TEMBELLİK ve ÇALIŞKANLIK

Türkiye’nin en kuzeydoğusunda, Karadeniz’in en doğusunda, Sarp’tayız. Biraz ilerisi Gürcistan. Ve Gürcü halkıyla Türk halkının arasındaki sınır var. Genellikle Gürcistan’dan buraya insanlar 1990’lı yılların başlarında çok sık geldiler ve birçok insan buraya yerleşti. Ekonomik sıkıntılardı onları sınırları aşıp buraya getiren. İnsanlar bazen savaşlar, bazen de ekonomik sıkıntılar yüzünden sınırları aşarak yaşamadıkları, kendilerine ait olmayan ülkelerde yer bulmak, iş bulmak, hayat bulmak zorunda kalıyorlar.

İnsanlar başka ülkelere gittiklerinde, farklı kültürlerle karşılaştıklarında, ilk önce onların düşmanlıklarını çekiyor. Belki bazı insanlar için yeni kişiler oluyorlar ama… Ama kimse onlarla ekmeğini, aşını, evini paylaşmak istemiyor. Farklı kültürlerden gelen insanlarla ilişki kurmak genellikle zor oluyor. Kültürler bir araya geldiklerinde çatışma ortaya çıkıyor.

Kutsal kitap, “Komşunu sev.” diyor. Ama bu dünya, “Hayatını koru, mücadele et, insanlarla kavga et.” mesajını veriyor. Aslında komşumuzu daha çok sevsek ve komşumuzdan nefret etmeyi ortadan kaldırsak, dünya daha esenlikli, daha barış dolu bir yer haline gelecek.

Sizin hayatınızda farklı kültürlerden gelen insanlara yer açıyor musunuz? Onlarla ilişki kurmak için fırsat yaratıyor musunuz? Eğer öyleyse başarılısınız demektir. Tanrı’nın sizin hayatınız için istediği çeşitliliğe siz de fırsat veriyorsunuz demektir.

Nereye gitsem kahveler tıklım tıklım dolu. Yani yalnızca Karadeniz’de değil, Türkiye’nin her yerinde kahvehane kültürü var. İnsanlar, özellikle erkekler, kahvelere gidiyor. Şimdi büyük şehirlerde, özellikle üniversitelerin yakınlarında, kızların da gittiği kahveler var. Ama çoğunlukla Türkiye’de erkekler kahveye giderler ve zamanlarının önemli bir kısmını kahvehanede geçirirler.

Kahveler tıka basa dolu. Bu durum biraz da işsizlik oranının artmasıyla alakalı. Belli bir yaşın üstüne gelen insanlar genellikle işsiz oluyorlar. Gençler, okuldan yeni mezun olanlar ya da hayata yeni atılanlar da önemli bir sayıda işsiz bulunuyor.

Neden insanlar kahveye gidiyorlar? Ben de zamanında kahveye gittim aslında. Hem lisedeyken hem de üniversiteye gittiğimde kahvede epey zaman harcadım. Üniversiteden sonra da kahveye gittiğim dönemler oldu. Neden insanlar kahveye gidiyorlar? Birincisi, arkadaşlarla vakit geçirmek ve sohbet etmek için. Ama oyunlar da oynanıyor. Kâğıt oyunları ve okey oynuyor insanlar. Bir şekilde iskambil kâğıtlarıyla ya da okey taşlarını bir yerden alıp öbür yere atarak vakitlerini geçiriyorlar. Saatlerce vakit harcanıyor.

Aslında üniversitenin birinci sınıfında okuduğum bir yıl boyunca önemli bir süreyi kahvelerde yedim bitirdim. Ve bu, sonuçta size bir şey kazandırmıyor. Bir sürü şey yapabilme ihtimalinizi ortadan kaldırıyor. Şimdi hayatımın en yoğun zamanlarından birindeyim ve kendime sık sık kızıyorum.

“Keşke o zamanlarda, eskilerde bu kadar çok zamanımı boşa harcamasaydım. Kendimi geliştirecek bir sürü şey yapsaydım.”

Hep derler ya, “Şimdiki aklım olsaydı şöyle şöyle yapmazdım.” diye. Ben de, kusura bakmayın ama, sık sık söylüyorum aynı şeyi kendime: “Şimdiki aklım olsaydı, eskiden yaptığım şeyleri böyle yapmazdım. Şimdiki aklım olsaydı, kahvede geçirdiğim zamanları geçirmezdim.”

Yapılacak Çok Şey Var
Yapılacak çok şey var. Şimdi zaman yetmiyor bana ama hem beden yorgun, eskisi kadar genç değilim. Zihnim eskisi kadar kıvrak değil, öğrenmekte eskisi kadar hızlı değilim. En güzel zamanları kahveyle geçirdik. Ve zaman ilerledikçe kahve alışkanlığı başladı mı insanda, o alışkanlık devam ediyor ve orada hayatını sürdürüyor insan bir şekilde. Zamanın nasıl hızla akıp gittiğinin asla farkına varamıyor.

Kafa dağıtmak için gidiyoruz, zihnimizi boşaltmak için gidiyoruz. Yapacak işimiz yok zaten. O yüzden biz de evde hanımın ayağına bağ olmamak, ortalıkta gereksiz yere dolaşmamak için kahveye gidiyoruz. Bunlar bahaneler. Eğer bir şey yapmak istiyorsanız, kendinize bulacağınız bahane çok… Yani kahveye gitmek için insanların söyleyebileceği birçok şey var. Birkaç tanesini ben saydım. Arkadaşlarımın bazılarının da bunların benzerlerini söylediklerini biliyorum.

Ama kahvede geçirdiğiniz zaman hoş olabilir; arada sırada insanların kahveye gitmesine çok da karşı değilim. Fakat hayatını insanlar orada geçirmeye başlayınca, evde geçirdiği zamandan daha çoğunu kahvede geçirmeye başlayınca bir sorun oluyor. Bir tür bağımlılık gelişiyor ve aslında insanların yapabileceği, üretebileceği bir sürü şeyi yapamadıklarını görüyoruz.

Yani diyeceksiniz ki, işimiz gücümüz yok, kahvede vakit geçiriyoruz. Ama… İşiniz gücünüz olmasa da kendinize işler yaratabilecek durumdasınız. Kahvede vakit geçireceğinize aslında evinizde yapılması gereken ufak tefek işler vardır. Mesela bir çivinin çakılması, bir duvarın boyanması… Belki de yeni alışkanlıklar edinmek gerekir. Evde bazı işlerin nasıl paylaşılabileceğini öğrenebilirsiniz.

Yani… Karınızla, kocanızla ilişkileriniz nasıl bilmiyorum ama o ilişkileri geliştirmek için ekstra bir zaman ayırabilirsiniz. Genellikle biz Türk erkekleri evde vakit geçirmektense kendimizi can havliyle dışarıya atıyoruz. Çünkü çok ilişkisel değiliz. Daha fazla sormak istemiyoruz. Tembellik ettiğimizi de kabul etmek istemeyiz.

Yani tembellik ettiğimizi kabul etsek aslında ondan vazgeçmemiz gerekebileceği için, “Yok ya, biz kahvede tembellik etmiyoruz. Arkadaşlarla konuşuyoruz.” diyoruz. “Boş, gereksiz işlerle uğraşıyoruz evde. Yani onları yapacağıma kahveye gideriz, bir iki çift laf ederiz, birazcık oyun oynarız ve vaktimiz geçer.”

Dünyanın en önemli sorunları kahvede çözülüyor! Yani dünyanın bundan haberi yok çünkü kimseye bir faydası olduğu da yok. Ama orada politikayla ilgili şeyleri tartışırız. İşte futbolla ilgili şeyleri tartışırız. Ülkenin ekonomisini tartışırız. Aklınıza gelen hemen her şey tartışılır.

Ama gerçek kişinin kendi ailesinin hayatına ilişkin şeyleri kahvede tartışmayız. Hem ayıptır hem de bizim mahremimize özeldir. Fakat orada tartıştığımız şeylerin büyük bir çoğunluğunun, bizim hayatımızda pratik olarak hiçbir anlamı olmuyor. Saatler kahvede geçer ama onun yerine karımızla bir yarım saat, bir saat daha geçirmemiz gerektiğini düşünmeyiz.

Yani tembellik yaptığımızı sanmayız kahveye gittiğimizde. Ama aslında… Ciddi bir sorun vardır. Yapılacak işlerimiz vardır. Yapabileceğimiz şeyler vardır ama onları yapmayız. Evin ihtiyaçlarına bakmayız.

Yani ben de kabul ediyorum, evde sürekli iş yapan biri değilim. Benim elimden her iş gelmez. Ama zamanımı kahvede de geçirmiyorum. Yaptığım çok fazla şeyler var. Sizin de yapabileceğiniz çok şey var.

Onları yapamıyorsanız, evde mutlaka yapacağınız şeyler vardır. Aynı zamanda sizin başka neler yapabileceğinizi de öğrenebilirsiniz. Kendinizi geliştirebilirsiniz. Öğrenmek için hiçbir yaş geç değildir. Çalışmak için hiçbir yaş geç değildir.

Yani kimse size maaş vermiyorsa, maaşlı bir iş bulamıyorsanız… Yine de vaktinizi kahveyle geçirmek zorunda değilsiniz. Bir şey yapabilirsiniz. Bahçeniz varsa bahçede uğraşabilirsiniz. Kendi bahçeniz yoksa, evinizin sorunlarıyla uğraşıp her şeyi çözdüyseniz, başka bir alanda evinizle ilgili şeyler yapabilirsiniz. Balkonda iş yapabilirsiniz. Balkonda tahta çakabilirsiniz.

Hepimizin gidebildiği, kaçabildiği bazı yerler vardır. Ailemize, akrabalarımıza ait olan yerler… O yerlere kaçıp aslında sandalye, masa gibi şeyler yapabilirsiniz. Bunlar aklıma gelen şeyler. Ama siz ne yapabileceğinizi benden daha iyi biliyorsunuz. Kahvede oturup vakit geçirmektense ne yapabileceğinizi benden daha iyi biliyorsunuz.

Bazen yapılması gereken işleri de zamanında yapmayız. “Yani ben bugün kahveye gideyim, sonra uygun bir zamanda yaparım.” deriz. O uygun zaman hiç gelmez hayatımızda ve zaman akıp geçer kahvede.

Aslında bir ayet okuyalım hadi. Süleyman’ın Özdeyişleri bu. Kral Süleyman, Davut’un oğlu. Yüzyıllar, bin yıllar öncesinden bize bakın nasıl sesleniyor:

Eğer bir işi zamanında yapmanız gerekiyorsa, “Yaparız nasılsa.” diyorsanız, aslında hasat zamanı o işten yarar sağlamayı umduğunuzda hiçbir yarar sağlayamazsınız. Çünkü vaktinizi gereksiz yerlerde, gereksiz işlerde heba etmişsinizdir.

Eğlenmek, arkadaşlarla vakit geçirmek iyidir. Benim arkadaşlarımla buluşabildiğim tek yerdi kahve. O yüzden kahveye gidiyordum. Arkadaşlarla oturuyorduk. Okey oynuyorduk. İşte, Anastra diye bir oyun var, onu oynuyorduk. 51 oynuyorduk. King oynuyorduk. Bridge oynuyorduk. Oyunların sayısı ve adı bitmiyor. Her cins oyunu oynuyorduk.

Onlarla buluşmak ve vakit harcamak iyidir. Arkadaşlarınızın olması iyidir. Ama daha iyisi, sorumluluklarınızı yerine getirmektir. Siz hayata ilişkin, ailenize ilişkin sorumluluklarınızı yerine getiriyorsanız, bu yapacağınız her şeyden iyidir.

Evde yiyecek yoksa, o yiyeceği bulmak sizin işinizdir. Yiyeceği bulmak için çalışmak gerekir. Sizin işiniz yoksa başka bir yer bulun. İnsanlara sık sık söylüyorum: Bir şey yapamıyorsanız limon satın.

Hep böyle söylenir. Limon satmak bile zor şimdi, kabul ediyorum. Eğer bir pazara gidip limon satmaya kalksanız bir sürü problemle karşılaşırsınız. Zabıtalardan tutun, başka limon satanlara kadar birçok sıkıntınız olur.

Ama çözüm yolları aramak gerekir. Hayatınıza ilişkin bir şeyler bulmak gerekir. Onun için de en önemli gayreti siz göstereceksiniz.

Evinizdeki yükler sizin değil, eşinizin üzerindeyse, o zaman sizin yapmanız gereken şeyler var. Bir başka ayete bakalım. Süleyman’ın Özdeyişleri 22. bölüm, 13. ayet diyor ki:

“Tembel der ki: ‘Dışarıda aslan var, sokağa çıksam beni parçalar.’ “

Tembel çünkü bahaneler üretir. Gerçek olmasa bile bahaneler üretir. Eğer içinde, “Nasıl yararlı olayım, nasıl verimli olayım?” diye bir düşünce yoksa, dışarı çıkmamak için bahane üretir. Kahveden dışarıya çıkmamak için de bahane üretir.

“Ya, gideceğiz uğraşacağız da neye yarayacak? Hiçbir şey yok.” der.

“Dışarıda aslan var.” diyor adam. Bahaneyi abartarak aslında hepimizin yaptığı bahaneleri gözler önüne seriyor Tanrı’nın sözünde.

Sizin kahveye gitme bahaneniz ne? Sizin evinizde daha yararlı, daha verimli olmamak için bulduğunuz bahaneler ne?

O Bahanelerden Vazgeçmenin Zamanı Gelmedi mi?
O bahanelerden vazgeçmenin zamanı gelmedi mi? Kendi ailenize daha yararlı olmak için göstereceğiniz çabanın zamanı gelmedi mi? Bu soruyu kendinize sık sık sorun.

Tembellik… Kusura bakmayın. Tembellik bizde bazen yanlış durumlara yol açmak için ortam sağlar. Bizi utanç verici durumlara düşürür. Onunla ilgili de bir ayet var. Süleyman’ın Özdeyişleri’nde yine, 10. bölümde bakın ne diyor:

  1. bölüm, 4. ve 5. ayetler:
    “Tembellik insanı yoksullaştırır. Çalışkan el zengin eder. Aklı başında evlat, ürünü yazın toplar. Hasatta uyuyansa ailesinin yüz karasıdır.”

Şimdilerde öyle zenginleşmek kolay değil. Eskiden insanlar el emeklerini kullanarak para bulabiliyorlardı. Daha verimli, daha yararlı işler yapabilmek için ellerinde para oluyordu. Çalışıyorlar, çabalıyorlar; tarlada çalışıyorlar ya da bir esnaf olarak, bir zanaatkâr olarak çalışıyorlardı. Marangoz oluyorlar, çay topluyorlar, fındık topluyorlar, fındık kabuklarını ayıklayıp bir şey yapıyorlardı. İnsanlar sürekli bir şeyler yapabilmek çabası içerisindeydi ve bunlar işe yarıyordu.

Ama artık o kadar kolay değil. Tabii sanayileşmeyle beraber, sıradan insanların çabucak zenginleşmesi mümkün değil. Ama eğer çalışırsanız, yine de belli bir refaha ermeniz mümkün. Şu an içinde bulunduğunuz durumdan daha iyi bir duruma gitmeniz mümkün.

Biz, eğer çalışmazsak, utanç verici bir duruma düşüyoruz. O utanç verici duruma düşmemek için daha gayretli olmamız lazım. Eğer çalışmazsak, sorumluluklarımızı yerine getirmiyoruz.

Sorumluluklarımız Nelerdir?
Kime karşı sorumluluğumuz var? Önce ailemize karşı sorumluluğumuz var. Ailemizin içerisindeki insanlara karşı sorumluluğumuz var.

Çalışmadığı için ailesinin borcunu ödeyemeyen, elektrik faturasını, telefon faturasını ödeyemeyen insanlar gördüm. O yüzden çoluğu çocuğuyla büyük sıkıntıların içerisine düşüyor.

Neden? Çünkü ya maaşı beğenmiyor ya işi beğenmiyor ya da daha iyi işlere layık olduğunu düşünüyor. “Öyle işlerde çalışmazmış.” diyor.

Ama bu, sorumluluklarını yerine getirmemesi anlamına geliyor. Eğer bir ailesi varsa, o aileye karşı sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır insan. Çevresindeki insanlara karşı da sorumluluğu var.

Yalnızca yakın çevremizdeki aileye değil, ilişki içerisinde olduğumuz insanlara karşı da sorumluluklarımız var. Toplumun içerisinde biz bir yer kaplıyoruz. Başka insanlara karşı doğru davranarak, onların da hayatlarında olumlu etkiler yapma sorumluluğumuz var.

Vatan, Millet Nutukları ve Gerçekler
Yeri geldiğinde… Vatan, millet hakkında bir sürü nutuklar atarız. Ama iş bize gelince, vatan için, millet için, çevremiz için bir şey yapmaya davranmayız.

İnsanlar kahvede otururlar ama mesela deniz kıyısında oturduklarında, çöp toplamak kimsenin aklına gelmez. Kahvede oturduklarında ceplerinden para harcadıkları için zarar vermektedirler. Ama deniz kıyısında oturup çöp toplasalar, topluma ve çevreye daha fazla katkıda bulunurlar.

Bir Örnek
Demiyorum ki: “Hadi kalkın, siz çöp toplayın.” Ama basit bir örnek verdim. Sırf onu yapsanız bile bir faydası var.

Ama onun yerine okey taşlarını alıp kenara atıyoruz. Okey taşlarını alıp kenara atıyoruz. Hayatımızı alıp bir kenara atıyoruz. Bizim hayatımızın anlamlı olmasını engelliyoruz.

Hayatımıza Anlam Katmak
Bütün dünya içerisinde benim yerim nedir diye düşünebilirsiniz. Ama o yeri kazanmak sizin elinizde. Siz çalışarak, gayret ederek, belki basit şeyler yaparak, küçük şeyler yaparak değiştirebilirsiniz.

Benim arkadaşlarım var…

Gerçekten Az Önce O Deniz Kıyısını Temizlemek Örneğini Benim Arkadaşlarım Yaptılar

Gerçekten az önce o deniz kıyısını temizleme örneğini benim arkadaşlarım gerçekleştirdiler. İnsanlar… Şehirlerinden ya da köylerinden yabancı birilerinin gelip onların sokaklarını temizlemesini, çöplerini toplamasını yadırgıyorlar. Bir iki yerde yerli insanlar da, yani o köylü insanlar da, bizim çöpleri temizlememize katıldılar.

Tabii ki ertesi gün bunu unutmuşlardır. Tabii ki daha sonra tekrarlamamışlardır. Ama böyle örneklerle hayatı değiştirebileceğimizin farkına varabiliriz. Çevremizi, ailemizi ve sorumluluklarımızı daha iyi fark edebiliriz.

Sorumluluklarımız Var
Bizim borcumuz olan insanlara karşı sorumluluklarımız var. Herkesin para ihtiyacı var. Eğer birilerine borcumuz varsa, o borcu ödemek için çalışıyor olmamız, bir şeyler yapıyor olmamız lazım. Emekle, gayretle hareket etmeliyiz.

Bir Ayet: Tembellerin Tatmin Olmayışı
Bir başka ayete bakalım:

Süleyman’ın Özdeyişleri 13. bölüm, 4. ayet:
Tembel, canının çektiğini elde edemez. Çalışkanın istekleri ise tümüyle yerine gelir.

Yani her çalışkanın isteği tam olarak yerine gelmiyor ama şundan emin olabilirsiniz: Tembeller, istediklerini asla elde edemezler. Elde edebilmek için hayatın değişmesi lazım. Tembeller asla bir yere varamazlar.

Bir Yere Varabilmek İçin Yola Çıkmak Gerek
Bir yere varabilmek için yola çıkmak gerek. Ama insanlar, “Yahu ne yola çıkacaksın? Ben kahveye gideyim.” diyor. O yüzden hiçbir yere gidemiyorlar; oldukları yerde kalıyorlar.

Ne Yapmak Lazım?
Aslında yapılacak şey çok da zor değil. İlk önce sorumluluğu almak lazım:

  • Evet, ben hatalıyım.
  • Ben çok çalışkan biri değilim.
  • Zamanımı kahvede ya da başka şeylerde harcıyorum.

İlla kahvede olması da gerekmiyor. Bazıları internette saatlerini, günlerini, aylarını, hatta yıllarını harcıyorlar. İnsanlar sürekli internette oyun oynayarak ya da sosyal medyada vakit geçiriyorlar.

Sorumluluğu Alın ve Değişin
Sorumluluğu alın:

  • “Ben yanlış yapıyorum.” deyin.
  • “Tanrım, beni değiştir.” deyin.

Buna tövbe diyoruz. Tövbe edin. Tanrı’nın hayatınızda etkin olmasını isteyin.

Değişime Nasıl Başlamalı?
Değişmek istediğinizi söyleyin:

  • “Yaptığım şey hatalı. Sen bundan hoşnut değilsin, Tanrım. Beni değiştir.” deyin.
  • Ve işe başlayın.

Küçük Adımlarla Başlayın
Gücünüzün sınırları olabilir ama küçük şeyler yaparak başlayın. Size hemen gidip kocaman bir apartman dikin demiyorum. Ama ufak şeyler yapın:

  • Tamir edilecek işleri yapmaya başlayın.
  • Bir sandalye yapın.
  • Bozuk eşyaları temizleyin, düzenleyin.
  • Eşinize evin temizliğinde yardım edin.

Ufak şeylerle başlayın. Yaptığınız şeyin olumlu sonuçlarını gördükçe devam edeceksiniz. Ve kendi sınırlarınızı, yeteneklerinizi daha iyi fark edeceksiniz.

Yeteneklerinizi Keşfedin
Şu anda birçoğunuz yeteneğinizin ne olduğunu bile bilmiyorsunuz. Ama Tanrı’nın size verdiği armağanlar ve yetenekler var. Onları kullanmalısınız.

Tanrı’dan Yardım İsteyin
En önemlisi, Tanrı’dan yardım isteyin. Onunla konuşun, ona yüreğinizi açın. Eğer Tanrı’dan yardım isterseniz, Tanrı size mutlaka yardım edecektir.

Üç Adımda Değişim

  1. Tövbe Edin:
    • “Tanrım, ben hata yaptım. Hatalıyım ve artık bu hatalı şekilde devam etmek istemiyorum. Bana yardım et.” deyin.
  2. İşe Başlayın:
    • Ufak şeyler yaparak başlayın.
  3. Tanrı’dan Yardım İsteyin:
    • Onun size yol göstermesini isteyin.

Şimdi Dua Edelim
Aslında isterseniz şimdi hemen dua ederek Tanrı’dan yardım isteyelim. Ne dersiniz?

Dua:
“Yarabbi, senden yardım istiyorum. Ben hatalı olduğumu biliyorum…”

Çok çalışkan değilim, tembellik ediyorum. Bana yardım et. Beni değiştir. Beni günahlarımdan arındır. İsa, sen benim günahlarım için öldün. Bana hayat vermek üzere, bol hayat vermek üzere ölümden dirildin. Şimdi gel, ruhunla bana yardım et. Yol göster. Doğru davranayım. Çalışkan olayım. Hayatımdaki günahlardan adım adım kurtulayım. Tembellikten adım adım kurtulayım. Sen bana yardım et. Hayatım senin ellerindedir. Amin.

Evet, bu duayı ettiyseniz, hayatınız için ciddi bir adım attınız demektir. Yeter ki bu adımda durmayın. Bir adım attınız ama orada kalmayın. İlerlemeye devam edin. Tanrı’ya doğru ilerlemeye devam edin. Ailenize yardım etmek için ilerlemeye devam edin. Siz ilerlemeye devam ettikçe, hayatınız değişecek. Çevrenizdeki insanların hayatı değişecek.

Tanrı, bizim birlikte yaşamamızı, birbirimizi sevmemizi ve birlikte birbirimizin yararı için emek vermemizi istiyor. Siz de çevrenizdeki insanlarla aynı kardeşlik sevgisini kurun. Çevrenizdeki düşmanların sayısının her geçen gün azalmasını dilerim.