YALAN

Merhaba. Hey gidi Karadeniz’in yeni bir bölümünde daha karşınızdayız. Trabzon’dayız. Trabzon’da, Çal Mağarası’ndayız. Çal Mağarası, Trabzon’un aslında en az bilinen ama en önemli yerlerinden biri. Dünyanın en uzun mağaraları arasında sayılıyor. Tam uzunluğunu bilemedim ama ansiklopedilerde, internette, dünyanın en uzun ikinci mağarası olduğunu yazanlar bile var. En uzun mağara Amerika’da, Kentucky’de bir mağara.

Bu mağara son birkaç yıl içerisinde faaliyete geçti. Dört yıl önce turizme açıldı, insanlar gelmeye başladı. Arkamızda turistleri görebiliyorsunuz, onların otobüslerini görebiliyorsunuz.

Mağaralar çok ilginç. Ben aslında mağaraların çok içine girmekten hoşlanmıyorum. Karanlık ve kapalı alanlar çok hoşuma giden yerler değil. Ama mağaraları insanların beyinlerine benzetiyorum. O beyinlerin karanlık taraflarına… Arının (ya da “zihnin”) derinliklerine indikçe bir sürü karanlık yanı görebiliyorsunuz. O karanlık yerlerde, beyinlerde bir sürü gizem, yalan yer almaktadır. Topluma, dünyaya, insanın kendisine, inancına ilişkin bir sürü yalan söylenmekte ve o beyinlerin karanlık yerlerinde varlıklarını sürdürmektedir.

Kutsal Kitap’ın yalanlar konusunda söylediklerine bakmak istiyoruz bugün. Acaba bizi hangi açılardan aydınlatacak ve yalanları nasıl ortaya çıkarıp temizleyebileceğiz?

Evet, Çal Mağarası’nın önünde Kutsal Kitap’a bakmaya başlıyoruz. Kutsal Kitap’ta, Tevrat’ın Levililer kısmında 19. bölüm, 11. ve 12. ayetlerde şöyle diyor:
“Çalmayacaksınız, hile yapmayacaksınız, birbirinize yalan söylemeyeceksiniz. Benim adımla yalan yere ant içmeyeceksiniz. Tanrınızın adını aşağılamış olursunuz. Rab benim.”

Hayatımızda yalanlar var. Birçok biçimde yalan söylüyoruz, aldatıyoruz insanları, hile yapıyoruz. Yalanın bütün çeşitleri insanlığın her yerinde görülüyor. Yalan, karşımızdaki insanları kandırmak, yanlış yönlendirmek için bulduğumuz bir gerekçe, söylenen bir söz ya da bir bahane olabilir.

Bütün yalanların, o yalanı söyleyen kişinin zihninde bir amaçla söylendiğini düşünebiliriz. Karşımızda bize yalan söyleyen insan da biz de yalan söylediğimizde bunu bir amaç uğruna yaparız. Karşımızdaki insanı aldatmak isteriz. “Aldatmak” size ağır bir sözmüş gibi gelebilir ama sonuçta karşımızdaki insanın yanlış bir fikre kapılmasını istiyoruzdur.

Yalan; doğru olmayan bir şeyi ifade etmektir. Gerçek dışı bir şeyi ifade etmek. Bazen bilinçli olarak uydurduğumuz, ortada olmayan bir şeyi söyleriz. Bazen gerçeği bilerek saptırabiliriz. Kasıtlı olarak, karşımızdakinin yanlış anlamasını sağlayacak şekilde yorumda bulunabiliriz. Bazen gerçekle yalanı karıştırarak doğru olmayan şeyler söyleriz. “Yarı gerçek” olur mu? İnsanları yanlış yönlendirebilir, onlara hatalı bilgiler verebiliriz. Aldatabiliriz. Onları, doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışabiliriz. İnsanlar da bizim sözlerimize inanarak yanlış bir yolda ilerleyebilirler.

Dediğim gibi, gerçekle yalanı birbirine karıştırmak çok sık görülen bir durumdur. Yarı gerçeklere inandırıyoruz.

Peki, bu yalanlar nereden geliyor? Yalanların kaynağı nedir? Şimdi bunun üzerine biraz düşünelim.

Kutsal Kitap, yalanın kaynağı olarak birkaç şey gösteriyor. Önce, Yuhanna 8. bölüm, 44. ayette şöyle diyor:
“İblistensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O, başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır.”

Yalanlar öncelikle Şeytan’dan kaynaklanır. O, yalanın babasıdır. Onda doğru hiçbir şey yoktur. İnsanları kandırmak için doğruymuş gibi görünen sözler söyler. İnsanların zihinlerinde sanki doğruymuş izlenimi veren sözlerle onları kandırır.

Dolayısıyla eğer biz yalan söylüyorsak, kendi isteklerimizi gerçek gibi gösterebiliriz ama aslında yaptığımız şey, yalan söylediğimiz kişiyle aramıza Şeytan’ın girmesine izin vermektir.

Diyebilirsiniz ki: “Ya, ufacık bir şey söyledim. Şeytan bunun neresinde?”
Şeytan, onun tam ortasındadır. Çünkü yalan söylediğinizde, karşınızdaki insanla aranıza bir engel koyuyorsunuz. Ufak bir yalan, yeni yalanlara yol açar ve bu yalanlar giderek büyür. Hiçbir zaman tek bir ufak yalanla kurtulamazsınız.

Siz karşınızdaki insana küçük bir yalan söylediğinizde, onunla her karşılaştığınızda, her görüştüğünüzde aslında o yalanı tekrar ediyor olursunuz. Ta ki doğruyu söyleyene kadar. Karşınızdaki insanla aranızdaki ilişki bir kere bozulmuştur. Ve yalan, o söylediğiniz anla sınırlı kalmaz. Ondan sonraki bütün hayatınızda, o insanla olan tüm ilişkinizde o söylediğiniz yalan etkili olur. O yalanı korumak için ileride başka yalanlar söylemeye mecbur kalabilirsiniz.

Evet, birinci olarak yalanın kaynağının Şeytan olduğunu söyledik.
Peki, ikinci olarak neyi söyleyebiliriz?

Yine Eski Antlaşma’da, Yeremya Peygamber’in kitabı 17. bölüm, 9. ayette bakın ne diyor:
“Yürek her şeyden daha aldatıcıdır ve iyileşmez. Onu kim anlayabilir?”

Yalanın ikinci kaynağı insan yüreğidir. İnsan yüreği çeşitli tasarılar yapar. Bazen kendisini korumak için, bazen sıkıntıdan çıkmak, o anki durumu idare edebilmek için yalan söyler. Bazen daha büyük amaçları vardır. Hayatına ve geleceğe ilişkin planlar yapar; çok zengin olmak gibi bir hedefle insanları kandırabilir. Bazen de masummuş gibi görünen, küçük bir sıkıntıdan kurtulmak için söylenen yalanlar olabilir:
“Elektrikler kesikti, çalışamadım öğretmenim.”

Bu bile aslında insan yüreğinin aldatıcılığından kaynaklanır. Diyeceksiniz ki, “Ya küçük çocuk, herkes söylüyor bu yalanı: ‘Elektrikler kesikti, çalışamadım öğretmenim.’” Bu, insanların ilk aklına gelen yalanlardan biridir. Ama o çocuk bu yalanı kabul ettirdikten sonra —öğretmen kabul etmese de, kabul ediyormuş gibi, yutuyormuş gibi gözükür— yalan onun için sıradanlaşır.

Bir kere bir günahı işlemeye başlarsanız, o günah sıradanlaşır. Çocuklar yalan söylemeyi öğrenirler ve yalan söylemeyi öğrendikten sonra bu yalanlarla hayatlarını sürdürebileceklerini düşünürler. Ders çalışmamak için buldukları kaçamaklara yeni, daha yaratıcı yalanlar eklerler. Daha yaratıcı yalanlar üretirler.

Bu durum hayatın her alanına uygulanabilir: İş yerinde, okulda, evde, aile içinde, arkadaşlar arasında… Her yerde ufak yalanlar. İnsan yüreği bazen masummuş gibi gelen, bazen yalanı söyleyenin de masum olmadığını bildiği durumlarda yalan söyler. İnsan yüreği aldatıcıdır; insanları yalan söylemeye teşvik eder.

Şimdiye kadar hem Şeytan’dan hem insan yüreğinden söz ettik. Ama bir üçüncü kaynak daha var: Dünya.

1. Yuhanna 2. bölümde, dünyanın hayatımızdaki yalan üzerindeki etkisi hakkında şöyle deniyor (15–17. ayetler):
“Dünyayı da, dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin, Baba’ya sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey; benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur, Baba’dan değil, dünyadandır. Dünya da, dünyasal tutkular da geçer; ama Tanrı’nın isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.”

Bu yaşadığımız dünyanın hayat tarzı bizi yalanlara sevk eder. İnsanlar yapmaları gereken şeyleri yapmak yerine dünyanın alışkanlıklarına uyarlar. Bu dünyada önemli olan şeyler şunlardır: Daha çok eğlenmek, daha çok başarı, daha çok ün, daha çok para… İnsanlar her şeyin çoku kendilerinin olsun ister. Her şeyin daha fazlasını almaya çalışırlar ve bununla birlikte giderek daha fazla yalanın içine gömülebilirler.

Bu dünyanın yaşam tarzına tıkılı kalırsanız, bu bataklığın içinde yaşamayı tercih ederseniz, o zaman bu dünyaya benzemeye başlarsınız. Bu dünya günah üzerinde ilerlemektedir, günah üzerinde yaşamaktadır. Tanrı ise sizin o şekilde yaşamanızı istemez. Tanrı, özgür bir şekilde yaşamanızı ister.

Bu dünya hem ruhsal hem fiziksel anlamda ölüme doğru gitmektedir, yok oluşa doğru ilerlemektedir. Ama Tanrı, sizin hayatınıza yaşamı eklemek istemektedir. Bu dünyaya ait olan her şey bir gün yok olacak. Eğer siz de bu dünyanın ilkeleriyle yaşamayı seçerseniz, bu dünyanın kurallarına uygun yaşarsanız, bu dünya ile birlikte siz de ortadan kalkacaksınız.

Ama İsa Mesih, bunu ortadan kaldırmak için yeryüzüne geldi. İsa Mesih, yeryüzünde yalana karşı, iblise karşı, günaha karşı verdiği mücadeleyi sizin için yaptı. Siz felaketle karşılaşmayasınız diye. Sizi ölümden kurtarmak için Tanrı, İsa Mesih’i gönderdi. İsa Mesih, çarmıhta sizin için öldü. Size sonsuz yaşam vermek ve sizi yalandan kurtarmak için.

Türkçede bir söz vardır: “Yalandan kim ölmüş?”
Yani birisi başka birine yalan söyler; sonra başkası bunun yalan olduğunu fark ettiğinde bu söz söylenir. Böylece yalanı küçümsüyoruz, sıradanlaştırıyoruz.

Ama ben size söyleyeyim: Yalandan kim ölür?
Yalandan, yalanı söyleyen kişi ölür.
Yalan günahtır. Ve her yalan söylediğinizde, Tanrı ile sizin aranızda bir engel olur.
Tanrı, aranızdaki bu engeli kaldırmak ister. Yalandan değil, gerçekten ölürsünüz. Yalan öldürücüdür.

İsa Mesih yeryüzüne geldi ve yalanın hayatınızdaki etkilerini ortadan kaldırmak için çarmıhta gerçekten öldü. Evet, İsa Mesih gerçekten çarmıhta öldü. Bu bir görüntü değildi, bir yanılsama değildi. İnsanlar “İsa orada ölmedi, yerine başkasını koydular” ya da “İsa ölmedi, sadece baygındı, sonra indirildi” gibi şeyler söylüyorlar. Ama bu doğru değil.

İsa Mesih, çarmıhta öldü.
Üçüncü gün ölümden dirildi.
Kendisine iman eden herkese sonsuz hayat vermek için.
Ve sonra Baba’nın yanına, göğe yükseldi.
Herkes onu izledi. Herkes İsa Mesih’in çarmıhta öldüğünü gördü. İnsanlar İsa Mesih’in ölümden dirildiğine de tanıklık etti.

İsa’nın bedenine dokundular, onun yaralarına dokundular. İsa’nın kim olduğunu gördüler ve o gördükleri İsa Mesih, zamanı geldiğinde her birinin gözü önünde göğe yükseldi. Gerçekten, yalana karşı mücadelede İsa Mesih’e ihtiyacınız var. İsa Mesih, sizin hayatınıza gerçeği eklemek ister.

İsa Mesih bir gün konuşurken öğrencileri ona sordular: “Senin gittiğin yeri nasıl bulacağız? Babanın yanına nasıl gidebileceğiz?”
Yuhanna 14. bölüm, 6. ayette İsa şöyle dedi:
“Yol, gerçek ve yaşam benim. Benim aracılığım olmadan kimse Baba’ya gidemez.”
İsa Mesih, kendisinin gerçek olduğunu söyledi.

Peki, neden İsa Mesih’in “gerçek” olması önemlidir?
Çünkü İsa Mesih dışındaki yeryüzünde etkin olan güç yalandır:
Şeytan, bu dünyanın düzeni ve onun etkisi altındaki insanlar.
İsa Mesih, o insanları özgür bırakmak için yeryüzüne geldi; gerçeği getirdi ve insanlar ona iman ederlerse özgür olurlar.

Peki, yalanın insan hayatındaki etkisi nedir?
Eğer yalan söylerseniz ve insanlar bunun farkına varırsa, bir daha kimse size güvenmez. Artık sizden emin olamazlar. “Acaba bu insan bana doğru mu söylüyor, yalan mı söylüyor?” derler. “Bu kişi yalancıdır” diye düşünürler.

Benim iş yerimde bir genç delikanlı çalışıyordu. İşini severdi, birçok şey yapmak isterdi. Büyük planları vardı. Ben sabırla o planlarının gerçekleşmesini bekliyordum. Belki de gerçekleştirecekti. Büyük işler yapacaktı. Küçük küçük başlayacağını tahmin ediyordum. Ondan büyük beklentilerim yoktu. Ama sonra iş yerinde insanlara gereksiz yere yalan söylediğini fark ettim.

Zamanla herkes, bu arkadaşın ilgisiz konularda bile yalan söylediğini fark etti. Yalan onun hayatında önemli bir yer tutuyordu. Sürekli yalan söylüyordu. Aslında ihtiyacı olmadığı hâlde, durduk yere yalan söylüyordu. Hani onu bir felaketten kurtaracak, bir zararı önleyecek bir yalan değil. Ufak tefek şeylerdi ama esas problem, bu çocuğun sürekli yalan söylüyor olmasıydı.

Sonra ona güvenemeyeceğimizi bildiğimiz için dedik ki:
“Arkadaş, kusura bakma ama biz seninle beraber çalışamayız.”
Çünkü onunla beraber çalışmak demek, o anda gerçekten ne olduğunu asla bilememek demekti.

Gerçeği söyleyeceksiniz.
İncil’de de şöyle der:
“Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacaktır.”

Eğer hayatınızda gerçek yoksa, o zaman kölelik içinde yaşıyorsunuz demektir.
Yalan size ne yapar?
Güveni ortadan kaldırır.
Yüreğinizi katılaştırır.

Yalan söylemeye başladığınızda, bir yalan yetmez; yalan üzerine yalan söylemeniz gerekir.
Yalan söyledikçe, yeni yalanlar üretmek zorunda kalırsınız.
Yeni yalanları daha ustaca, daha teknik bir şekilde kurmanız gerekir. Çünkü işler karmaşıklaşır, büyük yalanlara dönüşür.
Tam anlamıyla bir yalancı olursunuz.
Artık yalan söylemek sizin için çok basit bir şey hâline gelir.
Ve bu, çok kötü bir şeydir.

Yalan size ne yapar?
Yalan, sizinle Tanrı arasındaki ilişkiyi bozar.
Zaten günah, insanla Tanrı’nın arasına girdiği zaman insan, Tanrı’dan bereket alamamaya başlar.
Tanrı’nın verdiği esenlik, sevinç kaybolur.
Bereket ortadan kalkar.
İnsanın sahip olacağı umut da ortadan kalkar.
İnsan kendini daha fazla yalnız hissetmeye başlar.
Yalan, insanın hayatını çürütür.
Yalan söylemeyin.

Yalan size başka ne yapar?
Yalan çok kolay yayılır.
Türkiye’de de çok yaygındır yalan.
Türkiye’deki en büyük ruhsal problemlerden biri, yalandır.

İnsanlar çok kolay yalanlara inanırlar.
Bir sürü komplo teorisi dolaşıyor ortalıkta.
Her problemin arkasında bir komplo teorisi arıyor insanlar.
Bunların yüzde 99’u yalanlar üzerine kuruludur.

Sadece büyük felaket senaryoları yazmak, her şeyin arkasındaki “gizli sırları” sanki sadece onlar biliyormuş gibi davranmak…
Aslında bildikleri hiçbir şey yok.
Sadece kötülükler üzerine konuşuyorlar.

Karanlık, insanların hayatına girdikten sonra her yere yayılıyor.
Her şeyi karartıyor.
Her şeyi çürütüyor.
Yalan, sizin hayatınıza girerse çok olumsuz sonuçlar bırakır.

Peki, yalanın sonuçları nelerdir?
Yalan hayatlar söndürür.

Az önce söyledim ya:
Yalan çok yaygın.
Komplo teorileri Türkiye’de çok yaygınlaşıyor.

Evet. Bir zamanlar Türkiye’de Hristiyanlara yönelik pek çok olumsuz propaganda vardı. Hristiyanların ne kadar kötü olduklarına, Türkiye’yi satmaya çalıştıklarına dair birçok iddia medyada dolaşıyordu. Televizyonlarda, gazetelerde, her yerde bu tür söylemler vardı. Artık sokaktaki sıradan bir insan bile, misyonerlerin ve Hristiyanların kötü olduklarını düşünüyordu. Çünkü o kadar çok tekrar edilmişti ki, ortada gerçekten bir kötülük varmış gibi görünüyordu.

Sonunda, bu propagandalardan etkilenmiş beş genç, son derece inanmış bir şekilde Hristiyanların kötü olduğuna kanaat getirerek Malatya’da 2007 yılında üç Hristiyan’ı öldürdüler. Bu Hristiyanlar iyi insanlardı. İkisi aile babasıydı, biri ise nişanlıydı ve evlenmeyi planlıyordu. Ne yabancı devletlerle işleri olan insanlardı ne de siyasi bağlantıları vardı. Sıradan, masum insanlardı.

Öldürüldükten sonra gazeteciler gerçekleri görmeye başladı. “Aman Allah’ım, gerçek böyle miymiş?” dediler. O insanların evlerine girdiler, ailelerinin yaşamlarını gördüler ve şaşırdılar. Çünkü kendileri de yalanlara inanmışlardı.

Türkiye’de bir yalan söylendiğinde, insanlar onu hemen işitiyor, kabulleniyor ve çok kolay şekilde düşmanlığa kapılıyor. Yalan hayatları söndürüyor.
O cinayeti işleyenlerin de, öldürülenlerin de, onların ailelerinin de hayatları söndü.

Yalan, iyi ve doğru fikirlerin önünü kapatır.
Bir insan yalan söylediğinde, doğru sözlerle yapılacak şeylerin fırsatını engeller.
Sanki daha kolay bir yol varmış gibi görünür ve insanlar yalanı seçebilirler.
Doğru bazen zor olabilir.

Mesela seçim dönemlerinde propaganda faaliyetleri yürütülür.
Politikacılar çıkar, birçok vaatte bulunur.
Bu vaatlerin büyük kısmı yalandır.
Ama o yalanlar halka hoş gelir.
Ve halk, “Bunlar yalan söylüyor olabilir ama fark etmez, oyumuzu yine de verelim.” der.

Politikayla ilgisi olmayan bazı yardımlar yapılır ve insanlar, bu yardımların etkisiyle oy verirler.
Böylece iyi ve doğru fikirler ya hiç duyulmaz ya da duyulsa bile halk tarafından önemsenmez.
Çünkü yalan daha parlak gözükür.

Ama seçimlerden sonra, o yalanların üstündeki cila kalkınca, geriye acı kalır.
Yalanın sonucu, eğer hükümetlerdeyse, hükümetler yozlaşır.
Rüşvet yaygınlaşır.
İnsanlar ahlaksız ilişkilere girer.
Toplum bundan derin şekilde yaralanır.
Ve Tanrı’nın öfkesi ortaya çıkar.

Süleyman’ın Özdeyişleri 6. bölüm 16–19. ayetlerde şöyle der:
“Rabbin nefret ettiği altı şey, iğrendiği yedi şey vardır: Gururlu gözler, yalancı dil, suçsuz kanı döken eller, kötülük tasarlayan yürek, kötülüğe seyirten ayaklar, yalan soluyan yalancı tanık ve kardeşler arasında çekişme yaratan kişi.”

Her ayette bir şekilde yalan yer alıyor.

Yalanı bozmak gerekir.
Yalanı bozmak için, yalanın babası olan Şeytan’a sırt çevirin.
Tanrı’ya dönün.
Vicdanınızı temiz tutmaya çalışın.
Ve cesaretli olun.

Eğer cesaretiniz varsa, yalanların karşısında durabilirsiniz.
Ve doğruyu söyleyebilirsiniz.
Hem Tanrı’yla hem de insanlarla ilişkiniz sağlam olur.

Cesaret ister misiniz?
Şimdi dua edeceğim.
İsa Mesih’in size cesaret vermesi ve yüreğinize dokunması için.

Benimle birlikte dua edin:

“Ya Rab İsa,
Bu kötü dünyada yalana sırt çevirmek kolay olmuyor.
Şeytan, nefsimiz ve bu dünyanın gidişatı bizi yalan söylemeye mecbur kılıyormuş gibi hissettiriyor.
Ama mecbur değiliz.
Bugün bu programı izleyen insanların yüreklerine dokun.
Onlara cesaret ver.
Yalana karşı durabilecek, doğru bir şekilde yaşayabilecek güç ver.
Yüreklerine dokun.
Seni daha iyi tanısınlar diye yalvarıyorum.

Rabbim, senin iyiliğini, senin güzelliğini, senin gerçeğini tanısınlar.

İsa Mesih’in adıyla,
Amin.

Evet, bugün de duamızı ettik.
Ve size tekrar sorma ihtiyacı hissediyorum:

Gerçekle yürümeye hazır mısınız?
İsa Mesih, sizin hayatınızda gerçeğin etkili olmasını sağlayabilir.

Bu yüzden yüreğinizi İsa’ya açın.
Ona deyin ki:
“Gel, bana gerçeğini göster.
Eğer sen Tanrıysan, gel ve benim hayatımda gerçeği göster.”

Tanrı’nın esenliği ve sevinci sizinle olsun.
Hoşça kalın.