
Zengin olmayı ister misiniz? Diyeceksiniz ki, kim istemez. Doğru. Herkes ister, ben de isterim zengin olmayı. Ve insanlar zengin olmak için acaba neler neler yapıyorlar, bir sürü şey yaparlar. Bir şarkı aklıma geldi. Ta eski zamanlardan, belki 30 yıl kadar önce çekilmiş bir film. Damdaki Kemancı, Rusya’da yaşayan bir çiftçinin ailesinin hikayesi. Zorluklar, yoksulluklar içerisinde geçerken sürekli bir şarkı söyler: “Ah biz zengin olsam diye, ah biz zengin olsam.” Hep kafamızın içerisinde o dönüp duruyor. “Neler neler yapardım, sana neler neler alırdım” diye devam ediyor şarkı.
Bazı insanlar zengin olmak için değişik yollar buluyorlar. Suç istemiyorlar belki ama kendi hayatlarını riske edici bazı işler yapıyorlar. Mesela kumar oynuyorlar. Size sormak gerek: Aslında siz kumar oynuyor musunuz? Hiç kumar oynar mısınız? Çoğunluk, “Kumar oynuyor musunuz?” diye sorulduğunda, “Hayır, ben niye oynayayım kumar? Kumar oynamıyorum tabii ki,” der. Kumar çok acayip bir şey. Yani bazı uzman kişilerin oynadığı bir şeymiş gibi geliyor. Ama birçok insan kendi hayatında kumar oynuyor.
Türkiye’de çok yaygın bir şey kumar. Şans oyunları halinde düşünebilirsiniz kumarı. Değişik kuponlar dolduruluyor. Futbol maçlarının sonuçları tahmin edilmeye çalışılıyor ya da piyango biletleri alınıyor. Şu ya da bu piyangonun biletleri alınıyor. Çeşitli tahmin oyunları oynanıyor. Makineler var, makinelerden sayılar seçiyorsunuz falan. Yani bir sürü olasılık üzerine, bir ihtimal üzerine kararlar veriyorsunuz ve paranızı buna yatırıyorsunuz. İşte bu kumar.
Bu şans oyunlarını oynayanların sayısı Türkiye’de çok yüksek. İstanbul’da yaşayan insanların %80’i bu şans oyunlarını oynuyor. Karadeniz’in doğusunda yaşayan insanların %70’i bu şans oyunlarını oynuyor. Ne kadar yüksek değil mi? Türkiye’de yaşayan insanların büyük bir çoğunluğu bu şans oyunlarını oynuyor. Hatta 18 yaşından küçüklerin, gençlerin bu oyunları oynaması yasak ama 18 yaşının altındaki insanlara sormuşlar ve onların arasında %25-30 arasında, bölgelere göre değişiyor, %25-30’u bu şans oyunlarını oynuyor. Nüfusun önemli bir kısmı Türkiye’de parasını, zamanını bu oyunlara yatırıyor.
Dediğim gibi bazen atlar koşuyor, insanlar onların sonuçlarına bakarak kararlar veriyor. Televizyon kanalları var, at yarışlarını gösteren. Kumar, ben kumar dedim. Bazı insanlar, “Hayır, bunlar kumar değil şans oyunu,” diyecek. Ama Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne baktım. Orada diyor ki: “Para koyarak oynanan talih oyununa kumar denir.” Para koyarak oynanan talih oyunu.
Para nasıl konuyor? İlla bir masanın üzerine nakit parayı çıkartıp koymanız gerekmiyor. Bazen bir bilet alıyorsunuz, bazen bir kupon yatırıyorsunuz. Bazen paranızı bir makine aracılığıyla veriyorsunuz. Ama talih oyununa, sizin herhangi bir katkınız olmadan sonucu belirlenen bir oyuna para yatırıyorsunuz.
Bazen öyle oluyor ki, trilyonlarca lira, milyonlarca lira – şimdi yeni parayla söyleyeceğiz, hala trilyon diyoruz, yıllar geçti üzerinden – bu milyonlarca lira, çok büyük paralar birikiyor o talih oyunlarında. İnsanlar onları almak için kuyruklara giriyorlar. Eskiden ekmek için, sigara için kuyruğa giren insanlar şimdi talih oyunlarının kuyruğuna giriyorlar. Neden? Belki onlar da kazanacak.
Yılbaşında piyango biletleri tükeniyor. Onları yüksek fiyatla satıyorlar bazı insanlar. Bu tür piyango oyunlarında, bu tür talih oyunlarında kazanma ihtimali çok azdır. Hepsinin ihtimalleri düşüktür ama kimisinin biraz daha düşük, kimisinin biraz daha yüksek. Milyonda bir, on milyonda bir olduğu zamanlar vardır. Yani sizin kazanma ihtimaliniz çok düşük.
Bir milyon bilet satılır, içinden bir kişi büyük ikramiye kazanacaktır. Sizin o olmanız çok çok düşük bir ihtimal. Dolayısıyla böyle düşük ihtimalli bir oyuna para yatırmak çok akıllıca, hikmetli bir iş değil. Yani siz ne kadar para yatırdığınız önemli değil. Kazanma olasılığınız bu kadar düşükse eğer sizin canınızı acıtacak miktarda bir para yatırıyorsanız o zaman ortada ciddi bir sorun var demektir.
Eğer ailenize ekmek götürmekte zorlanıyorsanız, emeğiyle çalışan bir insansanız… Paranızı bu tür oyunlara yatırarak çok akıllıca bir iş yapmıyorsunuz. Çünkü sizin öncelikli sorumluluğunuz ailenizdir. Ailenizin ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüsünüz. Bir anne olarak, bir baba olarak paranızı kumara, şans oyunlarına… yatırıyorsanız, çocuklarınıza aslında vermeniz gereken parayı oraya yatırıyorsunuz. Çocuklarınızın ihtiyaçlarını karşılamak için gereken parayı oraya yatırıyorsunuz. Kendi ailenizin, kendi evinizin ihtiyaçlarını karşılamak için gereken parayı oraya yatırıyorsunuz demektir.
Bu kadar düşük olasılıkların üzerine ailenizin mutluluğunu yatıramazsınız. Yatırmamalısınız. Ama milyonlarca insan Türkiye’de bunu yapıyor. Eğer bunu yapıyorsanız, sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz demektir.
İncil, önce ailene bakacaksın der. İncil’in 1. Timoteus kitapçığında, 5. bölüm, 8. ayette şöyle diyor: “Kendi yakınlarına, özellikle de ev halkına bakmayan kişi imanı inkâr etmiş, imansızdan beter olmuştur.”
Sizin nasıl dindar olduğunuz, nasıl ibadet yaptığınız o kadar önemli değil. Sizin davranışlarınız önemli. İnsanlar ibadetlerini hiç esirgemiyor olabilirler. Tanrı ile aralarını düzeltmek için ellerinden geleni yapıyormuş gibi gözüküyorlar. Ama aslında hayatın geri kalan kısmında ibadet eder gibi sürdürmüyorsanız… Sorumluluklarınızı yerine getirmiyorsanız, sizin dini sorumluluklarınızı yerine getirdiğiniz anlamına gelmiyor.
İncil çok açık bir şekilde söylüyor: Sizin öncelikle kendi yakınlarınıza, kendi ev halkınıza bakıyor olmanız lazım. Onlar açlıkta, sefalette devam ediyorlarken siz paranızı kumara yatırıyorsanız, şans oyunlarına yatırıyorsanız, içkiye yatırıyorsanız ya da herhangi bir başka şeye yatırıyorsanız, sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz demektir.
Kutsal kitap, ne kadar dindar olsanız da sizi imansızdan beter saymaktadır. Tanrı’ya yönelin. Tanrı sizi düşünüyor, sizin ailenizi düşünüyor ve onların hayatlarını önemsiyor. O yüzden sizin de kendi hayatınızı, ailenizin hayatını önemsemeniz gerekir. Eğer ailenizin ihtiyacı varken o parayı bir şans oyununa yatırıyorsanız, siz ailenizin parasını çalıyorsunuz demektir. Çünkü sorumluluğunuzu yerine getirmiyorsunuz.
Eşinizin, çocuklarınızın parasını çalıyorsunuz demektir. Onların ihtiyacı varken siz eğer başka bir yerde kullanıyorsanız—şans oyunlarında, kumarda, alkolde ya da ne bileyim işte adını siz koyun—doğru olmayan herhangi bir şeyi o ihtiyacı karşılamayacak bir şeyi almak için kullanıyorsanız, aslında siz Tanrı’nın gözünde çok yanlış bir iş yapıyorsunuz.
Ailenize bakmakla yükümlüsünüz. Öte yandan bu, açgözlülük anlamına da gelmektedir. Yani siz aslında çalışmayacaksınız, gereken emeği göstermeyeceksiniz. Sorumluluğunuzu üstünüze alıp gereken teri akıtmayacaksınız ve para kazanmaya çalışacaksınız. Oturacaksınız koltuğunuzda, sabahtan akşama kadar elinizde atların performanslarını gösteren kâğıtlar… Hangi takım ne kazanmış, kazanma ihtimalleri nedir, gazeteler…
Bunlarla ilgili acayip sektörler var. O gazeteleri, o kitapları, o ihtimallerin bulunduğu kâğıtları insanlar alıyor, bültenleri alıyorlar ve o koltuklarında oturup sabahtan akşama kadar duruyorlar. Ama en ufak bir şekilde çalışmıyorlar. Para kazanmak için gereken gayreti göstermiyorlar. Neymiş? O atlar koşacak, o futbolcular koşacak, onlar kazanacak… Size ait olmayan, sizin hak etmediğiniz bir parayı—düşük bir ihtimalle olsa, milyonda bir ihtimalle olsa bile—kazanma arzunuz, açgözlülük demektir.
Dünyanın resmi bu.
Bir başka ayette, 2. Timoteus 3. bölüm, 1-5. ayetler arasında şöyle diyor:
“Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrı’dan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur.”
Dünyamızın resmi bu. Acayip büyük kötülüklerle doluyuz.
İnsanlar günah içerisinde yaşıyorlar ve aslında günah içerisinde yaşadıklarının da farkında değillermiş gibi yaşıyorlar. Yani diyor ki burada, bir tür dindarlık var insanlarda. Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkâr eden insanlar çıkacaklar. Çok dindarmış gibi davranıp, kumarda, şans oyunlarında çözüm arayan insanlar var. Aslında Tanrı’ya karşı hakaret ettiklerinin farkında değiller. Tanrı’ya sırt çevirdiklerinin farkında değiller. Tanrı’nın isteklerine karşı geldiklerinin farkında değiller.
Tanrı öncelikle sorumluluklarınızı yerine getirmenizi istiyor. Çalışmanızı, doğru olanı yapmanızı istiyor. Hayatınızda, evinizde esenlik ve bereket olsun istiyor. Ama kumara kendinizi verirseniz… Doğru olmayan yoldan, hak etmediğiniz parayı kazanmaya çalışırsanız evinizin bereketi de kaçacaktır, evinizde esenlik de kaçacaktır.
Her yerde şapkalı adamlar size bilet satmaya çalışıyorlar. İnsanlar birçok ayartıyla karşı karşıya kalıyorlar. Hep akıllarında aynı söz geliyor: “Size de çıkabilir. Ya çıkarsa? Ya o bileti alırsam ve ya çıkarsa bana o?” diye düşünüyorlar. Bir tür umut sömürüsü gibi… Sahip olmadığınız bir para, hak etmediğiniz bir para, sizin olacakmış gibi düşünüyorsunuz. Ama o parayı kazanmak için siz gerekeni yapmadınız.
Yine de belki çıkacak, belki çıkacak diye aynı ataletle, aynı durgunlukla hiçbir şey yapmadan olduğunuz yerde duruyorsunuz. Bu doğru değil. Siz daha fazlasını hak ediyorsunuz. Doğru yaşamak, Tanrı ile ilişkiyi, aileniz ile ilişkiyi doğru tutmak konusunda daha fazlasını hak ediyorsunuz.
İnsanlar, biletlerine bir şey çıkmadıkça daha fazla umutsuz oluyorlar ve umutsuz insanlar hayatlarını değiştirmek için fazla bir şey yapmıyorlar. Sürekli aynı şekilde devam ediyorlar.
Bir tanıdığım var. Her hafta—çok büyük miktarlarda değil—çok küçük miktarlarda, kendi bütçesini bozmayacak şekilde bu şans oyunlarından birine para yatırıyor. İkisine hatta. İki ayrı oyun oynuyor. Çok az para yatırıyor kendisi ama düzenli olarak bunu yapıyor. Sürekli hep, “Ya çıkarsa?” diye umuyor. “Ya çıkacak olursa?” diye umuyor.
Bir iki sayıyla kaçırıyor bazen. Bazen tek bir sayının yanlış olması durumunda çok üzülüyor. “Ah, kazanacaktım. Ya olur mu bu?” diye şikâyet ediyor. Aslında hiçbir hakkı olmadığını bilmeksizin ya da bilmezden gelerek şikâyet ediyor.
O, sizin paranız değil. Siz onu hak edecek hiçbir şeyi yapmadınız. Arkadaşlar, yani o tanıdığım yıllardır bunu yapıyor ama hayatında çok şeyi değiştirebilecekken hiç değiştirmeye çalışmıyor. Gerçekten daha fazla para kazanmak için önünde fırsatlar varken hiçbir şey yapmıyor.
Yaptığı tek şey, sakin, sessiz bir şekilde hayatını yaşamak, hiç çaba harcamamak ve ondan sonra kupon oynamak. Bir tek o umutla devam ediyor hayatına. Giderek yaşlandı ve sadece kupon oynuyor. Hiçbir şey yapmıyor.
Belki bazılarınız daha çok şey yapıyorsunuz. Belki bazılarınız bir yandan çalışıyor, bir yandan ekmek parasını kazanıyor ama yine de bu kuponları oynuyor. Bu yarışlara katılıyor ve ayırmaları gereken parayı, zamanı bunlara ayırıyorlar.
Burada bir sorun var. Hem açgözlülükle ilgili bir sorun var hem de ailenizle karşı göstermeniz gereken sorumluluğu göstermemiş olmanızla ilgili bir sorun var.
Bir başka ayete bakacağız. Luka 12. bölümde, 15. ayete bakacağız. Şöyle diyor ayette:
“Dikkatli olun.” İsa konuşuyor burada. “Dikkatli olun.” dedi. “Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı malının çokluğuna bağlı değildir.”
İnsanın çoğunluğu, yani insanın malının çokluğu, onun hayatını belirleyecek şey değildir. Yaşamı sağlayan, yaşamı veren Tanrı’nın kendisidir. Ve Tanrı’nın verdiği yaşamı, Tanrı’yla ilişki içerisinde geliştirebilirsiniz.
Sizin yaşamınız, sahip olduğunuz şeylerle ölçülmüyor. Sizin yaşamınız, çevrenizdeki zenginlikle ölçülüyor. Paranızdaki zenginlikle değil, ailenizle, ailenizdeki insanların esenliğiyle, sağlığıyla, onlarla ilişkinizle ölçülüyor. Arkadaşlarınızla olan ilişkinizle ölçülüyor. Akrabalarınızla olan ilişkinizle ölçülüyor.
Ve bunların en tepesinde, en önemlisi Tanrı’yla olan ilişkinizle ölçülüyor.
Tanrı’yla olan ilişkiniz nasıl? Herhangi bir ilişkiniz var mı? O şans oyunlarını oynamak için kullandığınız zamanı Tanrı’ya dua etmek, Tanrı’yla konuşmak için harcıyor musunuz? Tanrı, uzakta bir yaratık, bir varlık değil. Tanrı, bütün yaratıkların üzerinde, her şeyi yaratandır. Her şeye kadir olandır.
Ve bu her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten Tanrı, sizinle ilişki kurmak istemekte; sizin hayatınıza dokunmak, hayatınızdaki karanlığı, eksikliği, yoksulluğu tamamıyla ortadan kaldırarak size bereket getirmek istemektedir.
İnsanın yaşamı, malıyla, cebindeki parasıyla ya da ileride kumardan kazanacağı parayla bağlı değildir. İnsanın yaşamı, Tanrı’yla olan ilişkisine bağlıdır.
Yuhanna 10. bölüm, 10. ayette İsa Mesih:
“Ben insanlara bol yaşam vermeye geldim.” dedi.
Hayatınızı İsa Mesih’e verirseniz bol yaşama sahip olursunuz. Onunla yaşarsınız. Ama eğer İsa Mesih yoksa hayatınızda, siz küçük şeylerde, küçük kaçamaklarda, Tanrı’dan uzak, yabancı, karanlıkta, çözümü arka sokaklarda arayan biri olursunuz.
Hayatın arka sokaklarında dolaşmayın. Tanrı’yla ilişki içerisinde ana yoldan gidin. Tanrı’nın sizi yarattığı, istediği, sizin olmanızı ve yürümenizi istediği yoldan gidin. O zaman hayatınız gerçekten değişecektir.
Tanrı’yı hayatınıza alabilirsiniz. Peki, yaşamanızı nasıl değiştireceğinize gelince… Aslında kendi başınıza, kendi gücünüze dayanarak yaşamınızı değiştirmeniz pek mümkün değil. Yardımı Tanrı’dan istemelisiniz. Tanrı’ya, “Bana gel, yardım et!” demelisiniz.
Bunun gerçekleşebilmesi için İsa Mesih yeryüzüne geldi. İsa Mesih, insanların arasında dolaştı ve hiç günah işlemedi. O, günah işlemediği için biz günahkârlara yardım edebilir. Size yardım edebilir.
O, çarmıhta öldü; sizin günahlarınız için. Sizin kumara harcadığınız zamanın, kumara sapladığınız zamanın ve paranın günahının bedelini ödemek için çarmıhta öldü.
Eğer, “Zayıfım, kumardan kurtulamıyorum, çarem yok.” diyorsanız, size bir ayet okuyayım.
Matta 8. bölümde, daha eski peygamberlerden alınan bir söz, İsa Mesih’i işaret ediyor. Matta 8. bölümde diyor ki:
“Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: Zayıflıklarımızı O kaldırdı, hastalıklarımızı O üstlendi.”
Eğer bir zayıflığınız varsa, kumara karşı hayatınızı İsa Mesih’e teslim edin. Günahlarınızı İsa Mesih’e teslim edin.
O, günahlarınızı bağışlatacak olan kurbandır. “Tamam, günahlarımızı bağışlattık, günahlarımızı teslim ettik. Sonra ne olacak?” demeyin.
Çünkü İsa Mesih, ölü olarak kalmadı. Üçüncü gün ölümden dirildi. Kendisinde sonsuz hayat var. Ve eğer siz O’na iman ederseniz, o sonsuz hayat sizde de olacak.
İsa Mesih, sizin bol yaşama kavuşmanızı istiyor. Belki bu bol yaşama kavuştuğunuzda hemen bol paraya kavuşmayacaksınız. Ama mutlu, esenlikli, barış içerisinde yaşayacaksınız. Evinizde huzurunuz olacak.
Zayıflıklarınızı İsa Mesih’e verin. Bunun için benimle beraber dua eder misiniz?
Eğer söylediğim sözler size uygun gelecekse tekrar edin benim arkamdan ve birlikte dua edelim. Hayatınızı İsa Mesih’e verin. Kumardan, kötü alışkanlıklardan kurtulmak için. Hadi birlikte dua edelim:
Ya Rab İsa,
Ben günahkârım. Şans oyunlarına, kumara ya da başka kötü alışkanlıklara bağlandım. Bu bağımlılıktan beni kurtar. Aileme ait olanı onlardan çalmak istemiyorum.
Rabbim, evimde esenlik, huzur olsun istiyorum. Zayıfım ama zayıflıklarımızı Sen kaldırdın. Çarmıhta benim için öldün. Bana bol yaşam vermek üzere ölümden dirildin.
Benim günahlarımı bağışla. Benim efendim, hayatımın sahibi ol. Kutsal Ruhunu bana gönder ki doğru yaşayayım. Bana yol göster. Güç ver. Amin.
Evet, eğer gerçekten bu duayı ettiyseniz, Tanrı ile ilişkinizi sürdürmeye devam edin. Onu hayatınıza aldınız ve siz artık O’nun yardımını alabilirsiniz.
O size uyarılar gönderdiğinde, O’nu dinleyin. Yanlış yaptığınızı fark ettiğinizde, o yanlıştan geri dönün. Tanrı’nın eli sizin hayatınızdadır.
Sizi korur, sizinle ilişki içerisindedir. Bunun farkına varın ve öyle yürüyün. Eğer hayatınızda herhangi bir noktada zorlanıyorsanız, size dua etmemiz veya sorunlarınıza dua ile destek olabilmemiz için bize yazın.
Eğer başka sorularınız varsa, onları da sorabilirsiniz ve o soruları da cevaplamaya çalışacağız.
Tanrı’nın esenliğinin sizin hayatınıza görünmesini istiyoruz. Kumardan, acıdan, üzüntüden uzak olmanızı istiyoruz.
