BİR İNSANI ÖLDÜRMEK

Günümüzde insan hayatına pek değer verilmiyor. İnsanlar, değişik koşullarda ihmaller sonucunda ölüyorlar. Bu son bir-iki yıl içerisinde olan felaketleri hatırlıyorum da, inanılmaz şeyler yaşandı. Bir uçak düştü, sebebi hâlâ bilinmiyor. Uçağın bulunması bile çok uzun zaman aldı. Bir gemi battı Kore’de. Bir sürü insan bundan dolayı acı çekti. Sonra, insanların o geminin içerisinden çıkarılması mücadelesi sürdürüldü. Türkiye’de bir maden çöktü, Soma’da bir patlama oldu. Yüzlerce insan kayboldu. Sorumluları aramak, bunların arkasında yatan nedenleri incelemek, irdelemek değil, bizim buradaki konumuz. Ama insan hayatına çok da fazla değer verilmediğini görüyoruz. Yalnızca büyük felaketlerden söz etmiyorum. Bu saydıklarım gerçekten büyük felaketlerdi ve onlar olduğunda hepimizin tüyleri diken diken oldu. Üzüldük, sarsıldık. Ne yapacağımızı bilemedik, dua ettik sadece. Ama gündelik hayatın içerisinde, daha basit konulardan, bizim içinde bulunduğumuz ve aslında çözebileceğimiz konulardan insanlar birbirlerini öldürüyorlar, ölüyorlar. Yani artık çözümlenemeyen konuları, iki kişinin arasındaki basit bir anlaşmazlığı kavga ederek çözüyoruz. Her tarafımızda savaşlar var. Her şey savaşa dönüşüyor. Futbol maçlarında, iki takım taraftarları anlaşamıyor ve bu bir savaşa yol açıyor. Fenerbahçe maçlarında, taraflardan birisi diğerini öldürebiliyor. Maç başlamadan önce, daha maça giderken herhangi bir şey olmamışken, insanlar eğlenmeye, spor yapmaya, spor izlemeye gidecekleri yerde birbirlerini öldürmeye gidiyorlar. Büyük bir meseleymiş gibi, sanki insan hayatından daha değerliymiş gibi. Aynı şey Fenerbahçe-Trabzonspor arasındaki tartışmalarda da oluyor. Acı var. İnsanların yüreklerinde bundan dolayı üzüntüler oluyor. Aşılamayacak, çözülemeyecek sorunlar ortaya çıkıyor. Kayıplar bir daha geri getirilemiyor. Savaşlar var her tarafta. Yalnızca böyle futbol maçlarından dolayı değil. Orada bir-iki kişi ölüyor ama Türkiye’nin çevresindeki her yerde bir sürü savaş var.

İnsanlar Suriye’de. Yüz binlerce insan öldü. On binlerce çocuk öldü. Kendilerini savunamayacak insanlar öldürüldü. Bu çatışmalardan sonra tekrar… Humus’a girdiklerinde, Humus şehrine taş taş üstünde kalmamıştı. Güzel bir şehirdi ama şimdi şehrin çevresinde dolaşan kameraların çektiği görüntüleri izlediğimde korkunç. Yani şehirde yaşanabilecek yer kalmamış. Altyapı diye bir şey yok. Su tesisatı, kanalizasyon tesisatları bile mahvolmuş. Elektrik diye bir şey söz konusu değil şehirde. Her şey, yaşam alanları, her şey o savaşlarda yok olmuş. Bu bahsettiğim şeyler maddi şeyler. Ama insanların da hayatları yok olmuş. Şehirde bir sürü insan ölmüş. Savaştan kaçamayacak insanlar ölüyorlar. Perişan oluyorlardı. Yani ırkta neler neler yaşandı. Kafkasya’daki sorunlarda neler, ne büyük sorunlar yaşandı. Ve hâlâ bu sorunlar yaşanmaya devam ediyor. Anadolu’da… Yani Güneydoğu meselesinde bir sürü şehit verdik. Bir sürü insan öldü. Yerli halktan bir sürü insan öldü. Türk ordusundan, Kürtlerden bir sürü insan öldü. Bir sürü tartışma can aldı. Öldürmek çok kolay geliyor insanlara. Sorunları çözmekten daha kolay geliyor. Hırsızlar bir eve giriyorlar. İnsanların mallarını çalmak için eve giriyorlar. Malları çalarken artık insanları da öldürüyorlar. Eskiden hırsızlar katil değildi. Artık hem hırsız hem katiller, insanların hayatlarını da çalıyorlar. Bir başka çözemediğimiz konu da, çok insanın uğraştığı bir mesele: Kan davası. Kan davası nedeniyle hâlâ insanlar 21. yüzyılda birbirlerini öldürüyorlar. Geçenlerde okudum, ailelerden birinin bir üyesi silahla yaralanmış. Ertesi gün karşı ailenin 10 yaşındaki bir çocuğu öldürülmüş. 10 yaşındaki bir çocuk kan davası nedeniyle öldürülüyor. Neymiş? Yaralanan akrabasının öcünü alacaklarmış. Onun yarattığı acıyı ortadan kaldıracaklarmış. Kan davasıydı. Ne tasarlayarak, ne tarafsız bir şekilde tasarlamadan, ne aniden öfkelenerek Tanrı kimseyi öldürmemizi istemiyor. Bazen bazıları uzun uzun planlar yapıyorlar birilerini öldürmek için. Tanrı onu istemiyor. Ya da çıkan bir tartışma sonucunda tasarlamadan yapılan bir cinayet. Tanrı onu da istemiyor.

Duygularımızı kontrol etmemizi istiyor, tam tersine. Yaşam Tanrı’ya aittir. Yaşamı yaratan Tanrı’dır. Ve sadece, sadece Tanrı sonlandırabilir yaşamı. İnsanların başka insanları öldürmek gibi bir hakkı yoktur. Nasıl bir duyguyla çekiyorsanız, nasıl bir acı hissediyorsanız hissedin, başka insanları öldürmek gibi bir hakkınız yoktur. Tanrı, sizin hayatınıza esenlik vermek, bol yaşam vermek ister. Başınıza kötü şeyler gelebilir. Ama yine de bunun intikamını kendiniz alamazsınız. Almamalısınız. Öfkeyi kontrol etmemiz gerekir. Kendi duygularımızı denetlemeye çalışmamız gerekir. Başka insanların hayatına zarar verecek, onları yok edecek şekilde davranamayız. Duygularımızı kontrol etmenin dışında dikkatli olmalıyız. Yani dikkatsizlik yüzünden öldürülen bir sürü insan var. Ne kadar acı! Siz dikkat etmediğiniz için, kötü araba kullandığınız için, araba kullanırken kurallara uymadığınız için bir sürü insan ölüyor. Bu da sorundur. İnsanlar kurallara uymadıkları için bir sürü maden kazası oluyor. İnsanlar kurallara uymadıkları için gemilerden düşen insanlar oluyor. Kurallara uymak gerekir. Kurallara uymak için alınan önlemlerin gerçekten yerinde olduğuna dikkat etmek gerekir. Herkesin hayatını korumak için sizin üzerinize düşen ne sorumluluk varsa, onu yerine getirmelisiniz. Siz araba kullandığınız için, kötü kullandığınız için, yanlış kullandığınız için başka insanların hayatlarını kast edemezsiniz. Öldürmeyeceksiniz. Dikkat edeceksiniz, öldürmemek için. Trafik canavarına her yıl şu kadar can verdik diyoruz. Aslında trafik canavarı dediğimiz, bizim dikkatsizliğimiz, kurallara uymamamızdır. O yüzden dikkat etmemiz gerekir. Kurallara uymamız gerekir çünkü bir can öldüğünde, arkasında kalan başka canlar var, o canlardan sorumlu olan, onları seven insanlar var. O kaybolan canın bir geleceği vardı, bir hayatı olacaktı. O yüzden kendi üzerimize düşen sorumluluğu yerinde uygulamamız gerek. Kötülük söz konusu olduğunda bile, Tanrı insanları öldürmeyi istemez.

Tanrı’nın amacı, insanlar için ölüm değil, her zaman yaşamdır. Tanrı ancak bir noktaya gelindiğinde ölümü onaylar. Ama günah konusunda bile insanların amacı ölüm değil, öyle olmasa İsa Mesih’i yeryüzüne göndermezdi. Günahın cezası ölüm olduğu için, İsa Mesih yeryüzüne geldi, Tanrı onu gönderdi ve Tanrı bütün dünyanın günahını onun üzerine yükledi. İsa Mesih, siz ölmeyin diye, yeryüzünde insanlar ölmesin diye çarmıhta öldü. Bizim yerimize geçti, biz ölmeyelim diye. Dolayısıyla insan hayatı son derece değerlidir. İnsanların hayatına saygı göstermek lazımdır. Bakın, Hezekiel Peygamberler kitabında, Tanrı’nın günahkar insanlar için, kötülük yapanlar için söylediği sözü görebilirsiniz. Hezekiel 33. bölüm 11. ayette diyor ki: “Varlığım hakkı için diyor Egemen Rab, ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam. Ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım. Dönün, kötü yollarınızdan dönün. Niçin öylesiniz?” Tanrı diyor ki: “Ben kötü insanların yaptıkları kötülüklerden dolayı ölmesini istemiyorum. Tam tersini; o insanların kötülüklerinden geri dönüp doğru yaşama dönmesini istiyorum.” Kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım diyor Tanrı. O zaman kötülük yapan insanların da kötü yollarından dönmesi için bizim de uğraşmamız gerekir. Toplumsal sorunların çözülmesi için, hataların düzeltilmesi için ya da aile ilişkilerinde, kişisel ilişkilerdeki bozuklukları düzeltmek için bazen küçük, bazen büyük adımlar atmak gerekir. Bu konuda üzerinize ne düşüyorsa onu yapın. Öldürmeyeceksiniz. Kimsenin hayatında kötülüğün olmasını istemeyeceksiniz. Tanrı’nın bizim için buyruğu çok net: Öldürmeyeceksiniz. Bir gün… Yuhanna 8. bölümün hemen başında anlatılır. Bir gün, İsa’ya bir kadını getiriyorlar. Din adamları ve o zamanki Filistin’deki yetkili kişiler. Bu kişiler, kadını zina yaparken yakalamışlar ve İsa’nın yanına getiriyorlar. İlginç bir şekilde, sanki kadını zina tek başına yapıyormuş gibi, kadının yanında kimse yok. Adamı getirmiyorlar yani. Sadece suçlu kadınmış gibi kadını getiriyorlar.

İsa’nın yanına kadını getiriyorlar ve o zamanki ceza taş atıp öldürülmekti. İnsanların elinde taşlar var. Kadına taş atmak için ellerinde taş getirmişler. İsa’ya kadına ceza vermesini istiyorlar. Cezanın ne olduğunu açıklamasını. İsa’nın verdiği cevap onları şaşırtıyor: “Aranızda hanginizin günahı yoksa, taşı o atsın.” İlk olarak yaşlılardan başlayarak, ellerinde taş tutup kadını öldürmek için hazırlananlar teker teker taşlarını bırakıyorlar. İsa kadına soruyor: “Adın yok mu? Seni yargılayan olmadı mı?” Kadın diyor ki: “Hiç kimse taş atan olmadı bana.” İsa diyor ki: “Ben de seni yargılamıyorum. Artık git, bir daha günah işleme.” Tanrı, insanların kötülük içerisinde kalmasını istemiyor. Kötülükten kurtulmalarını, doğru düzgün yaşamalarını istiyor. Ve onları hemen orada infaz etmek istemiyor. Doğru yaşamak için teşvik ediyor insanları ve onlar da doğru yaşamak için adım atmak zorundalar. İsa merhamet gösterdi. Biliyor musunuz? En çok ihtiyacımız olan şeylerden biri merhamet. Birbirimize merhamet göstermeye ihtiyacımız var. Bazen hak etmediklerine bile merhamet göstermeye ihtiyacımız var. Tanrı’nın iyiliği ortaya çıksın diye kötülük yapanlara merhamet etmeye ihtiyacımız var. Eğer her yapılan kötülüğe ceza verecek olsak, yani hiç kimse sağ kalmazdı. O yüzden merhamet etmek gerek. İnsanlar hak etmedikleri halde merhamet etmeleri gerek. Çünkü aslında hiçbirimiz merhameti hak etmiyoruz. Tanrı’nın merhametini, hiçbirimiz hak etmediğimiz halde, Tanrı bize olan sevgisini İsa Mesih’i yeryüzüne göndererek gösterdi. İsa yeryüzüne geldi ve hayatını bizim için verdi. Nasıl bir anne çocuğunu severken der ya, “Kurbanın olayım.” İsa bizim için kurban oldu. Hayatını bizim için verdi. Biz yaşayalım diye. Dolayısıyla İsa’nın kendi hayatını vererek, ölümden kurtardığı insanları öldürmek bizim işimiz değil. Ancak, ancak Tanrı yargılar. Ceza verilmesi gerekiyorsa, mahkemeler vardır. Mahkemeler ceza verir. Eğer bu dünyadaki cezayı onlar verecekse, öbür dünyadaki cezayı da Tanrı verecek. Son yargı, nihai yargı Tanrı’nın elindedir. Genel olarak insanları öldürmemekten bahsettiğimizde, merhamet göstermekten bahsettiğimizde herkes aynı fikirde olmalıdır.

Tabii, tabii diyorlar. Biz seninle aynı fikirdeyiz ve elbette sevgi göstermemiz lazım. Ama iş kendilerine gelince, insanlar şiddete başvuruyorlar. Mesela, size Matta 5. bölüm 21-22. ayetleri okuyayım. Şöyle diyor Matta’da, hemen İncil’in ilk kitabında: “Atalarınıza, ‘Adam öldürmeyeceksin, öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, yüksek kurulda yargılanacaktır. Kim kardeşine ‘ahmak’ derse, cehennem ateşini hak edecektir.” Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikayetini olduğunu anımsarsan, aldığını orada sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış, sonra gelip adak sun.

İsa konunun özüne iniyor. Yalnızca öldürmek değil, bir insan için kötü şeyler istiyorsan aslında onu öldürme niyetiyle düşünüyorsun demektir. Bir başka insanın acı çekmesini istiyorsan, aslında bu öldürmek kadar kötüdür. O yüzden, İsa onların hayatlarında, insanların hayatlarında esenliğin, sevincin olmasını istiyor. Acı verici davranışlardan uzak durmamızı istiyor. İsa bizim acı vermemizi istemez. O yüzden, Romalılar 12:21’de çok kullandığım bir ayet var: “Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen.” diyor. Kötülüğe yenilmeyin. Kötülüğü yenin. İsa Mesih bunun için çarmıhta öldü. Ve siz, size karşı kötülükle davrananlara kötülükle cevap verirseniz, yenilmiş olursunuz. Kötülükle davrananlara iyilikle cevap vermek gerek.

Dua edelim mi?

“Rab, ben daha günahkârken beni sevdin. Benim için öldün. Bana sonsuz hayat vermek üzere ölümlendirildin. Şimdi bana güç ver, kötü davrananlara karşı kötü davranmayayım diye. İnsanları öldürmeyeyim diye. Rab, dikkatsizliğim yüzünden başka bir insana zarar gelmesin. Benim içimdeki nefreti benden uzaklaştır. Esenlik ver. Öfkem uyandığında beni yatıştır. Rab, bu duayı bu televizyonu izleyen arkadaşlarım için, kardeşlerim için ediyorum. Rab, onları bereketle. Onların yüreklerinde senin gücün etkin olsun. Esenliğin gelsin. Rab, öfkeyi sen bu hayatlardan uzaklaştır diye dua ediyorum. Öldürme arzusunu bu hayatlardan uzaklaştır ve zafer ver onlara. Sevinç ver, bereket ver ki onlar da başkalarını bereketlesinler. Amin.

Tanrı’nın sevinci sizin hayatınızda gözüksün. Şeytanın yıkımı değil. Tanrı’nın verdiği yaşam sizin hayatınızda gözüksün, şeytanın verdiği ölüm değil. Sizin hayatınız bereket verici olsun, karanlıkla dolu değil. Ne aileniz, ne çevreniz, ne arkadaşlarınız, ne de sizin yüzünüzden tanımadığınız bir insan zarar görmesin.