul ediyorum.”
derseniz, bağışlanmış olursunuz.

İş bu kadar bağışlamaya dayalı iken biri size gelip özür dilerse, onu bağışlamamak akıl alır bir şey değildir.

Bağışlamalısınız.
Çünkü siz de bağışlandınız.
Ve Tanrı sizi seviyor.

Siz de Tanrı’nın sevgisini başka insanlara gösterin.
Bencillik, hayatınızın her alanını etkiler: İlişkilerinizi, arkadaşlıklarınızı, işinizi ve en çok da ailenizi.
Bütün bu olumsuz etkiler içinde sağlıklı ve doğru bir hayat sürdürmek zordur.

Tanrı’nın huzuruna gelip iyileşmek istemelisiniz.
Bencillikten iyileşmek istemelisiniz.
Bencillikten tövbe etmelisiniz.
Tanrı, sizin hayatınızı değiştirecektir.

Dördüncü olarak:
Bencillik çok yaygındır.
Onun farkına varmalısınız.

Her günahkâr, aynı günahlardan etkilenmez.
Örneğin, parayı çok seven biri, başka bir günah olan homoseksüellikten etkilenmeyebilir.
İkisi farklı günahlardır ve insan hayatlarında aynı şekilde etki göstermezler.
Biri bir alanda etkilidir, diğeri başka bir alanda.

Ama bencillik, insanın tüm hayatını etkiler.
Herkesi etkiler.

Farkında mısınız bilmiyorum…
Sizde de bencillik var.
Sizin hayatınızda da bencillik var.
Ve Tanrı, sizin hayatınızdaki bu bencilliği ortadan kaldırmak istiyor.
Çünkü Tanrı sizi çok seviyor.
Bu yüzden İsa Mesih’i gönderdi.

İsa Mesih, sizin hayatınıza büyük bir özveriyle kendi iyiliğini, kendi sevgisini getirmeye geldi.
Eğer İsa Mesih bencil bir tutum içinde olsaydı, bu dünyada olup bitenler, insanların acıları, sıkıntıları umurunda olmazdı.
Siz de hiçbir şeyin farkında olmadan yaşamaya devam ederdiniz.

Ama İsa Mesih, yeryüzüne geldi.
Burada sıkıntı çeken, yalnızlık yaşayan, günahları yüzünden olumsuz bir hayat süren insanlara bereket olmak,
günahlarını bağışlamak,
günahların etkisinden kurtarmak,
hayatlarını iyileştirmek,
özgür ve bereketli bir hayat sürmelerine yardım etmek için geldi.

Peki siz, bu hayatı almaya hazır mısınız?

Eğer bu hayatı kendiniz için istiyorsanız, şimdi sizin için dua edeceğim.
Ve ben dua ederken, siz de benimle birlikte aynı sözleri tekrarlayın.
Eğer yürekten inanarak tekrarlarsanız, İsa Mesih sizi kurtaracaktır.

Hazırsanız, dua edelim:

“Ya Rab İsa, senin önünde duruyorum ve sana yalvarıyorum.
Benim hayatıma gel.
Ben günahkârım.
Benim günahlarımı bağışlatmak için çarmıhta öldün.
Sana teşekkür ediyorum.
Beni bağışla.
Günahlarımı bağışla.
Sana ihtiyacım var.
Bencilliği benden uzaklaştır.
Rabbim, hayatıma dokun.
Sen bana sonsuz hayat vermek üzere ölümden dirildin.
Sana teşekkür ediyorum.
Verdiğin bu hayatı kabul ediyorum.
Kutsal Ruh’unu bana gönder.
Bana yol göster.
Benimle beraber ol.
Benimle beraber yürü.
Hayatımı senin ellerine teslim ediyorum.
Sen ona sahip ol, Rab.
Sen benim Rabbim ve Kurtarıcımsın.
Senin adınla dua ediyorum.
Amin.”

Evet, duamızı ettik.
Eğer bu duayı ettiyseniz, siz de hayatınıza İsa Mesih’i almışsınızdır.
İsa Mesih, hayatınıza girecek.

Genel probleminiz bencillik mi?
İsa Mesih, onu iyileştirmeye başlayacaktır.
Başka bir probleminiz mi var?
İsa Mesih onu da iyileştirmeye başlayacaktır.

Her ne probleminiz varsa, İsa’nın önüne gidin ve O’na söyleyin:

“Ya Rab, hayatımda şu problem var.
Onu değiştirmeni, iyileştirmeni istiyorum.”

Ve zamanla İsa’nın sizin hayatınıza girip sizi değiştirdiğini, hayatınızı yenilediğini fark edeceksiniz.

Tanrı’nın sevinci ve esenliği sizinle birlikte olsun.