
Bizim ülkemiz ilginç bir yer. Ülkenin her yerinde bütün insanların uzman olduğu iki konu var. Herkes bu konular hakkında her şeyi bilir. Birincisi politika. Politika konusunda Türkiye’de herkes uzmandır ve herkesin bir fikri vardır. Son derece politik bir toplumuz; ülkenin her yerindeki her olay hakkında mutlaka kesin fikirleri olan insanlarımız vardır.
İkinci önemli konu ise futbol. Futbol konusunda da bütün Türkiye’de herkesin bildiği şeyler vardır. Antrenörlerin neleri yanlış yaptığını, neleri doğru yapacaklarını ve eğer doğru taktikleri uygulasalar nasıl başarılı olabileceklerini herkes bilir. İnsanlar doğru taktikleri bildiklerini düşünürler. Saatlerce televizyonlarda maçları tartışırlar ya da kahvehanelerde bu konular üzerine konuşurlar. Önemli maçlardan sonra insanlar birbirleriyle kavga edecek kadar oyunun içine girerler. Kavga edenleri, sokaklarda futbol yüzünden tartışanları görmek mümkündür.
Bugün politikadan bahsedeceğiz ama güncel politikadan değil; yani çeşitli konularda hangi kararların daha iyi olacağını tartışmayacağız. Bugün konuşacağımız temel konu, Tanrı’nın insanların politikacılara ve ülkeyi yönetenlere nasıl bakması gerektiği ve insanlardan neler istediğidir. İnsanların devletle ve yöneticilerle doğru şekilde ilişki kurması, onlara doğru şekilde davranması ve doğru bir tutum içinde bulunması gerekmektedir. Kutsal Kitap’ın bu konudaki bakış açısını ele alacağız ve aslında sizleri de bu bakış açısını benimsemeye davet edeceğim.
Tanrı’nın isteğine uygun yönetimler nasıldır acaba? Tanrı, yöneticilerin ülkelerini nasıl yönetmelerini ister? Yeremya Peygamber’in kitabında, 22. bölümde şöyle diyor:
Kralın sarayındaki kişilere Yeremya Peygamber’in konuşması için bir buyruk verildi. O da onlara şöyle diyecekti:
“Rabb’in sözünü dinleyin! Ey Davut’un tahtında oturan Yahuda kralı, görevlileri ve bu kapılardan giren halk! Rabb diyor ki: Adil ve doğru olanı yapın. Soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın. Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin. Şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kan dökmeyin.”
Bu sözler, hem o zaman hem de günümüz için son derece geçerlidir. Tanrı’nın sözü, geçmişte olduğu gibi bugün de insanların ihtiyaçlarına uygun bir bakış açısı sunmaktadır.
“Soyguna uğrayanı zorbanın elinden alın.”
Soygun, kişilerin mallarını koruyamadıkları ve başkalarının onları çaldığı durumlarda ortaya çıkar. Hem bireylerin malları çalınır hem de halkın malı gasp edilebilir. Devlet yöneticilerinin, bizzat bu tür işlerin içinde olmaması gerekir. Aksine, bu tür soygunları engelleyici bir tutum sergilemelidirler.
“Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin.”
Öksüzler ve dullar, hemen hemen her toplumda bakıma muhtaçtır ve devlet yöneticilerinin listesinde öncelikli bir yere sahip olmayabilirler. Bizim ülkemizde de öksüzlerin ve kimsesizlerin kaldığı yurtların durumu içler acısıdır. Son zamanlarda bazı düzelmeler görülse de bu gelişmeler henüz yeterli seviyede değildir. Çünkü devletin yalnızca maddi imkanlar sunması yeterli değildir; aynı zamanda, orada çalışan insanların eğitimlerinin ve merhametlerinin de yeterli olması gerekmektedir.
Tanrı, yöneticilerden adalet ve doğruluk ister. Ezilenleri korumalarını buyurur. Ancak, maalesef çoğu ülkede devletler ezilenleri korumak yerine yeni ezilenler yaratmaktadır. Yeni hükümetler gelir ve bu yeni hükümetler de yeni ezilenler üretir. Çoğu zaman, yöneticiler yalnızca kendi politikalarını destekleyen insanları korumaya çalışır. İşte bu yüzden Tanrı’nın yöneticilere söylediklerine dikkatle kulak vermek gerekir.
Peki ya devlet yöneticileri, Tanrı’nın buyruğuna aykırı şeyler isterlerse ne yapacağız? Tanrı’nın buyruğuna aykırı olanları kabul mü edeceğiz?
İncil’de, Elçilerin İşleri bölümünde bu konuya dair bir örnek bulunmaktadır. İsa Mesih göğe yükseldikten sonra öğrencileri, İsa’yla ilgili olarak halka konuşuyor ve müjdeyi duyuruyorlardı. Tanrı’nın yaptıklarını anlatıyorlardı. Ancak o dönemdeki devlet yöneticileri, İsa’nın öğrencilerinin (şakirtlerin) bu konuşmaları yapmasını yasaklamıştı.
Onlar ise şu cevabı verdiler:
Elçilerin İşleri 4:19-20
“Tanrı’nın önünde, Tanrı’nın sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur? Kendiniz karar verin!”
“Biz Gördüklerimizi ve İşittiklerimizi Anlatmadan Edemeyiz”
Evet, insanlar… İsa Mesih’le ve inancımızla ilgili olarak söylemek istediklerimizi yasaklayamazlar. Yani aslında yasaklayabilirler ama bu, bizim Tanrı’dan aldığımız buyruğu yerine getirmemizi engelleyemez. Tanrı, bizim gördüklerimizi, bildiklerimizi ve İsa Mesih’le ilgili bildiriyi işitmemizi ve anlatmamızı istiyor. Toplumdaki insanların bu konuda bilgi sahibi olmasını istiyor ve biz de bu konuda elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz.
Elçilerin İşleri 5. bölüm 29. ayette şöyle yazıyor:
“Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: İnsanlardan çok Tanrı’nın sözünü dinlemek gerekir.”
Elbette yöneticilerimizin sözünü dinleyeceğiz ve onlara itaat edeceğiz. Ancak en önemli, en yüksek yerde bulunan ve sözü dinlenmesi gereken kişi Tanrı’dır. Öncelikle Tanrı’nın sözünü dinlemeliyiz, sonra yöneticilerin sözünü. Ancak yöneticilerin sözleri Tanrı’nın sözünün önüne geçemez. Yine de yöneticilerin sözlerini dikkate almak ve onlara saygı göstermek gerekir.
Son yıllarda ülkemizde bir direniş ve mücadele kültürü gelişmeye başladı. Bazı gruplar hükümetle mücadele ediyor, bazı gruplar protestolar düzenliyor ve internette yoğun faaliyetler yürütülüyor. Hatta bazen hükümeti devirmeye teşebbüs eden insanların olduğu söyleniyor. Peki, Hristiyanların bu konudaki bakışı nedir? Biz hükümetle ilgili konularda nasıl davranmalıyız?
Bu sorunun cevabını anlamak için İsa Mesih’in davranışlarını örnek almalıyız. İsa Mesih yargılanırken şu olay gerçekleşti:
Başkâhin, İsa’ya:
“Hiç yanıt vermeyecek misin? Nedir bu insanların sana karşı ettiği tanıklıklar?”
diye sordu. Ancak İsa susmaya devam etti. Başkâhin ona,
“Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum. Söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih sen misin?”
dedi.
İsa ise şöyle yanıt verdi:
“Söylediğin gibidir. Üstelik size şunu söyleyeyim: Bundan sonra İnsanoğlu’nun, Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.”
Bunun üzerine başkâhin, giysilerini yırtarak:
“Tanrı’ya küfür etti!” dedi. “Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? İşte küfrü işittiniz! Buna ne diyorsunuz?”
Oradakiler, “Ölümü hak etti!” diye karşılık verdiler.
Bunun ardından İsa’nın yüzüne tükürüp onu yumruklamaya başladılar. Bazıları onu tokatlayarak alaycı bir şekilde:
“Ey Mesih! Peygamberliğini göster bakalım. Sana vuran kim?”
dediler.
İsa hiçbir şey yapmadı. O’nu yalan yere suçluyorlardı ama O sustu. Konuşmadı. O’nu dövdüler, işkence ettiler. Ellerini kelepçelediler, bağladılar. Tükürükle aşağıladılar, suratına tokatlar attılar. Ancak İsa tek bir yerde sesini yükseltti:
O’na gerçeği sordular:
“Sen Tanrı’nın Oğlu, yaşayan Mesih misin?”
İsa “Evet.” dedi.
Bunun üzerine hakaret etmeye ve suçlamaya devam ettiler. Ama İsa yine karşılık vermedi.
Bizler, devlet yöneticilerine karşı saldırgan bir tutum içinde olamayız. Yöneticiler yanlış bir şey yaptığında bunu söylemekten geri durmayız. Doğru yapmaları için onları teşvik ederiz. Onlara nasıl daha iyi yönetebilecekleri konusunda fikir vermeye gayret ederiz. Ama isyan etmek, kargaşa çıkarmak bizim işimiz değildir. Kavga etmek bizim yolumuz değildir.
Bakın, İncil’de Romalılara Mektup’ta şöyle yazmaktadır (Romalılar 13. bölüm):
“Herkes baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle yönetime karşı direnen, Tanrı’nın buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin? Öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrı’ya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan kork. Yönetim kılıcı boş yere taşımıyor. Kötülük yapanın üzerine Tanrı’nın gazabını salan öç alıcı olarak Tanrı’ya hizmet ediyor. Bunun için yalnızca Tanrı’nın gazabı nedeniyle değil, vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir. Vergi ödememizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler, Tanrı’nın bu amaç için gayretle çalışan hizmetkârlarıdır. Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.”
Burada birkaç önemli noktanın altını çizmek istiyorum. İlk olarak, “yönetime bağlı olun” ifadesi bize ağır gelebilir. Ancak bu ne anlama geliyor? Bizim açımızdan ne ifade ediyor?
İktidarı Devirmeye Çalışmak Doğru Değildir
Bütün yönetimler, doğru şeyleri yapmak için Tanrı tarafından gönderilmiştir. Dolayısıyla onları doğruyu yapmaya teşvik etmek gerekir. Hükümeti beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz. Zaten her hükümetin eleştirilecek yönleri vardır. Bazı hükümetlere tamamen karşı da olabilirsiniz. İnançlarınıza, fikirlerinize, dünya görüşünüze zıt olan yönetimler gelebilir. Ancak onlara karşı şiddet uygulamak, entrika geliştirmek, darbe yapmaya çalışmak doğru değildir.
Evet, hükümetler Tanrı’dan yetki almıştır, ama bu yetkiyi doğru şeyleri yapmak için almışlardır. Kötülük yapmak için yetkilendirilmemişlerdir. Bunun altını çizmek gerekir. Ahlaksızlık için hükümetler yetki almamıştır.
Dolayısıyla bir yönetim yanlış yaptığında, bu yanlışı ifade etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Ancak bu yükümlülük sadece sözlü ifade ile sınırlı kalmalıdır. Protesto edebiliriz, ama şiddet uygulamak bizim işimiz değildir.
Yönetimin Yetkisi ve Hesap Verebilirlik
İkinci önemli konu, yönetimin adaleti sağlamak için yetkili olmasıdır. Eğer yetkisini kötüye kullanırsa, zaten yasalar vardır. Geçmişte hata yapmış, suç işlemiş yöneticiler yargılanabilmiştir. Örneğin, yıllar önce darbe yapan yöneticiler bugün yargılanabiliyor. İnsanlar artık eskiden hata yapmış yöneticileri adalet önüne çıkarmakta bir engel görmüyor. Çünkü herkesin bir gün hesap vermesi gerekir.
Bu sadece insanlara karşı değil, en önemlisi Tanrı’ya karşı da hesap vermeleri gerekir. Çünkü onlar yetkiyi doğru şeyleri yapmak için almışlardır. Eğer adaletsiz bir yönetim sergiliyorlarsa, sadece halka değil, Tanrı’ya karşı da suçludurlar.
Hükümet İçin En Önemli Görevimiz: Dua
Eleştiri yapabiliriz, protesto edebiliriz ama bizim asıl görevimiz nedir biliyor musunuz? Hükümet için dua etmek.
Hükümetin doğru şeyler yapabilmesi için dua etmek bizim sorumluluğumuzdur. Çünkü onlar da nihayetinde insanlardır. Tanrı dualarımız aracılığıyla insanların yüreklerini değiştirebilir, zihinlerini açabilir, onları doğru yolda ilerlemeye teşvik edebilir.
Bu yüzden, hakkında dua etmediğiniz bir yönetimi protesto etmeniz adaletli bir tutum değildir. Eğer bir hükümetin değişmesini istiyorsak, ona karşı çıkmadan önce Tanrı’ya yönelmeliyiz. Önce dua etmeliyiz.
- Timoteus 2:1-2 açıkça şöyle söylüyor:
“Her şeyden önce şunu öğütlerim: Tanrı yoluna tam bir bağlılık ve ağırbaşlılık içinde, sakin ve huzurlu bir yaşam sürelim diye, krallarla bütün üst yöneticiler dahil, bütün insanlar için dilekler, dualar, yakarılar ve şükürler sunulsun.”
Bu Tanrı’nın sözüdür ve geçerlidir. Tanrı bizden yöneticilerimiz için dua etmemizi istiyor.
Tanrı bizden düşmanlarımız için bile dua etmemizi istiyor, öyle değil mi? O halde, yöneticilerimiz bizim düşmanlarımız değilse, onlar için dua etmek bizim önceliğimiz olmalıdır. Çünkü onlar halka hizmet etmekle yükümlü kişilerdir.
Üçüncü Nokta: Biz Görevimizi Yerine Getiriyor Muyuz?
Yönetim bizden adalet bekler, biz ise yönetimin adaletli olmasını isteriz. Ama burada kendimize şu soruyu sormalıyız: Biz kendi görevlerimizi yerine getiriyor muyuz?
Yöneticilere bağlı olacağız. Onların doğru davranmasını isteyeceğiz. Yönetimin adaleti sağlamak için yetkili olduğunu bileceğiz. Ama biz iyi bir yurttaş olarak üzerimize düşeni yapıyor muyuz?
- Topluma hizmet ediyor muyuz?
- Yöneticilerimiz için dua ediyor muyuz?
- Doğru bir tanıklık sergiliyor muyuz?
- Dürüst davranıyor muyuz?
- Vergimizi ödüyor muyuz?
Vergi sistemi adaletsiz olabilir. Evet, ticaret yapanlar için vergiler ağır olabilir. Benzinin üzerindeki vergi çok yüksek olabilir. Bunlar elbette eleştirilebilir. Ama yine de yasaların dışına çıkamayız.
Bazen vergimizi ödemekte zorlanabiliriz. Ama hamdolsun, bazen borç yapılandırmaları çıkıyor. O zamanlarda bu fırsatları değerlendirerek borçlarımızı ödemeye gayret etmeliyiz.
Vergi sistemini eleştirebiliriz ama sistemin içinde yaşadığımız gerçeğini değiştiremeyiz. O yüzden yasalar çerçevesinde elimizden geleni yapmalıyız.
Sonuç
Özetle, yönetimlerle ilgili tutumumuz şu şekilde olmalıdır:
- Şiddete başvurmamak, hükümeti devirmeye çalışmamak.
- Yöneticilerin yanlışlarını dile getirmek ama isyana teşvik etmemek.
- Adaletsizlik varsa, hukuki yollarla mücadele etmek.
- En önemli görevimiz olarak yöneticiler için dua etmek.
- Kendi sorumluluklarımızı yerine getirerek iyi bir vatandaş olmak.
Bunları yerine getirirsek, hem Tanrı’nın bizden istediği gibi yaşayabiliriz hem de toplumun içinde doğru bir tanıklık sergileyebiliriz.
Vandalizme Karşı Durmalıyız
Zaman zaman protesto gösterileri görüyoruz. Bunlar demokratik bir hak olarak kabul edilebilir ve buna kimsenin bir itirazı yoktur. Ancak bu gösteriler, çevredeki esnafın camlarının kırıldığı, bankaların yağmalanmaya çalışıldığı, ATM cihazlarının tahrip edildiği, otobüs duraklarının yıkıldığı bir hale dönüşüyorsa, işte bu vandalizmdir.
Bazı insanlar, sadece öfkelerini kusmak adına, şehirdeki çiçekleri söküyor, güzel olan şeylere bile zarar veriyor. Güzelliğe tahammülsüzlük, aslında içsel bir huzursuzluğun dışavurumudur. Bu tür şiddet gösterileri, Tanrı’nın bizden istediği şeylere uygun değildir.
Yöneticilere Saygı ve Onur Göstermek Gerekir
Günümüzde toplumda büyük bir saygı eksikliği var. Sürekli bir çatışma ortamı oluşturuluyor.
- Hükümetin taraftarları muhalefete hakaret ediyor.
- Muhalefette olanlar hükümeti aşağılıyor.
- İktidardakiler bazı kesimleri darbecilikle suçluyor.
- Muhalifler, hükümettekileri sivil darbecilikle suçluyor.
Sürekli suçlama, hakaret, kavga… Birbirimize saygıyı unuttuk. Oysa biz esenlikten, barıştan yanayız.
Hükümet olsun, muhalefet olsun, yöneticilere yaklaşımımızda saygılı bir dil kullanmalıyız. Küfür etmek, hakaret etmek, aşağılamak ne bize ne de topluma bir fayda sağlar.
Tanrı’nın bu konudaki sözlerini Kutsal Kitap’tan biliyoruz:
📖 Titus 3:1-2
“Yöneticilere ve yönetimlere bağlı olmalarını, söz dinlemelerini ve iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmalarını iman edenlere anımsat. Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Herkese her zaman yumuşak davransınlar.”
📖 Romalılar 13:7
“Onur hakkı olana onur, saygı hakkı olana saygı gösterin.”
Bize düşen, yöneticileri onurlandırmak, hakaret etmemek, yapıcı eleştirilerde bulunmaktır. Kim olursa olsun, ister hükümette ister muhalefette olsun, ister belediyede ister muhtarlıkta olsun, biz insan onuruna yakışır bir tutum sergilemeliyiz.
Aynı şekilde, yöneticilerin de insan onuruna yaraşır bir yönetim sergilemesini talep etmeliyiz. Ama bunu yaparken seviyeyi düşürmemeliyiz.
Türkiye’de Seviyesizlik ve Düşmanlık Artıyor
Bugün Türkiye’de sanki her şey çığırından çıkmış gibi.
- Seviyesizlik,
- Sevgisizlik,
- Düşmanlık,
- Sürekli kavga ve gerginlik…
En ufak bir konuda bile insanlar birbirine düşman gibi davranıyor. Küçük bir tartışma, büyük bir kavgaya dönüşebiliyor. Bizim Tanrımız barış Tanrısıdır!
Biz kavga çıkartanlardan, bölücülük yapanlardan olmayacağız. Tam tersine, Tanrı’nın bize verdiği esenliği, yüreğimizde taşıyarak insanlara örnek olacağız.
Ama bu esenliği dünyaya gösterebilmek için, önce kendi içimizde sahip olmalıyız.
Gerçek Esenlik İçin Tanrı’ya Sığınmalıyız
Ülkenizde barış, esenlik ve bereket olmasını istiyor musunuz? O zaman önce kendi yüreğinizde esenlik, sevinç ve bereket olmalıdır.
Eğer şimdiye kadar:
- Yöneticilerinize hakaret ettiyseniz,
- Ülkenize karşı kötü bir tutum sergilediyseniz,
- Görevlerinizi yerine getirmediyseniz,
- Hayatınızı düzensiz bir şekilde yaşadıysanız,
Artık bir karar vermeniz gerekiyor: Tanrı’ya sığınacak mısınız?
📌 Ekonomik zorluklar mı çekiyorsunuz?
📌 Hayatınızı düzene koyamıyor musunuz?
📌 Öfkenizin kaynağı nedir?
Bütün bu soruları İsa Mesih’e getirin. O, size yardım edecek!
İsa Mesih, tüm günahlarımızı ortadan kaldırmak için dünyaya geldi. O, sizin öfkenizi alıp yerine huzur koyabilir. Eğer İsa Mesih’e gerçekten izin verirseniz, hayatınız değişecektir.
📖 İsa Mesih, Çarmıh’ta sizin günahlarınız için öldü.
📖 Sonsuz hayat vermek ve size barış getirmek için dirildi.
O’na yönelirseniz, hayatınıza bereket gelecektir.
İsa Mesih’le Barışa Kavuşun
Eğer O’na iman ederseniz, hayatınızı O’na teslim ederseniz, kurtuluşa erişirsiniz. Kendi kişisel hayatınız için de, toplumsal barış için de İsa Mesih’e ihtiyacınız var.
Gerçek barış, sizin elinizde.
Tanrı’yla barışırsanız, insanlara da barıştan söz edebilirsiniz.
Birlikte Dua Edelim
Şimdi yüreğinizi İsa Mesih’e açmak ister misiniz? Eğer bunu istiyorsanız, benim sözlerimi tekrar edin:
🛐 Tanrım,
Yüreğime barış getir. Hükümete ya da başka insanlara kızıyorum, öfkeliyim. Ama biliyorum ki öfkem hiçbir şeyi çözmüyor.
Yarab, zorluklar içindeyim.
Ekonomik olarak, duygusal olarak mücadele ediyorum. Senin yardımına ihtiyacım var.
Ben günahkârım.
Bazen yanlış tepkiler veriyorum, öfkeleniyorum. Beni bağışla, Tanrım.
Biliyorum ki benim günahlarım için Çarmıh’ta öldün.
Bana sonsuz hayat vermek için ölümden dirildin.
Şimdi seni Rabbim ve Kurtarıcım olarak kabul ediyorum. Hayatıma gel ve beni değiştir.
Amin.
Esenliği Bekleyin
Eğer bu duayı içtenlikle ettiyseniz, artık hayatınıza esenliğin gelmesini bekleyebilirsiniz.
📖 Kutsal Kitap, İsa Mesih’ten “Esenlik Prensi” olarak söz eder.
O, sizin de hayatınızın Esenlik Prensi olsun.
Tanrı’nın esenliği sizinle olsun!
